- Bu konu 304 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
10 Ağustos 2017: 23:53 #821736
Anonim
Cenab-ı Vâcib-ül Vücud ve Tekaddes Hazretlerinin, Cibril-i Emin vasıtasıyla, Âhirzaman Nebisi Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’e gönderilen ve bugüne kadar muhafaza edilen Kur’an-ı Hakîm’i hakikatıyla ve hak sözler ile, Hakk’ın yaratmış olduğu kullarına tercümanlık eden ve Hakk’ın rızası için gece ve gündüz dua eden, hakikî saidden bir muhabbetname aldım ki, o da üstadım efendimin mektubudur.
Ciddî ve samimî dostumuz ve kardeşimiz bulunan Âsım Bey’e vardığımda müjdeledi. Beş dakika kadar görüştüm. Ve göndermiş olduğunuz emanetleri alırken öyle sevindik ki, bülbülün gül dalında seher vaktinde aşkından ağzından çıkarmış olduğu nağmeler gibi işittik. Onun için birbirimizle ne konuştuğumuzu bilemedik. Bildiğim şu kadar ki: Yalnız ayrılırken çok şükür Cenab-ı Allah’a, böyle envâr-ı Kur’aniyeyi neşreden bir üstadımız varken, hiçbir vakit saadetimizden mahrum kalmayız diye bildik.
Babacan10 Ağustos 2017: 23:53 #821737Anonim
Aziz ve sevgili Üstadım!
Üç haftaya yakın bir zaman oluyor ki, size mektub yazamadım. Her zaman olduğu gibi, şu günlerde dairede vazifenin çokluğu dolayısıyla, pek kıymetli olan uhrevî vazifelerim geri kalıyor ve bu cihetle teessürüm kâfi gelmiyormuş gibi, bu hafta içinde işittiğim pek acı elîm bir haber, bir sâıka gibi beni beynimden vurdu. İşittim ki, Üstadım yılanların hücumuna maruz kalmış. Ah Üstadım! Vakit vakit tehacümlerine, taarruzlarına maruz kaldığımız bu menhus hainlerin zulmünden ne zaman âzade kalacağız. Bu mülhid mütecavizler, haddini tecavüz etmeye başladılar. Artık tecavüzün bu derecesi fazladır. Bu itibarla muazzam bir bârika-i hakikatın zuhuru yaklaştığı iman ve itikadı, bizi teselli ediyor. Ne zaman ki, tahribat ve istibdad haddini aştı, uçurum kendini gösteriyor. “Büyük felâketler, güler yüzlü intibahlar doğurur” derler ki, pek musîb bir söz. Herhangi bir hükûmet zulmü ve istibdadı artırdı, mazlum milletler istiklalini kazanıyor. Şu asırda dinsizlik ve tahribat fazlalaştı. İnşâallah mazlum ve masum ehl-i imanın yüzü gülecek. Parlak bir hakikat güneşi tulû’ edecek.
Aziz Üstadım! Nâkıs kalemim, âciz lisanım, hissiyatıma tercüman olamıyor. Her dindaş gibi, benim de kalbim aziz imanımın aşkıyla çarpıyor. Hamdolsun, damarlarımızda dolaşan kan, binler senelik ehl-i hak ve imandan, irsen intikal etmiş bir mayadır.
Sevgili Üstadım! Öyle anlar geliyor ki, hayat çok alçalıyor. Biz insanlar o derece eğilmek mecburiyetinde kalıyoruz. Bu fikrimle, nefsim hesabına bir hisse-i gurur aramıyorum. Menhus ve mülevves ellerin, temiz bileklerimizi sıkması, sabır taşını çatlatacak kadar müellim bir hal değil midir? Tahribatın en müdhiş zamanında hastalanan insaniyeti, manevî ilâçlarla tedavi etmeye çalışırken, bize musallat olan hainlere mukabele etmek, acaba zavallı bir milletin sürükleneceği uçuruma sed çekmek için çekilecek mezahim ve meşakk-ı hayatın ind-i İlahîde makbuliyeti için sabretmek, son dereceye kadar tahammül etmek… Bu fikir, fakirin hayli düşüncesi neticesi bulabildiği bir hakikat.
Sevgili Üstadım! Şu günleri, düşünceler ve elemler içerisinde geçiriyorum. Hâdiseyi birkaç ağızdan birbirini tutmayan rivayetler gibi, dallı budaklı olarak işittim. Bendenize hâdisenin cereyanı hakkında lütfen bir haber veriniz. İnsan cünun getirecek.
Sevgili Hocam! Siz herkes için, beşeriyet için, zararlı olan tahribat ve âfâtın önünü almak için, gece gündüz çalışınız, kendinizi tehlikeye atın da acı acı tahkirata maruz kalın. Hâyır aziz Üstadım, hâyır! Yüce dâhî, hâyır! Sizin nasîbiniz bu değil. Size verilecek mükâfat, bu olamaz. Bu haletler olsa olsa, üç-beş dinsizin, bir takım Cehennem yolcularının çılgınlığıdır. Bu hale sabretmek ve ehemmiyet vermemekle, pek yüce mükâfatlara mazhariyetler kesbediyorsunuz. Siz aslâ ve kat’â müteessir olmayın. Ne kadar vahşiyane ve zalimane olursa da, dönüp arkanıza bakmayın. Size açılan manevî âlemlerin kapılarına doğru ilerleyin. Yürüyün, yürüyün, tâ nâmütenahî yürüyün. Gittiğiniz yerlerde uzaklaştığınız âlemlerde bizim gibi yaralı, âciz, zaîf, pür-kusur, kemter bîçareler için de, müebbed bir istirahat ve saadet yatağını hazırlayın.
Zekâi10 Ağustos 2017: 23:54 #821738Anonim
Kalbim derin bir ihtiyaç ve iştiyak içinde, şu mübarek günlerde, Üstadımın ziyaretini arzu ediyor. Nasılki yaz günlerinin sıcak demlerinde bil’umum nebatat yağmura ihtiyaç hissederse, Zekâi de üstadımın nasihatlarına ve telkinlerine öylece müştak ve muhtaçtır.
Üstadım, eyyam-ı mübareke pek çabuk gelip geçti. Benim gibi manevî yaralarından mecruh bîçareler, böyle mübarek günlerde, elbette kusurlarının afvını ve meşru emellerinin husulünü, Hallak-ı Âlem’den temenni ve niyaz etmişlerdir. Cenab-ı Allah mâh-ı gufranın kudsiyeti hürmetine kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Âmîn.
Sevgili Üstadım, bu defa üç gün izinle Atabey’e gidip, ebeveynimi ve âhiret dostlarımızı ziyaret ettim.
Ah Üstadım, bazan zahirî hâdisat insanı çok düşündürüyor. Gayr-ı ihtiyarî, ruhu garib ve rikkatle karışık bir ızdıraba düşürüyor. Bu anlarda hayatın kararsızlıklarından mütevellid ye’s, bizi müteessir ediyor. Şefkat ve merhamete hasret çekiyoruz.
Üstadım! Öyle zannediyorum ki, âcizleri, hayatın ihtilata mecbur eden ahvalinden uzaklaşamadıkça, kalbim ârâmgâh-ı lezzetinde tam bir sükûnu bulamayacak. İnşâallah duanızın himmetiyle, o anlara da selâmetle vâsıl olacağım. Bu hissiyatımı izah etmek, anlaşılmış bir ruh için zâid değil midir?
Aziz Üstadım! Emsal-i kesîresiyle Üstadımızın riyaseti altında müşerref olmaklığımızı dilediğim îd-i fıtrınızı tebrik vesilesiyle takdim-i ihtiramat eyler, muhterem ellerinizden ve ayaklarınızdan öperim, sevgili Üstadım.
Günahkâr talebeniz
Zekâi10 Ağustos 2017: 23:55 #821739Anonim
Sevgili Üstadım!
İki aya yakın zamandan beri, gelen âhiret kardeşlerle selâmınızı alıyorsam da, benim gibi âcize bir talebenin, sizin her vakit nurlu nasihatlarınızı dinlemeğe ihtiyacı olduğundan dolayı, haftaları bütün mahzuniyetle geçiriyorum. Evet zaman oluyor ki, gözlerimden dökülen yaşları, nurlu risaleleri okumakla teskin ediyorum. Zaman oluyor, kalbim mütemadiyen ağlıyor. Hele şu mübarek Ramazan, birkaç müfsidin kalbimize saldığı hançerin acısını kalben, bütün gün için için ağlamakla geçiriyoruz.
Nihayet aldığım bir haber üzerine, yine eskisi gibi âhiret kardeşlerimizin, sizi ziyaret etmekten mahrum olmadıklarından memnun oldum. Yalnız mübarek ibadethanenin ve bütün ehl-i iştiyakın sizin duanızdan mahrum kaldığına çok acıyorum. Hattımın noksanlığı ve zaîfliği dolayısıyla risaleleri yazamadığımdan beni afv ediniz. “Şu zamanlarda dünyayı sevmez olduğumuz halde, kurtulamadığımıza çok müteessirim. Issız sahralar, susuz çöller, kimsesiz yerler ruhumuzun meskeni oluyor. Hayalen oralarda dolaşıyoruz. Evet, birşey arıyoruz. Heyhat… Aradığımız gün hem çok uzak, hem çok yakın görülüyor. Daha ne kadar bu hal içerisinde çırpınacağız.” diye feryad eden kardeşlerimizin hissiyatına bu âcize, bu fakire iştirak ediyorum.
Âcize talebeniz
Müzeyyene10 Ağustos 2017: 23:56 #821740Anonim
Senelerden beri zalimlerin pençe-i zulmünde inleyen bu bîçare müslüman kardeşlerinizle geçirmekte olduğunuz bu mübarek bayramın belki dokuzuncusunu hücra köşelerde, dostlarınızdan uzak, akraba ve taallukatınızdan mahrum bir vaziyette, teâli ve terakkisi için çalıştığınız cem’iyet-i İslâmiye arasından uzaklaştırıldığınız bir halde geçireceğinizi hatırladıkça yüreğim parçalanıyor, ruhum azîm bir elemle yanıyor, gözlerimden yaşlar dökülüyor. Kalbimden yükselip gelen bir ses “Ağla hem çok ağla! Belki rahmet-i İlahiyenin nüzulü ve âlem-i İslâmın saadet ve selâmeti için ağlayanlarla beraber ağla!” diyor. Bu anda kalb gözüm, bu hüzne iştirak ederek, Dicle ve Fırat ve Nil-i Mübarek gibi âlem-i gayb vâdilerinde sular akıtarak ağlıyor.
Ah, sevgili üstadım! Ehl-i gaflet gülerken, ehl-i ilhad nefsî müştehiyatları arkasında koşarken, biz ne acı hayatlarla karşılaşıyoruz. Ah, sevgili Üstadım! Cenab-ı Hak bize saadet vermeyecek mi? Acaba bu gün daha çok uzayacak mı? İhtiyarsız kendime sorduğum bu suallere yine kendim cevab verirken, teenni ve sabır tavsiye ediyorum. Ve Sırr-ı İnna A’tayna tebşiratıyla müteselli oluyorum.
Ey kıymetdar Üstadım! Sizin hüznünüze, huzurunuzda olduğum halde iştirakimi istiyordum. Öyle hissediyorum ki, ruhen hiç de uzak değilim. Bazan kendimi unutuyorum. Güya kanatsız tayeran ediyor, koca çınar ağacının arasından girerek meclisinize dâhil oluyorum.
Sevgili Üstadım! Hâlıkımdan ebediyen razı olmuşum. O da sizden ebediyen razı olsun. Maalesef ziyaretinizle müşerref olamıyorum. Buna bedel Bekir Bey’le takdim ettiğim ve arzu edilen şekilde yazamadığım İ’caz-ı Kur’an’ın sahifelerini açtıkça hakir talebenizin her sahifeye mukabil ellerinizden öpmekte olduğumu kabul buyurmanızı istirhamla, sıhhat u selâmet ve muvaffakıyetiniz için dua ederek, el ve ayaklarınızdan öperim, efendim hazretleri.
ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ
Talebeniz Ahmed Hüsrev10 Ağustos 2017: 23:56 #821741Anonim
Dün Eğirdir’e gittim. Hulusi Bey’in ihlaslı ve sadakatlı mektubunu getirdim. Nuranî kalb ve ruhtan cûş eden şu mektubun muhteviyat ve münderecatını bu fakir de tekrar ederim. Kendi hesabıma takdim ediyorum. O muhterem kardeşime bedel fakire, madem ki Üstad-ı Muhteremim sâni-i Hulusi ismini vermiş. O hâlis imza sahibinin halfinde bu fakir de görünse, ifadatına iştirak etse, irsiyet-i maneviyesi daha iyi, sabit ve zahir olur, emel-i âcizanesini esas gaye ve maksad bildim efendim.
Âciz talebeniz
Sabri10 Ağustos 2017: 23:57 #821742Anonim
Sizin tatlı Sözlerinizi yazmaya başladım ve yazmaya doyamıyorum. Ve sizin tatlı Sözlerinizi yazmağa başladığım anda, ruhumda bir ferahlık hissediyorum. Aynı zamanda sizi hiçbir türlü unutamıyorum. Ve daima sizin mektubunuzu yazmak istiyorum.
Talebeniz İsmail10 Ağustos 2017: 23:57 #821743Anonim
Üstad-ı A’zamım Efendim!
Nuranî ve çok kıymetdar eserlerinizi okuduk. Nurlu ve feyizli eserlerinizin tesiriyle parlayan kasvetli kalblerimizle, siz Üstadımıza ebediyen minnetdar ve medyun-u şükran bulunduğumuz gibi; risaleleri bizlere okutturmağa ve yazdırmağa sebeb olan Hâfız Zühdü Efendi kardeşimizi de, daima hayırla yâd etmekten kendimizi alamıyoruz. Kendilerine fiat takdir edilemeyecek derecede kıymete mâlik bulunan muhterem risalelerinizi yazıp ikmal etmemize, Cenab-ı Hakk’ın bizi muvaffak kılması için Üstad-ı Ekremimizin dua ve himmetlerine muhtaç bulunuyoruz.
Talebeniz
Doktor Şevket10 Ağustos 2017: 23:58 #821744Anonim
Sevgili, müşfik Üstadım Efendim Hazretleri!
Arz-ı hürmet ve iştiyakla el ve ayaklarınızdan öperim. Hulusi Bey’in suallerine verilen cevablara ait cihandeğer kıymetli, nurlu, feyizli sözlerinizi iki gün evvel aldım. Suallerin cevabları o kadar latif idi ki, ne okumağa doyabildim ve ne de idrakim kadar olsun hakkıyla kavrayabildim.
Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin makbulînden olduğu halde, hatasının ve her kitabında mühdî olamamasının esbabı, o kadar amîk bir şekilde ve o derece ince bir tarzda izah buyuruluyor ki, bu âlî dersinizi sair kardeşlerimle beraber okudum. Dedim: “Aziz kardeşlerim, bu âlî dersten istifade ediyor, mühim bir şey anlıyorum, fakat zübde edemiyorum, zihnimde toparlayamıyorum, siz ne dersiniz?” Hazırûn dersimizin yüksekliğine işaret ederek, İslâmiyetin ardı ve arkası kesilmeyen hücumlara maruz kaldığı bir zamanda, bu nurlu eserlere kavuştuğumuzdan dolayı, binler teşekkür ettik. Bilhâssa doktora verilen son cevab haşiyesinin letafeti yüzümüzde âsârını göstermişti.
Bir taraftan hınzır etinin hurmeti esbabı illeti, gayet güzel bir surette izah edilmiş, diğer taraftan da âlî müfekkirenizden parlayan nurlarla, hem de pek yakında dünyanın ufuklarında İslâmiyetin güneşinin parlayacağına işaret buyuruyorsunuz. Cenab-ı Hak sizden hadsiz hesabsız razı olsun.
Sevgili Üstadım, âciz talebeniz bu aczi ile manevî himmetinize iltica ediyorum. Ve öyle ümid ediyorum ki, Hallak-ı Kerim’im beni ihtiyarım olmayarak istihdam ettiği bu vâdide, duanız himmeti ile inşâallah bir idrak ve bir kabiliyet ihsan buyuracaktır.
Hakir talebeniz
Ahmed Hüsrev10 Ağustos 2017: 23:58 #821745Anonim
ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩِ
ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ
Aziz, sıddık, fedakâr ve vefadar kardeşim Kürd Bekir Bey!
Maatteessüf bilmecburiye nâhoş ve malayani sayılacak bir bahis söyleyeceğim. Fakat bu bahsim, hakikî hamiyetperver Türkçülere karşı değil, belki firengîlik hesabına sahtekâr bir surette Türkçülüğü kendine perde eden mütecavizlere karşı söylüyorum. Şöyle ki: Mülhid münafıkların en son ve alçakça ve vicdansızca aleyhimizde istimal ettikleri bir silâhı şudur ki, diyorlar: “Said Kürddür, bir Kürdün arkasında bu kadar koşmak hamiyet-i milliyeye yakışmaz.” Ben bu münafıkların vicdansızca desiselerine karşı değil, belki safdillerin temiz kalbleri bunların sözleriyle bulanmamak için diyorum ki: Evet ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenab-ı Hak beni bu memleketin evlâdına hizmetkâr etmiş ki; dokuz sene mütemadiyen bu memleketteki milletin ondan dokuz kısmının saadetine kendi dilleriyle hizmet ettiğim, bu havalideki insanlara malûmdur.
Hem ben bu memlekette Hulusi, Sabri, Hâfız Ali, Hüsrev, Re’fet, Âsım, Mustafa Çavuş, Süleyman, Lütfü, Rüşdü, Mustafa, Zekâi, Abdullah gibi yirmi-otuz Müslüman-Türk gençlerini âdeta yirmi-otuz bin milletdaşlarıma tercih ettiğimi ve onları o otuz bin adam yerine kabul ettiğimi, bu dokuz senedeki Türkçe âsâr ile ve hizmet ile göstermişim. Evet ben bin gafil ve âmi Kürdü bir Türk olan Hulusi’ye karşı tutmadığımı ve bin cahil Kürdü birer Türk olan Âsım ve Re’fet’e mukabil göremediğimi ve bir genç olan Hüsrev’i bin âmi Kürdle değişmediğimi ehl-i dikkat ve benim ahvalime muttali olanlar tasdik ettikleri halde; firengîlik namına ve ilhad hesabına, Türkçülük perdesi altında, sahtekâr bir milliyetperverlik suretinde ve hodfüruşluk cihetinde bana tecavüz edenler ve Türk milletini ve milliyetini zehirleyen mülhidler bilsinler ki: Ben millet-i İslâmiyenin en mühim ve mücahid ve muazzam bir ordusu olan Türk milletine binler Türk kadar hizmet ettiğimi, binler Türk şahiddirler. İşte bana Kürd diyen ve ittiham eden, zahir hamiyetperverlik gösteren sahtekârlar, bu millete ne gibi hizmet ettiklerini göstersinler.
Bu firavuncukların enaniyetini kabartan mahviyetkârane söz söylemek caiz olmadığından, bilmecburiye o mütekebbirlere karşı izzet-i ilmiyeyi muhafaza etmek için, söylenmeyecek ve izharı münasib olmayan uhrevî hizmetlerimi Cenab-ı Hakk’ın afvına güvenerek izhar ettim.
ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ
Said Nursî10 Ağustos 2017: 23:59 #821746Anonim
Aziz Üstadım!
Bu elîm hâdisat hususunda sabr ve tevekkülden bahsetmek bilirim ki, zaiddir. Esasen bizim gibi hayatın cüz’î ızdırabından âh u enîn eden kemterlere, sabr ve tevekkül gibi define-i saadet ve necatın kıymetini siz öğrettiniz. Hamdolsun, günden güne bu kelimelerin mefhumunu daha iyi kavrıyoruz ve takdir edebiliyoruz. İlk zamanlarda yani Nurlara çok uzak olduğumuz gaflet zamanlara, hayatta, hâdisatta, herşeyde (sabr ve tevekkül) bizlere zahiren acı ve kabil-i hazım değil gibi geliyordu, öyle görüyorduk. Fakat bu hususatı bihakkın telkin ve tenvir buyuran üstadımızın irşadı, bizim nazarımızda sathî ve zahirî şeyleri silmektedir. Bu fakirin ve günahkârın en ziyade medar-ı süruru olan birşey varsa, o da ancak akıl ve fikir ve bahr-i muhit-i kebirden bir katre nisbetinde kalb gözüyle hakikî nurları görüp muvakkat bir an ve zaman için mütelezziz olmasıdır.
Sevgili Üstadım, hamdolsun kardeşlerimiz fikren ve ruhen hal-i terakkidedirler. İnşâallah, manen ve nazar-ı İlahî’de de terakki ediyorlar. Yirmiyedinci Mektub gittikçe coşan berrak bir şelâle gibi çağlamaktadır. Yegâne arzum ve emelim tarîk-ı selâmet sâliklerinin kesretini ve elimizdeki mecmua-i hakaikın daha çok kıymetli ve temiz ellerde dolaştığını görmektir. İnşâallah zaman bu mukteza-yı hak ve hakikatı icra edecektir. Âcizleri bu ümid ve intizar ile hayırlı akibeti Cenab-ı Hak’tan temenni ediyor ve şimdilik gayyur, sadık, müttaki ağabeylerim ve kardeşlerimin meziyetleriyle ve temiz kalbleriyle ve hüsn-ü niyetleriyle iftihar ediyorum. Nurlarla, projektörlerle, semavî yıldızlarla ezelî bir iman gibi manevî toplarla mücehhez olan sefine-i maneviyemizin şu zamanın dalgalarından, kasırgalarından âzade kalmasını Cenab-ı Hallak-ı Âlem’den yalvarırken müteveccih olduğumuz, hilkat-i âlemlere bâis ve bâdî olan iki cihan serveri, âcizlerin senedi Cenab-ı Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin ve etbaı ervahının sefinemizin erkân ve etbaıyla müttefik olduğu ümid ü imanını besliyorum. Âcizleri ise, manen her an zarar ve ziyan içinde bir taraftan ıslah-ı hal edememiş, hasara uğrayan mukaddes bilgilerin tashih ve takviyesine muhtaç, diğer taraftan nefsin hücumuna maruz ve huzuzatına mübtela, öbür taraftan günahlarına mukabil olmayan cüz’î bir ubudiyetin saadet-i ebediyeyi bihakkın temine kâfi gelemeyeceğinden korkup kusurlarımın cezasının tahayyülünden an be-an müzmahilim. Bizler kendi ubudiyetimiz ve bu nâkıs hizmetimizle bize delil bir mürşid ve bir şefi’ olmadıkça saadet-i ebediyeye vâsıl olmak ne kadar uzak. Heyhat! Hayat-ı dünyeviye dümdüz değil. Hissiyat-ı beşeriye tebeddüle pek müstaid.Aziz Üstadım! Madem ki bizi talebeliğinize ve kardeşliğinize, hattâ kabule lâyık olmayan vatandaşlarınızı ve mecruhları huzurunuza ve arkadaşlığınıza kabul buyurdunuz. Ve bizim yaralarımıza deva olacak semavî eczahane-i kudsiyeden ilâçları bize gösteriyor ve istimal ediyorsunuz. Lütfen şu âciz talebelerinizin feryadlarına acıyarak bir an evvel bizi tedavi edin de yaralarımız kabuklansın, kurusun. Ondan sonra esas mühim vazifelerimizi îfa etmeye başlayalım. Bizim yaralarımıza deva olacak iksirler ve tiryaklar sizde mevcud iken, şifayı ve delalet-i âliyelerini zât-ı fâzılanelerinden umarız.
Sefine-i maneviyenizin ilânat müvezzii
talebeniz Zekâi11 Ağustos 2017: 00:00 #821747Anonim
ﻛِﻴﺴْﺘَﻢْ ﻣَﻦْ ﭼُﻮ ﻳَﻜِﻰ ﻋَﺎﺟِﺰ ﻭ ﺑِﻰ ﺗَﺎﺏ ﻭ ﺯَﺑُﻮﻥْ ٭ ﺩِﻝْ ﺣَﺰِﻳﻦْ ﺳِﻴﻨَﻪ ﭘُﺮْ ﺁﻟﺎَﻡ ﻭ ﺳَﺮَﻡْ ﻣَﺴْﺖِ ﺟُﻨُﻮﻥْ
ﺍَﺯْ ﻏَﻢِ ﻓِﺮْﻗَﺖِ ﺩِﻟْﺪَﺍﺭْ ﺑَﺴِﻰ ﭘُﻮﻳَﻨْﺪَﻡْ ٭ ﻛَﺲْ ﻧَﻤِﻰ ﺑُﻮﺩْ ﺩِﻝِ ﺯَﺍﺭِ ﻣَﺮَﺍ ﺭَﺍﻫْﻨُﻤُﻮﻥْ
ﺳَﺎﻟْﻬَﺎ ﺩَﺭْ ﺍَﻟَﻢِ ﻫَﺠْﺮْ ﭘَﺮِﻳﺸَﺎﻥْ ﺑُﻮﺩَﻡْ ٭ ﻧَﻪ ﻳَﻜِﻰ ﻳَﺎﺭِ ﻣُﻮَﺍﻓِﻖْ ﻧَﻪ ﻳَﻜِﻰ ﺟَﺎﻡِ ﺳُﻜُﻮﻥْ
ﺭَﺍﻩِ ﺑِﻬْﺒُﻮﺩِﻯﺀِ ﻣَﻦْ ﮔُﻢْ ﺷُﺪَﻩ ﺑُﻮﺩْ ﺁﻥْ ﺑَﺂﻥْ ٭ ﺩَﺭْ ﺳَﺮَﻡْ ﺷَﻮْﻕِ ﺟُﻨُﻮﻥْ ﺑُﻮﺩْ ﺷَﺐ ﻭ ﺭُﻭﺯْ ﻓُﺰُﻭﻥْ
ﻋَﺎﻗِﺒَﺖْ ﺩَﺳْﺖِ ﻗَﻀَﺎ ﻫَﺎﺩِﺉِ ﺑِﻬْﺒُﻮﺩَﻡْ ﺷُﺪْ ٭ ﻫِﻤَّﺖِ ﺯُﻣْﺮَﻩﺀِ ﻣَﺮْﺩَﺍﻥِ ﺧُﺪَﺍ ﺟِﻠْﻮَﻩ ﻧُﻤُﻮﻥْ
ﭼِﻪ ﻧَﻮَﺍﺯِﺵْ ﻛِﻪ: ﺩِﻟَﻢْ ﻳَﺎﻓْﺘَﻪ ﺩَﺭْ ﺳَﺎﻳَﻪﺀِ ﭘِﻴﺮْ ٭ ﺷُﺪَﻡْ ﺍَﻟْﺤَﺎﺻِﻞْ ﺍَﺯْ ﺩَﻭْﻟَﺖ ﻭ ﻟُﻄْﻔَﺶْ ﻣَﺎْﻣُﻮﻥْ
ﺑَﺨْﺖِ ﻧَﺎﺳَﺎﺯِ ﻣَﺮَﺍ ﺳَﺎﺯِﻯﺀِ ﺍِﻗْﺒَﺎﻝْ ﺭَﺳِﻴﺪْ ٭ ﺩِﻝِ ﺑِﻴﭽَﺎﺭَﻩﺀِ ﻣَﻦْ ﺷُﺪْ ﺯِﻓُﻴُﻮﺿَﺶْ ﻣَﻤْﻨُﻮﻥْ
ﻧِﻴﺴْﺖْ ﻋَﺠَﺐْ ﺧَﺎﻙِ ﺳِﻴَﻪْ ﻟَﻌْﻞ ﺷَﻮَﺩْ ﺩَﺭْ ﭘِﻴﺸَﺶْ ٭ ﻧُﻮﺭِ ﺣَﻘَّﺴْﺖْ ﻫَﻤَﺎﻥْ ﺍِﻳﻦْ ﻧَﻪ ﻓِﺴَﺎﻧَﻪ ﻧَﻪ ﻓُﺴُﻮﻥْ
ﺩَﺭْ ﺯَﻣِﻴﻦِ ﺍَﻫْﻞِ ﺣَﻖْ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِ ﺗَﺠَﻠﺎَّﻯِ ﺧُﺪَﺍﺳْﺖْ ٭ ﭘِﻴﺸِﺸَﺎﻥْ ﻣَﺎﺿِﻰ ﻭ ﺁﺗِﻰ ﻫَﻤَﻪ ﻳَﻚْ ﻧُﻘْﻄَﻪﺀِ ﻧُﻮﻥْ
ﺁﻧْﭽِﻪ ﻣَﺎﺿِﻴﺴْﺖْ ﺑِﺨَﻮﺍﻧَﻨْﺪ ﺑَﺪِﻝْ ﻫَﻤْﭽُﻮ ﻛِﺘَﺎﺏْ ٭ ﺣَﺎﻝ ﻭ ﺁﺗِﻰ ﻫَﻤَﻪ ﻳَﻚْ ﺷِﻴﻮَﻩ ﺷَﻮَﺩْ ﻛُﻒّ ﻭ ﻛُﻤُﻮﻥْ
ﺩِﻝِ ﺷَﺎﻥْ ﺁﻳِﻴﻨَﻪﺀِ ﺁﻳَﺖِ ﻟَﻮْﺡِ ﻣَﺤْﻔُﻮﻅْ ٭ ﺯَﺍﻥْ ﺳَﺒَﺐْ ﻧِﻬَﺎﻥْ ﺍَﺯْﺩِﻝِ ﺷَﺎﻥْ ﻛُﻦْ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥْ
ﺁﻧْﭽِﻪ ﺩِﻳﺪَﻧْﺪ ﻭ ﺑِﮕُﻮﻳَﻨْﺪْ ﺧُﺪَﺍ ﺁﻣُﻮﺯَﺩْ ٭ ﺁﻟَﺖ ﻭ ﻗُﺪْﺭَﺕِ ﺣَﻘَّﻨْﺪْ ﻣُﻜَﻤَّﻞْ ﻣَﻮْﺯُﻭﻥْ
ﻫَﺎﻥْ ﺩَﺭْ ﻧُﺴْﺨَﻪﺀِ ﺗَﻮْﺭَﺍﺕْ ﺛَﻨَﺎﻯِ ﻣَﺤْﻤُﻮﺩْ ٭ ﻫَﺎﻥْ ﺩَﺭْ ﻟَﻮْﺡِ ﺯَﺑُﻮﺭْ ﻭَﺻْﻒِ ﻣَﺴِﻴﺤَﺎ ﺍَﻓْﺰُﻭﻥْ
ﻭَﺻْﻒِ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏِ ﻣُﺤَﻤَّﺪْ ﻫَﻤَﻪ ﺩَﺭْ ﺍِﻧْﺠِﻴﻠَﺴْﺖْ ٭ ﺍِﻳﻦْ ﭼِﻪ ﺑِﻴﻨِﺶْ ﻫَﻤَﻪ ﺍَﺯْ ﻭَﺣْﻰِ ﺧُﺪَﺍﻯِ ﺑِﻴﭽُﻮﻥْ
ﺑَﺎﺯْ ﺩَﺭْ ﺍَﻫْﻞِ ﻭَﻟﺎَﻳَﺖْ ﺗُﻮ ﺑِﻴﻨِﻰ ﺍِﻳﻦْ ﺭَﺍﺯْ ٭ ﺩَﺍﺩَﻩ ﺍَﺯْ ﺧَﺒَﺮِ ﺁﺗِﻰ ﭘَﻴَﺎﻡِ ﻣَﻘْﺮُﻭﻥْ
ﺧَﺒَﺮِ ﮔُﻠْﺸَﻨِﻰ ﻣِﻰ ﺩَﺍﺩْ ﺟَﻠﺎَﻝِ ﺭُﻭﻣِﻰ ٭ ﺷَﻴْﺦِ ﺍَﻛْﺒَﺮْ ﺧَﺒَﺮِ ﻣِﺼْﺮِﻯ ﺩِﻫَﺪْ ﺍَﻣْﺮِ ﻳَﻜُﻮﻥْ
ﺍَﺣْﻤَﺪِ ﺟَﺎﻡْ ﺩِﻫَﺪْ ﺍَﺯْ ﺍَﺣْﻤَﺪِ ﻓَﺎﺭُﻭﻗِﻰ ﺧَﺒَﺮْ ٭ ﻣَﻦْ ﻛُﺪَﺍﻣَﺶْ ﺑِﺸُﻤَﺎﺭَﻡْ ﻛِﻪ ﺯِﺍَﻋْﺪَﺍﺩْ ﻓُﺰُﻭﻥْ
ﻫَﺮْ ﻳَﻜِﻰ ﮔُﻔْﺘَﻪ ﺧَﺒَﺮْ ﺭَﻣْﺰ ﻭ ﺍِﺷَﺎﺭَﺕْ ﻛَﺮْﺩَﻧْﺪْ ٭ ﭘِﻴﺸِﻴَﺎﻥْ ﺍَﺯْ ﭘَﺴِﻴَﺎﻥْ ﺩَﺍﺩَﻩ ﻧِﺸَﺎﻥِ ﺳَﻴَﻜُﻮﻥْ
ﺑَﺎﺧُﺼُﻮﺹْ ﻣَﺮْﺩِ ﺧُﺪَﺍ ﺣَﻀْﺮَﺕِ ﻋَﺒْﺪُ ﺍﻟْﻘَﺎﺩِﺭْ ٭ ﻏَﻮْﺙِ ﺍَﻋْﻈَﻢْ ﻗُﻄْﺐِ ﺩَﺍﺋِﺮَﻩﺀِ ﻛُﻦْ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥْ
ﭘَﺲْ ﺍِﺷَﺎﺭَﺕْ ﺩِﻫَﺪْ ﺍﺯْﺣَﺎﻟَﺖِ ﺁﺗِﻰِ ﺟِﻬَﺎﻥْ ٭ ﻫَﺮْ ﭼِﻪ ﺩِﻳﺪَﺳْﺖْ ﺑِﮕُﻔْﺘَﺴْﺖْ ﺑَﻴَﺎﻥِ ﻣَﺴْﻨُﻮﻥْ
ﮔُﻔْﺖ ﺩَﺭْ ﻧَﻈْﻢِ ﺗَﺠَﻠَّﻰ ﻛِﻪ ﺷَﻮَﻡْ ﺣِﺮْﺯِ ﻣُﺮِﻳﺪْ ٭ ﺍَﺯْﺷَﺮّ ﻭ ﻓِﺘْﻨَﻪ ﻧِﮕَﻬْﺒَﺎﻥِ ﻣُﺮِﻳﺪَﻡْ ﻣَﺎْﻣُﻮﻥْ
ﻛَﺮْﺩَﻩ ﺍَﺯْ ﻓِﺘْﻨَﻪﺀِ ﺟَﻨﮕِﻴﺰ ﻭ ﻫُﻠﺎَﮔُﻮ ﺍِﺧْﺒَﺎﺭْ ٭ ﺑِﻨْﮕَﺮَﺩْ ﻟِﻴﻚْ ﺭُﻣُﻮﺯِ ﺳُﺨَﻨَﺶْ ﺗَﺎ ﺑِﻜُﻨُﻮﻥْ
ﺧَﺒَﺮِ ﻓِﺘْﻨَﻪﺀِ ﺍِﻳﻦْ ﺩَﻭْﺭِ ﺯِﻧُﻄْﻘَﺶْ ﭘَﻴْﺪَﺍ ٭ ﻳَﺎﻓْﺘَﻪ ﺍَﺯْ ﺭَﻣْﺰِ ﺍُﻭ ﺍَﺭْﺑَﺎﺏِ ﻳَﻘِﻴﻦْ ﺳَﺮْ ﻓُﺰُﻭﻥْ
ﻓِﺘْﻨَﻪﺀِ ﺩَﻭْﺭِ ﻛُﻨُﻮﻥْ ﭼُﻮﻧْﻜِﻪ ﺯِﺣَﺪْ ﺍَﻓْﺰُﻭﻧَﺴْﺖْ ٭ ﺯِﺷِﺮَﺍﺭِ ﺷَﺮّ ﻭ ﻓِﺘْﻨَﻪ ﺷُﺪَﻩ ﺟَﻴْﺤُﻮﻥِ ﻫَﺎﻣُﻮﻥْ
ﺍَﻫْﻞِ ﺩَﺍﻧِﺶْ ﻫَﻤَﻪ ﺳَﺮْ ﺟَﻴْﺐِ ﻗَﺒَﺎ ﻣِﻴﻜَﺮْﺩَﻧْﺪْ ٭ ﻋَﺮْﺻَﻪﺀِ ﺩِﻳﻦْ ﺯِﻣَﺮْﺩَﺍﻥْ ﺷُﺪَﻩ ﺧَﺎﻟِﻰ ﻣَﺸْﺤُﻮﻥْ
ﺩِﻳﺪَﻩﺀِ ﺩَﻫْﺮْ ﻧَﺪِﻳﺪَﺳْﺖْ ﺑَﺪِﻳﻦْ ﺩَﻏْﺪَﻏَﻪ ﻫِﻴﭻْ ٭ ﻣِﻰ ﺭَﻭَﺩْ ﺭُﻭﺩِ ﻓِﺮَﺍﺕْ ﺧَﻠْﻖ ﻫَﻤَﻪ ﺗَﺸْﻨَﻪ ﻧُﻤُﻮﻥْ
ﺩَﺭْ ﻫَﻤَﻪ ﻫِﻴﭻْ ﻋَﺼْﺮ ﻓِﺘْﻨَﻪﺀِ ﺍِﻳﻦْ ﺩَﻭْﺭ ﻧَﺒُﻮﺩْ ٭ ﺍَﻛْﺜَﺮِ ﺧَﻠْﻖ ﺷُﺪَﻩ ﺣَﺎﻝِ ﺯَﻣَﺎﻧْﺮَﺍ ﻣَﻔْﺘُﻮﻥْ
ﻣُﻠْﺤِﺪَﺍﻥْ ﺭُﻭﺯُ ﺷَﺐْ ﺍِﻳﺠَﺎﺩِ ﻓِﺘَﻦْ ﻣِﻰ ﻛَﺮْﺩَﻧْﺪْ ٭ ﺯَﻫْﺮِ ﺧَﻨْﺪ ﻧَﻜُﻨَﺪْ ﺑَﻠْﻜِﻪ ﺑِﮕِﺮْﻳَﺪْ ﻣَﺠْﻨُﻮﻥْ
ﺑَﺮْ ﺑَﺪِﻳﻦْ ﻓِﺘْﻨَﻪ ﻭ ﺷَﺮْ ﺣَﻀْﺮَﺕِ ﺍُﺳْﺘَﺎﺩِ ﺳَﻌِﻴﺪْ ٭ ﺟَﺒْﻬَﻪ ﺑِﮕِﺮِﻓْﺖْ ﺧُﻮﺷَﺎ ﻣَﺮْﺩِ ﺳَﻌَﺎﺩَﺗْﻤَﻘْﺮُﻭﻥْ
ﺗِﻴﻎِ ﺳَﺮْﺗِﻴﺰْ ﺷُﺪَﻩ ﺩَﺭْ ﻛَﻒِ ﺍُﻭ ﭼُﻮﻧْﻜِﻪ ﻗَﻠَﻢْ ﻛِﻠْﻚِ ﺍُﻭ ﺯُﻣْﺮَﻩﺀِ ﺍِﻟْﺤَﺎﺩْ ﻫَﻤَﻪ ﻛَﺮْﺩَﻩ ﺯَﺑُﻮﻥْ
ﻫَﻴْﺒَﺖِ ﺩِﻳﻦْ ﺯِﮔُﻔْﺘَﺎﺭِ ﺧُﻮﺷَﺶْ ﭘَﻴْﺪَﺍ ﺷُﺪْ ٭ ﻫَﺮْﻛِﻪ ﺍِﻳﻦْ ﻧُﻮﺭْ ﻧَﺒِﻴﻨَﺪْ ﺷَﻮَﺩْ ﺍِﺫْﻋَﺎﻧَﺶْ ﺩُﻭﻥْ
ﻛِﻠْﻚِ ﺍُﺳْﺘَﺎﺩْ ﺍَﺯْ ﻟَﺪُﻥْ ﺑَﺴْﻂِ ﺣَﻘَﺎﺋِﻖْ ﻣِﻴﻜَﺮْﺩْ ٭ ﺗَﺎ ﺍَﺑَﺪْ ﺍَﺯْ ﻓَﻴْﺾِ ﻋَﻴَﺎﻧَﺶْ ﻫَﻤَﻪ ﺟَﺎﻥْ ﻧُﻮﺭِ ﻋُﻴُﻮﻥْ
ﻟﺎَ ﺗَﺨَﻒْ ﻗُﻠْﻪُ﴾ ﺑِﻔَﺮْﻣُﻮﺩْ ﻣَﮕَﺮْ ﺣَﻀْﺮَﺕِ ﻏَﻮْﺙْ ٭ ﺩَﺭْﺣَﻖِّ ﺣَﻀْﺮَﺕِ ﺍُﺳْﺘَﺎﺩْ ﺷَﻮَﺩْ ﺍَﺻْﻞِ ﻣُﺘُﻮﻥْ
ﺣَﺒَّﺬَﺍ ﺭَﻣْﺰِ ﻛِﻪ ﮔُﻔْﺖْ ﺣَﻀْﺮَﺕِ ﻋَﺒْﺪُ ﺍﻟْﻘَﺎﺩِﺭْ ٭ ﻧِﻌْﻢَ ﺫَﺍ ﻧُﻄْﻖِ ﻛِﻪ ﻛَﺮْﺩَﺳْﺖْ ﺳَﻌِﻴﺪْ ﺳَﻌْﺪِ ﻧُﻤُﻮﻥْ
ﺁﻥْ ﻛِﻪ ﺩِﻳﺪَﺳْﺖْ ﭘَﺴَﻨْﺪَﺳْﺖ ﺑَﻴَﺎﻥْ ﻣِﻰ ﻛَﺮْﺩَﺳْﺖْ ٭ ﺣَﻖْ ﭘَﺴَﻨْﺪَﺳْﺖ ﺷَﻮَﺩْ ﺗَﺸْﻨَﻪﺀِ ﻓَﻴْﻀَﺶْ ﺍَﻓْﺰُﻭﻥْ
ﺑَﻌْﺪ ﺯِﻳﻦْ ﻏَﺎﻟِﺐِ ﺑِﻴﭽَﺎﺭَﻩ ﺩُﻋَﺎ ﻣِﻰ ﮔُﻮﻳِﻴﻢْ ٭ ﺑَﺎﺩْ ﺭَﺍﺿِﻰ ﺯِﺳَﻌِﻴﺪْ ﺫَﺍﺕِ ﺧُﺪَﺍﻯِ ﺑِﻴﭽُﻮﻥْ
ﻫِﻤَّﺘَﺶْ ﻋَﺎﻟِﻰ ﻭ ﻓَﻴْﻀَﺶْ ﻫَﻤَﻪ ﺍَﻋْﻠﺎَ ﺑَﺎﺩَﺍ ٭ ﺑِﺪِﻫَﺪْ ﺣَﻀْﺮَﺕِ ﺣَﻖْ ﻧَﺸْﺌَﻪﺀِ ﻏَﻴْﺮِ ﻣَﻤْﻨُﻮﻥْ
ﺗَﺎ ﻓَﻠَﻚْ ﺩَﺍﺋِﺮ ﻭ ﺍِﻳﻦْ ﺍَﺭْﺽ ﻫَﻤِﻰ ﺷُﺪْ ﺳَﺎﺋِﺮْ ﻋَﻈَّﻢَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﺎَﺟْﺮَ ﻭَ ﻗَﺮَّﺗْﻪُ ﻋُﻴُﻮﻥْ
ﻏَﺎﻟِﺐْ11 Ağustos 2017: 00:01 #821748Anonim
Otuzbirinci Mektub’un Dördüncü Lem’ası olan Minhac-üs Sünne, elhak çok kıymetdar ve emsali bulunmayan bir risale-i şerifedir. Takdir ve tahsine bihakkın elyak, medh ü senaya şayeste olup, ne kadar medhedilse yine azdır. Her gören ve her okuyan ve dinleyen meftun oluyor. Hattâ meşrebçe Alevîlik, Sünnîlik cihetinde müfrit olanlar bile, son derece takdir etmektedirler. Müfrit meşreblerin birbirine karşı adamları dahi, hiç itiraz edemeyip münakaşa kapısı açamıyorlar.
Âsım11 Ağustos 2017: 00:02 #821749Anonim
Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinin meşrebini izah edip, noksaniyetini beyan eden nurlu beyanatınızdan çok istifade ettim. O mes’eleye ait evvelki dersinizden anlayamadığım cümleler ve karanlık noktalar, bu defa başka bir tarza çevrilerek karşıma çıktığını hissettim. Ve güzel yüzlü hakikatlarını görmeye başladım. Elhak çok tefeyyüz ettim. Kardeşim Re’fet Bey’le beraber okuduk. Üstadımıza minnetdarane teşekkürler ettik. Cenab-ı Hak, size lâyık olduğunuz ecr-i kesîri ihsan etsin. Âmîn.
Ahmed Hüsrev11 Ağustos 2017: 00:02 #821750Anonim
Ey benim ruh-u canım Üstadım Hazretleri!
Size karşı hakkıyla talebelik vazifesini îfa edemiyorum ve Risale-i Nur’a tam hizmet edemiyorum. Çünki Risale-i Nur’la tezahür eden kuvvet ü kudret, zekâvet, esrar u envârı düşündükçe, tefekkür ettikçe kendimden geçip, bîhuş kalıyorum. Öyle yüksek yerlere çıkamıyorum. İnşâallah Cenab-ı Hakk’ın izniyle, kullarına bahşetmiş olduğu en kıymetdar cevahirden bin kat ziyade kıymetli bulunan Kur’an-ı Hakîm’in sırlarını izhar eden risalelerden gücüm yettiği kadar istifadeye çalışacağım. Gündüz derd-i maişetle vakit bulamadığımdan, gecenin bir kısmını o Nurlarla ışıklandıracağım.
O Nurları yazdıkça kalemim ve kalbim gayet şirin ve ruhanî bir sevinç hissediyorum. Cenab-ı Hakk’a nasıl hamd ve şükredeceğimi bilemiyorum. Bazan o Risale-i Nur’un envârına karşı ihtiyarım elimden gidiyor. Gafletli geçmiş zamanımı düşündükçe mahzun ve mükedder bulunuyorum. Bu Nurları bulduktan sonra istikbalimi gördükçe kahkaha ile gülüyorum, ferah oluyorum ve müferrah oluyorum. Onbeş senedir böyle bir hizmeti arzu ediyordum. Dünyanın çok safahat-ı hayatını ve zevkiyatını gördüm. Bu ebede karşı arzuyu tatmin ve işba’ etmiyordular.
İşte tam o arzuyu tatmin ve temin edecek gıdayı Risale-i Nur’da buldum, elhamdülillah. Şimdiye kadar nefsim dünyanın zahirî zevklerine kapılmış ve beni diğer bir âlemin zindanlarına kadar sevk etmeyi kurmuş ve bir derece muvaffak olmuştu ve bana binmişti. Şimdi ﻭَ ﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ olan Cenab-ı Mevlâ ve Tekaddes Hazretlerine hadsiz hamd ve şükrediyorum ki, Said isminde bir zâtın vasıtasıyla esrar-ı Kur’aniyeyi benim imdadıma yetiştirdi. Nefs-i emmarenin o beliyyesinden kurtuldum. Onbeş senedir hakikata giden yolu aramak için, çok kapılar çaldım. Çoklarında dünyaya aid zînetleri gördüğümden geri çekildim, fakat lillahilhamd tam bir kapı buldum. Cenab-ı Hak beni o kapıya tam hizmetkâr yapıp sebat versin. Bu zulmetli asırda hakaik-i imaniyenin envârını neşreden Risale-i Nur, ne derece parlak olduğu ve herkese menfaatli bulunduğu inkâr edilmez. İnkâr edilse bilmemezlikten ve anlamamazlıktandır. (Anlayana sivrisinek saz gelir, anlamayana davul zurna az gelir.) Cenab-ı Hak gözlerimizin perdelerini kaldırsın, hakaikı hakkıyla bize göstersin, âmîn.
Babacan Mehmed Ali -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.