• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #655842
    Anonim

      Yahya Kemal, 1918 şiirine:

      “Ölenler öldü, kalanlarla muzdarip kaldık.

      Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.”

      Diye başlıyor ve:

      “Vatanda korkulu rü’ya içindeyiz, gerçek.

      Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek.”

      Diyerek bitiriyordu. Ve ümit ettiği oldu. Şafak söktü. Ama beklediği bu şafak mıydı?

      “İthaf “ şiirinde:

      Fer almışken tulû-ı kibriyâdan,

      Bugün bî-vâye kalmış her ziyâdan.

      Bu mülkün farkı yok bir tengnâdan

      Niçin nûr inmiyor artık semâdan?

      Bu şek, bağrımda hergün gâh ü bî-gâh

      Dolaştım “Hû!” deyüp dergâh dergâh

      Ümîd ettim ki bir pîr-i dil-âgâh

      Desün “Destûr!” mihrâb-ı hafâdan.

      Abâ var, post var, meydanda er yok;

      Horâsân erlerinden bir haber yok

      Uzun yollarda durdum hiç eser yok

      Diyâr-ı Rûm’a gelmiş evliyâdan!

      Diyen gönlün beklediği şafak tam sökmemiş gibidir.

      Asırlara bedel yıllarca süren bir savaştan sonra kurtarılan ama ıssızlaşan Anadolu, 1925’te bir sürgün yaşar. Bediüzzaman, Ankara’da kendisine teklif edilen bütün makam ve mansıpları reddedip çekildiği Van’daki kûşe-i uzletinden, birkaç sene sonra (1925’te), apar topar tutuklanarak Burdur’a, oradan da Barla’ya sürgün edilir.

      Bediüzzaman’ı Barlaya Jandarma Şevket getirir. “Barla iskelesine çıktıktan sonra, Hoca’nın sepetini, postekisini elinden alıp merkebe yükledik.” Derken, Bediüzzaman Hazretlerinin bütün dünyalığını da anlatmış oluyor, Jandarma Şevket. Sepetin içinde sadece bir çay demliği ve birkaç bardak vardır, hepsi o kadar.

      Bediüzzaman Hazretleri, sekiz buçuk yıl kaldığı Barla’da ömrünün meyvesi olan Risâle-i Nurların dörtte üçünü te’lif eder. Bu uzun sürenin hikâyesini anlatmak değil niyetimiz. Bütün ömrü fevkalade bir seyir izleyen bir insanın hayatını anlamak da anlatmak da zordur. Hele bir de şiirle anlatmak, o da zorun zoru bir iş. İşte bu zor işe soyunmuş, çılgınlardan biri. Ali Osman Kurun’dan söz ediyorum. Zaten kendisi de normal birisi değil. Şimdi Amerika’da, özel bir okulda öğretmenlik yapıyor. Oradan gönderdi şiirlerini.
      Şiirleri okuyunca heyecanlandım, sevindim, şaşırdım, üzüldüm. Şiirler bana, Yahya Kemal Bey’in “İthaf” ve “Hayal Beste” şiirlerini hatırlattı. Ali Osman, şâirin “İthaf”ına cevap veriyordu ve işte sana “Nur”, işte “Pîr-i dil-âgâh”, işte “Horasan Erlerinden bir haber”, ve işte o Pîr’in nur halkası! Ruhun şad olsun, müsterih uyu”, diyor gibiydi. Niyetim şiirleri yorumlamak değil. Şiirleri birazcık olsun anlayabilmek için, Necmeddin Şahiner’in “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî” kitabının Barla bölümünü okumak, oradaki şartları ve şahısları iyice tanımak lâzım. “Hayal Beste”de ise:

      “Dehre aksettiriyor, gerçi, bütün mîmârî;

      Bu eserler seni göstermeğe kâfî diyemem.

      Şi’re aksettirebilseydin eğer, dinlerdin,

      Yüz fetih şi’ri, okundukça, çelik tellerden.”

      Diyordu, Yahya Kemal Beyatlı. Ali Osman da sanki bu nasihata uyarak Bediüzzaman’ı şi’re aksettirmek istemiş. İyi etmiş, güzel etmiş. Devamını diliyor, teşekkürler ediyoruz.

      Mehmet DOĞAN

      #751597
      Anonim

        Bediüzzaman’ı Barlaya Jandarma Şevket getirir. “Barla iskelesine çıktıktan sonra, Hoca’nın sepetini, postekisini elinden alıp merkebe yükledik.” Derken, Bediüzzaman Hazretlerinin bütün dünyalığını da anlatmış oluyor, Jandarma Şevket. Sepetin içinde sadece bir çay demliği ve birkaç bardak vardır, hepsi o kadar.

        ***********

        bunu daha evvel zamanın sesi kitabında okumuştum yanlış hatırlamıyorsam eğer…
        hiçbir dünyalıkta gözü olmayan bir insanın tüm dünyaya yayılan Sözler’i…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.