• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683242
    Anonim

      Şu dünya hayatına muhabbetle mübtela olan bazı insanlar, o hayatın vücuda gelmesinden maksad ve gaye, yalnız o hayata hizmet ve o hayatın bekası olup, başka bir faidesi olmadığını, yani Fâtır-ı Hakîm’in zevilhayatta ve cevher-i insaniyette vedia olarak koyduğu bütün cihazat-ı acibe ve techizat-ı hârikanın, seri-üz zeval olan şu hayatın hıfzı ile bekası için verildiğini zannediyorlar. Halbuki kaziye öyle olduğu takdirde, kâinattaki gayr-ı mütenahî nizamların şehadetleriyle, sath-ı âlemde görünen hikmet, inayet, intizam, adem-i abesiyete olan delil ve bürhanların, makûse olarak abesiyete, israfa, intizamsızlığa, adem-i hikmete delil ve bürhan olmaları lâzım gelecektir.
      Muhabbet: Sevgi, sevme.
      Beka: Sonsuzluk, devamlılık.
      Fâtır-ı Hakîm: Herşeyi faydalı ve gayeli yapan yaratıcı.
      Zevilhayat: Hayat sahipleri, canlılar.
      Vedia: Emanet.
      Cihazat-ı acibe: Hayret verici cihazlar (organlar, yetenekler).
      Techizat-ı hârika: Harika donanımlar.
      Seri-üz zeval: Çok çabuk göçüp giden.
      Hıfz: Koruma, saklama.
      Kaziye: Hüküm, karar.
      Gayr-ı mütenahî: Sonsuz, nihayet bulmaz, bitmez.
      Sath-ı âlem: Kainat yüzü.
      İnayet: İyilik, yardım, lütuf.
      Adem-i abesiyet: Manasızlık, faydasızlık ve gereksizliğin bulunmaması.
      Bürhan: Kesin delil, ispat vasıtası.
      Abesiyet: Faydasızlık ve gayesizlik.
      Adem-i hikmet: Hikmetsizlik, gayesizlik ve faydasızlık.

      Arkadaş! Şu dünyevî hayatın faideleri pek çoktur. O faidelerden, hayat sahibine -tasarruf ve hizmeti nisbetinde- bir hisse ayrıldıktan sonra bâki kalan gayeler, semereler Fâtır-ı Hakîm’e raci’dir. Evet insan ve insanın hayatı esma-i İlahiyenin tecelliyatına bir tarladır. Ve Cennet’te rahmet-i İlahiyenin enva’ının cilvelerine mazhardır. Ve hayat-ı uhreviyenin hârika ve gayr-ı mütenahî semereleri için bir fidanlık veya bir çekirdektir. Demek insan bir sefine kaptanı gibidir. Sefinenin gayr-ı mahdud faidelerinden, kaptanın alâka ve hizmeti nisbetinde kendisine verilir. Bâki kalan kısmı sultana raci’dir. İnsan da, sefine-i vücuduyla alâkası derecesinde o vücudun hayatdar semeratından hissesini alır. Mütebâkisi, Sultan-ı Ezelî’ye aittir…
      Dünyevî: Dünya hayatına ait, dünyadaki yaşantıyla ilgili.
      Bâki: Ebedî, sonsuz, ölümsüz olan.
      Semere: Meyve, netice, sonuç.
      Raci’: Dair, ait, alakalı.
      Esma-i İlahiye: Allah’a (cc) ait isimler.
      Tecelliyat: Görünmeler, bilinmeler, kendini belli edip göstermeler.
      Rahmet-i İlahiye: İlahî rahmet, Allah’ın (cc) merhameti.
      Enva’: Türler, çeşitler, nevler.
      Hayat-ı uhreviye: Ahirete ait hayat.
      Sefine: Gemi.
      Sefine-i vücud: Beden gemisi.
      Hayatdar: Hayatlı, canlı.
      Semerat: Meyveler, neticeler, sonuçlar.
      Mütebâki: Geri kalan, arta kalan.
      Sultan-ı Ezelî: Ezelî sultan, başlangıcı olmayıp sonsuz olan Allah (cc).

      Mesnevi-i Nuriye
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.