- Bu konu 21 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Eylül 2008: 12:22 #700037
Anonim
Tevhid, en ehemmiyetli ve en halavetli ve en yüksel bir vazife-i kudsiye ve
bir fariza-i fıtriye ve bir ibadet-i imaniyedir.13 Eylül 2008: 19:43 #700137Anonim
Ne yapayım,acele ettim kışta geldim.
Sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz..
14 Eylül 2008: 18:47 #700213Anonim
Sadâ-yı Hakikat
27 Mart 1909Tarîk-i Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) şübhe ve hileden münezzeh olduğundan, şübhe ve hileyi îma eden gizlemekten de müstağnidir.
Hem o derece azîm ve geniş ve muhit bir hakikat, bahusus bu zaman ehline karşı hiçbir cihetle saklanmaz. Bahr-i umman nasıl bir destide saklanacak?
Tekraren söylüyorum ki: İttihad-ı İslâm hakikatında olan İttihad-ı Muhammedî’nin (Aleyhissalâtü Vesselâm) cihet-i vahdeti tevhid-i İlahîdir.
Peyman ve yemini de imandır. Encümen ve cem’iyetleri, mesacid ve medaris ve zevayadır. Müntesibîni umum mü’minlerdir. Nizamnamesi Sünen-i Ahmediye’dir (Aleyhissalâtü Vesselâm). Kanunu, evamir ve nevahi-i şer’iyedir. Bu ittihad, âdetten değil, ibadettir.
İhfa ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı İslâmdır. İttihadın hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib ve muhit ve merakiz ve meabid-i İslâmiyeyi birbirine rabtettiren bir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarîk-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevketmektir.
Bu ittihadın meşrebi, muhabbettir. Husumeti ise, cehalet ve zaruret ve nifakadır. Gayr-ı müslimler emin olsunlar ki bu ittihadımız, bu üç sıfata hücumdur.
Gayr-ı müslime karşı hareketimiz ikna’dır. Zira onları medenî biliriz. Ve İslâmiyeti mahbub ve ulvî göstermektir. Zira onları munsif zannediyoruz.
Lâübaliler iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebiye sevdiremezler. Zira mesleksizliklerini göstermiş olurlar.
Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu ittihada tahkik ile dâhil olanlar, onları taklid edip çıkmazlar. İttihad-ı Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) olan ittihad-ı İslâmın efkâr ve meslek ve hakikatını efkâr-ı umumiyeye arzederiz. Kimin bir itirazı varsa etsin, cevaba hazırız.
جُمْلَه شِيرَانِ جِهَانْ بَسْتَهءِ اِينْ سِلْسِلَه اَنْد
رُوبَه اَزْ حِيلَه چِه سَانْ بِگُسَلَدْ اِينْ سِلْسِلَه رَاSaid Nursî
18 Eylül 2008: 18:10 #700601Anonim
«Nazar-ı nübüvvet ve tevhid ve iman; vahdete, âhirete, uluhiyete baktığı için, hakaikı ona göre görür.
Ehl-i felsefe ve hikmetin nazarı; kesrete, esbaba, tabiata bakar, ona göre görür.Nokta-i nazar birbirinden çok uzaktır.
Ehl-i felsefenin en büyük bir maksadı, ehl-i Usûl-üd Din ve ülema-i İlm-i Kelâm’ın makasıdı içinde görünmeyecek bir derecede küçük ve ehemmiyetsizdir.
İşte onun içindir ki, mevcudatın tafsil-i mahiyetinde ve ince ahvallerinde ehl-i hikmet çok ileri gitmişler.
Fakat hakikî hikmet olan ulûm-u âliye-i İlahiye ve uhreviyede o kadar geridirler ki, en basit bir mü’minden daha geridirler.Bu sırrı fehmetmeyenler, muhakkikîn-i İslâmiyeyi, hükemalara nisbeten geri zannediyorlar. Halbuki akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş olanların ne haddi var ki, veraset-i nübüvvet ile makasıd-ı âliye-i kudsiyeye yetişenlere yetişebilsinler.
Hem bir şey iki nazar ile bakıldığı vakit, iki muhtelif hakikatı gösteriyor. İkisi de hakikat olabilir. Fennin hiçbir hakikat-ı kat’iyyesi, Kur’anın hakaik-i kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ damenine erişemez.
Nümune olarak bir misal zikrederiz:
Meselâ, Küre-i Arz ehl-i hikmet nazarıyla bakılsa hakikatı şudur ki:
Güneş etrafında mutavassıt bir seyyare gibi hadsiz yıldızlar içinde döner. Yıldızlara nisbeten küçük bir mahluk.
Fakat ehl-i Kur’an nazarıyla bakıldığı vakit -Onbeşinci Söz’de izah edildiği gibi- hakikatı şöyledir ki:
Semere-i âlem olan insan; en câmi’, en bedi’ ve en âciz, en aziz, en zaîf, en latif bir mu’cize-i kudret olduğundan, beşik ve meskeni olan zemin; semaya nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber manen ve san’aten
bütün kâinatın kalbi, merkezi..bütün mu’cizat-ı san’atının meşheri, sergisi..
bütün tecelliyat-ı esmasının mazharı, nokta-i mihrakıyesi..
nihayetsiz faaliyet-i Rabbaniyenin mahşeri, ma’kesi..
hadsiz hallakıyet-i İlahiyenin hususan nebatat ve hayvanatın kesretli enva’-ı sagiresinden cevvadane icadın medarı, çarşısı ve
pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuatın küçük mikyasta nümunegâhı ve
mensucat-ı ebediyenin sür’atle işleyen tezgâhı ve
menazır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı ve
besatîn-i daimenin tohumcuklarına sür’atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur.
İşte Arzın bu azamet-i maneviyesinden ve ehemmiyet-i san’aviyesindendir ki, Kur’an-ı Hakîm; semavata nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan Arzı, bütün semavata karşı küçücük kalbi, büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor. Onu bir kefede, bütün semavatı bir kefede koyuyor, mükerreren “Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz” diyor.
İşte sair mesaili buna kıyas et ve anla ki:
Felsefenin ruhsuz, sönük hakikatleri; Kur’anın parlak, ruhlu hakikatleriyle müsademe edemez. Nokta-i nazar ayrı ayrı olduğu için, ayrı ayrı görünür.» (Sözler20 Eylül 2008: 10:00 #700831Anonim
Nur-u fikir, ziya-yı kalb ile ışıklanıp mezcolmazsa, zulmettir, zulüm fışkırır. Gözün muzlim nehar-ı ebyazı, muzii (Haşiye) leyle-i süveyda ile mezcolmazsa basarsız olduğu gibi, fikret-i beyzada süveyda-i kalb bulunmazsa, basiretsizdir.
15 Ekim 2008: 17:51 #702584Anonim
Nurforumdan… ama siz nurforumdaki ablamız değilsiniz kendisine burayı söyledim sadece ,tebessüm ederim dedi, ne desinki,
15 Ekim 2008: 19:06 #702588Anonim
XYZ.;34420 wrote:üstadımdan….Nurforumdan… ama siz nurforumdaki ablamız değilsiniz kendisine burayı söyledim sadece ,tebessüm ederim dedi, ne desinki,
Sayet bu mesajimizi okuyup bir de selamlarimizi iletirseniz memnun olurum..
Söyleyiniz kendilerine; Allah ondan ebeden razi olsun, bu güzellikleri bize bahsettii için…
Vesselam….24 Nisan 2009: 08:23 #740339Anonim
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadiği takdirde fani dünyada biraktiğin eserlere kiymet verme.
(mesnevi-i nuriye)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.