• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665741
    Anonim

      Azrail’n Güzelliği nk Dr Haluk Nurbaki’den gerçek bir hatıra

      Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptıBunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum

      Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı Serap’ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm Ancak Serap’ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir’e gitmek istedi Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

      -”Doktor bey,” dedi ”Ben sizedargınım” ”Niçin?” diye sordum

      -“Sizdindar bir insanmışsınız Niçin bana da, ALLAH ‘ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?”

      Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım O’nu üzmemeye çalışarak:
      –“Doktora ulaşmak kolaydır” dedim ”Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısı”

      Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum” manasında başını salladı Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler “hızlandırılmalı öğretime” dönmüştü Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyorduVefatına bir hafta kala:

      -“Doktor bey,” dedi ”Ben ölürken ne söylemeliyim?”

      -“Senin durumun çok özel” dedim ”Kelime-i Şehadet sana uzun gelir O anı farkedince ”Muhammed” (sav) sana yeter”

      O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı Çok ıstırabı olduğu için Serap’a sürekli morfin yapıyor ve O’nu uyutmaya çalışıyorduk Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim Dönüşümde annesi telefon ederek:
      -“Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor” dedi “Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum “Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste “Muhammed” diyemezsem?

      İşte Serap, böyle bir hanımdı Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap’ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim

      Ertesi gün O’na:

      -“Hiç korkma!” dedim “İğneyi vurdurabilirsin

      Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:

      -“Doktor beyAzrail bana nasıl görünecek?”

      -“Kızım,” dedim “O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir”

      Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittimAncak vefatına yetişememiştim Ailesi tam manasıyla perişandı Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:

      -“Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!” dedi ve devam etti:

      -Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve “yataktan kalkması imkansız” denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldıBütün ev halkı hayretten donup kaldık Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:

      -Doktor bey’e söyleyin, dedi Azrail, O’nun söylediğinden de güzelmiş!

      Azrail araya girdi
      Azrail anını almaya geldiğinde Hzİbrahim, canını kolay teslim etmez Azrail’e:

      – Yürü git, Sultana arzet, halilinden can istemesin artık, der

      Yüce Allah buyurur ki:

      “Eğer Halil’imsen haliline canını feda et! Halbuki sen canını vermemeye uğraşıyorsun Başka kim böyle dostundan canını esirger?”

      Yanında bulunanlardan biriside Hzİbrahim’e

      -Ey alemin nuru, neden Azrail’e can vermiyorsun? Aşıklar bu yola canlarını koyarlar; sen ise bir canını esirgiyorsun diyiince:

      Halillullah derki

      – Ben hemen canımı verecektim ama araya Azrail girdi Halbuki ateşe atılırken Cebrail gelmiş, “Ey Halil, benden bir şey iste” demişti O zaman ben Cebraile bakmadım ben Çünkü yolumu kesiyor, beni Rabbimden alıkoyuyordu Cebrail’e bile baş eğmemişken ben, nasıl olur da Azrail’e can veriririm?

      Allah’tan “Canını feda et” sesini duymadıkça can veremem ben Fakat O can vermemi emrederse, bütün can ülkesi yarım arpa bile etmez bence O emretmedikçe iki alemde de canımı başka birisine teslim edemem ben Diyeceğim bundan ibaret

      #780172
      Anonim

        Azrail’n Güzelliği
        -Onk Dr Haluk Nurbaki’den gerçek bir hatıra

        Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum

        Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı Serap’ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm Ancak Serap’ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir’e gitmek istedi Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

        -”Doktor bey,” dedi ”Ben size dargınım ” ”Niçin?” diye sordum

        -“Siz dindar bir insanmışsınız Niçin bana da, ALLAH ‘ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?”

        Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım O’nu üzmemeye çalışarak:
        –“Doktora ulaşmak kolaydır” dedim ”Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın ”

        Konuşmaya mecali olmadığından “Ben o isteği duyuyorum” manasında başını salladı Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler “hızlandırılmalı öğretime” dönmüştü Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu Vefatına bir hafta kala:

        -“Doktor bey,” dedi ”Ben ölürken ne söylemeliyim?”

        -“Senin durumun çok özel” dedim ”Kelime-i Şehadet sana uzun gelir O anı farkedince ”Muhammed” (s a v) sana yeter ”

        O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı Çok ıstırabı olduğu için Serap’a sürekli morfin yapıyor ve O’nu uyutmaya çalışıyorduk Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim Dönüşümde annesi telefon ederek:
        -“Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor ” dedi “Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum “Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste “Muhammed” diyemezsem?

        İşte Serap, böyle bir hanımdı Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap’ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim

        Ertesi gün O’na:

        -“Hiç korkma!” dedim “İğneyi vurdurabilirsin

        Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:

        -“Doktor bey Azrail bana nasıl görünecek?”

        -“Kızım,” dedim “O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir ”

        Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim Ancak vefatına yetişememiştim Ailesi tam manasıyla perişandı Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:

        -“Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!” dedi ve devam etti:

        -Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve “yataktan kalkması imkansız” denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı Bütün ev halkı hayretten donup kaldık Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:

        -Doktor bey’e söyleyin, dedi Azrail, O’nun söylediğinden de güzelmiş!

        Azrail araya girdi
        Azrail anını almaya geldiğinde Hz İbrahim, canını kolay teslim etmez Azrail’e:

        – Yürü git, Sultana arzet, halilinden can istemesin artık, der

        Yüce Allah buyurur ki:

        “Eğer Halil’imsen haliline canını feda et! Halbuki sen canını vermemeye uğraşıyorsun Başka kim böyle dostundan canını esirger?”

        Yanında bulunanlardan biriside Hz İbrahim’e

        -Ey alemin nuru, neden Azrail’e can vermiyorsun? Aşıklar bu yola canlarını koyarlar; sen ise bir canını esirgiyorsun diyiince:

        Halillullah derki

        – Ben hemen canımı verecektim ama araya Azrail girdi Halbuki ateşe atılırken Cebrail gelmiş, “Ey Halil, benden bir şey iste” demişti O zaman ben Cebraile bakmadım ben Çünkü yolumu kesiyor, beni Rabbimden alıkoyuyordu Cebrail’e bile baş eğmemişken ben, nasıl olur da Azrail’e can veriririm?

        Allah’tan “Canını feda et” sesini duymadıkça can veremem ben Fakat O can vermemi emrederse, bütün can ülkesi yarım arpa bile etmez bence O emretmedikçe iki alemde de canımı başka birisine teslim edemem ben Diyeceğim bundan ibaret.

        Kardeşim umarım kızmazsın düzenlememe çünkü araya giren etiket okumayı zorlaştırıyordu ondan böyle bir şey yaptım.Paylaşımı daha önce okumuştum ama tazeleme yapmış olduk.Gerçekten Çok güzel bi paylaşım Allah Razı OLsun
        Saygılar
        Kardeşiniz _vatan_



      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.