• Bu konu 8 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676570
    Anonim


      ﴾ ﴿ وَبِاْلاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ blank.gif2 Bu âyet, haşir meselesine işarettir. Haşrin ispatı hakkında feyz-i Kur’ân’dan fehmettiğim ve başka bir risaledeblank.gif3 tafsilâtıyla zikrettiğim on burhanın hülâsasına burada işaret edeceğiz. Şöyle ki:

      Kast ve iradeden doğan bir nizam-ı ekmel vardır. Hilkat ve yaratılışta tam bir hikmet hükümfermâdır. Âlemde abes yok, fıtratta israf yok. Bu şahitleri tezkiye eden, istikrâ-ı tamdır ki, her fen, mevzuu bulunduğu nev’in nizamına bir şahid-i âdildir.


      [NOT]Dipnot-2 “Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:4.
      Dipnot-3 Bu burhanlar, Mesnevi-i Nuriye’nin Lâsiyyemalar bölümünde, Yirmi Dokuzuncu ve Onuncu Sözlerde daha geniş bir şekilde açıklanmıştır.
      [/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Hâtemü’l-Enbiyâ: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
      [TD]abes: gayesiz, faydasız, boş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]adem-i ihtiyaç: ihtiyaçsızlık, ihtiyacı olmama[/TD]
      [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cereyan etmek: akmak; gerçekleşmek, meydana gelmek[/TD]
      [TD]delâlet etme: işaret etme, gösterme; söz ile kullanılmış olduğu mânâ arasındaki bağlantı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]emare: işaret, alâmet[/TD]
      [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]feyz-i Kur’ân: Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu[/TD]
      [TD]fıtrat: yaratılış[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hazret: saygıdeğer mübarek; burada peygamberimiz (a.s.m.) kastedilir[/TD]
      [TD]haşir: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
      [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hükümfermâ: hüküm süren[/TD]
      [TD]hülâsa: özet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]intihâ: son, netice[/TD]
      [TD]intikal: geçme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iptidâ: başlama, başlangıç[/TD]
      [TD]israf: savurganlık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istikrâ-ı tam: bütün cüz’î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tümevarım; endüksiyon; burada bütün ilimlerin hep birlikte aynı sonuca parmak basmaları kastediliyor[/TD]
      [TD]içtima: toplanma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kast ve irade: yönelme ve isteme; burada herşeyi kuşatan, Allah’ın küllî iradesi kastediliyor[/TD]
      [TD]letâif: incelikler, güzellikler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]maahaza: bununla birlikte[/TD]
      [TD]mazhar: görünme yeri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevzu: konu[/TD]
      [TD]mâkes: yansıma yeri, [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar-ı belâgat: belâgat ilminin bakışı[/TD]
      [TD]nev’i: tür, çeşit[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
      [TD]nizam-ı ekmel: en mükemmel ve eksiksiz düzen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]resul: peygamber[/TD]
      [TD]risale: küçük kitap mektup; Risale-i Nur’un her bir bölümü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sath: yüzey, dış[/TD]
      [TD]tafsilât: ayrıntılar, detaylar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahsis: hâs kılma, özelleştirme, ait kılma[/TD]
      [TD]tereşşuh: sızıntı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tezkiye: iyi hâl üzere şahitlik etme, temize çıkarma, haklı çıkarma[/TD]
      [TD]vech-i in’ikâs: aksetme, yansıma yönü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âlem: kâinat, evren, yaratılmış herşey[/TD]
      [TD]âlem-i insaniyet: insanlık âlemi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
      [TD]şahid-i âdil: adaletli tanık, delil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]مِنْ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #803246
      Anonim


        Ve keza, yevm ve sene vesaire gibi her nevide, nev’î bir kıyamet-i mükerrere vardır.

        Ve keza, beşerdeki istidat, kıyamete bir remizdir.

        Ve keza, beşerin gayr-ı mütenahi meyil ve emelleri, kıyameti ister.

        Ve keza, Sâni-i Hakîmin rahmet hazinesinin mahall-i sarfı, ancak kıyamet ve haşirdir.

        Ve keza, sıdk ve emanetle maruf Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sarahaten ilân ediyor.

        Ve keza, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan blank.gif1وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا 2 وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ âyetleriyle ve bu âyetlerin emsaliyle haşrin vukuunu kat’iyetle ispat ediyor.

        İşte, tam 10’a baliğ olan şahitler, saadet-i ebediyenin anahtarı olup, o cennetin kapılarını açarlar.

        Birinci burhan: Evet, kâinat saadet-i ebediyeyi intaç etmese, akılları hayrette bırakan kâinatta görünen en bâriz, en mükemmel şu nizam, aldatıcı zayıf bir suretten ibaret kalır. Ve bütün mâneviyat ve alâkalar, rabıtalar ve nispetler hep hebâ olur. Öyleyse, o nizamın nizam olması, ancak ve ancak saadet-i ebediyeyi intaç etmekle olur. Yani, o nizamdaki mâneviyat ve nükteler, ancak âlem-i âhirette sümbüllenecektir. Yoksa, bütün mâneviyat söner, rabıtalar kesilir, nispetler darma dağınık olur, nizam da berhava olur. Halbuki o nizamda bulunan kuvvet, bütün kuvvetiyle o nizamın berhava edilmeyeceğini ilân ediyor.

        İkinci burhan: Herbir nevide, herbir fertte hikmetlere, maslahatlara riayet



        [NOT]Dipnot-1 “Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” Nuh Sûresi, 71:14.
        Dipnot-2 “Rabbin, kullara zulmedici değildir.” Fussilet Sûresi, 41:46.
        [/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
        [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
        [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]baliğ: ulaşan[/TD]
        [TD]berhava: havaya savrulma, boşa gitme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
        [TD]bâriz: açık, apaçık görünen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]emsal: benzerler[/TD]
        [TD]gayr-ı mütenahi: sonsuz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşir: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
        [TD]hebâ olma: boş ve faydasız olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
        [TD]intaç: netice verme, doğurma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidat: potansiyel kabiliyet[/TD]
        [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]keza: böylece, bunun gibi[/TD]
        [TD]kıyamet: kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kıyamet-i mükerrere: tekrarlanan kıyamet, defalarca ölüp dirilme[/TD]
        [TD]mahall-i sarf: harcama, kullanma alanı; burada rahmetin tecellî ettiği yer kastediliyor[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]maruf: bilinen[/TD]
        [TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev’i: tür, çeşit[/TD]
        [TD]nizam: düzen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nükte: ince ve derin mânâ, sır[/TD]
        [TD]rabıta: bağ[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rahmet: merhamet, şefkat, acıma, esirgeme[/TD]
        [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
        [TD]sarahaten: açıkça, açık olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
        [TD]vesaire: ve diğerleri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vuku: meydana gelme, olma[/TD]
        [TD]yevm: gün[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #803247
        Anonim


          eden ve inayet-i ezeliyenin timsâli olan hikmet-i tâmme, saadet-i ebediyenin gelmesini tebşir ediyor. Çünkü, aksi halde, bedahetle ikrar ve tasdik ettiğimiz şu hikmetleri ve faideleri inkâr etmemiz lâzım gelir. Çünkü, o faidelerin, o hikmetlerin, o maslahatların herbirisi zıddına inkılâp ederler. Bu hal ise safsatadır.

          Üçüncü burhan: İkinci burhanı tefsir eder. Fennin de şehadet ettiği gibi, Sâni‑i Hakîm, herşeyde en kısa yolu, en yakın ciheti, en güzel ve en hafif sureti ihtiyar etmiştir. Bu ihtiyar, kâinatta abesiyetin bulunmadığına delâlet eder. Bu ise ciddiyete delâlet eder. Ciddiyet ise, saadet-i ebediyenin gelmesiyle olur; yoksa bu varlık adem sayılır ve herşey abesiyete tehavvül eder. Halbuki abes ve israf gibi bâtıldan pâk ve münezzeh olduğunu şu blank.gif1 سُبْحَانَكَ مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاً kelâmiyle i’lâm ve tâlim eden Zât-ı Zülcelâl, sözüne nasıl muhalefet eder?

          Dördüncü burhan: Üçüncü burhanı izah eder. Bütün fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf yoktur. Eğer insan-ı ekber denilen âlemdeki hikmetleri idrakten âciz isen, âlem-i asgar denilen insandaki nüktelere, hikmetlere dikkat et.

          Evet, fenn-i menâfiü’l-a’zânın şerh ve beyan ettiği vecihle, insanın cisminde, herbirisi bir menfaat için takriben iki yüz küsur kemik vardır. Ve herbirisi bir faide için altı bin damar vardır. Ve hüceyrata hizmet eden yirmi dört bin mesame ve pencere vardır. O hüceyratta câzibe, dâfia, mümsike, musavvire, müvellide namıyla, herbirisi bir maslahat için beş kuvvet çalışıyor.

          Âlem-i asgar böyle olsa, insan-ı ekber ondan geri kalır mı? Ruha nisbeten ehemmiyetsiz olan ceset bu derece israftan uzak bulunsa, ne suretle cevher-i



          [NOT]Dipnot-1 “(Rabbimiz) Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Bunu (kâinatı ve içindeki varlıkları) boşuna yaratmadın.” Âl-i İmran Sûresi, 3:191.

          [/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
          [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük, yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]abes: faydasız, boş[/TD]
          [TD]abesiyet: faydasızlık, boşluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bedahet: apaçık olma[/TD]
          [TD]beyan: açıklama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil[/TD]
          [TD]bâtıl: hak olmayan, gerçek dışı, boş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
          [TD]câzibe: çekim gücü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]delâlet: işaret etme, gösterme; söz ile sözün kullanıldığı mânâ arasındaki bağlantı[/TD]
          [TD]dâfia: itme gücü, itici güç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fen: ilim, bilim[/TD]
          [TD]fenn-i menâfiü’l-a’zâ: insan organlarının faydalarını konu alan ilim; anatomi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fıtrat: yaratılış[/TD]
          [TD]hikmet: gaye, fayda; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet-i tâmme: tam ve mükemmel hikmet[/TD]
          [TD]hüceyrat: hücreler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]idrak: anlama, kavrama[/TD]
          [TD]ihtiyar: seçme, tercih etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ikrar: kabul etme[/TD]
          [TD]inayet-i ezeliye: Ezelî olan Allah’ın, bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan ezelî nizamı, düzeni[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
          [TD]insan-ı ekber: büyük insan; âlem, kâinat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]israf: savurganlık[/TD]
          [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]i’lâm: bildirme[/TD]
          [TD]kelâm: söz, ifade[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
          [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mesame: gözenek, delik[/TD]
          [TD]muhalefet etme: karşı gelme, itiraz etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]musavvire: şekil verici güç[/TD]
          [TD]mümsike: tutan güç, tutucu güç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münezzeh: beri, arınmış, temiz[/TD]
          [TD]müvellide: meydana getiren, üreten güç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nükte: ince ve derin mânâ, sır[/TD]
          [TD]pâk: temiz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]riayet etme: gözetme, uygun hareket etme[/TD]
          [TD]ruh: canlının hayat kaynağı, öz, cevher[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
          [TD]safsata: temelsiz, asılsız, uydurma söz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]takriben: yaklaşık olarak[/TD]
          [TD]talim: öğretme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tasdik: onaylama[/TD]
          [TD]tebşir: müjdeleme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tefsir: açıklama, izah etme[/TD]
          [TD]tehavvül: dönüşme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]timsâl: görüntü, yansıma[/TD]
          [TD]vecih: yön, yüz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
          [TD]âlem-i asgar: küçük âlem[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şehadet: tanıklık etme, delil olma[/TD]
          [TD]şerh: açıklama, izah etme[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #803248
          Anonim


            ruhla âsârında, emellerinde, efkârında ve maneviyatında israf olur. Çünkü, saadet-i ebediye olmasa, bütün maneviyat kurur. O hakikatler, israf memleketine kaçarlar. Acaba dünya kadar kıymetli olan bir cevhere mâlik olmakla, hem daima onun zarfını ve gılâfını muhafaza ettikten sonra, o cevheri birden bire yere vurup kırmak ihtimali var mıdır? Hangi akıl kabul eder?

            Hem bir şahsın bünyesindeki kuvvet, âzâsındaki sıhhat, istidadındaki kabiliyet, o şahsın yaşayışına ve tekemmülüne delil olduğu gibi, kâinatın ruhuna kadar nüfuz eden hakikat-i sâbite ve devam ile yaşayışını imâ eden intizamındaki kuvvet-i kâmile ve tekemmülüne giden nizamındaki kemâl acaba haşr-i cismanî yoluyla saadet-i ebediyeye delil olmaz mı? Zira intizamını ihtilâlden ve bozulmaktan kurtaran, saadet-i ebediyedir. Ve tekemmüle vasıta olur. Ve o kuvveti inkişaf ettiren odur.

            Beşinci burhan: Evet, her nevi mahlûkatta bir nevi kıyametin ve bir çeşit haşrin tekrarla vukua gelmekte olduğu, büyük kıyametin vukuuna ve geleceğine işarettir. Buna bir misal:

            Evet, haftalık saate bak. O saatte saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri sayan ibrelerden ve millerden saniyeleri sayan ibre, dakikaları sayan ibrenin hareketini ihbar ediyor. Dakikaları sayan ibre, saatleri sayan ibrenin hareketini ilân ediyor. Saatleri sayan ibre de, günleri gösteren ibrenin hareketini husule getiriyor ve i’lâm ediyor. İşte, birincinin hareketinin tamam olması, ikincisinin de hareketinin tamam olacağına ve ikincinin tamam-ı hareket etmesi, üçüncünün de itmam‑ı hareket edeceğine işarettir.

            Kezalik, Sâni-i Hakîmin kâinat denilen büyük bir saati vardır. Bu saatin milleri, feleklerin çeşit çeşit deveranından ibarettir. İşte bu deveranlar günleri, seneleri, ömr-ü beşeri, dünyanın beka müddetini gösteriyorlar. Binaenaleyh, her geceden sonra sabahın, her kıştan sonra baharın gelmesi gibi, haşrin sabahı, o büyük saatten doğacağına delil ve işarettir.


            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
            [TD]beka müddeti: kalma müddeti, süresi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]binaenaleyh: bundan dolayı, bunun üzerine[/TD]
            [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cevher: değerli şey, öz[/TD]
            [TD]cevher-i ruh: ruh cevheri; şuurlu olan çevresini görüp gösteren nurlu varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
            [TD]deveran: dönme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]efkâr: fikirler[/TD]
            [TD]felek: gök cisminin yörüngesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gılâf: kap, kılıf[/TD]
            [TD]hakikat: gerçek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat-i sabite: sabit ve değişmez gerçek[/TD]
            [TD]haşr: öldükten sonra tekrar diriltilip toplanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haşr-i cismanî: insanların öldükten sonra âhirette bedenle birlikte yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
            [TD]husule getirmek: meydana getirmek, oluşturmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihbar etme: bildirme, haber verme[/TD]
            [TD]ihtilâl: karışma, bozulma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]inkişaf: geliştirme[/TD]
            [TD]intizam: düzenli olma; düzenlilik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]israf: savurganlık[/TD]
            [TD]istidat: kabiliyet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]itmam-ı hareket: hareketi tamamlamak, bitirmek[/TD]
            [TD]i’lâm: bildirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâl: mükemmellik, olgunluk, kıvam[/TD]
            [TD]kezalik: böylece, bunun gibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kuvvet-i kâmile: mükemmel güç, kıvam ve zirvesinde olan güç[/TD]
            [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin diriltilip ayağa kalkmaları[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
            [TD]muhafaza: koruma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâlik: sahip[/TD]
            [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nizam: düzen[/TD]
            [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tamam-ı hareket: hareketin tamam olması[/TD]
            [TD]tekemmül: olgunlaşma, mükemmelleşme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vukua gelme: meydana gelme[/TD]
            [TD]zarf: kılıf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âsâr: eserler[/TD]
            [TD]âzâ: organlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme[/TD]
            [TD]ömr-ü beşer: insan ömü[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #803249
            Anonim


              Sual: Kâinatta görünen şu nev’î kıyametlerde eşya ayniyle iade edilmiyor. Halbuki büyük kıyamette neden ecsam ayniyle iade edilir?

              Elcevap: İnsanın bir ferdi, başka mahlûkatın bir nev’i gibidir. Zira insandaki o nur-u fikir, emellerine, ruhuna öyle bir inkişaf, öyle bir inbisat vermiştir ki, bütün zamanları yutsa doymaz. Zira ondaki o yüksek fikir, insanın mahiyetini ulvî, kıymetini umumî, nazarını küllî, kemâlini gayr-ı mahsur, lezzet ve elemini daimî kılmıştır. Başka nevilerin fertleri ise böyle değildir. Onların mahiyetleri cüz’î, kıymetleri şahsî, nazarları mahdut, kemâlleri mahsur, lezzet ve elemleri ânidir. Bundan anlaşılıyor ki, insanın bir ferdi, sair mahlûkatın bir nev’i hükmündedir. Binaenaleyh, o nevilerde görünen şu kıyametlerin ve haşir ve neşirlerin keyfiyetleri nasıl ise, efrad-ı insaniye de öyledir.

              Altıncı burhan: Saadet-i ebediyeye işaret eden burhanlardan biri de, insandaki gayr-ı mütenahi istidatlardır.

              Evet, Cenâb-ı Hak tarafından mükerrem kılınan insanın cevher-i ruhunda ekilen ve rakamlara sığmayan istidatlar var.

              Bu istidatların altında, hesaba gelmeyen kabiliyetler var.

              Ve bunlardan neş’et eden, hadde gelmeyen meyiller var.

              Ve bunlardan husûle gelen gayr-ı mütenâhî efkâr ve tasavvurat var.

              İşte bunların herbirisi haşr-i cismanînin arkasındaki saadet-i ebediyeye, şehadet parmaklarını uzatarak gösteriyorlar.

              Yedinci burhan: Evet, Rahmân ve Rahîm olan Sâni-i Hakîmin rahmeti, rahmetlerin en büyüğü olan saadet-i ebediyenin geleceğini tebşir ediyor. Zira rahmet, ancak saadet-i ebediye ile rahmet olur. Ve nimet, ancak o saadetle nimet olur.

              Evet, bütün nimetleri nıkmetlere çeviren ebedî ayrılmaktan doğan ve umumî mâtemlerden yükselen o belâlardan kâinatı, bilhassa şuurlu olan mahlûkatı kurtaran şey,



              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [TD]Rahmân: yarattıklarını şefkatle esirgeyip koruyan ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
              [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
              [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cevher-i ruh: canlı, şuurlu olan ve çevresini görüp gösteren nurlu varlık[/TD]
              [TD]cüz’î: ferdî, ferdle sınırlı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ebedî: sonu olmayan sonsuz[/TD]
              [TD]ecsam: cisimler, bedenler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]efkâr: fikirler[/TD]
              [TD]efrad-ı insaniye: insan fertleri, insanlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gayr-ı mahsur: sınırsız[/TD]
              [TD]gayr-ı mütenahi: sonsuz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haşir ve neşir: varlıkların yeniden dirilip toplanmaları ve yayılmaları; kışın ölenlerin baharda dirilip yayılmaları gibi[/TD]
              [TD]haşr-i cismanî: insanların öldükten sonra âhirette bedenle birlikte yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]husule gelmek: ortaya çıkmak, meydana gelmek[/TD]
              [TD]iade edilme: aynıyla yapılma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inbisat: açılma, açılım, genişleme[/TD]
              [TD]inkişaf: geliştirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istidat: kabiliyet[/TD]
              [TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]keyfiyet: nitelik, nasıllık[/TD]
              [TD]kâinat: yaratılmış her şey, evren[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]küllî: geniş, kapsamlı[/TD]
              [TD]kıyamet: varlıkların bozulup dağılmaları, ölümünden sonra tekrar dirilip ayağa kalkmaları[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahdut: sınırlı[/TD]
              [TD]mahiyet: asıl, gerçek esas[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
              [TD]mahsur: ferde özel, belli bir alanla sınırlanmış[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]matem: yas[/TD]
              [TD]mükerrem: şerefli; ikram ve lûtfa mazhar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
              [TD]nev’î: tür, çeşit[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]neş’et etmek: meydana gelmek, doğmak[/TD]
              [TD]nur-u fikir: düşünce ışığı, aydınlığı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nıkmet: azap, ceza[/TD]
              [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ruh: şuurlu olan ve çevresini görüp gösteren nurlu varlık, cevher[/TD]
              [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sair: diğer, başka[/TD]
              [TD]tasavvurat: düşünceler, tasavvurlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tebşir: müjdeleme[/TD]
              [TD]tevellüd: doğmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulvî: yüksek, yüce[/TD]
              [TD]umumî: genel, kapsamlı
              [/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #803250
              Anonim


                saadet-i ebediyenin gelmesidir. Çünkü bütün nimetlerin, rahatların, lezzetlerin ruhu olan saadet-i ebediye gelmezse, umum kâinatın şehadetiyle sabit olan ve güneş gibi parlayan rahmet ve şefkat-i İlâhiyenin bedahetine karşı mükâbere ile inkâr lâzım gelir.

                Ey Habib-i Şefik ve ey Şefik-i Habib! Ey Said-i Mecid ve ey Mecid-i Said! Rahmet-i İlâhiyenin en lâtifi, en zarifi, en lezizi olan muhabbet ve şefkatine bakınız. O muhabbet ve şefkati, firak-ı ebedî ve hicran-ı lâyezalî ile karşıladığınız takdirde, vicdan, hayal ve ruh ne hale gireceklerdir? O muhabbet ve o şefkat en büyük, en tatlı bir nimet iken, en azîm bir musibete, bir belâya inkılâb eder.

                Acaba göz önünde bilbedahe görünen rahmet-i İlâhiye, firak-ı ebedînin muhabbet ve şefkat aleyhine hücum etmesine müsaade eder mi? لاَ وَاللهِ Vallahi hayır!

                Ancak o rahmetin şe’nindendir ki, firak-ı ebedîyi hicran-ı lâyezalîye, hicran-ı lâyezalîyi firak-ı ebedîye ve adem-i mutlakı da her ikisine musallat eder ki, o firakların, o hicranların kökleri ortadan kalksın.

                Sekizinci burhan: Bütün âlemce her hususta sıdkı ve doğruluğu malûm ve müsellem olan Hazret-i Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, parmağıyla kameri şak ettiği gibi, lisanıyla da saadet-i ebediyenin kapılarını açmıştır. Ve bütün enbiya-yı izâmın bu hakikat üzerine icmaları, bir hüccet-i katıadır.

                Dokuzuncu burhan: On üç asırdan beri yedi vecihleblank.gif1 i’câzı tasdik edilen Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın haşir hakkındaki beyanatı, saadet-i ebediyenin geleceğine kâfi bir delil değil midir? Başka bir delile ihtiyaç var mıdır?



                [NOT]Dipnot-1 Bu vecihler Yirmi Beşinci Sözde daha geniş açıklanmıştır.
                [/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                [TD]Habib-i Şefik: şefkatli Habib[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Hazret-i Muhammed-i Arabî: Arap olan anne ve babadan dünyaya gelmiş Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Mecid-i Said: (bk. bilgiler – Abdülmecid Nursî)[/TD]
                [TD]Said-i Mecid: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]adem-i mutlak: nisbî olmayan kesin yokluk (varlığın mutlak mânâda zıttı)[/TD]
                [TD]azîm: büyük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bedahet: delile muhtaç olmama, apaçık olma[/TD]
                [TD]beyanat: açıklamalar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bilbedahe: açıkça, apaçık[/TD]
                [TD]burhan: sarsılmaz kesin delil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
                [TD]enbiya-yı izâm: büyük pemgamberler; Âdem (a.s.), Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Mûsâ (a.s.),Îsâ (a.s.), ve Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]firak: ayrılık[/TD]
                [TD]firak-ı ebedî: sonsuz ayrılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
                [TD]hicran: ayrılık yarası, acısı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hicrân-ı lâyezâlî: yok olmayan sonsuz ayrılık acısı[/TD]
                [TD]hüccet-i katıa: kesin delil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]icma: görüş birliği[/TD]
                [TD]inkâr: kabul etmeme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkılâb etmek: dönüşmek[/TD]
                [TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kamer: ay[/TD]
                [TD]kâinat: yaratılmış her şey, evren[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lisan: dil[/TD]
                [TD]lâtif: ince, hoş, güzel[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]malûm: bilinen[/TD]
                [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]musallat etme: iliştirme, belâ etme[/TD]
                [TD]mükâbere: büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeme, göz göre göre inkâr etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müsellem: herkes tarafından kabul edilen[/TD]
                [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkat ve merhameti[/TD]
                [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
                [TD]tasdik etmek: doğruluğunu kabul etmek, onaylamak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vecih: şekil, tarz[/TD]
                [TD]vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zarif: ince, nazik[/TD]
                [TD]Şefik-i Habib: sevgili Şefik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şak etmek: ikiye ayırmak[/TD]
                [TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şefkat-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz merhameti ve esirgemesi[/TD]
                [TD]şehadet: tanıklık etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şe’n: özellik, nitelik[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #803251
                Anonim


                  Onuncu burhan: Bu burhan, binlerce burhanları müçtemidir. Bu burhanları, çok âyetler tazammun etmişlerdir.

                  Evet, Kur’ân-ı Kerim, çok âyetlerinden haşre nâzır pencereler açmıştır.

                  Ezcümle, blank.gif1 وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا âyetiyle, saadet-i ebediyeye yol açan bir kıyas-ı temsilîye işaret etmiştir.

                  Kezâlik, blank.gif2 وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ âyet-i kerimesiyle, o saadeti gösteren bir kıyas-ı adlîye işaret etmiştir.

                  Birinci âyetle işaret edilen kıyas-ı temsilî: Evvelâ insanın vücuduna bak. Nasıl tavırdan tavıra, yani nutfeden alakaya, alakadan mudgaya, mudgadan et ve kemiğe, et ve kemikten insan suretine bir kast, bir irade ve bir ihtiyar altında mahsus kanunlarla, muayyen nizamlarla, muntazam hareketlerle intikal ettiğini ve kalıptan kalıba girip çıktığını gör.

                  Sonra insanın bekàsına dikkat et. İnsan, bu vücut libasını her sene değiştirir. Bu vücut değişmesi, bedendeki hüceyratın yıkılıp yapılmasıyla olur. Bu tamirat da, bütün âzânın erzak mahzeni hükmünde olan Cenâb-ı Hakkın bir kanun-u mahsusla ihzar ettiği o madde-i lâtifeden alınan ecza ile yapılır.

                  Sonra o madde-i lâtifenin ahvaline bak. Nasıl âzânın ihtiyaçlarına göre muayyen bir kanunla taksim edilir ve bedenin her tarafına mahsus bir nizamla muntazaman dağıtılır.

                  Yine şâyân-ı dikkattir ki, o madde-i lâtife, dört matbahta pişirildikten sonra ve dört inkılâptan geçtikten sonra ve dört süzgeçten tasfiye edildikten sonra rızık olarak taksim edilir.

                  Hem yine şâyân-ı dikkattir ki, o madde-i lâtife, yemeklerin ruhu ve hülâsasıdır. O yemekler âlem-i anasırda dağınık menbalardan muntazam bir düstur ile, mahsus bir nizam ile cem’ ve tahsil edilirler.


                  [NOT]Dipnot-1 “Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” Nuh Sûresi, 71:14.
                  Dipnot-2 “Rabbin, kullara zulmedici değildir.” Fussilet Sûresi, 41:46.
                  [/NOT]

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                  [TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]alaka: zigot; döllenmiş hücre[/TD]
                  [TD]bekà: kalıcılık, süreklilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]burhan: sarsılmaz kesin delil[/TD]
                  [TD]cem’ ve tahsil edilme: toplanma ve meydana gelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ecza: parçalar, kısımlar[/TD]
                  [TD]erzak: rızıklar; Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecek ve içecekler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
                  [TD]hüceyrat: hücrecikler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hülâsa: esas, öz[/TD]
                  [TD]ihtiyar: irade, istek, tercih[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihzar: hazırlama, getirme[/TD]
                  [TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]intikal etmek: hareket etmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek[/TD]
                  [TD]kanun-u mahsus: özel kanun[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kezâlik: böylece, bunun gibi[/TD]
                  [TD]kıyas-ı adlî: adaletle ilgili kıyas; Allah’ın kâinata koymuş olduğu adalet ve düzeni göstererek âhiretin varlığına ulaşma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kıyas-ı temsilî: kıyaslamaya dayanan benzetme, analoji[/TD]
                  [TD]libas: elbise[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]madde-i lâtife: lâtif, ince madde[/TD]
                  [TD]mahzen: depo[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]matbah: mutfak[/TD]
                  [TD]menba: kaynak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muayyen: belirli[/TD]
                  [TD]mudga: et parçası; embriyo; döllenmiş hücrenin, bütün organlar oluşuncaya kadar geçirdiği dönem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                  [TD]muntazaman: düzenil olarak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müçtemi: toplamış[/TD]
                  [TD]nizam: düzen, sistem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nutfe: meni; erkek üreme hücresi[/TD]
                  [TD]nâzır: bakan, yönelik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecek ve içecekler[/TD]
                  [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tasfiye edilme: süzülme, temizlenme[/TD]
                  [TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âlem-i anasır: unsurlar âlemi; elementler, atomlar dünyası[/TD]
                  [TD]âzâ: organlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şâyân-ı dikkat: dikkate değer, ilginç[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #803252
                  Anonim


                    İşte bütün bu nizamlar, bu kanunlar, bu intizamlar, hep bir kast, bir irade, bir hikmetten çıkıyor. Evet, meselâ Habib’in gözünde yerleşen bir zerrenin, unsur-u havadan veya unsur-u türabdan o garip, acip tavırlarda, inkılâplarda yaptığı muntazam hareketinden anlaşılır ki, o zerre, toprakta iken Habib’in gözüne tayin edilmiş ve bir memur gibi mahall-i memuriyetine muntazaman i’zam kılınmıştır (yükseltilmiştir).

                    Evet, fennî bir nazarla dikkat edilirse anlaşılır ki, o zerrenin hareketi, körü körüne, tesadüf eseri değildir. Çünkü o zerre, hangi mertebeye girerse, o mertebenin nizamına tâbi olur. Ve hangi bir tavra intikal etmişse, onun muayyen kanunuyla amel etmiştir. Ve hangi bir tabakaya misafir gitmişse, muntazam bir hareketle sevk edilmiştir.

                    Hülâsa, neş’e-i ûlâya dikkat edenin, neş’e-i uhrâ hakkında tereddüdü kalmaz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın emrettiği gibi, “Neş’e-i ûlâyı gören adam, neş’e-i uhrâyı inkâr edebilir mi?” Çünkü ikinci teşekkül, yani ikinci yapılış, birinci teşekkülden daha kolaydır. Bunu yapan, onu daha kolay yapar.

                    Meselâ, bir fırka askerin ilk teşekkülünde, efradın birbiriyle ünsiyetleri, muarefeleri olmadığından ve talim ve terbiye görmemeleri yüzünden yontulmamış taşlar gibi olduklarından, o efrad, o fırkanın bünyesinde yerleştirilinceye kadar çok zahmetler vardır. Fakat ba’de’t-teşekkül terhis edilip de bir daha taht-ı silâha dâvet edildiği zaman, pek kolay içtima eder ve fırkayı teşkil ederler. Bu teşekkül, evvelki teşekkülden daha kolay olur.

                    Kezalik, birbiriyle ülfet peyda eden ve herbirisi yerini tanıyan ve bir derece yontulmuş taşlar gibi kesb-i letafet eden bedenin zerratı, ölümle dağıldıktan sonra, haşirde, Hâlıkın izniyle, İsrafil’in borusuyla o zerrat-ı asliye ve esasiye içtimaa dâvet edildikleri zaman, pek kolay içtima ederler ve beden-i insanîyi yine eskisi gibi teşkil ederler. Maahâzâ, kudret-i ezeliyeye nisbeten en büyük, en küçük gibidir; hiçbir şey o kudrete ağır gelemez.


                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun [/TD]
                    [TD]Habib: (bk. bilgiler – Molla Habip)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Hâlık: herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
                    [TD]acip: şaşırtıcı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]amel etmek: uymak, yerine getirmek[/TD]
                    [TD]ba’de’t-teşekkül: yapıldıktan sonra, oluşum sonrası[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beden-i insanî: insanın bedeni[/TD]
                    [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fennî bir nazar: ilmî, bilimsel bir bakış[/TD]
                    [TD]fırka: tümen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]garip: tuhaf[/TD]
                    [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmet: Cenâb-ı Hakkın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
                    [TD]hülâsa: kısaca, özetle[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inkılâp: dönüşüm[/TD]
                    [TD]intikal etmek: geçmek, göçmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]intizam: düzenlilik, disiplin[/TD]
                    [TD]içtima: toplanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]içtimaa davet edilmek: toplanmak için çağrılmak[/TD]
                    [TD]kesb-i letafet: incelik, nuraniyet kazanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kezalik: böylece, bunun gibi[/TD]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudret-i ezeliye: ezelden beri var olan Allah’ın ezelî kudreti, güç ve iktidarı[/TD]
                    [TD]maahâza: bununla beraber, böyle olmakla birlikte[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahall-i memuriyet: görev yeri[/TD]
                    [TD]muarefe: tanışma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muayyen: belirli[/TD]
                    [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
                    [TD]neş’e-i ûlâ: insanın ilk yaratılışı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]neş’e-yi uhrâ: öldükten sonra âhirette ikinci kez yaratılış[/TD]
                    [TD]nizam: düzen, sistem[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sevk edilme: gönderilme, yönlendirilme[/TD]
                    [TD]taht-ı silâh: silâh altı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]talim ve terbiye: eğitim ve öğretim[/TD]
                    [TD]tayin edilme: görevlendirilme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teşekkül: yapılış, oluşum[/TD]
                    [TD]tâbi olma: uyma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]unsur-u hava: hava unsuru, maddesi[/TD]
                    [TD]unsur-u türab: toprak unsuru[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zerrat-ı asliye ve esasiye: asıl ve temel zerreler, hücreler, atomlar[/TD]
                    [TD]zerre: atom, hücre[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ülfet peyda etme: alışkanlık, yakınlık kazanma[/TD]
                    [TD]ünsiyet: yakınlaşma, alışma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]İsrafil: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #803253
                    Anonim


                      Arkadaş! Zâhire nazaran, haşirde, ecza-yı asliye ile ecza-yı zâide birlikte iade edilir. Evet, cünüp iken tırnakların, saçların kesilmesi mekruh ve bedenden ayrılan herbir cüz’ün bir yere gömülmesi sünnetblank.gif1 olduğu, ona işarettir. Fakat tahkike göre, nebatatın tohumları gibi “acbü’z-zeneb” tabir edilen bir kısım zerreler, insanın tohumu hükmünde olup, haşirde o zerreler üzerine beden-i insanî neşv ü nema ile teşekkül eder.blank.gif2

                      İkinci âyetle işaret edilen delil-i adlî ise: Evet, görüyoruz ki, alelekser, gaddar, fâcir zâlimler lezzetler, nimetler içinde pek rahat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki, mâsum, mütedeyyin, fakir mazlumlar zahmetler, zilletler, tahkirler, tahakkümler altında can veriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaziyetten bir zulüm kokusu gelir. Halbuki kâinatın şehadetiyle, adalet ve hikmet-i İlâhiye zulümden pâk ve münezzehtirler. Öyleyse, adalet-i İlâhiyenin tam mânâsıyla tecellî etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.


                      وَبِاْلاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ blank.gif3

                      Bu cümledeki kelimelerin arasında bulunan nazm ve nizam:

                      1. Bu cümlenin mâkabliyle bağlanmasını ifade eden وَ bu rükn-ü imaniyenin burada sarahaten zikredilmesi için, âmm olarak zikredilen evvelki cümleden bu cümlenin tahsis lüzumuna binaen atıf yapılmıştır.


                      [NOT]Dipnot-1 “Siz, kan, saç ve tırnaklarınızı toprağa gömünüz ki, büyücüler onlarla sihir yapmasınlar.” Müsnedü’l-Firdevs, 1:102; Fethü’l-Kebîr, 2:375; Kenzü’l-Ummal, 17245; Cem’u’l-Cevâmi’, no: 885.
                      Dipnot-2 “İnsanda bir kemik (kemikte bir hücre) hariç, hepsi çürür. Bu çürümeyen, acbü’z-zeneb denilen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet günü yeniden yaratılış bundan terkip edilecektir.” Buhari, Tefsir: 39:3, 78:1; Müslim, Fiten: 141; Muvatta, Cenaiz: 48; Ebu Davud, Sünnet: 24; Nesai, Cenaiz: 117e; Müsned, 2:322, 428, 499, 3:28.
                      Dipnot-3 Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar. Bakara Sûresi, 2:4.
                      [/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]acbü’z-zeneb: insanın tekrar yaratılışında çekirdek görevini görecek olan hücre; bir tür genetik şifre
                      [/TD]
                      [TD]adalet: hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]adâlet-i İlâhîye: Allah’ın adaleti[/TD]
                      [TD]alelekser: çoğunlukla, genellikle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]beden-i insanî: insan bedeni[/TD]
                      [TD]cüz’: parça, kısım[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]delil-i adlî: adaletle ilgili delil; Allah’ın kâinata koymuş olduğu adalet ve düzeni gösteren delil[/TD]
                      [TD]ecza-yı asliye: asıl parçalar; vücuttaki el, ayak, göz gibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ecza-yı zâide: asıl olmayan parçalar; bedendeki tırnak ve saç gibi[/TD]
                      [TD]fâcir: günahkâr[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gaddar: acımasız, çok zulmeden[/TD]
                      [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet-i ilâhiye: Allah’ın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması[/TD]
                      [TD]mahkeme-i kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mekruh: dinen kesin bir şekilde haram edilmeyen, ancak yapılması da hoş görülmeyen şey[/TD]
                      [TD]mâkabli: öncesi, önceki[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münezzeh: temiz, beri, arınmış[/TD]
                      [TD]mütedeyyin: dindar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nazaran: bakışla, bakmakla, -göre [/TD]
                      [TD]nazm: dizme, tertip edip düzenleme; Kur’ân-ı Kerîmin Allah Teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                      [TD]neşv ü nema: büyüyüp gelişme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nizam: düzen, sistem[/TD]
                      [TD]rükn-ü imaniye: imana dair rükün, esas, şart[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sarahaten: açıkça, açık olarak[/TD]
                      [TD]sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahakküm: baskı[/TD]
                      [TD]tahkir: aşağılama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahsis: hâs kılma, özelleştirme; genel bir mânâ ve hüküm ifade eden bir sözü, belirli bir hükme mahsus kılma, belirli bir mânâda kullanma[/TD]
                      [TD]tecellî etme: ortaya çıkma, yansıma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teşekkül etme: oluşma, yapılma[/TD]
                      [TD]zerre: atom, hücre[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zillet: alçalma, aşağılanma[/TD]
                      [TD]zâhir: dış görünüş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zâlim: zulmeden, haksızlık eden[/TD]
                      [TD]âmm: genel; sayısız şeyleri içine alan, aynı cinsten bir çok fertlere birden delâlet eden lâfız; cemaat, kavm lâfızları gibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şehadet: tanıklık[/TD]
                      [TD]وَ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #803254
                      Anonim


                        2. Takdimiyle hasrı ifade eden بِاْلاٰخِرَةِ blank.gif1 kelimesi, bazı ehl-i kitabın iman ettikleri âhiret, hakikî bir âhiret olmadığına târizdir. Çünkü, onların 2 لَنْ تَمَسَّنَا النًّارُ اِلاَّۤ اَيَّامًا مَعْدُودَةً âyet-i kerimesinin hikâye ettiği gibi, “Cehennem ateşi, bizi daima yakacak değil ya! Ancak birkaç gün yakacaktır” gibi sözleriyle ve bir cihette lezaiz-i cismaniyeyi nefiy ve inkâr ettiklerinden anlaşıldığına göre, bildikleri âhiret, mecazî bir âhiret imiş.

                        3. Malûm ve mâhut olan şeye işaret için vaz edilen اَلْ edatı, bütün kütüb-ü semâviyenin lisanlarında deveran eden mâhut âhirete işarettir. Veyahut mezkûr delâil-i fıtriye ile akılların gözleri önünde hazır olan ve âhiret ile anılan hakikate işarettir.

                        4. Mukadder bulunan neş’enin sıfatına âhiret tabiri, zihinleri neş’e-i ûlâya çevirip, ondan neş’e-i uhrâya bil’intikal, imkân yolunu göstermek için ihtiyar edilmiştir.

                        5. Yakîn ile beraber tasdiki birlikte ifade eden يُؤْمِنُونَ blank.gif3 kelimesine bedel يُوقِنُونَ blank.gif4 tabiri, haşir meselesi şek ve şüphelere bir mahşer ve bir mecma’ olduğu için, tasdikten fazla îkan ve yakîn daha ehemmiyetli olduğuna işarettir. Veya ehl-i kitabın iddia ettikleri iman, yakînden hâli olduğundan, onların imanı, iman olmadığına işarettir.

                        endOfSection.gifendOfSection.gif



                        [NOT]Dipnot-1 Âhirete.
                        Dipnot-2 “Sayılı birkaç gün müstesna ateş bize dokunmayacaktır.” Bakara Sûresi, 2:80.
                        Dipnot-3 İnanırlar.
                        Dipnot-4 Kesin olarak inanırlar.
                        [/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]bil’intikal: geçerek, geçmekle[/TD]
                        [TD]delâil-i fıtriye: yaratılıştaki deliller[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]deveran: dönme, dolaşma[/TD]
                        [TD]ehl-i kitap: semavî kitaba inanan Hıristiyan ve Yahudiler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat: gerçek, esas[/TD]
                        [TD]hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye, veya bir şahsa verilmesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                        [TD]hâli: beri, uzak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihtiyar edilme: tercih edilme, seçilme[/TD]
                        [TD]imkân: olabilirlik; varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inkâr: reddetme, kabul etmeme[/TD]
                        [TD]kütüb-ü semâviye: vahye dayanan mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lezaiz-i cismaniye: vücudun hissettiği zevk ve lezzetler[/TD]
                        [TD]lisan: dil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahşer: toplanma yeri[/TD]
                        [TD]malûm: bilinen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mecazî: gerçek olmayan, kendi mânâsı dışında başka bir mânâyı gösteren[/TD]
                        [TD]mecma’: toplanma yeri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mezkûr: zikredilen[/TD]
                        [TD]mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ; Kur’ân’da geçen “De ki” ifadelerinin altında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsının bulunması gibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mâhut: belirli, muayyen[/TD]
                        [TD]nefiy: inkâr etme, uzak tutma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]neş’e: yaratılış, doğma[/TD]
                        [TD]neş’e-i ûlâ: ilk yaratılış[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]neş’e-yi uhrâ: öldükten sonra âhirette ikinci kez yaratılış[/TD]
                        [TD]tabir: ifade, söz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]takdim: öne alma, öne geçirme[/TD]
                        [TD]tasdik: kabul etme, doğrulama, onaylama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]târiz: dokundurma, iğneleme, taşlama; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi[/TD]
                        [TD]vaz edilme: konulma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]yakîn: şüphe edilmeyecek derecede kesinlik[/TD]
                        [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
                        [TD]îkan: bir şeyi şüphe edilmeyecek derecede bilme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şek: şüphe[/TD]
                        [TD]اَلْ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                      10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
                      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.