• Bu konu 25 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
12 yazı görüntüleniyor - 16 ile 27 arası (toplam 27)
  • Yazar
    Yazılar
  • #787864
    Anonim

      DENİZLİ HAPİSHANESİ

      Tarih 1943’leri gösterdiğinde, Bediüzzaman’ı rejimleri için tehlikeli görenlerin emir ve tahrikleri ile Ramazan ayının başında evi basıldı, inceden inceye evin her yeri arandıktan sonra, bir mücrim gibi alınıp karakola götürüldü.

      Bir aya yakın karakolda tutulan Bediüzzaman, Kadir Gecesi’ne isabet eden 27 Eylül 1943 de, buradan alınıp, üç yüz kilometre mesafedeki Anakara’ya, oradan da Isparta’ya götürüldü. Burada da bir ay nezarette tutulduktan sonra Denizli’ye götürülerek, civar illerden tutuklanarak getirilen talebelerinin olduğu Denizli Hapsine kondu. Yetmiş yaşındaki bir insan için bu yolculuklar bile tek başına çileydi, azaptı.

      Bu yolculuklar sırasında siyasi tarihimize bir kara leke olarak geçecek acı bir hadise yaşanır. Ankara’ya getirilen Bediüzzaman’ı teamüllere aykırı olarak makamına getirten Vali Nevzat Tandoğan, başındaki sarığı zorla çıkartıp yerine, elindeki şapkayı koymak ister; ancak Bediüzzaman’ın sert direnişi ile karşılaşır.

      Bediüzzaman, on yedi yıllık Anakara Valisi Tandoğan’ın bu çirkin fiili müdahalesine karşılık, eliyle boynunu göstererek yüksek bir ses tonuyla:

      “Nevzaaaat, bu sarık ancak bu başla çıkar.” diyerek cevap verir ve odadan çıkar. Akşam üzeri istasyona götürülerek trenle Isparta’ya sevk edilir.[76]

      [NOT]Risale-i Nurlarla ilgili davaların Denizli’deki davayla birleştirilmesi kararının alınması üzerine Bediüzzaman ile birlikte Isparta, Kastamonu’daki Nur Talebeleri 25 Ekim 1943’te Denizli’ye sevk edildi. İşin aslı ise, mahkemenin Denizli’de olmasını, zamanın Adalet Bakanı istemişti.[/NOT]

      Denizli Hapishanesi’nin şartları Eskişehir Hapishanesi’ni aratmıştı. Bediüzzaman’ın talebelerine gönderdiği bir mektupta kullandığı şu cümle her şey anlatmaktadır:

      [BILGI]”Eskişehir’de bana bir ayda çektirdiklerini burada bir günde çektiriyorlar.”[77][/BILGI]

      Bediüzzaman, içine bir yatağın ancak sığabileceği kadar dar, rütûbetli, havasız ve ışıksız bir hücreye konmuştu. Talebeleri ise, idamlık mahkumlarla aynı koğuşa konarak onlar tarafından öldürülmeleri amaçlanmıştı.

      Ancak idamlıkların reisi olan Süleyman Hünkar başta olmak üzere, kısa sürede bütün mahpuslar birer birer ıslah olmuş ve adeta Nur talebelerine ve Bediüzzaman’a hizmetkar olmuşlardır. Hatta idam edilmek üzere sırası gelenler abdest alıp, iki rekat namaz kılarak sehpaya çıkmışlardır.

      Dört kişinin katili olan Mehmet ismindeki bir şahıs, kısa surede Kur’an’ı okumayı öğrendi, son yirmi iki sureyi ezberledi ve mahpuslara imamlık yapmaya başladı.[78]

      [DIKKAT]Hapishane bir ıslahhaneye dönmüştü. Bediüzzaman, mum ışığında eser telif etmeye devam ediyordu. Eline geçen kağıt parçalarına yazdıklarını kibrit kutularına koyuyor ve koridora atıyordu.

      Kibrit kutusunu alan mahpuslar, koşarak koğuştaki arkadaşlarına ulaştırıyor ve kısa sürede yazılarak çoğaltılıyordu.Yazılanlar, bir şekilde dışarıya ulaştırılıyor ve diğer şehirlerdeki Nur talebeleri de bunları alıp okuyor, çoğaltıyor ve dağıtıyorlardı.[/DIKKAT]

      On bir meseleden oluşan Meyve Risalesi’nin dokuz meselesi ile On İkinci ve On Üçüncü Şualar burada yazıldı.

      Bu arada Bediüzzaman ile birlikte şiddetli zehirlenen talebesi Hafız Ali hapishanede, diğer talebesi emekli Binbaşı Asım ise muhkeme esnasında hayatını kaybederek şehit olmuşlardır. Bediüzzaman ise bir kere daha ölümden dönmüştür.

      Said Nursi ve talebelerine isnat edilen suçlar Eskişehir Mahkemesi’nde yöneltilen suçlamaların aynısıydı.

      Tarikat kurmak, siyasi bir cemiyet oluşturmak, inkılaplara muhalefet etmek, dini duyguları istismar etmek iddiasında olan Denizli Cumhuriyet Savcısı, Risale-i Nurları tetkik etmesi ve mahkemeye bir rapor sunması için bilirkişi heyeti görevlendirdi.

      Savcının belirlediği iki lise öğretmeninden oluşan bu heyetin ilmi yeterliliği ve vukufiyeti ciddi olarak tartışılırken, birkaç gün içinde savcının istediği istikamette bir rapor hazırlayarak mahkemeye sundular ve dava ağır ceza mahkemesine intikal etti.

      Utanç verici ve kasıtlı yanlışlarla dolu olan heyetin raporunu delillerle çürüten Bediüzzaman, bu duruma şiddetle itiraz etti ve ehil olan alimlerden bir heyet tarafından incelenmesini istedi.

      Bediüzzaman’ın itirazını kabul eden mahkeme heyeti, davayı Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi ve Hakim Emin Büke’nin nezaretindeki üç âlimden oluşan bilirkişi heyeti bütün Risaleleri incelemeye başladı.

      Uzun süren bu inceleme neticesinde hazırlanan raporda; Risalelerin yüzde doksanının iman hakikatlerinin ilmi izahı olduğu, ne ilim yolundan ne de din esaslarından hiç ayrılmadığı, Bediüzzaman’ın siyasi bir faaliyeti ve hedefi olmadığı, eserlerinin bir Kur’an tefsiri olduğu ifade ediliyordu.

      Nihayetinde bu raporu da dikkate alan mahkeme heyeti, Bediüzzaman ve talebelerinin de müdafaalarını dinledikten sonra, 16 Haziran 1944’te oy birliği ile tüm mahkumların beraatına ve hemen salıverilmelerine hükmetti. Buna rağmen savcı, mahkumları beraat etmeyerek cezalandırılmaları için diretti ve davayı Ankara’daki temyiz mahkemesine gönderdi.

      Temyiz mahkemesi, 30 Aralık 1944’te bu başvuruyu reddederek Denizli Mahkemesi’nin beraat kararını onayladı.

      #787865
      Anonim

        EMİRDAĞ HAYATI

        Talebeleri ile birlikte tahliye edilen Nursi, Denizli halkının büyük ilgisi ile karşılaştılar. Şehir Palas oteline yerleşen Nursi, burada bir buçuk ay kaldıktan sonra Afyon ilinin Emirdağ ilçesine mecburi ikamet etmek üzere ayrıldı. Mahkemenin beraat kararı verdiği Nursi için bu kez hükümet devreye girip hükmünü bu şekilde veriyordu.

        Bediüzzaman’ın hayatı, mahkemenin hapis kararı ile hükümetin sürgün kararı arasında geçiyordu. 1925’ten, 1960 yılı vefat tarihine kadar hayatı hep böyle geçecekti.

        Emirdağ’a getirilen Bediüzzaman, polis karakolu ile hükümet binasının karşısında yer alan bir eve yerleştirildi. Camiye gitmesine izin verilmediği gibi, kimseyle görüşmemesi için de kapısında ve penceresinin önünde sürekli polis bekletiliyordu.

        Bediüzzaman, talebelerine gönderdiği mektuplarda kendisine yapılanların “Denizli hapsini arattığını” ifade ediyordu. Emirdağ’ın eşrafından olan Çalışkanlar ailesi Bediüzzaman�a sahip çıkmış ve kaldığı evin altındaki dükkandan bir delik açarak Bediüzzaman’ın ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmışlardır.

        Bediüzzaman’ı bir türlü mağlup edemeyen gizli şer odakları, onu Emirdağ’ında üç kez zehirleyerek ağır ıstıraplar çektirdiler. İnayeti ilahiye ile ölümden dönen Bediüzzaman, risalelerin telifine kaldığı yerden devam ediyordu.

        Bu sıralarda güzel gelişmeler de yaşandı. Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, 30 Aralık 1944 tarihinde verdiği kararla, savcı tarafından temyiz edilen Denizli Ağır Ceza Mahkemesi�nin beraat kararını onayladı.

        [BILGI]Bir diğer gelişme ise, Risalelerin artık teksir makinesi ile çoğaltılmasıydı.1946 yılında bir ithalatçı firma tarafından Türkiye’ye getirilen ilk teksir makinelerinden üç tanesini Nur talebeleri almış, Isparta ve İnebolu’da Risaleler teksir makinesi ile seri bir şekilde çoğaltılmaya başlanmıştı.[/BILGI]

        Bu arada, sınırlı da olsa hacca gitmeye müsaade edilmesi ve hacıların bazı risaleleri yanlarında hacca götürmeleri, bu eserlerin İslam dünyası ile buluşmasına; Hristiyan misyonerlere verilen Asayı Musa ve Gençlik Rehberi’nin de Amerika’ya götürülmesi ise bu eserlerin batı dünyası tarafından tanınmasına bir vesile olmuştu.

        #787866
        Anonim

          Allah ebeden razi olsun Üstadimiz bedİÜzzaman saİd nursİ hazretlerİnden ve dİĞer nur talebelerİnden…amİn İnŞaallahuteala…ecmaİn İnŞ…..selametle ve dua İle…

          #787867
          Anonim

            AFYON HAPİSHANESİ

            [DIKKAT]Risalelerin hızlı bir şekilde çoğaltılarak yayılması, gizli mihrakların tekrar harekete geçmesine, Bediüzzaman ve talebelerini tamamen ortadan kaldırmak adına bir çok komplolar hazırlandı ve sırası ile bunlar devreye sokuldu.
            [/DIKKAT]

            1948 yılına gelindiğinde, her zaman yaptıkları gibi devlet yetkililerini yalan yanlış bilgilerle tahrik edip, Bediüzzaman ve talebelerinin üzerine daha sert bir şekilde saldırtmaya başladılar.

            [BILGI]Önce zamanın cumhurbaşkanı Afyon’a gelip, incelemeler yaptı ve ardından Bediüzzaman’a dönük baskılar şiddetlenmeye başladı. Hemen ardından İçişleri Bakanı, Afyon Valisi ile Emniyet Müdürü’nü gece vakti Bediüzzaman’ın evini basmak için Emirdağ’ına gönderdi. Ancak savcı bu gece baskınını uygun görmediği için sabah vakti evinin kapısını kırarak içeri girdiler, ama Kur’an ve bazı Risalelerden başka bir şey bulamadılar.[79][/BILGI]

            Bu arada civar illerdeki bütün Nur talebelerinin evleri didik didik arandı ve bazıları göz altına alındı. Bir taraftan Vali ile Emniyet Müdürü sürekli Emirdağ�a gelip giderken, beş tane uçak da Emirdağ üzerinde uçuşlar yaparak, halka ve Nur talebelerine göz dağı veriyorlardı.

            [DIKKAT]Komplonun bir parçası olarak, üç tane sivil kıyafetli polis Emirdağ’ına gönderildi. Bunlardan Salih isimli polis, bir kağıdın üzerine; “Said Nursi, talebelerine bakkaldan içki aldırttı.” diye bir not yazdırdı ve oradaki bazı vatandaşlara imzalatmaya çalıştı. Fakat hiç kimse buna ihtimal vermediği için imzalatamadı.[80][/DIKKAT]

            Bu defa Bediüzzaman’ı karakola götürüp beş altı saat boyunca ayakta bekletmek sureti ile olur olmaz sorular sorarak, gidiş gelişlerde ise halkın önünde sarığını kafasından, çekiştirip çıkartmaya çalışarak tahrik etmek istediler.

            Bu komployu fark eden Bediüzzaman, inanılmaz bir sabır gösteriyor ve talebelerine de gönderdiği mektuplarda, oyuna gelmemeleri için uyarıyor ve şöyle diyordu:

            [NOT] “Bu milletin asayişine, hususan masum çocukların, biçarelerin, ihtiyarların, hastaların ve fakirlerin dünyevi istirahatlarına ve uhrevi saadetlerine binler hayatımı, haysiyet ve şerefimi feda etmeye hazırım.”[81][/NOT]

            Bu yıldırma ve tahrik etme çabaları bir bir boşa çıkıyordu. Ancak, komploların hiçbiri tutmayınca, yine hapis yolu görünmeye başladı. 23 Ocak 1948’de başta Bediüzzaman olmak üzere, civar illerde bulunan çok sayıda talebeleri ile birlikte tutuklanarak Afyon Cezaevine kondular.

            Böylece, daha önceki üç mahkemenin beraat kararları hiçe sayılarak, aynı iddialarla tekrar dava açılmış, Eskişehir ve Denizli hapishanelerinin şartlarını mumla aratacak Afyon Mahkemesi süreci başlamıştı.

            Bu kez, kesin sonuç alınmak üzere hiç olmazsa Bediüzzaman’ın işi bitirilmeliydi. Hapishanenin en üstü katındaki, yetmiş kişi kapasiteli ve çoğu kırık olan yirmi dört pencereli bir koğuşa Bediüzzaman tek başına kondu.

            [DIKKAT]Eksi yirmilere kadar düşen dondurucu kış soğuğunda, kendisine soba dahi verilmeyen yetmiş yaşının üzerindeki bu ihtiyar, açlıktan bitkin bir hale düşürülerek kendisine üç kez zehir verildi.[/DIKKAT]

            İşin en ilginç tarafı ise, hemen karşıdaki koğuşta hem sıcak su akıyor ve hem de dökme soba yanıyordu. Orada ise komünist ve idamlık mahpuslar vardı.

            Daha önceleri olduğu gibi, her seferinde Allah’ın inayeti ile ölümden geri dönen Bediüzzaman, bu tahammülsüz ıstıraplara, çilelere sabrediyor ve talebelerine de bir şekilde ulaştırdığı teselli mektupları ile onları da sabretmeye davet ediyordu.

            Kısa süre içinde Afyon Hapishanesi diğer hapishaneler gibi bir mektebe ve ıslahhaneye dönüşmüş ve Bediüzzaman da On Beşinci Şua olan El Hücettüzzehra risalesini telif etmeye başlamıştı.

            Nice azılı katiller ve nice ırz ve vatan düşmanları ıslah olmaya başlamış ve halim selim birer vatandaş haline gelmişlerdi. Tahliye süresi dolanlar, �Nur talebelerinin yanında huzurluyuz� diyerek çıkmak istemiyor ve gardiyanlar tarafından zorla çıkartılıyorlardı.

            Devam eden mahkeme, nihayet 6 Aralık 1948’de kararını verdi. Bediüzzaman’a yirmi ay, bir çok talebesine de altı ve on sekiz ay aralığında değişen hapis cezasına hükmetti. Karar hemen temyiz edildi ve Yargıtay altı ay sonra, 4 Haziran 1949 Afyon Mahkemesinin kararını bozdu.

            Bu karar üzerine Bediüzzaman ve talebelerinin derhal serbest bırakılması gerekirken, Afyon Mahkemesi ve özellikle gaddar savcısı, oyalama süreci başlatarak Bediüzzaman’ın yirmi ay hapiste kalması tamamlandıktan sonra serbest bırakıldı.

            Afyon Mahkemesi buna rağmen devam etti ve Risale-i Nur nüshalarının toplattırılması kararı aldı. Bu karar yine temyiz edildi ve temyiz mahkemesi yine kararı bozdu.

            Ama savcı inadından vazgeçmiyordu. Süreç devam etti ve nihayet Temyiz Mahkemesi, Diyanet İşler Başkanlığı’ndan, Risaleleri incelemek üzere bir heyet oluşturmasına karar verdi.

            Risaleleri inceleyen heyetin raporu üzerine Afyon Mahkemesi mecbur kalarak Risalelerin beraatına ve toplattırılan nüshaların da geri verilmesine karar verdi. İnatçı savcı nihayet mağlubiyeti kabul etmişti.[82]

            #787868
            Anonim

              İKİNCİ KEZ EMİRDAĞ’INDA

              Bediüzzaman serbest bırakıldı, ama sürecin nasıl işleyeceği belliydi.Yine Ankara’dan gelen emir üzerine Afyon’da polis gözetiminde mecburi ikamete tabi tutuldu. Yetmiş iki gün burada tutulan Bediüzzaman 2 Aralık 1949’da hapis öncesi ikamet ettiği Emirdağ’a geçti.

              Bu arada siyasi arenada da sıcak gelişmeler yaşanıyordu. Kurulduktan hemen sonra halkın büyük teveccühünü kazanan Demokrat Parti 1950’de halkın yüzde elliden fazla oyunu alarak iktidara geldi. Bediüzzaman Demokrat Parti’nin ilk üç senesinde Emirdağ’ında ikamet etmeye devam etti.

              Demokrat Parti’nin gelmesi ile kısmi bir rahatlama olmuştu. Ama kısa süre sonra, tekrar Cumhuriyet Halk Partisi’nin saldırıları, karalama kampanyaları, Demokrat Parti’yi Bediüzzaman ve talebelerinin üzerine tahrik etme gayretleri hep devam etti.

              #787869
              Anonim

                İSTANBUL MAHKEMESİ

                Bu arada mahkemeler açılmaya devam ediyordu. 1952’de İstanbul’da, Gençlik Rehberi adlı kitap hakkında bir dava açıldı ve Bediüzzaman İstanbul’a gelerek mahkemede hazır bulundu. Sirkeci’deki Akşehir Palas Oteli’ne yerleşen Bediüzzaman 22 Ocak 1952 tarihinde, bugün Büyük Postane olarak bilinen o zamanki mahkeme binasında duruşmaya katıldı.

                Seksen yaşına yaklaşmış bu zatın mahkemesi halkın büyük ilgisini kazanmış, gerek mahkeme binasının dışında ve gerekse duruşma salonu ile koridorlarda büyük izdiham olmuştu. Mahkeme çıkışı, izleyenlerin alkışları arasında ikindi namazını kılmak üzere Sultan Ahmed Camii’ne gitti.

                İki kez ertelenen mahkeme nihayet 5 Mart 1952’de yapılan son duruşmada, dava konusu kitabın 1943’teki Denizli Mahkemesi’nde beraat kararı aldığı ve bu kararın Yargıtayca onaylandığı dikkate alınarak “meni muhakeme kararı” verilip dava kapatıldı.[83]

                [BILGI]Mahkemenin bitmesi ile birlikte Emirdağ’ına dönen Bediüzzaman, 1953 ilk baharında tekrar İstanbul’a gitmek durumunda kaldı. Çünkü Samsun Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakkında açılan davaya bizzat katılması ısrarla istenmiş ve Bediüzzaman da ancak İstanbul’a kadar gelebilmişti. Burada, ne havada ne karada ve ne de denizde seyahat edemeyeceğine dair rapor aldığı için, müdafaasını İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptı.[/BILGI]

                İstanbul’a bu ikinci gelişinde, önce Beyazıt’taki Marmara Palas Oteli’nde bir süre kaldı. Ardından Fatih’te bir ahşap eve yerleşti. Mahkeme devam ederken, Bediüzzaman bir yandan Risalelerin neşri ile meşgul oluyor, diğer yandan da İstanbul’da bazı ziyaretlerde bulunuyordu.

                O yıl İstanbul’un fethinin 500. yıl dönümü idi. Bediüzzaman bu kapsamda düzenlenen törende hazır bulundu. Zamanında Bediüzzaman ila birlikte Yeşilay Cemiyeti�ni kuran Fahrettin Kerim Gökay İstanbul Valisi olarak törende bulunuyordu.

                Bediüzzaman’ın orada olduğunu duyunca, şeref türbininde hemen yanında ona yer verdi ve Bediüzzaman buradan kutlamaları izledi.[84] Bu arada Fener Rum Patrikhanesi’ni de ziyaret ederek Patrik Athenagoras ile görüştü.

                Fener Rum Patriği’ne, “Hazreti İsa’nın bozulmamış olan gerçek dinini kabul edip, Hazreti Muhammed (sas)’in peygamberliğini ve Kur’an’ın da Allah’ın kelamı olduğunu kabul etmeleri halinde kurtuluş ehli olacaklarını” söyledi.”[85]

                #787870
                Anonim

                  ISPARTA HAYATI

                  Üç ay kadar İstanbul’da kalan Bediüzzaman tekrar Emirdağ’ına geldi ise de 23 Ağustos 1953’te Isparta’ya yerleşmek üzere oradan da ayrıldı.

                  Gizli komitelerin tahrikleri devam ediyordu. Bediüzzaman ve Nur talebeleri üzerinden Demokrat Partiye yüklenen muhalefetin saldırılarına karşı, Adnan Menderes’e yazdığı mektuplarla onu uyarıyor ve bazı tavsiyelerde bulunan Bediüzzaman, talebelerinin de Demokrat Parti’ye yardımcı olmalarını istiyordu. Ehvenişer olarak gördüğü Demokrat Parti’nin varlığı Müslümanlar için bir fırsattı. Nitekim bu süreçte Risaleleri, bir derece serbest bir ortamda basılıp çoğaltılıyordu.

                  Böylece Bediüzzaman, kendisine yapılan bütün haksızlıklara rağmen, hukukî bir zeminde kalarak verdiği hukuk savaşından, kelimenin tam anlamıyla zaferle çıkmıştı.

                  [BILGI]Uzun süre devam eden ve sürekli kamuoyunun gündeminde yer alan Bediüzzaman’ın mahkemeleri, Risale-i Nur’un ilânı hükmüne geçmiş, Anadolu insanı aradığını nerede bulacağını bu sayede öğrenmişti.

                  Artık, gençlerin ve mekteplilerin iman hakikatlerinden hakkıyla istifade edebilmesi için yeni yazıyla (Latin harfleriyle) yazılan Risaleler matbaalarda sürekli basılıyor, yurdun her yanına dağıtılıyor ve her geçen gün imanını onunla kurtaranlara yenileri ekleniyordu.[/BILGI]

                  Bu arada “Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı” isimli otobiyografik çalışma, talebeleri tarafından kaleme alınmış ve bizzat kendisi tarafından kontrol edildikten sonra, gerekli düzeltmeler yapılarak Risale-i Nur Külliyatı’na dâhil edilmişti.

                  [NOT]Bediüzzaman, bundan sonraki hayatını daha önce sürgün ve mahpus olarak gittiği yerlerdeki dostlarını ziyaretle geçirecekti. Merkez Isparta olmak üzere, sık sık kısa seyahatlerle Afyon, Emirdağ, Eskişehir, Eğirdir ve Barla’ya gidiyordu. Eski mekânlarını ziyaret ediyor, dostlarıyla görüşüyor, talebelerine “dersler” yapıyordu.[/NOT]

                  2 Aralık 1959’da Ankara’ya yaptığı ziyaret, artık Bediüzzaman’ın veda seyahatlerinin başladığını gösteriyordu.

                  Ankara’da bir gece kalarak dost ve talebeleriyle görüştükten sonra, 3 Aralık 1959 günü Ankara’dan Emirdağ’a, oradan da Isparta’ya gitti. On beş gün sonra tekrar Emirdağ’a döndü. Konya’daki talebelerinin daveti üzerine 19 Aralık 1959’da Emirdağ’dan ayrılarak Konya’ya gitti.

                  Burada talebeleriyle görüştü ve Mevlâna’nın türbesini ziyaret etti. Aynı gün Isparta’ya gitmek üzere Konya’dan ayrıldı.

                  Ankara’daki talebeleri yine ısrarla kendisini davet etmekteydiler. Bu ısrarlar üzerine 31 Aralık 1959 günü Ankara’ya geldi. Ancak bu defaki gelişi, basında tartışmalara yol açtı. Demokrat Partili milletvekillerinin kendisini davet ettiği yönünde asılsız haberler yayınlandı. Said Nursî, bir gece Beyrut Palas Oteli’nde kaldı, ertesi gün İstanbul’a hareket etti. İstanbul’da Divan Yolundaki Piyer Loti Oteli’nde bir gece kalarak talebeleriyle görüşüp vedalaştı ve 3 Ocak 1960 gününün akşamında, Ankara’ya dönmek üzere İstanbul’dan ayrıldı.

                  Daha önceki Ankara seyahatlerinde olduğu gibi bu defa da Beyrut Palas Oteli’nde kaldı. Ertesi gün talebeleriyle görüştü. Ve son dersini yaptı. “Vasiyetnamem hükmündedir.” dediği son dersinde Bediüzzaman, kendi hayatından, sahabelerden ve Resulullah (a.s.m.)’ın hayatından örnekler vererek talebelerine istikametten ayrılmamalarını, müspet hareket etmelerini, iman hizmetine ihlâsla devam ederek asayişi muhafaza etmelerini öğütlüyordu.

                  6 Ocak 1960 günü saat 10:30 sularında Konya’ya gitmek üzere hareket etti. Konya’ya vardığında beklenmedik bir manzarayla karşılaştı. Konya’nın bütün giriş çıkışları tutulmuş, her yerde güvenlik tedbirleri alınmıştı. Bediüzzaman’ın arabasını gören polisler derhal etrafını kuşattılar ve takip etmeye başladılar. Kardeşi Abdülmecid’i ziyaret eden Bediüzzaman, Mevlâna’nın türbesini de ziyaret ederek Emirdağ’a gitmek üzere Konya’dan ayrıldı.

                  Emirdağ’da dört gün kaldıktan sonra 11 Ocak’ta tekrar Ankara’ya gitmek için yola çıktı. Ancak bu kez Said Nursî’nin şehir merkezine girişi polis tarafından engellendi. Yaklaşık otuz yıl boyunca sürgünler ve mahkemeler yoluyla baskı altında tutulan, her hareketi çok yakından izlenen, fakat mahkemelerin suçsuz bularak serbest bıraktığı Bediüzzaman’ın seyahatleri, bazı çevreleri evhamlandırıyordu.

                  Ankara’ya girmesi engellenen Said Nursî, Emirdağ’a geri döndü. Buradaki bir haftalık ikametinden sonra 20 Ocak günü Isparta’ya gitti ve burada bir buçuk ay kaldı.

                  #787872
                  Anonim

                    SON YOLCULUK URFA�YA

                    Ramazan ayı geldiğinde Bediüzzaman ağır hastaydı. Takvimler 19 Mart 1960 tarihini gösteriyordu. Said Nursî yanındaki talebelerine Urfa’ya gitmek istediğini söyledi. Arabası hazırlandı ve seksen iki yaşındaki Bediüzzaman, ağır hasta hâliyle arabanın arka koltuğunda yola çıktı. 20 Mart’ta yağmurlu bir havada yaşanan bu yolculuk, onun son yolculuğuydu.

                    [BILGI]21 Mart günü Urfa’ya ulaştığında talebeleri kendisine Halilürrahman Dergâhını göstermek istediler. Ama o yürüyemeyecek kadar rahatsızdı. Onu şehrin en iyi oteli olan İpek Palas Oteli’ne yerleştirdiler.

                    Bu arada otele gelen polisler, derhal Isparta’ya dönmesi emrini tebliğ ettiler. Bunu duyan halk otelin önüne toplandı. Polis ısrarla Bediüzzaman ve yanındaki talebelerinin Urfa’dan ayrılmasını istiyordu. Bu baskı sürerken Bediüzzaman 23 Mart 1960 günü 27 numaralı odada, sabaha karşı vefat etti.[/BILGI]

                    Hayatı boyunca dayanılması güç acılara ve baskılara maruz kalmasına rağmen, hayat tarzıyla bir destan yazan Bediüzzaman, arkasında miras olarak altı bin sayfalık Risale-i Nur Külliyatı ile milyonlarca Nur talebesini bırakmıştı.

                    Büyük bir cemaatle kılınan cenaze namazından sonra Bediüzzaman’ın naaşı Halilürrahman Dergâhı’nda kendisine ayrılan yere defnedildi.

                    Bediüzzaman’ın ahiret yolculuğunu duyan dostları ve talebeleri yurdun dört bir tarafından gelerek ziyaret ediyor, dualar ediyor, hatimler indiriyor, gıyabî cenaze namazı kılıyorlardı. Artık Urfa’da kalabalıklar hiç eksik olmuyordu.

                    Bediüzzaman’ın vefatından, yaklaşık iki ay sonra 27 Mayıs 1960’da bir askerî darbe oldu. Türkiye’de Demokrat Parti iktidarı boyunca yaşanan ekonomik ve dinî gelişmelerden rahatsız olan çevreler adına, askerler iktidara el koydu.

                    Cuntadan oluşan Millî Birlik Komitesi hükümeti, ilk iş olarak geniş çaplı tutuklamalar başlatarak Demokrat Parti’nin ileri gelenlerini Yassıada Hapishanesi’nde topladılar.

                    [DIKKAT]Millî Birlik Komitesi hükümeti Bediüzzaman’ın kabrinin nakledilmesine karar verdi. Kanunî prosedürü ihmal etmeyen ihtilâl komitesi, Bediüzzaman’ın Konya’da yaşayan kardeşi Abdülmecid Nursî’den tehdit ile bir nakil dilekçesi alarak, 12 Temmuz 1960 gecesi Urfa’daki mezarını kırdırarak açtırdı.
                    [/DIKKAT]
                    Bediüzzaman’ın naaşını, askerî bir uçağa koyarak Afyon askerî havaalanına indirtti. Kara yolu ile yapılan uzun bir yolculuktan sonra, yerini Abdülmecid Nursî’nin de bilmediği bir mezara defnettirdi. Hayatta iken onun varlığını istemeyenler, vefatından sonra da onu rahat bırakmamışlardı.


                    [1] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s.959

                    [2] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s 28

                    [3] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s.41

                    [4] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s.46

                    [5] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s.1088

                    [6] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s.47

                    [7] Ramazan Balcı, Yeni Tarihçe-i Hayat, s. 75

                    [8] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s.49

                    [9] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s.67

                    [10] Bediüzzaman, Mektubat, Söz Basım, s.518

                    [11] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, 69

                    [12] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s.59

                    [13] Abdülmecit, Hatıra defteri, 4, Badıllı, Nursinin içinde, 1: 171.

                    [14] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s.60

                    [15] a.g.e., s.70

                    [16] Yeni Tarihçe-i Hayat, Ramazan Balcı, s. 91

                    [17] Eşref Edip, �İslam Düşmanlarının Tertiplerini Ortaya Çıkarmak Vazifemizdir,� Yeni istiklal Gazetesi, No: 241, 23 Mart 1966

                    [18] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 73

                    [19] Nursi, İlk Dönem Eserleri, Divanı Harbi Örfi, Söz Basım, s.339

                    [20] a.g.e., s. 388

                    [21] a.g.e., s. 392

                    [22] a.g.e., s. 392

                    [23] a.g.e., s. 390

                    [24] Tanin Gazetesi, sayı 261, 24 Mayıs 1909

                    [25] Mufassal Tarihçe-i Hayat, Abdülkadir Badıllı, c.I, s. 324

                    [26] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 103

                    [27] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 129

                    [28] Yeni Tarihçe-i Hayat, Ramazan Balcı, s. 118

                    [29] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 138

                    [30] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 135

                    [31] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 146

                    [32] Rahmi Erdem, Davam, 193

                    [33] Kutay, Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslüman�ı, s. 116

                    [34] İttihad İlmi Araştırma Heyeti, Cemal Kutay�ın Bediüzzaman Hakkındaki Asılsı iddiaları.

                    [35] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 142

                    [36] Nursi, Şualar, s. 464

                    [37] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi,s. 151

                    [38] Tanin Gazetesi, 25 Temmuz 1918

                    [39] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 177

                    [40] Yeni Tarihçe-i Hayat, Ramazan Balcı, s. 137

                    [41] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 151

                    [42] Yeni Tarihçe-i Hayat, Ramazan Balcı, s. 142

                    [43] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 177

                    [44] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 154

                    [45] Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla, 229-231

                    [46] Tunaya, Türkiyede Siyasal Partiler, 2: 386

                    [47] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi,s. 189

                    [48] a.g.e., s. 198

                    [49] M. Latif Salihoğlu, Kürt-Teali iftirasına ilmî bir cevap (makale)

                    [50] Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla, s. 233 ve 234

                    [51] Nursi, Emirdağ Lahikası, s. 188

                    [52] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 187

                    [53] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 175

                    [54] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 220

                    [55] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 176

                    [56] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 181

                    [57] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 225

                    [58] Nursi, Lemalar, s. 292

                    [59] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 187

                    [60] a.g.e., s. 275

                    [61] a.g.e., s. 463

                    [62] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 226

                    [63] Şahiner, Son Şahitler, Abdullah Ekinci maddesi, c.1, s.110

                    [64] Badıllı, Nursi, 1: 660; Selahaddin Çelebinin Biyografik notlarından iktibas

                    [65] Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla, s. 275-276

                    [66] Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla, s. 278-279

                    [67] Badıllı, Nursi, 1: 660

                    [68] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 240

                    [69] Nursi, Lem�alar, s. 91

                    [70] Şahiner, Aydınlar Konuşuyor, Mustafa Sungur, s. 395

                    [71] Şahiner, Son Şahitler, Ahmet Gümüş Maddesi, 4: 158

                    [72] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 271

                    [73] Şahiner, Son Şahitler, Mehmet Gülırmak maddesi, c.II, s.20

                    [74] Emin Çayırlı(Çaycı Emin) maddesi, Şahiner, Son Şahitler, 2:95-102

                    [75] Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 237

                    [76] Nursi, Emirdağ Lahikası II, s. 381

                    [77] Nursi, Şualar, s. 410

                    [78] Şahiner, Son Şahitler, Süleyman Hünkar maddesi, c.II, s.268-273

                    [79] Nursi, Emirdağ Lahikası-I, Söz Basım s. 53-54

                    [80] Nursi, Emirdağ Lahikası-I, Söz Basım s. 204

                    [81] a.g.e., Söz Basım s. 54

                    [82] Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, Entelektüel Biyografisi, s. 372-374

                    [83] Tarihçe-i Hayat, Söz Basım, s. 806-808

                    [84] Şahiner, Son Şahitler, Muhsin Alev ve Mehmet Fırıncı maddeleri, c.4, s.330 ve 360-361

                    [85] Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, s. 255

                    #787854
                    Anonim

                      Haİn zindik ecnebİ adamlarin yapmadiĞi zulÜm kalmamiŞ.Allah bunun hesabını soracak. İnŞ.amİn ecmaİn İnŞ…

                      #787859
                      Anonim

                        Sayin bedİr ashabi kardeŞ paylaŞtiĞiniz İÇİn allah sİzdende razi olsun İnŞ…selametle ve dua İle….

                        #787876
                        Anonim

                          Valla ben olsam bana o kadar İŞkence yapsalardi hemen kendİmİ ÖldÜrÜrdÜm adam gİbİ kafama sikardim sİlahi…sabir acidir ama meyvesİ tatlidir..sabrin sonu selamettİr….sabreden dervİŞ muradina ermİŞ….ya sabur ….ya sabir….la havle vela kuvvete İllabİllahİl alİyÜl azİm..hasbÜnallahİ venİamel vekİl…sadakte…eŞhedÜ enla İlahe İllallah ve eŞhedÜ enne muhammeden abdÜhÜ ve resulÜhÜ..laİlahe İllallah muhammedÜn resulullahİ sallallahu aleyhİ ve sellem…allahÜmme sallİ ala seyyİdİne muhammedİm ve ala alİhİ seyyİdİna muhammedİn tibbÜl gulubu ve devaİha ve afİyetİl ebdanİ ve Şİfaİha ve nurİl ebsarİ ve zİyaİha ve ala alİhİ ve sahbİhİ ve sellİm….amİn ecmaİn İnŞaallahu teala…….

                          #787888
                          Anonim

                            @harp 242571 wrote:

                            Sayin bedİr ashabi kardeŞ paylaŞtiĞiniz İÇİn allah sİzdende razi olsun İnŞ…selametle ve dua İle….

                            Sizden de Rahman Razı Olsun İnşaAllah…

                          12 yazı görüntüleniyor - 16 ile 27 arası (toplam 27)
                          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.