- Bu konu 304 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Ağustos 2017: 00:58 #821378
Anonim
Kemal-i ulviyet ve kıymet-i bînihayesini arz u ifadeden âciz bulunduğum şu Sözler’deki âlî ve azîm üslûb ve gayeler, bu abd-i pür-kusuru ihya ve âdeta “ba’sü ba’de-l mevt” haline getirdi ve “Siyah Dut’un Bir Meyvesi” namıyla müsemma, Avrupa meftunlarına endaht edilen altun topun elmas güllelerini gördüm, hayran oldum.
Sabri8 Ağustos 2017: 00:58 #821379Anonim
Yirminci Mektub’u yazarken vaktimin adem-i müsaadesi cihetiyle çabuk yazmağa fazlaca sa’y ettiğimden sathî bir nazar ve kıraat edildi. Derince düşünüp zihnimde takarrur ettiremedim ise de, müsaade-i fâzılaneleri ile şu hakikatı arza ictisar ediyorum ki; bu mektub-u azîm-ül mefhum, şimdiye kadar tesyar buyurulan umum Nur Risalelerinin, hülâsat-ül hülâsa zübdesi ve menba’-ı amîkı olduğuna müşahedemle beraber, tafsilât ve teşrihat hususunda dahi zevil-akıl olanlar için, ibare-i Arabî ile tahrir buyurulan ve yedi fıkra-i manidar ve Türkçe meallerinde münderic olduğuna kanaat-ı kâmilem mevcud bulunduğunu arz ile başkaca bir arzu daha uyandırdı ve dedim: Âh Huda-yı Müteâl ve Vâhib-ül A’mal Vel-âmâl Hazretleri tevfikat-ı Samedanîsini ihsan buyursa da, üstad-ı âlîkadrimden fenn-i ilm-i Kelâm’ı taallüm ile tefeyyüz edebilsem, dedim. Ve bu arzu kalb-i bendelerîde ilelebed merkûz kalacaktır ki, bu da kıymet-i bîpâyanını hissedip ulviyet ve kudsiyetini hakkıyla ifadeden âciz bulunduğum Yirminci Mektub-u mergubdan mütevelliddir.
Sabri8 Ağustos 2017: 00:59 #821380Anonim
Hele Birinci Söz’de Besmelenin derece-i ehemmiyeti ve suret-i temsiliyesi şâyan-ı takdir ve hayrettir. Öteden beri her kitabın ibtidasında “Besmele, Hamdele, Salvele”nin zikrinin vücubu, hoca efendilerimiz tarafından beyan edilmiş ise de, bu gibi nefsi iskât edecek bir temsil işitilmediğinden bu derece zihinde takarrur ve temerküz etmemişti. Şu temsil, Besmele Sözü olan Birinci Söz’de ne kadar musîb ve manidar olduğunu insan olan takdir eder.
Sabri8 Ağustos 2017: 13:55 #821396Anonim
Üç kitabdan Yirminci Söz’ü ilk defa okudum. Habl-i Metin-i İlahî ve kanun-u Mübin-i Rabbanî olan Kur’an-ı Azîmüşşan’da, şu son asırda vücuda gelen ve Firenklerin medar-ı iftiharları bulunan taht-el bahr, tayyare vesaire gibi eşyaya, 1300 küsur sene mukaddem işaretle ifade edildiğini öğrenerek Kitab-ı Mübin’in mazi ve müstakbelden vermekte olduğu ihbarat-ı gaybiye ve sadıka ve beyanat-ı hârika, dost ve düşmanı meftun ve hayretlerde bıraktığı cihetle, bir kat daha i’caz-ı Kur’an’ı isbat ve teyid etmiştir. Yirmiüç ve Otuzuncu Sözler’in baş taraflarından üçer, beşer sahife okuyabildim. Mahzen ve medfen-i mücevherata rastgelmiş bir fakir gibi hangi cevheri alacağımı harîsane düşünüyorum.
Sabri8 Ağustos 2017: 13:57 #821397Anonim
Bahr-i Mu’cizat, Fahr-i Kâinat Efendimiz Hazretlerinin şu sisli asırda paslı ruhlarımızı tenvir ve tesrir eden ve saik-ı hayat-ı ebediyeleri bulunan Ondokuzuncu Mektub’un beşinci cüz’ünü alarak, üçüncüsünü iade ettim. Fahr-i Kâinat Efendimizin mu’cizatından olan parmaklarından su akıtarak orduya içirmesine dikkat ederek derin bir tefekküre daldım. O sırada kalemim boya şişesinde idi. Yazmak vazifeme muvakkat bir fasıla verecektim. Kalemimi tuttum, mürekkebi ile yerinde koymamak için kalemdeki mürekkeb bitinceye kadar bir-iki kelâm daha yazayım da öyle bırakayım dedim. Başladım, yarım sahife yazdım, kalemden boya kesilmedi. Bundaki hikmeti düşündüm, kalem kurudu. Sonra bir çok defalar kalemi dikkatle boyaya batırarak yazdım, tecrübe ettim. Yarım satır, nihayet bir satıra kâfi gelebildi. Bu da Hatib-i Bağdadî’nin ﻓِﻰ ﻳَﻮْﻡٍ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻘْﺪَﺍﺭُﻩُ ﺧَﻤْﺴِﻴﻦَ ﺍَﻟْﻒَ ﺳَﻨَﺔٍ sırrındaki {(Haşiye): O tefekkürde bir günlük işi bir dakikada yapmış.} tefekküründen mütehassıl vakıayı andırır bir te’kid-i i’caz-ı Nebevîdir, dedim.
Sabri8 Ağustos 2017: 13:58 #821398Anonim
Evvelce takdim kılınan arîzalarımdaki tabirat ve elfaz-ı ta’zimiyem ne için hak olmasın? Zira şu kıymetdar ve ehemmiyet-i nâmütenahiyeyi ihtiva ve âleme berk-i hâtıf gibi satvet-i maneviye ve hakikiyesini emsali gibi i’lam ve ilân eden Yirmialtıncı Mektub-u mergubu, yirmi günden beri muhtelif derecatta müntesibîn-i ilmiye mütalaa ettikleri halde, bugün tashihine lüzum görülen ve aletta’dad yirmisekiz noktada ta’dil ve ilâve buyurulan nukat-ı mühimme, kelimat ve tabirat-ı âliyeyi zaid veya noksan diyebilecek bir kimse çıkmasın ve çıkmıyor.
Evet şu asrın eşhas-ı muzırrasına karşı ilân etmiş olduğu cihad-ı maneviyede müşahede edilen muvaffakıyet-i fevkalâdenin, o güruh-u hazele ve rezeleyi iskât ve ilzam ettiğini, zerre kadar insafı ve iz’anı ve insaniyette hazzı olanın ikrar ve itiraf ve tasdik etmesi, vecibeden olduğu vâreste-i rayb u zunûndur.
Sabri8 Ağustos 2017: 13:58 #821399Anonim
Altun yaldızla yazılması lâzım gelen eser-i âlînizde, Resul-i Mücteba Aleyhi Ekmel-üt Tahaya Efendimiz Hazretlerine dil uzatan hâin-i bîdin olan mülhid hâinlerin kuruyası dillerini, inayet-i İlahî ve ruhaniyet-i Peygamberî ve şeriat kılıncı ile kesmeğe muvaffak olduğunuz şu eser-i bergüzidenizi Cenab-ı Hak ind-i İlahîsinde ve nezd-i Peygamberîde kabul eylesin. Şefaat-ı Nebeviyeye efendimi ve fakiri de nâil eyleyip, sancak-ı Muhammedî (A.S.M.) tahtında cümlemizi ihvanlarımızla beraber haşreylesin, âmîn.
Tevfik8 Ağustos 2017: 13:59 #821400Anonim
Burak-ı tevfik ile hakaik-i semavata râh-ı urucu irae ve tefhim için, tanzim ve tasnif buyurulan ve her bir lem’a-i ulviyesi, aklî ve naklî binler âyât ve alâim-i imanı fevkalhad izah ve isbat eden ve bir mirkat-ı iman ve bir mir’at-ı Vâcib-ül Vücud ve-l Mennan olan ve saray-ı dâr-ı bekanın elmas bir miftahı bulunan Yirmiikinci bahr-i hakaikı inayet-i İlahiye ile istinsaha muvaffak oldum.
Sabri8 Ağustos 2017: 14:00 #821401Anonim
Mükerreren mütalaa ve kıraat ederek, arş kadar yüksek eserleriniz hakkında mütalaa serdine, bir kelime hattâ bir nokta ilâvesine kendimde cür’et ve kudret bulamadığımdan dolayı, bu bâbda bir mütalaa dermeyanına imkân göremiyorum. Yalnız çok yüksek, cihan kadar kıymetdar mübarek eserleri okuyup, cehaletimiz hasebiyle idrak edebildiğimiz kadar istifade ve istifazaya çalışarak müstefid olabilmek bizim için pek büyük bir nimettir.
Hakkı8 Ağustos 2017: 14:02 #821402Anonim
İşbu cihankıymet eserin mütalaasında nasıl bulduğumuz istifsar buyuruluyor. Dekaik-ı hikmet ve hakaik-i ilmiye ile tezyin ve tarsin edilmiş olan yüksek eser hakkında bir mütalaa serdetmek, bidâamın fevkindedir.
Hakkı8 Ağustos 2017: 14:03 #821403Anonim
Efendim! Yirmibeşinci Söz, Cenab-ı Hakk’ın ferman-ı mübini olan Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan için öyle bir vuzuh-u etemmi hâvi bir muarrif-i hakikîdir ki: Bahr-i hakaikte seyr ü seyahat eden ve haricen çelikle mücella ve müstahkem ve dâhilen elmas ve akikle müzeyyen ve müberhen ve menba’-ı hakikîsi olan Furkan-ı Hakîm gibi, daima gençliğini ve resanetini, zînet ve hüsnünü tezyid ve muhafaza eden ve hiçbir vecihle ahkâm-ı memduhasına nakîse getirmeyen, bir sefine-i semaviyenin mahsulü olup, kalbleri kışırlanarak felsefenin çıkmaz çığırlarına sapan gafil ve âsilere şiddetle darbe-i müdhişe ve mühlikesini çarpan o Söz, muti’lere lütf-u dest-i manevîsiyle, dünyevî ve uhrevî nihayetsiz mükâfatını ihsan eden Cenab-ı Hakk’ın, zât-ı üstadanelerine lütuf buyurduğu ve Vehhab ism-i celilinden tulû’ eden nurun lem’asıyla ziyalandırıp hakaik-i İlahiyenin zerrelerini bile pırlantalar gibi görüp ve gösteren üstadımın hakaik denizinde seyr ü seyahatları esnasında isabet eden mevceler ki; yekdiğerini müteakib her birisi başlı başına bir mu’cize hattâ bir katresi bile îcazıyla i’cazını gösterdiğini gördüğümde “Mâşâallah”, “Elhamdülillahi alâ nur-il iman ve hidayet-ir Rahman” cümle-i celilesini lisanımda vird ediyorum.
Ali8 Ağustos 2017: 17:37 #821416Anonim
Nurları âlemi tenvir eden, kıt’ası küçük ve kıymeti pek büyük ve ulvî ve azîm-ül meal ve bizzât hatt-ı ekremîleriyle muharrer elmas risalelerini istinsah ve Yirmiikinci Nur deryasına dalıyorum.
Sabri8 Ağustos 2017: 17:38 #821417Anonim
Şifahane-i kalbinizden tulû’ eden Otuzüçüncü Söz’ünüzle otuzüç cihetten marîz olan kalb-i mecruhumuzu tedavi buyurmanızı bilhâssa istirham eylerim.
Seyyid Şefik8 Ağustos 2017: 17:39 #821418Anonim
Bugün istinsahına muvaffak olduğum İ’caz-ı Kur’an’ın bu bîçare talebenize bahşetmiş bulunduğu nihayetsiz füyuzat, mevte mahkûm ruhuma öyle bir tabib-i hâzık ameliyatı yapmış ki, mübtela olduğum emraz-ı kalbiyeyi tedavi ve yeniden hayat bahşetmiş olduğundan, arz-ı minnetdarî eyler ve bu bînazir mücevherat mahzeninin diğer renkli kapılarının da açılmasını âcizane istirham eylerim.
Otuzüçüncü Mektub’un otuzüç penceresinden ayrı ayrı lemaan eden nuranî ziyalar kalb-i âcizaneme feyyaz nurlarıyla gül-âblar serpti. Daha birçok Nur Risalelerinin füyuzatından hisseyâb olmasını bârigâh-ı Ehadiyetten tazarru’ ederim efendim.
Hâfız Zühdü8 Ağustos 2017: 17:39 #821419Anonim
“Maruzat-ı hususiye”: Şu ondördüncü asr-ı Muhammedîde (A.S.M.) marziyat-ı Rabbaniye ve tebligat-ı Ahmediyeyi bihakkın îfa ve icra ve i’lam ve infaz eden elhak “matla’-i şems-i füyuzat” tabiriyle tavsif ve ta’zime mâsadak bulunan Nur risale-i ferîdelerinden ruh-u âcizîye in’ikas eden ve sermaye-i kemteranemden olmayıp sırf Risalet-ün Nur’un füyuzat ve lemaatından derip, çatıp yazdığım arîzalarım, mahza bir eser-i hüsn-ü teveccüh-ü kerimaneleri olarak, Risalet-ün Nur sırasına idhal edilmesi hicabımı intac etmiştir. Zira bahr-i muhite nisbeten bir cedvel hükmünde bile olamayan, bu abd-i âcizin pür-kusur ifadeleri öyle bâlâ bir mevki’de yer tutacak bir mahiyette olmadığı aşikârdır. Umarım Cenab-ı Kibriya’dan ki; karin bulunduğu nevvar ve ziyadar Sözler’in nur ve ziyalarından müstefid ve ziyadar ola.
Sabri -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.