• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #667274
    Anonim
      Metin Said SERDENGEÇTİ
      irfanmektebi

      Başarısızlığın sebepleri

      Şevkle başladığınız çok işler olmuştur. Mesela ben bir zamanlar ney üflemeye merak salmıştım. Dışarıdan dinlerken sesi çok hoş geliyordu. Ben de öyle üfleyeceğim diye büyük bir iştiyakla elime aldım, fakat netice vahimdi. Sadece nefes sesleri duyuluyordu. Nağmeden, güzellikten eser yoktu. Bir kaç denemeden sonra kafam ağrımaya başladı ve ben, “Yok bu iş bana göre değil” deyip en azından profesyonel neyzen olmaktan maalesef vazgeçtim. Hâlbuki azmedilen bir işte en mühim husus, Allah’tan ümid kesmeden o işe devam etmektir. Bize düşen çaba göstermektir. Netice Allah’a aittir. Çabamızın hangi noktasında ihsan edeceğini biz bilemeyiz.

      İçerisinde yaşatıldığımız dünya ve hayatı, aynı zamanda bir talim ve terbiye yeridir. İnsan yaşatıldığı bu dünyaya ilk geldiğinde bilgi ve tecrübeden uzak bir vaziyettedir. Gözünü açtığı andan itibaren her şeyi görmek, keşfetmek, anlamak ve hakkında bilgi sahibi olmak mecburiyetindedir.

      Her hali bir sürece göre şekillenen insan, yaşadığı hayatla mücadele ederek, adeta kendisine karşı duran şeyleri sabırla ve şevkle göğüsleyerek ve onları bir merdiven yaparak olgunlaşmaktadır. Akıl baliğ olana kadar anne ve baba gözetiminde büyüyen ve onların gösterdiği hedeflere yürüyen insan, gençlik devresinden itibaren kendi akıl, irade ve isteklerinin baskın olarak yönlendirmesiyle hareket etmektedir.

      Ne var ki insan komplike bir varlıktır. Ruhu ve ona takılan cihazatları sayesinde her şey ve herkesle iletişim ve etkileşim içerisinde olabilmektedir. Bu hal bir avantaj olmakla beraber, hayat kanunları bilinmezse, hayat bir kabusa dönüşebilmekte, güzele olan beklentiler ızdıraba değişebilmektedir.

      Bu sebeplerden dolayı, başarısızlığımıza etki eden bazı noktaları ve çözüm yollarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

      ATALET ZİNDANINA DÜŞMEK 1

      Hayat, bir mücadele ve gayreti ifade eder. Hızla akıp giden zamana karşı sürekli hareket ve çaba içerisinde olmayı gerektirir. Bunun için de kalp isteği ile gösterilen ciddi gayret, diye tarif edilen himmete ihtiyaç vardır. Ayrıca himmet, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar 2, diye de tarif edilmiştir. Hedefin büyüklüğü himmeti, himmetin büyüklüğü ise, insanın kıymetini tayin eden hususlardır. Himmetin taşıyıcısı ise, şevktir.

      İnsan, ecel vakti ve kabir durağına kadar ister istemez yürümek mecburiyetinde olduğu hayat meydanında himmetiyle şevke bindiğinde karşısına bazı maniler çıkacaktır. Hedef ittihaz ettiği noktaya ulaşmasına engel olacak bazı düşmanlarla mücadele etmek durumunda kalacaktır. Eğer bunları düşman olarak görebilirse.

      Ya da şöyle söyleyelim: Bazen hiçbir şey yapmak istemezsiniz. Parmağınızı oynatmak bile size ağır gelir. Size soranlara ise, “bilmiyorum, hiçbir şey yapasım yok” dersiniz. Sebep açıklayamazsınız, neden? Cevabını bulmak istiyorsanız okumaya devam etmelisiniz. Okumak istemiyorsanız, bilmelisiniz ki, birinci düşmanın ağına yakalandınız ve atalet denen zindana düşmeye başladınız.

      ATALET ZİNDANININ MERDİVENLERİ

      1- Şevkle başladığınız çok işler olmuştur. Mesela ben bir zamanlar ney üflemeye merak salmıştım. Dışarıdan dinlerken sesi çok hoş geliyordu. Ben de öyle üfleyeceğim diye büyük bir iştiyakla elime aldım, fakat netice vahimdi. Sadece nefes sesleri duyuluyordu. Nağmeden, güzellikten eser yoktu. Bir kaç denemeden sonra kafam ağrımaya başladı ve ben, “yok bu iş bana göre değil” deyip en azından profesyonel neyzen olmaktan maalesef vazgeçtim. Hâlbuki azmedilen bir işte en mühim husus, Allah’tan ümid kesmeden o işe devam etmektir. Bize düşen çaba göstermektir. Netice Allah’a aittir. Çabamızın hangi noktasında ihsan edeceğini biz bilemeyiz.

      Timur bir gün hapse düşmüş ve umudunu yitirmiştir. Derken bir karıncayla karşılaşır. Kendinden kat kat büyük bir buğday tanesini yuvasına ulaştırmak için her gün çabalar durur karınca. Defalarca dener. Yorulunca yuvasına gider biraz dinlenir. Timur sabah kalkıp bakar ki, karınca yine buğdayın peşindedir. Saymaya karar verir Timur, karıncanın buğday tanesini kaç kez düşürüp kaç kez tekrar kaldırmaya çalıştığını. Karıncanın denemeleri bini geçer. Timur yorulur saymaktan; fakat karınca hiç yorulmaz yıkılıp doğrulmaktan. Bir sabah ne görsün, şaşar kalır hükümdar. Karıncanın sırtında bir buğday tanesi vardır. Timur o günden sonra karıncanın azmini kendine rehber kılmaya karar verir.

      2- İnsan sosyal bir varlıktır. Yaşadığı hayat içerisinde diğer insanlara ihtiyacı vardır. Fakat insanda bazen hemcinslerine karşı bir üstünlük meyli başlar. Yaparken en iyisini o yapar, söylerken en iyi o olmalı vs. Bu ise, sosyal ilişkilere zarar verir. Halbuki İslamiyet’te esas olan Allah’ın rızasıdır. Hatta kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih etmek gerçek imanın bir göstergesidir.3 İlişkilerin Allah’ın istekleri ve hoşnudiyeti çerçevesinde şekillenmemesi, ferdin beklenti içerisine girmesine ve beklentileri karşılanmadığında ise, şevkinin kırılmasına sebep olmaktadır.

      3- Kur’ân-ı Azimüşşan’da “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.”4 buyrulmaktadır. Halbuki dünyada hükmet kanunları hâkimdir. Akıl, hikmeti anlamaya ve ona göre davranmaya yardımcı olmalıdır. Değilse acelecilikten gelen arızalar baş gösterecek ve neticeyi akim kılmakla şevkimizi kıracaktır. İnsana düşen merdivenleri sırayla çıkmaktır. Bu her işte böyledir. Talebe hocasına, mürit şeyhine, kardeş abisine, oğul babasına, çırak ustasına itimat etmeli ve ben oldum demek değil, sen oldun denilmesini beklemelidir.

      Tapduk Emre bir türlü arzuladığı gibi Yunus’u ele almıyordu. Yunus bu konuda bir dilekte bulunsa “Sen hâlâ dünya kokuyorsun” deyip savuşturuyordu. Yunus “Herhalde benim nasibim burada değil, bir başka şeyhin kapısında” diyerek Tapduk’a dahi haber vermeden dergahı terketti. Ama dergâhtan uzaklaştıkça içini bir hüzün kapladı. Tapduk Emre’nin kapısında en basit işleri yaparken bile gönlünde bir aydınlık, bir ferahlık, bir yumuşaklık vardı. Birlikte yolculuk yaptığı derviş arkadaşları zamanı geldikçe dua edip Allah’tan sofra istediler. Her birisinde güzel yemekler geldi. Yunus Emre’ye sıra gelmişti ki o, “siz ne diyorsunuz da böyle sofralar geliyor” dedi. Onlar da, “biz Tapduk Emre’nin dergâhında Yunus adında çok makbul ve muteber bir derviş varmış onun hürmetine Allah’a yakarmıştık” dediler. Yunus çok mahcup olmuştu. Yunus’un kendisi olduğunu açıklamaya utandı. Tapduk Emre’ye karşı da kalbini bozmuştu. Halbuki Tapduk Emre ona Allah yolunda epeyi dereceler kazandırmıştı. Büyük bir pişmanlık içinde, bedeninden sıyrılmış bir ruh gibi akarak Tapduk dergâhına döndü ve şeyhine bu defa kendini kayıtsız şartsız teslim etti.

      4- İnsan benlikten bahisle her şeyi kendisine münhasır kılmak ister. Dünyayı versen gözü tok olmaz. Bütün dünya insanın olsa, fakat kimse olmasa neye yarar? Dünyayı istemek yerine paylaşmayı öğrenmemiz gerekiyor. Herkes diğerini düşünse herhalde dünyada mutsuz insan kalmazdı.5 Unutmayalım ki, dünyayı ebedi zannedip, dünya hayatında emanetçi olduğumuz misafirhanede baki şeyler istemek ve ev sahipliği yapmaya kalkmak ve bu arada diğer misafirleri üzmek, ancak kendimize zarar verir.

      Yermük Savaşı’nda, Haris bin Hişam, İkrime bin Ebî Cehil ve Süheyl bin Amr (r.anhüm) akşamüzeri ağır yaralar alarak yere düştüler. Haris bin Hişam içmek için su istedi. Askerlerden biri ona su götürdü. İkrime’nin kendisine baktığını görünce: “Bu suyu kardeşim İkrime’ye götür” dedi. İkrime suyu alırken, Süheyl’in kendine baktığını gördü, suyu içmeyerek: “Bu suyu götür, Süheyl kardeşime ver” dedi. Fakat su, Süheyl’e yetişmeden Süheyl ruhunu teslim etti. Bunun üzerine suyu taşıyan kişi İkrime’ye koştu. Fakat İkrime de şehit olmuştu. Hemen Haris’in yanına koştu. Haris de son nefesini vermişti.

      5- Herkes kendisine bir hedef tayin eder, fakat başkalarını referans alarak hareket eder. “Niye böyle yapıyorsun?” denilse, “herkes öyle yapıyor” cevabıyla karşılaşırız. En zayıf noktalarımızdan birisidir başkalarını göstererek ataletimize cevaz bulmak. Hâlbuki herkesin faturası ayrı, sonucu ayrı, hesabı ayrı vs. bizler bu durumda neticeye odaklanmalıyız. Cırcır böceğine inat büyük bir gayretle çalışan karınca gibi, vazifemize koşuşturmalıyız.

      “Ey nefsim! Deme: “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.” Çünki ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peyda ediyor. Hem deme: “Ben de herkes gibiyim.” Çünki herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır. Hem kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?”6

      6- Bazen de acze düşer insan. Kendine güven duymaz. Bu durumda en kolayına gelen, işi başkasına havale etmektir. Hâlbuki her bir zerreye bile bir çok işin düştüğü şu dünyada hiç kimse başıboş ve işe yetersiz değildir.

      Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve herkes, birisinin bu işi yapacağından emindi. Gerçi işi herhangi biri de yapabilirdi, ama hiç kimse yapmadı. Birisi buna çok kızdı, çünkü iş herkesin işiydi. Herkes, herhangi birinin bu işi yapabileceğini düşünüyordu ama hiç kimse, herkesin yapamayacağının farkında değildi. Sonunda herhangi birinin yapabileceği bir işi hiç kimse yapmadığı için herkes, birisini suçladı.

      7- Bir de insanda neticeye müdahale etme hissi vardır. Sınırlarını aşıp başkalarının vazifelerine karışma hastalığı. Bencillik hastalığına yakalanan insan, işi ta Allah’ın vazifesine karıştırmaya kadar götürür. Neticeyi değiştirememekle beraber, kendini sıkıntıya sokar. Düzende bir nokta olan insanın neticeye müdahil olma isteği, bazen kendi dışındaki varlıklara da zarar vermektedir. Bu noktada insan Allah’a itimat etmekle, emrolunduğu istikamatte dosdoğru olmalıdır.7

      8- İnsanı atalete uğratan ve şevkini kıran en mühim hususlardan birisi de rahata olan meylidir. Bütün sıkıntıların ve rezilliklerin çıkış yeri bu rahatlık hissidir. Çalışmayan demirin paslanması gibi, rahata düşkün bir insan da çürür ve kokuşur. Zararı bütün bir topluma dokunur. Hırsızlık, arsızlık, mafyacılık, kaçakçılık, dilencilik gibi ne kadar rezil şey varsa, işte bu rahatlık arayışından sebeptir. Kolaycılıktan gelmedir. Hâlbuki insan, sürekli hareket arayan bir fıtratta yaratılmıştır. Rahatı ise, kendisine sınırları çizilen yapı içerisinde vazifesine çalışmaktan ibarettir.

      Hâsılı “Size meşakkatta büyük rahat var. Zira fıtratı müteheyyic olan insanın rahatı, yalnız sa’y ve cidaldedir.”8

      Bkz. Bedîüzzaman Said Nursi, Mektubat 2 Risalesi, 391.
      Bedîüzzaman Said Nursi, İşaratü’l-İ’caz, 69.
      “Sizden biri, kendi nefsi için istediğini kardeşi için istemedikçe, iman etmiş olmaz.” Müslim, İman, 71, 72; Buhari, İman, 7.
      İsra Suresi, 11.
      “Sizin en hayırlınız, başkalarına faydalı olanınızdır.” Hadis-i Şerif
      Bedîüzzaman Said Nursi, Sözler Risalesi, 38.
      Hud Suresi, 112
      Bedîüzzaman Said Nursi, Mektubat 2 Risalesi, 392.

      #784438
      Anonim

        maşallah ne faydalı bir konu hak taala ebeden razı olsun inşallah….

        ”’insanın başarayamacağı bir iş yoktur yeter ki azimli olsun inansın ve tevekkül etsin”””’

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.