• Bu konu 6 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Yazar
    Yazılar
  • #643883
    Anonim

      ZAMANIN MÜSTESNASIBEDİ’ÜZZAMAN

      Herkesin olduğu gibi hasseten aydınlarımızın veya aydın geçinenlerimizin en fazla istifade etmesi gereken bir şahsiyettir,Bediüzzaman.

      Zira elindeki aydınlatıcı esaslar ve şifa verici reçeteleri sunmuş olması,karanlıkta bulunan asrımızın insanına,hasta asra lüzumu bilinmesi ve uygulanması gereken kaynaklık rolünü oynamaktadır.

      Yine her kesimden,hangi meslek erbabı olursa olsun şu bir gerçektir ki;Bediüzzaman hazretlerinin şemsiyesi altına girip de,tesirini görmeyen,maddi veya manevi yönden istifade etmemiş bir kişi gösterilemez.

      Zira o;talebesini inişe değil,çıkışa sevk etmektedir. Yücelerde bulunan ve gezen o zat,mensublarını da yücelerde gezdirir,elinden tutarak,bırakmaksızın,ihmal edip unutmaksızın. Elli sene sonra bile olsa… Yeter ki,o kabiliyet,meyil ve kapasite ile beraber samimiyet olsun…

      Gezib gittiği yerlere gitmiş bir kimse olarak şunu gördüm ki;hep yüksekleri tercih etmiş. Mesela;İsparta,Burdur,Van gibi beldelerde,oraların en yüksek olan dağının da,en yüksek yerine çıkmış.

      Aşağıda bulunan aşağıları daha net görmüş ve onun ızdırabıyla bir asır yanmıştır. Sırf bu insanlar yanmasın diye… Yangından kurtardığı o insanlar teşekküre bedel,her vesile ile onu yakmaya,yandırmaya gitmişler. O ise yanmış ama asla kül olmamış. Küllenmemiş.. küllenmişlerin küllerini silmiş,süpürmüş…

      Onu bitiremeyince mahkum etmişler. O ise zaten kaderin mahkumu. Müşahede edilmiş,belgeleri mevcuttur. Hapishanede olması gereken o zat,camide savcı tarafından görülmüş. Ancak hapishaneye geldiklerinde,secdede olduğu görülünce yanılma,göz yanılması olarak kabul edilmiş.

      Bir çok onu mahkum eden hakimler,şu anda ölümün,kaderin,vicdanının mahkumu olarak yatmakta,Bediüzzaman ise;sürekli yükseliş de,maddenin mahkumu kılınsa da,manen hakim durumda,hükmetmekte… İnsanları,hakimleri de kurtarmaktadır.

      Üstad Bediüzzaman;Hz. Ali-yi kendisine üstad edinmiştir. Bir çok noktada benzerlik yanları mevcuttur.

      Hz. Ali;Hikmet sahibidir ve mezarı meçhuldür. Bediüzzaman da Hikmet sahibi olup,mezarı meçhuldür. Hayatta insanların teveccühünden sıkılan bu zat,vefatından sonra dahi istememektedir.

      Celal Bayar:”Huzur yok”diyerek,huzur aradığını,huzursuz olduğunu ifade ettiğinde;Konya hapishanesinde Bediüzzamanla beraber yatmakta olan Osman Yüksel Serdengeçti bu söze cevaben:”Huzur bulmak isteyen,Konya hapishanesinde,Bediüzzamanın koğuşunda var,bulabilir.”demesi…

      Evet,huzur onun olduğu yerde,onun gösterdiği yönde…

      “Zamanın Dili” olarak ifade edilen Bediüzzaman;zamanı çok iyi tanımlamış,zamanı çok iyi değerlendirmiş,zamanın çarkları arasında erimemiş,eritmemiş… İmanın nurunu,İslamın ışığını söndürtmemiş,ne kalblerden,ne de akıllardan sildirtmemiş…

      Bütün asırların imamları bu zamanda olmalıki kâfi gelsin.Üstadın Ben Mevlâna zamanında gelseydim,Mesnevi yazar ve onun tarzında hizmet ederdim,demesi.hastalık umumi.onların cazibesi ise ferdi ve şahsi,yara ve tedavi ise külli.

      Bediüzzaman 14 asırdır meydana gelen problemleri çözmüş,hizmetini tağyirde değil,tashihde yürütmüştür. Tefrik değil,umum farklılık ve fırkaları bir hakikatta cem etmiştir…

      #708326
      Anonim

        http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Sayi&SayiNo=70

        Köprü dergisinin Bediüzzaman a ayrılmış sayısı

        #708330
        Anonim
          emrah wrote:
          http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Sayi&SayiNo=70

          MERAKLISINA UZUN YAZILARLA ARAŞTIRMAK İSTEYENLER İÇİN

          linkde sorun mu var bende acılmıyorda ..

          #708335
          Anonim

            BEN DENEDİM AÇILDI ABİ.

            KONU BAŞLIKLARI:

            Bediüzzaman Özel Sayısı

            Editör

            Plüralist Hukuk Felsefesi ve Bediüzzaman

            Ömer Faruk Uysal

            Quantum Fiziği ve Bediüzzaman —Gecikmiş Bir Nobel Talebi—

            Hakan Yalman

            Kamusallık ve Bediüzzaman

            Bünyamin Duran

            Said Nursi’nin Felsefeye Bakışı

            Murat Ergin

            Risâle-i Nur’un Etrafından Risale-i Nur’un İçine

            Senai Demirci

            Said Nursi Türkçesi

            İslâm Yaşar

            Bediüzzaman ve Müdafaası

            Nuri Çakır

            Yeni Bir Dünya, Yeni Bir Anlayış, Yeni Bir Duruş: Bediüzzaman

            Tarık Ş. Nişancı

            Milli Mücadele’de Bediüzzaman Said Nursi

            Recep Çelik

            Risale-i Nur ve Çağın Sorunları

            Atilla Yargıcı

            Bediüzzaman Batı Medeniyetini mi? Yoksa Başka Bir Medeniyet mi İstiyor?

            Ümit Alparslan

            Şarkta İsyan Hareketleri ve Bediüzzaman

            Hüseyin Özdemir

            “Nursî ve Descartes Felsefelerinde Tabiat” Üzerine Mukayeseli Bir Çalışma

            Durmuş Hocaoğlu

            Bediüzzaman Said Nursi (Ocak-Mart 1878 – 23 Mart 1960)

            Risale-i Nur Enstitüsü

            Bediüzzaman Hangi Tarihte Doğdu?

            Risale-i Nur Enstitüsü

            Risale-i Nur’da Bediüzzaman Said Nursi

            Risale-i Nur Külliyatının Telif Kronolojisi

            Risale-i Nur Enstitüsü

            Bibliyografya

            Risale-i Nur Külliyatı ve Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili eserler

            Belgelerle Bediüzzaman

            Risale-i Nur Enstitüsü

            Yeni Binyıllar Trajediye Dönüşmeden, Haydin Manevî Ekolojik Bilinç ve Ahlâka!

            #708341
            Anonim

              Said Nursi’nin Üç Özelliği

              Three Characteristics of Said Nursi

              Taha Akyol

              Bediüzzaman Said Nursi’nin, son yüzyıldaki diğer bir çok İslam bilgini ve mutasavvıfına göre neden bu kadar uzun süreli etkili olduğunu düşünmek gerekir. Bu hareket hakkındaki duygu ve değer hükmümüz ne olursa olsun, toplumumuzdaki dinî hareketleri, sosyal değişme içinde bunların yerini iyi tahlil etmek için, Nurculuk hareketlerini bir model olarak incelemek öğretici olacaktır.

              Laik Cumhuriyet’in 82. yılında, bu kadar şehirleşmiş, eğitim düzeyi gelişmiş, dışa açılmış ve “kapitalistleşmiş” yani piyasa ekonomisine bu ölçüde uyum sağlamış, köylülükten uzaklaşmış bir toplumda Said Nursi’nin görüşlerinin bu kadar etkili olmasının anahtarı, onun bir “Meşrutiyet aydını”olmasıdır.

              “Meşrutiyet aydını” tipinin içinde İslamcı, Türkçü, Garpçı, ruhçu ve materyalist isimler bulunmakla birlikte, ortak özelliklerini sıralamak gerekirse bunları şu üç başlık altında toplayabiliriz.

              1- İstibdat AleyhtarlığıBu Said Nursi’nin kitaplarında çok kuvvetli bir motiftir. Dönemin İslamcılarında istibdat karşıtlığı genel bir karakterdir, fakat oların yazıları dergi ve kitap sayfalarında kalmış, Said Nursi bir “ekol” kurduğu için, dindar yeni nesiller onu okuduğunda “istibdat aleyhtarlığı” fikrini edinmişler ve bu da onların zamanımızda demokrasiyi benimsemeye, savunmaya yöneltmiştir. Ortadoğu’daki İslamcı hareketlerde, mesela Hasanü’l Benna da, Said Nursi’nin tarihî tecrübesi ve kültürel birikimi olmadığı için, Arap sosyalizminin etkisinde bir “siyasi otoriterlik” övgüsü vardır. Said Nursi ise istibdadı eleştirmiş, hürriyet fikrini savunmuş, bu da ona bağlı talabelerinin demokrasiye bağlılığının zeminini oluşturmuştur. Zamanımızdaki çok tartışılan İslam – demokrasi uzlaşmasının erken bir örneği, muhakkak Bediüzzaman’dır. Bu kültür sebebiyle “Nurcular” Türkiye’de şiddet yanlısı veya otoriter akımlardan uzak durmuşlar, “Milli Görüş”ü de desteklememişler, merkez sağ hareketlere oy vermişlerdir.

              2- Müsbet İlim Zihniyeti

              Türkiye’de İkinci Meşrutiyet, ‘maddiyun’ (materyalizm) yayınlarının başladığı, buna karşı İslamcıların tartışmaya girdiği bir dönemdir. Abdülhamid döneminde yapılan büyük eğitim atılımı okumuş bir sınıf yetiştirmiş ve o zaman Avrupa’da moda olan mekanik – materyalist fikirler bize de gelmiştir. 9. asırda Müslümanların Yunan felsefesiyle karşılaşması gibi, 19. yüzyılda da Müslümanlar modern materyalizmle karşılaşmışlar ve buna modern ilmin verilerine dayanan yeni bir din-ilim ilişkisi anlayışıyla karşı çıkmışlardır. Bu açıdan bir benzetme yapmak gerekirse Said Nursi Gazali’ye benzetilebilir. Said Nursi’nin eserleri tabii ki “dinî ve tasavvufî” eserlerdir; fizik kimya kitabı olmadığı gibi, bilim felsefesi kitapları değildir. Ancak “iman davasında”, İkinci Meşrutiyet döneminde olduğu gibi, sık sık müsbet ilim verilerine atıfta bulunması, Nur talebelerini İslamla müsbet ilmi beraber düşünmeye sevketmiştir. Nurcu akademisyenlerin olması, eğitime büyük önem vermeleri bundandır. Said Nursi, geri kalmamızın kaynaklarını köylü ve bürokrat olmamıza, ticarete uzak durmamıza bağlamıştı. Bu bakış açısı sanayileşen, piyasa ekonomisinde gelişen bir ülkede bu süreçle uyumlu bir İslam anlayışının doğmasını kolaylaştırmıştır. Sosyolog Max Weber’in belirttiği anlamda bir rasyonelleşmeyi görüyoruz burada. Ticarete, işletmeciliğe, yayıncılığa, finans kurumlarına yatkınlık buradan geliyor.

              3- İman ve Siyaset Farkı

              Said Nursi’nin yakın tarihteki İslam düşünürlerine göre önemli bir özelliği “iman” ile “siyaset”i ayırmasıdır. Bunda kendi tecrübesinin, İkinci Meşrutiyet’teki olumsuz hadiselerden çıkardığı derslerin rolü büyüktür. Bugün Arap dünyasında ve Şiilikteki iman-imamet ilişkisi sebebiyle de İran’da görülen “Siyasal İslam”dan, yani İslam’ı siyasi bir doktrin gibi gören hareketlerden farklı olarak, Nurculuk İslam’ı bir “iman davası” olarak görmüş, demokrasi içinde merkez sağ partileri desteklemiş, dinî akideyi bir politizasyon konusu yapmamıştır. Bir de Bediüzzaman’ın karizmatik kişiliği eserlerindeki tasavvufî cazibe elbette önemli bir faktör. Buna ilaveten, toplumsal değişme yani şehirleşme, egitimin gelişmesi, piyasa ekonomisi, dışa açılma gibi modernleşme dinamiklerinin hızlandığı bir süreçte de Said Nursi’den esinlenen hareketlerin dikkat çekici bir hayatiyet göstermesinde bu üç unsurun rolü büyüktür.

              Öz

              Bediüzzaman Said Nursi’nin, son yüzyıldaki diğer bir çok İslam bilgini ve mutasavvıfına göre bu kadar uzun süreli etkili olmasının üç temel nedeni vardır:

              1. İstibdat aleyhtarlığı: Said Nursi istibdadı eleştirmiş, hürriyet fikrini savunmuş, bu da ona bağlı talebelerinin demokrasiye bağlılığının zeminini oluşturmuştur.

              2. Müsbet ilim zihniyeti: Said Nursi’nin eserleri tabii ki “dinî ve tasavvufî” eserlerdir, fizik kimya kitabı olmadığı gibi, bilim felsefesi kitapları değildir. Ancak “iman davasında”, sık sık müsbet ilim verilerine atıfta bulunması, Nur talebelerini İslamla müsbet ilmi beraber düşünmeye sevketmiştir.

              3. İman ve siyaset farkı: Said Nursi’nin yakın tarihteki İslam düşünürlerine göre önemli bir özelliği “iman” ile “siyaset”i ayırmasıdır.

              Anahtar Kelimeler: İstibdat, hürriyet, bilim, din, iman, siyaset

              #708342
              Anonim

                Önceden kopyaladıgım iki uzun makaleyi Yeni Ümit dergisi arşivinden bulabilirsiniz.

                Yazar Muhammed Ruşdi Ubeyd

                #708369
                Anonim

                  Demokrasiye olan ihtiyaç günümüzde nekadar ihtiyaç olduğunu görebiliyoruz.

                  #708370
                  Anonim
                    Cebrail23 wrote:
                    Demokrasiye olan ihtiyaç günümüzde nekadar ihtiyaç olduğunu görebiliyoruz.

                    Zati demokrasiyi İslamiyet getirmemiş midir?Demekki bizler demokrasiye değil islamiyete muhtacız islamiyeti yaşar isek sanırım sorun kalmıyacak…

                  8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.