• Bu konu 9 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665508
    Anonim

      Bediüzzaman Eskişehir’de

      bd.jpg
      Bundan yetmiş beş yıl önce askerî bir kamyonla Eskişehir’e maznun ve mağdur olarak gelen Bediüzzaman, bugün devasa bir TIR’la, muzaffer olmuş büyük bir kumandan haşmetiyle geliyor.
      Bediüzzaman Hazretlerinin tasarrufunun bugün de devam ettiğini bilen kadirşinas Eskişehir halkı, Üstadlarını hoşâmedi ile karşılıyor ve bağrına basıyor.

      Eskişehir’e ilk gelişi, bundan yetmiş beş yıl önce olmuştu. Yıl 1935, aylardan Nisan. Elleri kelepçelenmiş, askerî kamyonlara doldurulmuş, yüz yirmi insan. Başlarında Bediüzzaman. Hepsi masum, hepsi mazlûmdu ama, Eskişehir’e maznun olarak sevk ediliyorlardı. Yani zanlı, yani sanık.. “Gizli cemiyet kurmak, vatana ihanet, devletin temel nizamlarını yıkmaya teşebbüs” gibi suçlarla ve kesin idam talebi ile mahkemeye verilmişlerdi. Hapishanede Bediüzzaman ve talebelerinden “idamlıklar” diye bahsediliyordu.
      Aslında haklarındaki ceza çoktan kesilmiş, yargılanmadan hüküm verilmişti. İnfazları da yolda gelirken Müfreze komutanı Ruhi Bey tarafından yapılacaktı. Ama zalimlerin verdiği hüküm, Âdil-i Mutlak olan Cenâb-ı Hak tarafından temyiz edilmiş, Müfreze komutanının kalbine de bu hükmün hükümsüz olduğu ilham edilmişti. Ruhi Bey, Bediüzzaman ve talebelerinin maznun değil, mazlûm olduklarını biliyordu. Onları kanlı bir infaz ile imha etmek, yapılacak en büyük vahşet, işlenecek en dehşetli bir cinayet olacaktı. Onun için kendisine verilen kanunsuz emri değil, vicdanının sesini dinledi. Bediüzzaman ve talebelerinin kelepçelerini çözdürdü, yolda abdest alıp namaz kılmalarını sağladı.
      Bediüzzaman ve talebelerinin Eskişehir yolunda imha edilmesi için Ruhi Bey’e verdikleri emrin yerine getirilmediğini görenler, onları hapishanede yok etmek için dehşetli planlar hazırladılar. İnsanların değil, şeytanların bile aklına gelmeyecek zulüm ve işkencelere başvurdular. Günlerce aç ve susuz bıraktılar. Gece gündüz karanlık koğuşlarda tutarak, zamanlarını şaşırtmak, böylece namaz kılmalarına engel olmak istediler. Tuvalet ihtiyaçlarına bile izin vermediler. Zalimlerin kalbi, Eskişehir hapishanesinin zindanlarından daha kara, taşlaşmış vicdanları koğuşların taş duvarlarından daha katıydı.
      Ama Bediüzzaman’da kâinata meydan okuyacak bir iman, çelikten sağlam bir irade, talebelerinde ise, sarsılmaz bir sebat ve sadakat vardı. Hiçbir zulüm onların dünyasını karartamıyor, hiçbir işkence kendilerine tesir etmiyordu. Onlar yine namazlarını kılıyorlar, yüksek sesle Kur’ân okuyor, zikir ve tesbihatlarını yapıyorlardı. Maneviyatlarının ne kadar yüksek olduğunu göstermek için zaman zaman ilâhiler okuyor, marşlar söylüyorlardı.
      Işığın olduğu yerde karanlığın hükmü yoktu. Bir damlacık nur, bir batman zulümata galip geliyordu. İşkenceyle, istibdatla, insandaki idrak ve iradeyi ortadan kaldırmak mümkün olmuyordu. İmanlarının verdiği metanetle zulme boyun eğmeyenler, zindanda bile kendilerini hür hissediyorlardı. Namık Kemal’in “Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet. / Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten” diye zulme meydan okuması, Eskişehir Hapishanesinde, Bediüzzaman ve talebelerinin şahsında bir kere daha tezahür ediyordu.
      Bediüzzaman Hazretleri, bu sıkıntılı durumda da telif, vazifesine ara vermeden devam etti. Birinci Şuâ, İkinci Şuâ ve Otuzuncu Lem’a, Eskişehir
      Hapishanesinin meyvesi olarak ortaya çıktı.
      BİR Cuma günü, hapishane müdürü ile kâtip otururlarken, bir ses duyarlar:
      -Müdür Bey, Müdür Bey, benim bugün mutlaka Ak Cami’de olmam lâzım.
      Hapishane müdürü dönüp bakar, kendisine yüksek sesle ve âmirane hitap eden kişi Bediüzzaman’dır. Bu talebi ciddiye almaz ve geçiştirmeye çalışır.
      -Peki Efendi Hazretleri.
      Müdür sonra da kendi kendine söylenir: “Her halde Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilmiyor” diye söylenir ve odasına çekilir.
      Öğle vakti, Bediüzzaman’ın gönlünü alayım, Ak Cami’ye gidemeyeceğini izah edeyim düşüncesiyle Üstadın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar.
      -Hoca Efendi nerede?
      -İçerideydi Efendim, üzeri de kilitli.
      Derhal camiye koşar. Bediüzzaman’ın ileride, birinci safta, mihrabın sağ tarafında namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzaman’ı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner; Hazret-i Üstadın “Allahü Ekber” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür. (Bu hadíseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmıştır.) Ama böyle kerâmetler de karanlık düşünceli kafaları aydınlatmaya, taşlaşmış yürekleri yumuşatmaya yetmez. Ebu Cehillere gösterilen yüzlerce mu’cize onların kalplerinin mührünü açmadığı gibi, Üstad Hazretlerinin bu kerâmeti de o günkü zulüm âbidelerinde bir tesir bırakmamıştır.

      14.10.2010

      Yeni Asya Gazetesi

      #779662
      Anonim

        Bedüzzaman Tırı dün Eskişehirde idi. Sabah çok erken saatlerde Eskişehir’e girişte konvoylar karşılamış. O kadar güzel bi atmosferdi ki hissiyatımı paylaşmak istedim. Yeni Asya Grubundan ağabeylerimiz ablalarımız ev sahipliği yaptılar. Herkes sanki Üstadımız gelmişcesine oraya koşmuş.Tanıtım broşürleri dağıtıldı.Kitaplar sergilendi.Sohbetler yapıldı. Üstadın Vecizeleri Odunpazarı Meydanını çınlattı. O müthiş sözlerden etkilenen herkes tırın etrafındaydı. Üstadımızdan Nurlardan habersiz bir çok kişiye sabırla anlatıldı,ikametlerine yakın ders ortamlarına yönlendirildiler.Bence bu tır amacına layıkıyla ulaştı.Öylesine bayram yeri gibi coşkulu,güleryüzlü bi atmosferdi ki orada bulunabildiğim için Rabbime binlerce şükürler ediyorum.

        Bu tür organizasyonlar desteklenmeli her yıl düzenli tekrar edilmeli.Emeği geçen herkesten Allah ebeden Razı olsun inşallah…


        #779655
        Anonim

          maşallah kardeşim gıbta ettim sana bursaya kadar geldide gidemedim kendime kızıyorum

          #779664
          Anonim

            Neden antalyaya gelmediki :039: 🙁

            #779666
            Anonim

              71957_1492954556295_1006977875_31110847_4730150_n.jpg

              72484_1492955356315_1006977875_31110848_2432690_n.jpg

              64985_1492956836352_1006977875_31110849_5753599_n.jpg

              66321_1492959516419_1006977875_31110851_6466091_n.jpg

              44944_1492960396441_1006977875_31110852_6226105_n.jpg

              Bunlarda benim çektiğim resimler…

              #779667
              Anonim

                çok güzel bende yaşamak isterdim 🙂

                #779674
                Anonim

                  karikatur.jpg

                  #779675
                  Anonim

                    58342_145603622147676_141245359250169_208853_719338_n.jpg

                    60195_158899097469622_100000485996544_476662_4322804_n.jpg

                    33894_147070502000988_141245359250169_215580_4283721_n.jpg

                    bediuzzaman_tirina_saldiri_karikaturu.jpg

                    #779702
                    Anonim
                      Eskişehir’de sevinç gözyaşları aktı

                      b.jpg
                      TAM 75 yıl önceydi Üstad Bediüzzaman Eskişehir’e geldiğinde, yahut zorla getirildiğinde… Eskişehir Bediüzzaman’a kavuştu O zaman elleri kelepçeliydi.. Kendisiyle beraber yüz yirmi talebesi de tevkif edilerek askerî bir kamyonla Eskişehir Hapishanesi’ne konulmak üzere getiriliyordu… 2010 yılında, bu olaydan 75 yıl sonra ise, Bediüzzaman’ın şahs-ı manevîsini temsilen Bediüzzaman Tanıtım ve Hizmet TIR’ı Eskişehir’e yine geliyordu. Yine kafilenin başında Bediüzzaman vardı… Askerî bir kamyonla değil, Hizmet TIR’ıyla geliyordu… Beraberinde talebeleri vardı yine. Eskişehir girişinde etrafını sarmışlar, onlarca araçlık bir konvoyla Eskişehir Hapishanesi’nin hemen yanında bulunan alana getiriyorlardı. Çok farklıydı bu gelişi Bediüzzaman’ın… Onu karşılayanlar gözyaşlarına hakim olamıyordu. Hem şehir içinde klaksonlarını çalıyorlar, hem de gözyaşı döküyorlardı… Nihayet Eskişehir’in Odunpazarı mevkiindeki tarihî konakların olduğu caddeye gelindiğinde, çoğunluğu hanımlardan oluşan onlarca Nur Talebesi karşıladı Bediüzzaman’ı… Bu cadde aynı zamanda Bediüzzaman’ın kaldığı eve çıkan caddeydi.. Her köşe başı Bediüzzaman’ın hatıralarıyla doluydu belki.. Belki insanları gözyaşlarına sevk eden de biraz buydu… Eskişehir Hapishanesi ve karşısındaki lise.. Şu anda hapishanenin yerinde yeller esiyor… Hemen karşısındaki lise ise ayakta… Bediüzzaman’ın bir Cumhuriyet Bayramı’nda bahçesinde oynarken müşahade ettiği çocukların bir çoğu da bu dünyadan göçüp gitmiştir muhtemelen… O zaman lisenin bahçesinde oynayan çocukların 50 sene sonraki mahzun hallerini manevî bir sinema perdesiyle gören Bediüzzaman, onların bu hallerine şefkat ve merhameti dayanamamış ve gözyaşları dökmüştü… Onlar Bediüzzaman’ı ağlatan çocuklardı.. Şimdi ise onu gözyaşlarıyla karşılayan çocuklar, büyükler, hanımlar ve erkekler var… Eğer o lisedekiler Bediüzzaman’ı ağlatan çocuklar idiyse, bunlar da muhtemelen onu tebessüm ettirenlerdir… Zira her biri ona talebe olmak iştiyakiyle ve hem dünyalarını, hem ahiretlerini kurtarmak maksadıyla etrafında toplanmış insanlardı… Eskişehirli Nur Talebeleriydi..

                      16.10.2010

                      Yeni Asya Gazetesi
                      #779703
                      Anonim

                        Gerçekten çok güzel bende yaşamak isterdim o heyecanı

                        #779712
                        Anonim
                          hubbuuhra;217929 wrote:
                          gerçekten çok güzel bende yaşamak isterdim o heyecanı

                          :029::029::029: Ağlayalım hubbuuhra kardeş bizim nasibimize bu düştü:029:

                        11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
                        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.