• Bu konu 2 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683138
    Anonim

      Eğer desen: “Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan ve fütur veren öyle lüzumsuz şeyler değil, belki derd-i maişetin zarurî işleridir.” Öyle ise ben de sana derim ki: Eğer yüz kuruş bir gündelik ile çalışsan; sonra biri gelse, dese ki: “Gel on dakika kadar şurayı kaz, yüz lira kıymetinde bir pırlanta ve bir zümrüt bulacaksın.” Sen ona: “Yok, gelmem. Çünki on kuruş gündeliğimden kesilecek, nafakam azalacak” desen; ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin. Aynen onun gibi; sen şu bağında, nafakan için işliyorsun. Eğer farz namazı terketsen, bütün sa’yin semeresi, yalnız dünyevî ve ehemmiyetsiz ve bereketsiz bir nafakaya münhasır kalır. Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini, ruhun rahatına, kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarfetsen; o vakit, bereketli nafaka-i dünyeviye ile beraber, senin nafaka-i uhreviyene ve zâd-ı âhiretine ehemmiyetli bir menba olan, iki maden-i manevî bulursun:
      Fütur: Gevşeklik, usanç.
      Derd-i maişet: Geçim derdi.
      Zaruri: Zorunlu, ister istemez yapılması gereken.
      Divanece: Delice.
      Semere: Meyve, netice, sonuç.
      Ehemmiyetsiz: Önemsiz.
      Münhasır: Mahsus, sınırlı, ait.
      Nafaka-i dünyeviye: Dünyaya ait nafaka, dünya geçimliği.
      Zâd-ı âhiret: Ahiret azığı, ahiret hazırlığı, öbür dünya yolculuğu için gerekenler.
      Menba: Kaynak.
      Maden-i manevî: Manevi maden, manevi kaynak.

      Birinci maden:
      Bütün bağındaki
      {(Haşiye): Bu makam, bir bağda bir zâta bir derstir ki, bu tarz ile beyan edilmiş.}
      yetiştirdiğin -çiçekli olsun, meyveli olsun- her nebatın, her ağacın tesbihatından, güzel bir niyet ile, bir hisse alıyorsun.

      İkinci maden:
      Hem bu bağdan çıkan mahsulâttan kim yese -hayvan olsun, insan olsun; inek olsun, sinek olsun; müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne geçer. Fakat o şart ile ki: Sen, Rezzak-ı Hakikî namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve onun malını, onun mahlukatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan…

      Mahsulât: Mahsuller, ürünler.
      Rezzak-ı Hakikî: Gerçek rızık verici olan Allah(cc).
      Namına: Adına.
      Mahlukat: Yaratılmış varlıklar.
      Tevziyat: Dağıtmalar, paylaştırmalar.

      İşte bak, namazı terk eden ne kadar büyük bir hasaret eder, ne kadar ehemmiyetli bir serveti kaybeder ve sa’ye pek büyük bir şevk veren ve amelde büyük bir kuvve-i manevî temin eden o iki neticeden ve o iki madenden mahrum kalır, iflas eder. Hattâ ihtiyarlandıkça bahçecilikten usanır, fütur gelir. “Neme lâzım” der. “Ben zâten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti ne için çekeceğim?” diyecek, kendini tenbelliğe atacak. Fakat evvelki adam der: “Daha ziyade ibadetle beraber sa’y-i helâle çalışacağım. Tâ, kabrime daha ziyade ışık göndereceğim, âhiretime daha ziyade zahîre tedarik edeceğim.
      Hasaret: Hasar, zarar, ziyan.
      Sa’y: Çalışma, iş.
      Kuvve-i manevî: Manevi kuvvet(güç).
      Fütur: Gevşeklik, usanç.
      Kabr: Mezar.
      Ziyade: Fazla, çok.
      Zahîre: Azık, yiyecek.

      Elhasıl:
      Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona mâliksin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâakal günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at.

      Lâakal: En azından, hiç olmazsa.
      İhtiyat: Tedbirli olmak, ileriyi düşünerek önlemler alma.
      Akçe: Para.
      Hakikî: Gerçek.
      İstikbal: Gelecek, gelecek zaman. *Karşılama.
      Sandukça-i uhreviye: Öbür dünya ile ilgili kutu.

      Said Nursi

      ***

      Eğer, “Beni namazdan ve ibadetten alıkoyan, bana usanç veren böyle luzumsuz şeyler değil, geçim derdinin zaruri işleridir.” dersen, ben de sana şöyle derim: Bir yerde yüz kuruş gündelikle çalışsan, sonra biri gelse ve sana, “Gel şurayı on dakika kadar kaz, yüz lira değerinde bir pırlanta ve zümrüt bulacaksın.” dese, sen de ona, “Hayır gelmem! Çünkü gündeliğimden on kuruş kesilecek, kazancım azalacak.” diye cevap versen, bunun ne kadar divanece bir bahane olduğunu elbette bilirsin.

      Aynen bunun gibi, sen şu bahçende nafakan için çalışıyorsun. Eğer farz namazlarını terk edersen, bütün gayretinin neticesi, yanlız dünyevî, önemsiz ve bereketsiz bir kazançtan ibaret kalır. Fakat eğer istirahat ve teneffüs vaktini, ruhunu rahatlatan ve kalbini ferahlatan namaza sarf edersen, o zaman, bereketli dünya kazancın ile beraber ahiret azığın için çok değerli iki manevî maden bulursun:

      Birinci maden: Güzel bir niyetle, bahçende (HAŞİYE: Bu kısım, bir bahçede bir kardeşime ders olduğu için bu şekile yazılmıştır.) yetiştirdiğin çiçekli ya da meyveli her bitkinin, her ağacın tesbihatından hisse alırsın.

      İkinci maden: Bahçende yetişen mahsullerden kim yese – ister hayvan olsun, ister insan; ister müşteri olsun, ister hırsız – bu senin için sadaka hükmüne geçer. Fakat bahçeni Rızkın Hakiki Sahibi adına ve O’nun izni dairesinde kullanman, kendine O’nun malını O’nun mahlûklarına veren bir dağıtım memuru gözüyle bakman şartıyla…

      İşte bak, namazı terk eden ne kadar zarara uğrar! Ne büyük bir serveti kaybeder! Ve çalışmak için büyük bir şevk veren, amellerde manevî bir kuvvet sağlayan o iki neticeden , o iki madenden mahrum kalır, iflas eder. Hatta ihtiyarladıkça bahçesinde çalışmaktan usanır, yorulur. “Neme lazım! Ben zaten dünyadan gidiyorum. Bu kadar zahmeti niçin çekeceğim?.” diyerek kendini tembelliğe bırakır. Fakat evvelki adam derki: “Daha çok ibadet ederek helâl dairede çalışacağım. Böylece kabrime daha çok ışık göndereceğim, ahiretim için daha çok azık hazırlayacağım.”

      Kısacası: Ey nefis! Bil ki, dün, senin elinden çıktı. Yarına ulaşacağına dair de güvencen yok.
      Öyleyse asıl ömrünü, içinde bulunduğun gün bil. Günün en az bir saatini, zor zamanlara ayırdığın bir altın gibi, hakiki istikbalin olan ebedî hayatın için birer kumbara hükmündeki
      bir mescide veya bir seccadeye at!

      Kaynak: Kısmen kelimelerin tercüme edildiği Sözler kitabından alınmıştır.

      #818246
      Anonim

        Namazın manası, Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve ta’zim ve şükürdür. Yani, celaline karşı kavlen ve fiilen “Sübhanallah” deyip takdis etmek. Hem kemaline karşı, lafzan ve amelen “Allahü Ekber” deyip ta’zim etmek. Hem cemaline karşı, kalben ve lisanen ve bedenen “Elhamdülillah” deyip şükretmektir. Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın manasını te’kid ve takviye için şu kelimat-ı mübareke, otuzüç defa tekrar edilir. Namazın manası, şu mücmel hülâsalarla te’kid edilir.

        Cenab-ı Hakk: Allah(cc).
        Tesbih: Sübhanallah demek, Allah’ı(cc) bütün noksanlıklardan ve eksikliklerden uzak ve kusursuz olduğunu belirtmek.
        Ta’zim: Hürmet etme, saygı gösterme, saygılı davranış ve hareketlerle büyüklüğünü belirtme.
        Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
        Kalven: Sözle, söz olarak.
        Fiilen: Fiil olarak, iş ve hareketle, uygulanarak.
        Sübhanallah: Her türlü eksikliklerden ve noksanlıklardan uzak ve kusursuz olan Allah(cc).
        Takdis: Allah’ın(cc) her türlü noksanlıklardan uzak ve kusursuz olduğunu belirtmek.
        Kemal: Mükemmellik, kusursuzluk, olgunluk, eksiksiz olma, üstün sıfat.
        Lafzan: Söz olarak, sözle.
        Amelen: İşleyerek, fiilen, çalışarak.
        Allahü Ekber: Allah(cc) en büyüktür, Allah daha büyüktür, Allah sonsuz büyüktür.
        Cemal: Güzellik.
        Kalben: Yürekten, içten, gönülden.
        Lisanen: Dil ile, konuşarak.
        Bedenen: Vücutça. Beden ile.
        Elhamdülillah: Bütün hamdler(şükürler) kim söylese ve kime söylese sadece Allah’a(cc) mahsustur.
        Tekbir: Allah’ın(cc) sonsuz büyüklüğünü ve yüceliğini belirten “Allahü Ekber” sözünü söylemek.
        Hamd: Şükür, teşekkür, medih, övme.
        Hükm: Hüküm, karar.
        Ezkâr: Zikirler, Allah’ı(cc) isimleriyle ve sıfatlarıyla anma.
        Te’kid: Kuvvetlendirme, sağlamlaştırma, destekleme.
        Kelimat-ı mübareke: Mübarek kelimeler, mübarek sözler.
        Mücmel: Kısa, öz, özet.
        Hülâsa: Özet.

        Sözler
        #818325
        Anonim

          A’mal-i bedeniyenin fihristesi, namazdır. İşârât-ül İ’caz

          #818385
          Anonim

            Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-u insan da namaza muhtaçtır. Sözler

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.