- Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Mayıs 2009: 13:01 #653751
Anonim
Tahkiki İman Oluncaİnsanin sonsuz arzu ve ihtiyaçları vardır. Ne kadar didinse, çırpınsa hepsini elde edemez. Elde edemediğinde mutsuz, ettikleri için de geçici mutlu olur. Peki, insan arzularını elde etse de, edemese de sürekli mutlu olamaz mı?
Mutluluğa bir sonuç olarak baktığımızda arzu ve hedeflerine ulaşamayan insanların mutlu olmaları mümkün olmaz. Ama onu bir süreç olarak düşünürsek o zaman insan her hâl ü kârda mutlu olabilir. Demek önemli olan bakış açısıdır.
Eğer bir insanın hedefinde Allah’ın rızasını kazanmak varsa o insan her hâl ü kârda mutlu olur. Dünyada da mutlu olur, ahirette de mutlu olur.
Bunun için ise güçlü, tahkiki bir imana ihtiyaç vardır. Tahkiki imanla olaylara bakan insanın dünyası da Cennete döner, âhireti de. Çünkü böyle bir iman ona dünya genişliğinde bağ, bahçe ve köşklerle süslü ebedî bir mülkü kazandıracaktır. Öyleyse insan dünyanın en zengin insanı veya devleti kadar kuvvet ve servete sahip olsa, aklı da yüz kat fazla olsa bu dâvâyı kazanmak için göz kırpmadan sarf etmeli, bunu kazandıracak bir eser varsa ona da bütün ruh u canıyla sarılmalıdır.
Bu asrın insanları bu açıdan şanslıdır. Çünkü önlerinde bu özelliklere sahip Risâle-i Nur gibi hakikî, kuvvetli ve tesirli bir Kur’ân tefsiri bulunmaktadır. Üstadın ifadesiyle, “Avukat tutmak isteyen onu elde etse yeter.”1
Böyle bir iman dünyayı da Cennete çevirir. Tahkiki imana sahip olan insan daha dünyadayken Cennet zevk ve lezzetlerini tatmaya başlar, her ânı huzurla dolar.
Araştırmadan, üstünkörü, anadan babadan görme, aslını, esasını bilmeden inanmaya dayalı taklidi iman zayıflığı sebebiyle bazan tek bir şüphe karşısında açıkta yanan mum misali sönebilirken ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan tahkiki iman flüoresan misali şüphe kasırgalarına karşı bile dayanır.
Tahkiki imanın mertebeleri vardır.
Birinci mertebesi ilmelyakindir. Çok delillere dayandığı için binlerce şüphe bile onu yıkamaz.
İkinci mertebesi aynelyakindir. Kişi bu mertebeye ulaştığında Esma-i Hüsna sayısınca tecellilerle karşılaşır ve kâinatı bir Kur’ân gibi okumaya başlar.
Üçüncü derecesi hakkalyakindir. İnsan hakkalyakin derecesine ulaştığında şüpheler bir ordu olup gelseler bir halt edemezler. 2
İşte önemli olan bu mertebelerde ilerletecek imanî eserleri okuyarak imanını kuvvetlendirmeyi, inkişaf ettirmeyi öncelikle mesele edinmedir. İmam-ı Rabbanî Hazretleri de, “İman hakikatlerinden bir meselenin inkişafını binler zevk, vecd ve kerâmete tercih ederim”3 demiyor muydu?
Bir sonraki makalemizde de inşaallah konuya devam edelim.
Dipnotlar:
1- Şuâlar, s. 185.
2- Emirdağ Lâhikası, s. 91-92.
3- Mektûbât, s. 26.Şaban DÖĞEN
24.05.2009
Yeniasya
24 Mayıs 2009: 13:36 #743744Anonim
İşte önemli olan bu mertebelerde ilerletecek imanî eserleri okuyarak imanını kuvvetlendirmeyi, inkişaf ettirmeyi öncelikle mesele edinmedir. İmam-ı Rabbanî Hazretleri de, “İman hakikatlerinden bir meselenin inkişafını binler zevk, vecd ve kerâmete tercih ederim”3 demiyor muydu?
allahrazı olsun kardeş.
güzel paylasım olmuş.
selam ve dua ile.25 Mayıs 2009: 03:45 #743847Anonim
Kâinat kitabını okurkenHiç 33. Söz’ü (Sözler) okudunuz mu? Okumuşsanız orada tahkikî iman mertebelerinde nasıl terakki edildiğini bizzat yaşayarak hissetmişsinizdir.
Bu Söz’ün sizi kâinat sergisinde gezdirirken, kâinatı bir kitap gibi okuturken bütün hakikî ilimlerin esası, madeni, nuru ve ruhu olan mârifetullahta1 mesafe kaydettirdiğini görmüşsünüzdür.
Bu Söz’deki herbir pencere imanı olmayanı Allah’ın izniyle imana getirecek güçte delil ve ispatlarla doludur. Sayfaları çevirdikçe imanı zayıf olanların imanı kuvvetleşir, imanı kavî ve taklidî olanın imanı tahkikî olur, imanı tahkikî olanın imanı genişler, imanı geniş olan bütün güzellik ve mükemmelliklerin kaynağı ve esası olan marifetullâhta terakki etmeye başlar, önüne daha nuranî, daha parlak manzaralar açılır.
Onun için, insan “Bir pencere bana kâfi geldi, yeter” diyemez. Çünkü, aklı kanaat etse, hissesini alsa da, kalp de hissesini ister, ruh da hissesini ister, hattâ hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh, herbir pencerenin ayrı ayrı faydaları vardır.2
Yine aynı gözle Haşir Risâlesi diye bilinen Onuncu Söz’e göz attığınızda ise İbni Sina gibi bir dahînin, “Akıl bu meseleye yol bulamaz. Naklî bir meseledir. İman ederiz” dediği öldükten sonra dirilişin çocukların dahi anlayabileceği bir tarzda ispat edildiğine şahit olur; ahirete gitmiş, Cenneti gezmiş, görmüş, nehirlerinden su içmiş, meyvelerinden koparıp yemişcesine lezzet alırsınız.
Tahkikî imanla kâinat kitabının sayfaları arasında dolaşmaya devam ettiğinizde insanı ürküten, korkutan, dehşet saçan geçmiş ve gelecek zamanların birdenbire aydınlandığını görür, bütün o dost ve sevdiklerinizi yiyip bitiren, çürütüp mahveden o korkunç mezaristanın bir mezarlık değil nuranî bir âleme dönüştüğünü hisseder; onların sevinç, neşe ve keyf içerisinde yaşadıklarını müşahede edersiniz. Herbiri aydınlık bir bekleme salonundadırlar. Sinema perdelerinin değişmesi gibi o güzelim Cennet bahçelerini sabır ve sevinç içerisinde seyrettiklerine şahit olursunuz. O zaman değil kendinizi yiyip bitirmek, üzüntüden çıldıracak hâle gelmek, aksine imanımızın kuvvetine göre Cennetin bir nev’î mânevî lezzetini dünyada dahi tatmaya başlarsınız.
Gelecek zaman da yine o tahkikî imanla ürküten, korkutan, dehşetli bir âlem olmaktan çıkar, ebedî bir âlemde inciden, elmastan, altından, yakuttan, zümrütten saraylarda bin bir çeşit nimetlerle dolu ziyafet sofralarına sevk edilmekte olduklarını iman sinemasıyla görmeye başlar, bir “Oh!” çeker, kendinizin de bir gün onların yanına gideceğini düşünerek rahatlar, mutluluk duyar, derecenize göre baki âlemin bir nev’î lezzetini hissedebilir, “Hakikî ve elemsiz lezzet yalnız imanda ve iman ile” olabileceğini yakından anlarsınız.
Tahkikî imanla yolculuk ne güzel!
Dipnotlar:
1. Sözler, s. 631.Şaban DÖĞEN
25.05.2009
Yeniasya -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.