• Bu konu 20 yanıt içerir, 15 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 16 ile 22 arası (toplam 22)
  • Yazar
    Yazılar
  • #762279
    Anonim

      Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
      (İmanınız varsa, Allah’a tevekkül ediniz!) [Maide 23]

      (Tevekkül edene, Allah kâfidir) [Talak 3]

      Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
      (Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok dönen kuşlar gibi sizi de rızıklandırırdı) [Tirmizi]


      Hz İbrahim’in, mancınıkla ateşe atılırken, Hasbiyallah ve ni’mel vekil dediği hadis-i şerifle bildirilmiştir [Bana Allah’ım yetişir, O ne iyi vekil, ne iyi yardımcı demektir] Ateşe düşerken Hz Cebrail gelip, “Bir dileğin var mı?” diye sorunca, “Var, fakat sana değil” diyerek sözünün eri olduğunu gösterdi Bunun için âyet-i kerimede, (Sözünün eri olan İbrahim) diye övüldü (Necm 37)


      Tevekkül, kalb işidir, imandan meydana gelir Allahü teâlânın lütuf ve ihsanının pek çok olduğuna iman etmekle hasıl olur Bu hâl, kalbin vekile itimat etmesi, güvenmesi, ona inanması ve onun ile rahat etmesidir Böyle bir insan dünya malına gönül bağlamaz Dünya işlerinin bozulmasından dolayı üzülmez Rızkından endişe etmez Mesela, iftiraya uğrayan biri, mahkemeye düşünce kendine bir avukat tutar Üç şeyde avukata güvenirse, bu kimsenin kalbi rahat eder 1- Avukatı, ona yaptıkları iftirayı iyi bilir 2- Avukatı doğruyu söylemekten korkmaz 3- Avukatın bunu canla başla savunacağına inanır Avukatına böyle inanır, güvenirse kendi ayrıca uğraşmaz (Allah bize yetişir O ne iyi vekildir) âyetini iyi anlayıp, “Rızık takdir edilmiş, vakti gelince bana yetişir” der Demek ki, çalışmadan tevekkül dinimizde yoktur


      Tevekkül ve sebepler
      M Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
      Sebeplere yapışmak tevekküle zıt değildir Sebeplerin tesir etmesinin Allahü teâlâdan olduğunu bilen, tesiri Allahü teâlâdan bekleyen ve tecrübe edilmiş sebepleri kullanan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmiş, yalnız Ona güvenmiş olur Tesir etmeyen, hayâli sebepleri kullanmak, tevekkül olmaz Tesiri çok görülmüş olan sebepleri kullanmak gerekir Ateş yakar, fakat, ateşe yakma kuvvetini veren, Allahü teâlâdır Aç olan, bir şey yer; bu şeye doyurma kuvveti veren Odur Gerektiği zaman, böyle sebepleri kullanmadığı için zarar gören kimse, Allahü teâlâya asi olur Tecrübe edilmiş sebepleri kullanmak gerekir Allahü teâlâ, meşveret etmeyi, bilenlere danışmayı emretti Meşveret de, sebebe yapışmaktır


      Meşveretten sonra tevekkülü emretti Ahiret işlerinde tevekkül olamaz, çalışmak emrolundu Burada, azabından korkmak ve merhametinden ümitli olmak gerekir Allahü teâlânın keremine, ihsanına güvenmeli ve emrolunan ibadetleri yapmalı, yasak edilenlerden sakınmalıdır! Tevekkül budur ve kulluk böyle olur (1/182)
      Bir âyet meali:
      (Azmedip de bir işe başlayınca, Allah’a tevekkül et, Ona güven! Allah size yardım ederse, kimse size galip gelemez Size yardım etmezse, kimse yardım edemez O halde, müminler Allah’a tevekkül etsinler!) [Al-i İmran 159,160]


      Kendine güvenmek, tevekkülün tersi ve tevekkülü bozan bir şeydir Bundan başka egoistliğe, kendini beğenmeye yol açar Tevekkül, iş yapmayıp tembel oturmak değildir Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül gerekir Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için de tevekkül gerekir
      Bu âyet, tevekkül ile beraber çalışmayı ve çalışmada azmin de gerektiğini bildiriyor Demek ki her müslüman çalışacak, azmedecek ve sonra da güvenecektir Tevekkül bir zaaf değil, bir kuvvettir Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
      (Deveni bağla ve sonra Allah’a tevekkül et!) [İbni Asakir]


      Dinimiz, insanlara daima çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği öğrenmek, başarmak için her türlü meşru çareye başvurmayı emretmektedir Bir müslüman ancak herhangi bir işte aklını kullandığı, her çareye başvurduğu ve son derece de çalıştığı halde, bir başarıya ulaşamazsa, üzülmemeli ve bu sonucun, Allahü teâlânın kendisi için münasip gördüğü bir husus olduğunu kabul ederek kaderine razı olmalıdır Yoksa hiçbir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve bilmeden yan gelip yatarak beklemek, İslamiyet’te yoktur Böyle yapmak büyük günahtır Bir âyet meali:
      (İnsana, ancak dünyada çalışarak [ihlas ile] yaptığı işler [ahirette] fayda verir) [Necm 39]


      İnsanlar, bazen her şeye başvurdukları ve çok çalıştıkları halde, istediklerine kavuşamazlar İşte o zaman, bu işte kendi ellerinde olmayan bir kudret bulunduğunu ve bu kudretin insanların yaşamaları ve başarıları üzerinde etkili olduğunu ve onlara yön verdiğini kabul ederler İşte kısmet budur Kısmet aynı zamanda büyük bir teselli kaynağıdır (Ben vazifemi yaptım, ama ne yapayım ki kısmetim bu imiş) diyen bir müslüman, bir işte başarısız olsa bile, ümitsizliğe kapılmaz ve büyük bir iç huzuru ile çalışmaya devam eder Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
      (Güçlükle beraber elbette bir kolaylık vardır Öyleyse, bir işi bitirince diğerine teşebbüs et ve hacetini yalnız Rabbinden iste!) [İnşirah 5-8]

      Yani başarısızlıktan ümitsizliğe düşmeyip çalışmaya devam etmelidir
      #762746
      Anonim

        Ve Bihi Nesteinu

        Bu konuya baktıkca ve yazılanları ve yazdıklarımızı okudukca daha net olarak görüyoruzki, bu konuda ve diger konularda bizler, Bize Göre, Bizim anladığımız kadarı ile,anladığımızı ifade ediyoruz, Bediüzzaman(r.a)hın tevekkülünü anlamak ve anlatabilmek..!!

        Bediüzzaman (r.a) hın tevekkül mertebesininden anladıklarımızı anlatıp, biz bu kadarını anladık değip, hayran hayran okuyup, hayalen ve hissen Üstadı ve tevekkülünü anlamak için (r.a) ardın sıra gidelim nasib olduğu kadar ilerilere inşaallah..

        #762753
        Anonim

          Teoriksel bir kaç cihet…

          Allah’a güven ve itimat ile başlayıp, kalben beşerî güç ve kuvvetten teberri kuşağında sürdürülen ve neticede her şeyi Kudreti Sonsuz’a havale edip vicdânen itimad-ı tâmmeye ulaşma ile sona eren âlem-i emre ait ahvâl veya rûhanî seyrin mebdeine “tevekkül”, iki adım ötesine “teslim”, bir tur ilerisine “tefviz” ve müntehâsına da “sika” denir.

          Misal:

          “Eğer Cenâb-ı Hakk’a lâyıkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizi, sabah yuvasından aç ayrılıp, akşam tok olarak dönen kuşların beslendiği gibi rızıklandırırdı.”Bu peygamberâne sözden herkes seviyesine göre bir şeyler anlar:

          1. Avam, bundan Hz. Mevlânâ’nın hadis iktibaslı:

          “Evet, tevekkül her ne kadar rehber ise de, sebeplere riâyet de Peygamber sünnetidir. Hz. Peygamber (huzuruna girip de: ‘Devemi bağlayayım mı, yoksa tevekkül mü edeyim?’ diyen bedeviye) yüksek sesle, ‘Devenin dizine ipini vur, öyle tevekkül eyle!’ dedi” beyânı çizgisinde herkese açık Allah’a itimat mânâsına anlar ki: Tevekkül edecekler başkasına değil, sadece ve sadece Allah’a güvenip dayansınlar.” âyeti buna işaret eder.

          2. Hayatını kalb ve ruhun yamaçlarında sürdürenler ise bundan, kendi havl ve kuvvetlerinden teberri ile Allah’ın havl ve kuvvetine teslim olup, gassâlin elindeki meyyit hâline gelmeyi anlarlar ki:

          “Gerçek mü’minler iseniz Allah’a itimad-ı tâmme içinde bulunun!” fermanı bunu ihtar eder.

          3. Fenâfillâh ve bekâbillah zirvelerinde dolaşanlara gelince, bunlar Hz. İbrahim gibi ateşe atılırken bile deyip, “Cenâb-ı Hakk’ın benim hâlimi bilmesi, benim bir şey istememe ihtiyaç bırakmamıştır.” tefvizi veya İnsanlığın İftihar Tablosu gibi, düşman gölgelerinin mağaranın içine düştüğü ve herkese ürperti veren tehditlerinin Sevr’in duvarlarına çarpıp yankılandığı esnada bile, fevkalâde bir güven ve emniyet içinde: “Tasalanma, Allah bizimle beraberdir!” sözleriyle ifade edilen sikayı anlarlar ki: “Kim Allah’a tefviz-i umûr ederse O, ona kâfidir. beyânı da bu gerçeği hatırlatır.

          Tefviz en yüksek mertebe, sika en âlî makamdır. Bu mertebeyi tutan ve bu makamın hakkını veren, sadece aklıyla, mantığıyla, inançlarıyla değil, bütün zâhir ve bâtın duygularıyla Hakk’ın emir ve iş’ârlarında erir ve O’na bir mir’ât-ı mücellâ olur ki, mertebeler üstü bu mertebenin kendine göre bir kısım emâreleri de vardır:

          1. Tedbiri takdir içinde görüp sükûnet bulmak,
          2. İradesini gerçek iradenin gölgesi bilip asla yönelmek,
          3. Kahrı, lütfu aynı görüp bütün benliğiyle kazaya rızâ göstermek..
          bunlardan bazılarıdır.

          #762803
          Anonim

            Ve Bih Nesteinu

            Risale-i nur mesleğinde anlatılan ve Risalet-i nur talebelerinin anlayıp anlatmak istediği ve yaşadığı,yaşaması gereken ve yaşamak istediği tevekkül :
            17.söz farisi fıkralardan:
            O çare ise cüz-i ihtiyariden vaz geçip hakikati tevekküle yapışmaktır.. yani: hangi iş olursa olsun, sen tercihini kullanma yani ihtiyarından secme hakkından vaz geçip o işte, Allah’ın, dinin, kur’anın, sünnetin, sana o mes’elde gösterdiğini, fiili dua şuuru ile, emre imtisal ederek, ifa etmeği, alır ve tatbik edersin.

            Hem 26.söz olan Kader Risalesinde kulun mesuliyeti cüz-i ihtiyardan, iradedendir ri alır.. 1. sözde ki Bismillah sırrı ile beraber, bismillah ile hareket eden, askere kaydolan, asker gibi, vazife alır ve vazifeyi ifa eder, vazife ise şeriatı fıtriyeye ittiba, şeriatı ahmediyyeyi(s.a.v) ihya ve icra ile adetullahın gerekleri ile kulluğu ifa ederlerken, her bir esbabı, ilmin, esmanın, bir mertebede, bir perdesi bilir ve yine bilirki, mahiyet ve istidat itibarı ile ilme bağlıdır.

            İlim ise malume tabidir. Buda demektirki hangi ilmin, hangi mertebesinde, iş görüyor isen, o anın ve ilmin lazımını yapmak, o ilmin ve işin (amelin) mesleki farzı veya vacibi veya sünnetidir..


            Tevekkül fiili duanı,n kalbi ve kali duanın, içinde saklı olan, işi ifa ederken, başlarken, işlerken, her merhalesini, Allahın inşa ettiğinin şuurunda olarak, huzurda, kulluğun ifası, emre imtisalin ta kendisi olduğundandırki :iman tevhidi, tevhid teslimi,teslim tevekkülü.. diye sıralanırken teslimiyetten sonra tevekkül denmiş, teslim olanın tevekkülü emre itaatir, oda ihlasın daisidir denebilir..

            Hacı Hulusi efendi(k.s) demiş : anlatmak ve söylemek (yazmak) kolaydır ,yaşamak zordur..
            Allah bizlere Rahimiyyeti ile Risale-i nur ve Risalet-i Nur lara hakkı ile talebe olmup, o ilimleri tahsil etmeği ve gerekleri ile amel etmeği ve hakiki tevekkül ile ihlasınıda birlikte, ihsanı ile ikram ede amin amin amin..

            #762817
            Anonim

              Ve Bihi Nesteinu

              Ya Rab! Tevekkülsüz, gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman (çare) aramak için cihat-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim..


              ..O çare ise şudur ki: O cüz’-i ihtiyarîden dahi vazgeçip, irade-i İlahiyeye işini bırakıp, kendi havl ü kuvvetinden teberri edip, Cenab-ı Hakk’ın havl ü kuvvetine iltica ederek hakikat-ı tevekküle yapışmaktır. Ya Rab! Madem çare-i necat budur. Senin yolunda o cüz’-i ihtiyarîden vazgeçiyorum ve enaniyetimden teberri ediyorum.

              senin inayetin, acz u za’fıma merhameten elimi tutsun. Hem tâ senin rahmetin, fakr u ihtiyacıma şefkat edip bana istinadgâh olabilsin, kendi kapısını bana açsın.

              Evet, herkim ki rahmetin nihayetsiz denizini bulsa, elbette bir katre serab hükmünde olan cüz’-i ihtiyarına itimad etmez; rahmeti bırakıp ona müracaat etmez

              17.söz kalbe farisi tahattur eden fıkralardan)
              #762821
              Anonim
                بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

                Tenbih: Hadîs-i şerifte vârid olduğu gibi: her âyetin birer zahir ve bâtın ve her zahir ve bâtının birer hadd ve muttala’ı ve her hadd ve muttala’ın çok şücun ve gusûnu vardır. Ulûm-u İslâmiye buna şahiddir.
                Bu meratibin herbirinin birer derecesi,
                birer kıymeti, birer makamı vardır; temyiz lâzımdır. Lâkin tezahüm yoktur.
                Fakat iştibak iştibahı intac eder. Nasıl daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa;
                ya tevekkül namıyla bir betalet
                veya müraat-ı esbab namıyla bir itizali intac eder. Öyle de devair ve meratib tefrik olunmazsa, böyle neticeleri verir.(muhakemat)

                * * *

                Aziz, sıddık, sarsılmaz ve tevekkülün mahiyetini ve kıymetini anlayan kardeşlerim!(şua’lar)

                …Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur’un dairesine sadakatla girenlerdir.

                (Kastamonu Lahikası)
                Allah bizlere tahsil ettiğimiz ilimleri makam ve mevzularını iltibas etmeden doğru anlamayı ve doğru amellerinide rızası dairesinde rızasına uygun ifa etmeyi nasib ede amin amin amin..
                #780812
                Anonim

                  @Revnâk 33864 wrote:

                  Tevekkül demişken bu zamanda oldukça sirayet etmiş bir hastalık geldi aklıma. Bayanlarıın “ayaklarımız üstüne durmamız lazım. Dünyada başımıza ne geldiği belli olmuyor. Yarın evlenip boşanacak olursan başkasına muhtaç olma” gibi acaipten sözler dolaşıyor. Bunun Müslümanca tevekkülde yeri nedir?

                  Haklısınız bu müslümanın fikri olamaz. Lakin şunu da unutmayalım arz-talep meselesi. Şu zamanda erkeklerde çalışan bayanlara rağbet arttı. Benim yakınım Diyanette Kuran Kursu hocası…Kursa geliyorlar bekar bayan var mı diye, buldukları bekar bir bayana oğlu için soruyor kadın “Kadrolu musun, sözleşmeli mi?”düşünebiliyor musunz?bunu söyleyen müslüman bir hanım. Oğlu için düşündüğüne bakın…Bir diğer ciheti ise gerçekten eşine güvenebilmek…Evlilikler ayrılma ile sonuçlanıyor, bitmeyenler ise maddi durumu olmayan bayanlar mecbur çekiyorlar. Evlenmeden kimseyi tam anlamıyla tanımak mümkün olmadığına göre, güvenmekte cok zor olduğunda bayanların kacıs noktası da bu oluyor.

                7 yazı görüntüleniyor - 16 ile 22 arası (toplam 22)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.