- Bu konu 17 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
11 Şubat 2011: 12:02 #785813
Anonim
imam vazifesi başındaken sesli söyler riya olmaz..
vazifesi dışında,dışarıda sesli sesli tesbihatı yapmasına riya girebilir.
kalbinde riya var mı yok mu,orası bizi ilgilendirmiyor.
farzlarda,sünnetlerde riya olmaz…
imanı zayıf olanlar,gösterişle namazda kılabilirler..sırf namaz kılmıyor demesinler diye namaz kılanda vardır.
hizmet yapanlarda dikkat etmelidir.desinler bu çok iyi hizmet yapıyor,güzel kitap okuyor..bunu şeytan ona söyletebiliyor..
talebeleri toplıyayım abiler görsün beni demekle de riya oluyor..
kitap yazayım,şöhret olayım demekte riyadır.
bunların hepsi günah oluyor,sevap olmuyor..
ihlas olmazsa,ameller yanıyor..
her daim ihlası muhafaza etmek lazımdır..
şimdi ben desem ki ya beni tanısınlar,risalei nuru iyi bildiğimi bilsinler,hep benden bahsetsinler,o zaman ihlas olmadığı için sevapda almıyorum.günaha giriyorum.
ihlas sahipleride her an tehlike ile karşı karşıya…
sırf kardeşimin bir şeyler öğrenmesi için yazarsam zarar olmuyor.imanını kuvvetlendirsin diye yazarsak zarar olmaz..
ama benden bahsetsin dedim mi Allah muhafaza…
biz bunları Allah için yazıyoruz..herhangi bir beklentimiz yoktur.
11 Şubat 2011: 12:06 #785814Anonim
Desinler Hastalığı
TEVECCÜH-Ü NÂS
“İnsanların medih ve senaları, yönelmeleri,
“Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz.
Hoşlansa ihlâsı kaybeder, riyaya girer.”
Lema’lar
Teveccüh-ü nâs, kulların sevgisine, alkışına, takdirine kapılıp, dünyaya geliş gayesinden sapma hastalığı…
Teveccüh-ü nâs, kendi gibi zavallı bir başka insandan medet bekleme gafleti…
Teveccüh-ü nâs, riyanın davetçisi, rızaya giden yolun en büyük engeli.
•••
Riya, rüyetten geliyor. Yaptığı iyilikleri olabildiğince çok insanın görmesini istemek, gösteriş yapmak, başkaları beğensinler diye bir takım yapmacık hareketlerde bulunmak.
Bir asır sonra gelecek insanları düşünelim. Henüz yokluk karanlıklarında bulunan, kim olduklarını bilmediğimiz bu dünya misafirleri, kader ile tayin edilen vakitleri geldiğinde bir İlâhî lütuf olarak hayat nimetine kavuşacaklar ve yer küresine ayak basacaklar. Yolculuklarının ilk durağı olan ana rahminde dokuz ay terbiye görecek ve bu kâinattaki sonsuz nimet ve ihsanlardan en güzel şekilde istifade etmeleri için nelere muhtaçlarsa onlarla donatılacaklar. Derken yeryüzüne annelerinin kucağında ayak basacak, o şefkâtli sineden akıtılan lâtif sütü, kana kana içecekler.
Derken, büyüyecek, genç olacaklar. Bir iş tutacak, toplum hayatına karışacaklar.
Ve bunlardan büyük bir kısmı, kalabalıklara kapılıp kendilerini unutacaklar; kul olduklarını, misafir olduklarını, yolcu olduklarını hatırlamayacaklar bile. Ve başka rahimlerde beslenmiş ve kendileri gibi âciz, kendileri kadar fâni olan diğer insanların sevgisini kazanmaya can atacaklar.
Toplumun esiri olacak, onların ayıplamasını günahtan önde tutacak, onların beğenmesini rızaya tercih edecekler.
Yolculuğun kabirden sonraki safhalarını düşünmeyecekler. Herkesin kendi derdini tek olarak çektiği kabir âlemini, kimsenin kimseye dönüp bakamayacağı mahşer meydanını ve Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği hesap gününü hatırlamayacaklar bile. Bütün bu safhalarda “desinler”in yahut “demesinler”in beş para etmediğini akıllarına getirmeyecek, his dünyalarından uzak tutacaklar.
İşte kendini unutan ve ebediyet yurdunun azap diyarına doğru âdeta koşar adımlarla giden bu kalabalıkların karşısına peygamberler çıkıyorlar, âlimler, arifler çıkıyorlar ve onlara yanlış yolda olduklarını, bütün gayret ve himmetleriyle anlatıyor ve onları hidayete doğru yönlendirmeye çalışıyorlar.
Kur’an-ı Kerim’de, kavimlerine tebliğ görevi yapan peygamberlerin dilinden dökülen şu hikmetli cümleye birkaç kez yer verilir: “Benim ecrim sadece Allah’a aittir.” Yani, ben sizleri hidayete davet ederken Allah’ın rızasını gözetiyorum ve ücretimi ancak ondan bekliyorum. Ben Allah’ın kulu ve resûlüyüm. Kul olduğum için O’na kullukta azamî hassasiyet gösteririm, resûl olduğum için de Hakk’ın kullarına hakikati tebliğ ederim. Onlar beni dinlemeseler “resûller üzerine, tebliğden başkası yoktur” fermanına yönelir, hidayetin ancak Allah’tan olduğunun idraki içinde gönlümü hoş tutarım. Kulların benden yüz çevirmelerine aldırmam; zira ben kalbimi ancak Allah’a çevirmişimdir. Ben, O’nun rahmetini temsil ederim; benden yüz çevirenler azaba yönelmiş olurlar.
•••
“Allah, mü’minlerden nefislerini ve mallarını Cennet mukabili satın aldı” âyet-i kerimesi insanlık âleminin nazarını Cennete çevirmiş ve o lütûf beldesinin ancak mü’minler için hazırlandığını haber vermiştir. Mü’min olan insan, Cennet mukabili satın alınmıştır. O halde, geliniz başkalarının teveccühüne can atan nefsimizin kulağına bir fısıltı halinde şunu soralım:
İnsanların kendi yaptıkları bir başka cennetleri mi var? O cennet daha mı güzel, daha mı muhteşem? Mahlûka satılmak en azından ayıp değil mi?
Doğum kanunu kimin elinde ise, bizi bu dünyaya O getirdi ve ölüm kanunuyla da bizi ukbâya o göçürecek. Bu kısa dünya yolculuğunda yolcularla oyalanmak, onların takdirlerini kazanmak bize ne fayda verebilir!?..
Sırayla ayrılacağız bu dünyadan ve geride bıraktıklarımız bizi kısa bir süre sonra unutacaklar. Tarihe bu gözle bakabilsek ne kadar ibret sahneleri görürüz! Nerede bir asır öncesinin alkış toplayanları ve onları alkışlayanlar? Nerede o hükümdarlar ve onlar için kasideler yazan, övgüler yağdıran şairler? Nerede o büyük zenginler ve onların eline bakan fakirler?
Bir asır sonra da biz mâzi olacağız ve bir sonraki nesil aynı soruları kendi asırlarının insanlarına soracaklar. Ve derken bir gün, her nefis gibi dünya da ölümü tadacak. Arkasından mahşer ve hesap meydanı. Kişinin en sevdiğinin bile yüzüne bakamadığı o dehşetli meydanda kimden medet beklenilecekse, bugün O’nun dergâhına sığınmak gerek.
•••
Şu var ki, “Allah için sevmek” gibi, “Allah için sevilmek” de meşru ve güzel. İsteriz ki, Allah’ın mü’min kulları bizi sevsinler, O’nun has bendeleri bize yâr olsunlar. O’nun katında şefaati makbûl olanlar bize teveccüh etsinler.
Bu arzu nefsanî değil rahmanîdir.
Toplum hayatı sürecek bir istidat üzere yaratılan insanların, imanlı ve temiz bir toplum meydana getirmeleri ve bu temiz toplumun temiz insanlarının birbirini sevmeleri ne kadar güzeldir!
11 Şubat 2011: 14:16 #785830Anonim
evet tehlike her an mevcut
20. Lem’a ‘nın başında geçen hadis çok güzel anlatıyor aslında“İnsanlar helâk oldu-âlimler müstesna.
Âlimler de helâk oldu-ilmiyle amel edenler müstesna.
Amel edenler de helâk oldu-ihlâs sahipleri müstesna.
İhlâs sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.”11 Şubat 2011: 22:03 #785860Anonim
@ademyakup 237254 wrote:
imam vazifesi başındaken sesli söyler riya olmaz..
vazifesi dışında,dışarıda sesli sesli tesbihatı yapmasına riya girebilir.
kalbinde riya var mı yok mu,orası bizi ilgilendirmiyor.
farzlarda,sünnetlerde riya olmaz…
imanı zayıf olanlar,gösterişle namazda kılabilirler..sırf namaz kılmıyor demesinler diye namaz kılanda vardır.
hizmet yapanlarda dikkat etmelidir.desinler bu çok iyi hizmet yapıyor,güzel kitap okuyor..bunu şeytan ona söyletebiliyor..
talebeleri toplıyayım abiler görsün beni demekle de riya oluyor..
kitap yazayım,şöhret olayım demekte riyadır.
bunların hepsi günah oluyor,sevap olmuyor..
ihlas olmazsa,ameller yanıyor..
her daim ihlası muhafaza etmek lazımdır..
şimdi ben desem ki ya beni tanısınlar,risalei nuru iyi bildiğimi bilsinler,hep benden bahsetsinler,o zaman ihlas olmadığı için sevapda almıyorum.günaha giriyorum.
ihlas sahipleride her an tehlike ile karşı karşıya…
sırf kardeşimin bir şeyler öğrenmesi için yazarsam zarar olmuyor.imanını kuvvetlendirsin diye yazarsak zarar olmaz..
ama benden bahsetsin dedim mi Allah muhafaza…
biz bunları Allah için yazıyoruz..herhangi bir beklentimiz yoktur.
Adem yakup kardeşim;Sıraladığınız bu maddelerin şuurundayız elh..Allah razı olsun konunun daha iyi anlaşılmasına vesile oluyorsunuz Allah hizmetinizi makbul eylesin;
Lakin aynı yol üzereyiz..Bu iman hakikatlerini red etmek mümkünmüdür ?Asla;
Galiba biz derdimizi anlatamadık..Biz riyanın meşruu olduğunu savunmuyoruz..Elbetteki külli haramdır..Buna itikatımız tamdır elhamdulillah..;
Takdir buyurursunuz ki ahir zamanda yaşıyoruz..ve bu asırda islamı yaşamak kor ateşi elde tutmak gibidir hadisi şerifini çok net yaşamktayız zamane müslümanları olarak;
İslamı yaşamak ve islamı tebliğ etmek günden güne zorlaşıyorsa ;Şu hadisin gölgesine zaman zaman sığınıyoruz;”””Korkutmayınız ,ürkütmeyiniz sevdiriniz kolaylaştırınız .”””
Allahu teala kuluna hidayeti çeşitli vesilelerle gönderirir..Bu na akıl sır ermez bazen;
Küçük bir örnek anlatmak isterim;
Çalıştığım yerde bir meslektaşım islamdan epeyce uzak ve bi haber yaşamaktaydı;Gerek yaşantısıyla gerek fikirleriyle gerekse kılık kıyafetiyle oldukça marjinal bir yaşam tarzı;
Ve yakın bir arkadaşım (oda meslektaşımdır) bir gün bana dediki gel İslama davet edelim şunu dedi;Benim hiç ümidim yoktu ..valla beni aşar dedim..aslında bende cahilce davranmıştım..Hidayetin ne zaman nerde verileceği ayetini unutmuştum..Yada pasif davrandım..;Allah affetsin beni;
Neyse sordum o müslüman kardeşime ;işin zor nasıl yapacaksın bu işi dedim..Bekle ve gör dedi;
Ve o malum kişiye bir gün dediki ;gel sen namaza başla sana çok pahallı bir hediye alacam;(bende sessizce aralarındaki sohbeti dinliyorum..ve birden hediyeyi duyan o kişi kabul tamam..Ama ne istersem alacakmısın sözmü;ve sözler verildi karşılık lı;bir ay süre sonuda hediye alıncaktı;
Ben sonra o dindar kardeşime kızdım;ya sen ne yaptın o namaza senin ve hediyen için başlıyor..dikkat et kaş yapayım derken göz çıkarmayasın;
bekle ve gör dedi;
Şimdi burada hem şirk var hem riya var;Nasıl olacak bu iş ;
Sonra sözler tutuldu..hediyeler alındı..Açıkcası ben namazı bırakır dedim bir ay sonra;Fakat utanan ve mahcup olan biz olduk..Bırakmadı namazı..ve daha güzeli hayatı gidgide düzelmeye başladı elh;
bir kaç ay sonra bu kardeşimiz kendisine hediye alan kardeşimize getirip hediyesini iade etti..şaşırdık hepimiz;
Al bu hediyeni istemiyorum artık ..ben hediyelerin en güzelini aldım;
kimden diye sorduk;
ve bizi buz gibi eden cevabı verdi;
ALEMLERİN RABBİNDEN İMAN HEDİYESİ ALDIM DEDİ;
İşte buyrun efendim nerden nereye ..temelde bir iddia ve şirk yatan bu olay o kişiyi iman ehline taşıdı;
ben bu tarzda yaklaşmıştım olaya;
yoksa asla ve katta iman hakikatlerinin terki farz ve sünnetlerin fıkhı boyutunu tartışmıyorum..haddime de değildir estağfirullah…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.