- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Mayıs 2011: 14:20 #671567
Anonim
Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer başta olmak üzere diğer güzide halifeler ve ashab efendilerimiz, İslam’a ve Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) olabildiğine teslimiyetlerinin yanında şahsî düşüncelerini ifade adına da oldukça rahat idiler ve belli bir terbiye içinde fikirlerini ve şahsî düşüncelerini serbestçe ifade edebiliyorlardı.
Tabii herhangi bir yanlış yaptıklarında da özür dilemesini çok iyi biliyorlardı.
Evet ashab-ı kiram, fikirlerini söyleme serbestisine sahip olmaları yanında hemen her zaman takındıkları edep tavrını da hiç değiştirmemiş ve bu konuda hep saygılı bir üslup takip etmişlerdir. Zira onların herhangi biriyle değil, bir nebi ile muhatap olmaları söz konusudur. Onların nebiyle konuşurken seslerini yükseltmemeleri gerektiğini bizzat Cenab-ı Hak: “Peygamberin huzurunda sesinizi onun sesinden daha fazla yükseltmeyin.” (Hucurât, 49/2) ayetiyle bildirmiştir.
Ashab-ı kiramın hemen hepsi O’nun huzurunda kendi düşüncelerini çok rahatça ortaya koyabiliyorlardı. Hatta bu yıldız insanlardan her biri daha sonraları vazifeli olduğu bir makamı halefine devrederken, “Ben şunu şunu yaptım, şunu yapmayı da düşünüyorum…” diyorlardı.
İsterseniz konuyu bir misalle biraz daha açalım: Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken aralarında geçen konuşma İslam hukukundaki içtihad telakkisine de bir menat mahiyetindedir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu konuşmasında Hz. Muaz’a, kalbleri hakikaten yumuşak, daha sonraları ehl-i beyte duydukları muhabbet ve sevgi ile de mümtaz bir yere sahip olan Yemen halkı hakkında gerekli malumatı vermiştir. Hakikaten Yemen’deki İmamiyye (Zeydiyye) hiçbir zaman sertliğe girmemiştir. Onlar Sünnilerle hep diyalog içinde olmuş ve hep yumuşak davranmışlardır. Tarih boyunca da genelde hep bu hallerini devam ettirmişlerdir. Dünyayı çok iyi tanıyan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. Muaz’ı Yemen’e vali olarak gönderirken O’na:
“Ya Muaz! Orada bir hâdise ile karşılaşırsan nasıl hüküm vereceksin?” diye sorar. Hz. Muaz:
“Allahu Teâlâ’nın kitabı ile Ya Resûlallah.” diye cevap verir. Resûl-i Ekrem devamla:
“Ya o hâdisenin hükmünü kitapta bulamazsan?” diye sorunca Hz. Muaz:
“Allah’ın Resûlü’nün sünnetine müracaat ederim” diyerek cevap verir. Bunun üzerine Efendimiz:
“Allahu Teâlâ’nın kitabında ve benim sünnetimde de o hâdisenin açık hükmünü bulamazsan, nasıl hüküm verirsin?” diye sorunca da Hz. Muaz:
“O zaman kendi içtihadımla hüküm veririm.” demiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Hz. Muaz’ın Efendimiz ile konuşmasındaki rahatlığıdır. Evet, saygı ve teslimiyetin yanında bu rahatlık çok önemlidir. Ayrıca Muaz b. Cebel sahabenin gençlerindendi; kılığı-kıyafeti itibarıyla de görkemli, oturup kalkması da dikkat çeken, hareketleri ve bakışlarıyla emniyet telkin eden, çok temiz ve nezih bir sima idi. Gencecik yaştaki Hz. Muaz’da böyle bir özellik görüldüğüne göre, hemen herkese bu serbestinin verildiği söylenebilir.
Tabii şunu da ifade etmeliyim ki, Peygamber’i kendi konumunda kabullenme ve O’na saygılı olma, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) isteğinden daha çok Allah’ın istediği bir husustur. Vakıa Peygamberimiz bir kısım yanlışlıkları, kaba sayılabilecek davranışları bir eziyet gibi sinesine çekiyor ve eritiyordu. Bu münasebetle Kur’an-ı Kerim insanları irşad sadedinde, farkına varmadan peygambere eziyet etmiş olabileceklerinden, Onun huzurunda seslerini yükseltememeleri gibi bazı hususlarda onları ikaz ediyordu.
Ayrıca ashab-ı kiram, düşüncelerinin müzâkere edilmesine de gayet derecede açık idiler. Özellikle de birbirleri arasında oturur her şeyi rahat bir şekilde konuşurlardı. Hatta bu arada Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de sahabenin eski devirlere ait bir kısım menkıbeleri birbirlerine anlatmalarını tebessüm ederek dinlerdi. Bizdeki bazı tekke, zaviye ve eğitim yuvalarında başkalarına konuşma ve düşüncelerini ifade etme hakkının tanınmamasına mukabil Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabına en geniş manasıyla bu serbestliği vermişti ki herkes Allah Resûlü’nün huzurunda edebe riayet ederek her meselelerini rahatlıkla onunla müzakere edebilirlerdi.
ÖZETLE1- Ashab-ı kiram, fikirlerini söyleme serbestisine sahip olmaları yanında hemen her zaman, takındıkları edep tavrını da hiç değiştirmemiş ve bu konuda hep saygılı bir üslup takip etmişlerdir.
2- Kim bilir bizler belki de nice kabiliyetli insanın duygu ve düşüncelerini ifade etmesine fırsat vermeyip kendimize ne kayıplar yaşatıyor ve nice istidatların körelip gitmesine sebebiyet veriyoruz.
3- İslamiyet, teslimiyet dini olduğu gibi, her zaman kapılarını fikir hürriyetine açık tutmuş, edebi ve erkanına göre herkesin bu deryadan nasiplenmesine asla engel olmamıştır
Alıntı.. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.