- Bu konu 9 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
15 Ekim 2010: 10:14 #665508
Anonim
Bediüzzaman Eskişehir’de

Bundan yetmiş beş yıl önce askerî bir kamyonla Eskişehir’e maznun ve mağdur olarak gelen Bediüzzaman, bugün devasa bir TIR’la, muzaffer olmuş büyük bir kumandan haşmetiyle geliyor.
Bediüzzaman Hazretlerinin tasarrufunun bugün de devam ettiğini bilen kadirşinas Eskişehir halkı, Üstadlarını hoşâmedi ile karşılıyor ve bağrına basıyor.Eskişehir’e ilk gelişi, bundan yetmiş beş yıl önce olmuştu. Yıl 1935, aylardan Nisan. Elleri kelepçelenmiş, askerî kamyonlara doldurulmuş, yüz yirmi insan. Başlarında Bediüzzaman. Hepsi masum, hepsi mazlûmdu ama, Eskişehir’e maznun olarak sevk ediliyorlardı. Yani zanlı, yani sanık.. “Gizli cemiyet kurmak, vatana ihanet, devletin temel nizamlarını yıkmaya teşebbüs” gibi suçlarla ve kesin idam talebi ile mahkemeye verilmişlerdi. Hapishanede Bediüzzaman ve talebelerinden “idamlıklar” diye bahsediliyordu.
Aslında haklarındaki ceza çoktan kesilmiş, yargılanmadan hüküm verilmişti. İnfazları da yolda gelirken Müfreze komutanı Ruhi Bey tarafından yapılacaktı. Ama zalimlerin verdiği hüküm, Âdil-i Mutlak olan Cenâb-ı Hak tarafından temyiz edilmiş, Müfreze komutanının kalbine de bu hükmün hükümsüz olduğu ilham edilmişti. Ruhi Bey, Bediüzzaman ve talebelerinin maznun değil, mazlûm olduklarını biliyordu. Onları kanlı bir infaz ile imha etmek, yapılacak en büyük vahşet, işlenecek en dehşetli bir cinayet olacaktı. Onun için kendisine verilen kanunsuz emri değil, vicdanının sesini dinledi. Bediüzzaman ve talebelerinin kelepçelerini çözdürdü, yolda abdest alıp namaz kılmalarını sağladı.
Bediüzzaman ve talebelerinin Eskişehir yolunda imha edilmesi için Ruhi Bey’e verdikleri emrin yerine getirilmediğini görenler, onları hapishanede yok etmek için dehşetli planlar hazırladılar. İnsanların değil, şeytanların bile aklına gelmeyecek zulüm ve işkencelere başvurdular. Günlerce aç ve susuz bıraktılar. Gece gündüz karanlık koğuşlarda tutarak, zamanlarını şaşırtmak, böylece namaz kılmalarına engel olmak istediler. Tuvalet ihtiyaçlarına bile izin vermediler. Zalimlerin kalbi, Eskişehir hapishanesinin zindanlarından daha kara, taşlaşmış vicdanları koğuşların taş duvarlarından daha katıydı.
Ama Bediüzzaman’da kâinata meydan okuyacak bir iman, çelikten sağlam bir irade, talebelerinde ise, sarsılmaz bir sebat ve sadakat vardı. Hiçbir zulüm onların dünyasını karartamıyor, hiçbir işkence kendilerine tesir etmiyordu. Onlar yine namazlarını kılıyorlar, yüksek sesle Kur’ân okuyor, zikir ve tesbihatlarını yapıyorlardı. Maneviyatlarının ne kadar yüksek olduğunu göstermek için zaman zaman ilâhiler okuyor, marşlar söylüyorlardı.
Işığın olduğu yerde karanlığın hükmü yoktu. Bir damlacık nur, bir batman zulümata galip geliyordu. İşkenceyle, istibdatla, insandaki idrak ve iradeyi ortadan kaldırmak mümkün olmuyordu. İmanlarının verdiği metanetle zulme boyun eğmeyenler, zindanda bile kendilerini hür hissediyorlardı. Namık Kemal’in “Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet. / Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten” diye zulme meydan okuması, Eskişehir Hapishanesinde, Bediüzzaman ve talebelerinin şahsında bir kere daha tezahür ediyordu.
Bediüzzaman Hazretleri, bu sıkıntılı durumda da telif, vazifesine ara vermeden devam etti. Birinci Şuâ, İkinci Şuâ ve Otuzuncu Lem’a, Eskişehir
Hapishanesinin meyvesi olarak ortaya çıktı.
BİR Cuma günü, hapishane müdürü ile kâtip otururlarken, bir ses duyarlar:
-Müdür Bey, Müdür Bey, benim bugün mutlaka Ak Cami’de olmam lâzım.
Hapishane müdürü dönüp bakar, kendisine yüksek sesle ve âmirane hitap eden kişi Bediüzzaman’dır. Bu talebi ciddiye almaz ve geçiştirmeye çalışır.
-Peki Efendi Hazretleri.
Müdür sonra da kendi kendine söylenir: “Her halde Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilmiyor” diye söylenir ve odasına çekilir.
Öğle vakti, Bediüzzaman’ın gönlünü alayım, Ak Cami’ye gidemeyeceğini izah edeyim düşüncesiyle Üstadın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar.
-Hoca Efendi nerede?
-İçerideydi Efendim, üzeri de kilitli.
Derhal camiye koşar. Bediüzzaman’ın ileride, birinci safta, mihrabın sağ tarafında namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzaman’ı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner; Hazret-i Üstadın “Allahü Ekber” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür. (Bu hadíseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmıştır.) Ama böyle kerâmetler de karanlık düşünceli kafaları aydınlatmaya, taşlaşmış yürekleri yumuşatmaya yetmez. Ebu Cehillere gösterilen yüzlerce mu’cize onların kalplerinin mührünü açmadığı gibi, Üstad Hazretlerinin bu kerâmeti de o günkü zulüm âbidelerinde bir tesir bırakmamıştır.
14.10.2010Yeni Asya Gazetesi
15 Ekim 2010: 10:23 #779662Anonim
Bedüzzaman Tırı dün Eskişehirde idi. Sabah çok erken saatlerde Eskişehir’e girişte konvoylar karşılamış. O kadar güzel bi atmosferdi ki hissiyatımı paylaşmak istedim. Yeni Asya Grubundan ağabeylerimiz ablalarımız ev sahipliği yaptılar. Herkes sanki Üstadımız gelmişcesine oraya koşmuş.Tanıtım broşürleri dağıtıldı.Kitaplar sergilendi.Sohbetler yapıldı. Üstadın Vecizeleri Odunpazarı Meydanını çınlattı. O müthiş sözlerden etkilenen herkes tırın etrafındaydı. Üstadımızdan Nurlardan habersiz bir çok kişiye sabırla anlatıldı,ikametlerine yakın ders ortamlarına yönlendirildiler.Bence bu tır amacına layıkıyla ulaştı.Öylesine bayram yeri gibi coşkulu,güleryüzlü bi atmosferdi ki orada bulunabildiğim için Rabbime binlerce şükürler ediyorum.
Bu tür organizasyonlar desteklenmeli her yıl düzenli tekrar edilmeli.Emeği geçen herkesten Allah ebeden Razı olsun inşallah…
15 Ekim 2010: 10:27 #779655Anonim
maşallah kardeşim gıbta ettim sana bursaya kadar geldide gidemedim kendime kızıyorum
15 Ekim 2010: 10:43 #779664Anonim
Neden antalyaya gelmediki :039: 🙁
15 Ekim 2010: 11:18 #77966615 Ekim 2010: 11:24 #779667Anonim
çok güzel bende yaşamak isterdim 🙂
15 Ekim 2010: 13:11 #779674Anonim
15 Ekim 2010: 13:13 #779675Anonim



16 Ekim 2010: 07:01 #779702Anonim
Eskişehir’de sevinç gözyaşları aktı
TAM 75 yıl önceydi Üstad Bediüzzaman Eskişehir’e geldiğinde, yahut zorla getirildiğinde… Eskişehir Bediüzzaman’a kavuştu O zaman elleri kelepçeliydi.. Kendisiyle beraber yüz yirmi talebesi de tevkif edilerek askerî bir kamyonla Eskişehir Hapishanesi’ne konulmak üzere getiriliyordu… 2010 yılında, bu olaydan 75 yıl sonra ise, Bediüzzaman’ın şahs-ı manevîsini temsilen Bediüzzaman Tanıtım ve Hizmet TIR’ı Eskişehir’e yine geliyordu. Yine kafilenin başında Bediüzzaman vardı… Askerî bir kamyonla değil, Hizmet TIR’ıyla geliyordu… Beraberinde talebeleri vardı yine. Eskişehir girişinde etrafını sarmışlar, onlarca araçlık bir konvoyla Eskişehir Hapishanesi’nin hemen yanında bulunan alana getiriyorlardı. Çok farklıydı bu gelişi Bediüzzaman’ın… Onu karşılayanlar gözyaşlarına hakim olamıyordu. Hem şehir içinde klaksonlarını çalıyorlar, hem de gözyaşı döküyorlardı… Nihayet Eskişehir’in Odunpazarı mevkiindeki tarihî konakların olduğu caddeye gelindiğinde, çoğunluğu hanımlardan oluşan onlarca Nur Talebesi karşıladı Bediüzzaman’ı… Bu cadde aynı zamanda Bediüzzaman’ın kaldığı eve çıkan caddeydi.. Her köşe başı Bediüzzaman’ın hatıralarıyla doluydu belki.. Belki insanları gözyaşlarına sevk eden de biraz buydu… Eskişehir Hapishanesi ve karşısındaki lise.. Şu anda hapishanenin yerinde yeller esiyor… Hemen karşısındaki lise ise ayakta… Bediüzzaman’ın bir Cumhuriyet Bayramı’nda bahçesinde oynarken müşahade ettiği çocukların bir çoğu da bu dünyadan göçüp gitmiştir muhtemelen… O zaman lisenin bahçesinde oynayan çocukların 50 sene sonraki mahzun hallerini manevî bir sinema perdesiyle gören Bediüzzaman, onların bu hallerine şefkat ve merhameti dayanamamış ve gözyaşları dökmüştü… Onlar Bediüzzaman’ı ağlatan çocuklardı.. Şimdi ise onu gözyaşlarıyla karşılayan çocuklar, büyükler, hanımlar ve erkekler var… Eğer o lisedekiler Bediüzzaman’ı ağlatan çocuklar idiyse, bunlar da muhtemelen onu tebessüm ettirenlerdir… Zira her biri ona talebe olmak iştiyakiyle ve hem dünyalarını, hem ahiretlerini kurtarmak maksadıyla etrafında toplanmış insanlardı… Eskişehirli Nur Talebeleriydi..16.10.2010Yeni Asya Gazetesi16 Ekim 2010: 07:17 #779703Anonim
Gerçekten çok güzel bende yaşamak isterdim o heyecanı
16 Ekim 2010: 09:52 #779712Anonim
hubbuuhra;217929 wrote:gerçekten çok güzel bende yaşamak isterdim o heyecanı:029::029::029: Ağlayalım hubbuuhra kardeş bizim nasibimize bu düştü:029:
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.




