• Bu konu 5 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646392
    Anonim

      İzmir’den okuyucumuz: “Besmelenin altı sırrının îzahını nasıl yapabiliriz?”

      Bedîüzzaman Hazretleri On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makam’ını Besmeleye tahsis eder; Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nûrunu altı sır içinde îzah eder. Bu sırlar üzerinde kısaca duralım:

      Birinci Sır: Kâinât sîmâsından, yeryüzü sîmâsına, yeryüzünden de insan sîmâsına; yani kâinâttan insana, yani arştan ferşe bir nûrânî satır gibi uzanan üç Rubûbiyet ve Ehadiyet disiplini vardır. Bunlar: 1-Ulûhiyet, 2-Rahmâniyet, 3-Rahîmiyet

      Kâinâtın her yanında, bütün varlıkların birbirlerine karşı yardımlaşmaları, dayanışmaları, birbirine saygı, sevgi ve ilgi duymaları Ulûhiyet mührünün tezâhüründen başka bir şey değildir. “Bismillahirrahmânirrahim”de bulunan Allah lafzı, böyle yüksek tezâhürlerle bize kendisini gösteren Ulûhiyet sıfatına bakmaktadır. Yer yüzündeki bitkilerin ve hayvanların idâresi, terbiyesi ve işlerinin düzenlenmesinde görülen birbirine benzemeklik, uygunluk, düzgünlük, incelik, lütuf ve merhamet ise bize Rahmâniyet imzâsını göstermektedir. Besmeledeki “Rahmân” ismi de, Rahmâniyet sıfatına delâlet etmektedir. İnsanın mânevî mâhiyetinde ve sîmâsında bulunan nezâket duyarlılıkları, şefkat incelikleri ve merhamet pırıltıları ise bize Rahîmiyet sikkesini bildirmektedir. Besmeledeki üçüncü isim olan “Rahîm” ismi ise Rahîmiyet sıfatına işâret etmektedir.

      İkinci Sır: Kur’ân, mahlûkâtın bütününe hâkim olan Vâhidiyet içinde akılları boğmamak için, her bir şeyde Ehadiyet cilvesini gösteriyor. Meselâ bütün dünyayı ihâtası içine alan güneşi dev cüssesiyle mülâhaza etmek gâyet geniş ve ihâtalı bir nazar gerektirdiğinden; nazarı geniş olmayan kitlelere güneşin zâtını unutturmamak için, her bir parlak şeyde yansımaları vâsıtasıyla güneşin zâtı gösterilmelidir. Temsilde hatâ olması – Cenab-ı Hakk’ın Ehadiyet itibariyle herbir şeyde, husûsan her bir canlıda, husûsan insanın mâhiyetinde bütün isimleriyle bir cilvesi bulunduğu gibi; Vahidiyet itibariyle de her bir ismiyle bütün kâinâtı birden ihâta etmektedir. İşte “Bismillâhirrahmânirrahîm” kelimesi, Cenab-ı Hakk’ın bütün kâinâtı kuşatan Vahidiyeti içinde akılları boğmamak ve kalplere Cenab-ı Hakk’ın Zâtını unutturmamak için Ehadiyet mührünün “Allah, Rahmân ve Rahîm” isimlerinden müteşekkil üç mühim kaynağını göstermektedir. Yani bu üç ismin her bir şeyde kolayca görünen tezâhürleri ısrarla nazara verilmekte ve kalplerin Cenab-ı Hakk’ı unutmaması sağlanmaktadır. Bu üç ismin, bir İslâm nişânı olan Besmele içerisinde hayatımıza girmiş olması ve her hayırlı işin başında dilimizden düşürmememiz bundandır.

      Üçüncü Sır: “Besmele”, bütün kâinâta hâkim olan Rahmet hakîkatının arşına yetişmek için mü’minin elinde bir vesîle, bir şefaatçi ve bir miraç hükmündedir.

      Dördüncü Sır: Mahlûkâtta sayısız vahdet mühürleri vardır; fakat çoğu zaman kesret ve sebepler içinde zihni dağılan insan, Allah’ın birliğine intikâl edemiyor. Bundan dolayı, Vahdet arkasında Ehadiyet mührünü göstermek gerekiyor. Ta ki, doğrudan Cenab-ı Hakk’ın Zâtına ulaşmak mümkün olsun. Varlıklara en câzibedâr nakış, en parlak nûr, en şirin tatlılık, en sevimli cemâl ve en kuvvetli hakîkat olan Rahmet ve Rahîmiyet mührü bunun için konmuştur. Bu Rahmetin kuvveti insanı Ehadiyet mührüne ulaştırır. “Besmele”, Rahmetten Ehadiyete ulaştıran bu sırrın bir unvânıdır.

      Beşinci Sır: “Besmele” ile insan, mânevî sîmâsının işâret ettiği Rahmân ismine ulaşır.

      Altıncı Sır: Hiçbir şeye muhtaç olmayan Cenab-ı Allah’ın rahmet hazînesinin en birinci anahtarı “Besmele”dir.

      DUA

      Allah’ım! Üzerimizden feyiz ve bereketini, rahmet ve mağfiretini, af ve merhametini, yardım ve inâyetini eksik etme! Bizi hayırlı amellerde ve ibâdetlerde muvaffak kıl! Bizi sırat-ı müstakîme ulaştır! Bizi rızâna ulaştır! Bizi rahmetine ulaştır! Bizi cemâline ulaştır! Bizi Cennetine ulaştır! Bizi kahrından, gazabından, azabından, nârından ve Cehenneminden uzak tut!

      Âmin… Âmîn… Âmîn…

      Süleyman KÖSMENE

      #756185
      Anonim

        Güncelleme…

        #760942
        Anonim

          [IMG]http://baskabahar.files.wordpress.com/2009/10/igrakirmizisu097gd7.jpg?w=570&h=403[/IMG]
          Birinci Nükte:
          Mûsâ (a.s.) hastalandı ve karnının ağrısı iyice şiddetlendi de hâ­lini, Cenâb-ı allah.gif‘a arzetti. allah.gif da ona, sahradaki bir otu gösterdi. O da, on­dan yedi de, allah.gif‘ın izniyle şifa buldu. Sonra, bir başka zaman bu hastalık ona tekrar musallat oldu. Bunun üzerine, aynı otu yedi. Fakat hastalığı arttı. Hastalığı, artınca şöyle dedi: “Ya Rabbî, ilk önce bu otu yedim ve ondan faydalandım. İkin­ci defa onu yediğimde ise, hastalığım arttı.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: “Çünkü sen, birincide seni ota sevkeden Ben idim, böylece onda şifa meydana geldi. İkincisinde ise, sen kendin ota gittin de, bunu müteakip hastalığın arttı. Bilmiyor musun ki, bütün dünya öldürücü zehir, onun panzehiri de benim ismimdir.”

          İkinci Nükte :
          Rabiatü’l-Adeviyye, bütün geceyi teheccüd ve namaz ile geçirdi. Tan yeri ağarınca, uyudu. Derken, evine hırsız girdi. Elbiselerini aldıktan sonra, kapıya doğru yöneldi. Fakat kapıyı bulamadı. Bunun üzerine elbiseleri bıraktı, kapıyı da buldu. Bu işi üç defa tekrarladı. Bunun üzerine, evin köşe-bucağından, “Kumaşı bırak ve çık. Şayet seven uyuduysa. onun Sultanı uyanıktır” diye nida edildi.

          Üçüncü Nükte :
          Anlatıldığına göre Firavun, Tanrılık iddiasında bulunmazdan ön­ce, bir saray yaptırttı. Ve, sarayın dış kapısına da, besmelenin yazılmasını emret­ti. Ulûhıyyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Mûsâ peygamber olarak ona gelip, O’nu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma istidadı görmedi. Bunun üzerine Hz. tylûsâ şöyle dedi: “Ya Rabbî, onu ne kadar dine davet ettimse de, onda her hangi bir hayır görmedim.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: “Ey Mûsâ, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helak etmemi istiyorsun. Halbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazmış olduğu besmeleye bakıyorum.” Bu­radaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helak olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından nihayetine kadar, kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün!

          Dördüncü Nükte :
          Cenâb-ı Hakk kendisini Rahman ve Rahîm diye adlandırdı. O halde, nasıl merhamet etmesin? Anlatıldığına göre, bir dilenci zengin bir kimse­nin kapısında durarak, bir şeyler istemişti. Bunun üzerine kendisine çok cüz’î bir şey verildi. İkinci gün, elinde bir baltayla geldi ve kapıyı kırmaya başladı. Ona, “Ne yapıyorsun?” denilince, şöyle cevap verdi: “Ya kapı, bahşedilene uygun ve­yahut da yapılan bağışın kapıya uygun olması gerekir.” Ey Rabbımiz! Merhamet denizleri, senin rahmetine nisbetle, zerrenin senin Arşına olan nisbetinden daha küçüktür. Kitabının başında rahmetinin sıfatını, kullarına bildirdin. Binâenaleyh, bizi rahmetinden ve lütfundan mahrum bırakma.

          Beşinci Nükte :
          “Bismi” kelimesinde ki “bâ” harfi, “Berrü” kelimesinden müştaktır. “Berr” kelimesi de, dünya ve ahiretteki çok çeşitli ikramları ile, müminlere iyilik yapan manasınadır. Cenâb-ı allah.gif‘ın iyilik ve ikramının en yücesi, kıyamet günü müminlere kendi Cemâlini göstermesidir.
          Birisinin, Yahudî olan komşusu hastalandı. Bu zat şöyle anlatıyor: Ziyaret için, hastanın yanına girdim ve ona. Müslüman olsana, dedim. O da bana, niçin Müs­lüman olayım, dedi. Cehennem korkusundan emin olman için, dedim. O da, ce­henneme aldırış etmiyorum, dedi. Ben de, öyleyse cennete kavuşman için, Müs­lüman ol. dedim. O, cenneti istemiyorum, dedi. Ben de. öyleyse ne istiyorsun, dedim. Yahudî, Cenâb-ı allah.gif‘ın, kerim yüzünü bana göstermesini istiyorum, de­di. Ben de, bu arzuna nail olmak için Müslüman ol, dedim. O, bunu yazı ile yaz, dedi. Ben de. bunu onun için yazdım. Bunun üzerine o. Müslüman oldu ve he­men öldü. Cenazesini kıldık ve defnettik. Onu rüyamda, sanki gururlanır bir du­rumda gördüm ve ona: “Şemon! Rabbin sana nasıl muamele etti9″ diye sordum. O da cevaben: “allah.gif beni bağışladı ve bana, Bana olan şevkinden dolayı Müs­lüman oldun, dedi.” kelimesindeki “sîn” harfi, Cenâb-ı allah.gif‘ın “Semî” (hak­kıyla duyan, işiten) isminden gelmektedir. AHahu Teâlâ, Arş’tan toprağın altına ka­dar, bütün mahlûkatın duasını duyar.
          Rivayet edildiğine göre, Zeyd b. Harise (r.a.), bir münafık ile beraber Mekke1 den Taife doğru yola çıktı. Bir harabeye vardıkları zaman, münafık şuraya girip istirahat edelim, dedi. Girdiler ve Zeyd {r.a.) uyudu. Münafık, Zeyd’in elini ayağını iyice bağlayarak, onu Öldürmek istedi. Bunun üzerine (uyanan Zeyd), beni niçin öldürmek istiyorsun? dedi, Münafık, çünkü Muhammed seni seviyor. Ben ise, O’na buğz ediyorum, dedi. Zeyd (ra.),”Ya Rahman! Bana yardım et!” diye yakardı. Mü­nafık, “Yazıklar olsun sana, onu öldürme!” diyen bir ses duydu. Dışarı çıktı, sağa sola bakınca hiç kimseyi göremedi. Tekrar geri dönüp, Zeyd’ı öldürmek istedi. Bu sefer, “Onu öldürme!” diyen ve öncekinden daha yakından seslenen birisini işitti. Tekrar dışarıya bakınca, kimseyi göremedi. Üçüncü defa dönüp, Zeyd (r.a.)’ı öldürmek istedi. Onu öldürme! diyen ve çok yakından gelen bir ses işitti. Bunun üzerine dışarı çıkınca, mızraklı bir süvari gördü. Süvari mızrağı ile, bir vuruşta, münafığı öldürdü. Ve, harabeye girerek, Zeyd’in iplerini çözdü. Ona, “beni tanıyor musun, ben Cebrailim, sen Allaha dua ettiğinde, ben yedincı semada bulu­nuyordum.AllahTeala kuluma yetiş dedi. İkinci defa öldürmek istediğinde en yakın semadaydım. Üçüncüsünde münafığa yetiştim.” dedi.
          deki “mim” harii de, Arş’dan toprağın aHına kadar olan her şevtn, Al­lah’ın milki ve mülkü olduğunu ifade eder.
          Süddî, şöyle demiştir: Süleyman (as.) zamanında insanlar, kıtlık belâsına uğ­radılar. Süleyman (a.s.)’a gelip. “Ey allah.gif‘ın peygamberi, insanlarla yağmur dua­sına çıksana!” dediler. Bunun üzerine, hep beraber yağmur duasına çıktılar. Birden, ayakları üzerine kalkmış ve ellerini açmış bir karıncanın, “Ya Rabbî, ben se­nin yaratıklanndanım. Senin lütfundan müstağni olamam” diye dua ettiğini gör­düler. Bunun üzerine, Cenâb-ı allah.gif onlara bol yağmur indirdi. Bu durumu gö­rünce Hz. Süleyman, insanlara: “Haydi, geri dönün! Başkasının yakarmasıyla, sizin talebinize karşılık verildi.” dedi.
          allah.gif” lâfzına gelince: Ey insanlar, biliniz ki, ben bütün hayatım boyunca, “allah.gif” dedim. Öldüğüm zaman, allah.gif diyeceğim. Kabirde sual sorulduğunda, allah.gif di­yeceğim. Kıyamet gününe vardığım zaman, allah.gif diyeceğim. Amel defterimi al­dığımda, allah.gif diyeceğim. Amellerim tartıldığında, allah.gif diyeceğim. Sıratı geçer­ken, allah.gif diyeceğim. Cennete girerken, allah.gif diyeceğim Ve Cenâb-ı allah.gif‘ı gör­düğümde, yine allah.gif diyeceğim.

          Altıncı Nükte :
          “Besmelede” bu üç ismin zikredilmesinin hikmeti, Kur’ân-ı Kerim’de, muhatap alınanların üç kısım olmasındandır.
          Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Onlardan, nefsine zulmeden vardır. Onlardan orta yolu tutan vardır. Ve onlar­dan, hayırlarda, en önde olan vardır” (Fatır, 32) Bu ayette Cenâb-i Hakk, sanki şöyle: buyurmaktadır: “Ben, hayırlarda en önde olanların allah.gif‘ıyım. Orta yolu tutanla­rın Rahmânı’yını. Zulmedenlerin de Rahîm’iyim.”
          Aynı şekilde “allah.gif” lütuflarda bulunan; Rahman, seçkin kullarının (evliya) zel-lelerini (küçük hatalarını) bağışlayan; Rahîm de, kabalığı (cefa) bağışlayandır. Rah­metinin kemâlinden dolayı, Cenâb-ı allah.gif âdeta şöyle diyor: “Ey kulum! Ben se­nin öyle durumlarına muttaliyım ki, eğer anne ve baban onları bilmiş olsaydı, se­ni terkederlerdi. Eğer hanımın onları bilseydi, sana cefa ederdi. İnsanlar bilseydi, hemen senden kaçarlardı. Komşun bilseydi, evini yerle bir etmeye çalışırdı. Ben bütün bunları biliyorum ve fakat, benim Kerîm bir Rabb olduğumu bilesin diye, lütfumla onları örtüyorum.”

          Yedinci Nükte :
          Hz. Peygamber (ş.a.s.) şöyle buyurmuştur
          “Kim, üzerinde besmele yazılı bir kâğıdı allah.gif‘a saygısından dolayı yerden kaldı-nrsa, allah.gif katında sıddîklerden yazılır, ana babasının, müşrik de olsalar azabla-n hafifletilir.” Bu konuda Bişru’l-Hâfi’nin hikayesi meşhurdur. Ebu Hureyre (ra)’den, Peygamberimiz (s.a.s.)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
          “Ya Ebâ Hureyre, abdest aldığında “Bismillah” de. Zira, abdestini tamamlayınca­ya kadar senin Halaza Meleklerin sana sevab yazmayı bırakmazlar. Hanımınla münasebette bulunduğunda “Bismillah” de. Zira, sen gusledinceye kadar, Hafaza Meleklerin sana sevab yazarlar. Eğer bu münasebetten bir çocuk olur ve o çocu­ğun da nesli devam ederse, hiç bir istisna olmaksızın, soyundan gelenlerin nefesleri sayısınca sana sevap yazılır. Ey Ebû Hureyre, bir hayvana bindiğinde, “Bismillah, elhamdülillah” de. O zaman, hayvanın adımları sayısınca sevap yazılır. Bir gemi­ye bindiğinde de “Bismillah, elhamdülillah” de. O zaman, ondan ininceye kadar sana sevab yazılır. Enes b. Mâlik (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (as.) şöyle buyurmuştur:
          “İnsanların elbiselerini çıkardıkları zaman “Besmele” çekmeleri, insanların mahrem yerleri İle cinlerin gözleri arasında perde olur.” Bu hadiste şuna işaret edilmiştir: Besmele, bu dünyada senin ile cinlerden olan düşmanların a-rasında perde olursa, ahırette de senin ile zebaniler arasında perde olmaz mı?

          Sekizinci Nükte :
          Bizans İmparatoru, Hz. Ömer (r.a.)’a, devamlı bir baş ağrısı olduğunu, bunun için kendisine bir ilaç göndermesini yazmıştı. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) bir fes gönderdi. İmparator bu fesi başına koyduğunda, başağrı-sı duruyor, çıkarınca başı yeniden ağrımaya başlıyordu. Bunun üzerine İmpara­tor hayret ederek, fesi kontrol etmeye başladı. Fesin içinde “Besmele”nin yazılı olduğu bir kâğıt buldu.

          Dokuzuncu Nükte :

          Hz. Peygamber (s.a,s.) şöyle buyurmuştur:

          “Kim abdest alır da besmele çekmezse, sadece yıkadığı azaları temizlenmiş olur. Kim de abdest alır ve besmele çekerse bütün vücûdunu temizlemiş olur.”
          Abdestte besmele çekmek, bütün bedeni temizlediğine göre, o besmeleyi sa­mimî kalb ile çekmenin, kalbi küfür ve bidatlardan temizlemesi evlâ olur.

          Onuncu Nükte :
          Hz İsâ (a.s.), bir kabrin yanından geçerken azap melek­lerinin bir ölüye azab ettiklerini gördü. İşini görüp tekrar döndüğünde, aynı kab­re uğradı. Bu sefer de, yanlarında nurdan tabaklar bulunan rahmet meleklerini gördü ve bu hale taaccüb etti. Bunun üzerine Hz. İsâ (a.s.) namaz kılıp allah.gif‘a dua etti de, Cenâb-ı allah.gif ona şunu vahiy ile bildirdi: Ey İsâ, o, âsî ve günahkâr bir kul idi. Öldüğünden beri azabımda idi. Geride hanımını hâmile olarak bırak­mıştı. Hanımı bir çocuk doğurdu ve büyüyünceye kadar onu terbiye etti. Daha sonra onu mektebe verdi. Hocası ona besmeleyi öğretti. İşte bu nedenle, oğlu yer yüzünde Benim adımı söylerken. Ben, yerin altında kuluma ateşimle azab etmekten haya duydum.”

          Onbirinci Nükte :
          Ariflerden birisi besmeleyi yazdı ve bunun kefenine konul­masını vasiyet etti. Bunun üzerine ona, “Bundan ne umuyorsun?” denildi. O da: “Kıyamette şöyle derim: allah.gifım! Sen bir kitab gönderdin ve başına besmeleyi koydun. O halde bana. kitabının bu başlığına göre muamele et.”

          Onikinci Nükte :
          Besmelenin harflerinin ondokuz tane olduğu söylendi. Bun­da iki fayda vardır.
          Birincisi: Zebanîler de ondokuz tanedir. Böylece Cenâb-ı allah.gif, bu ondokuz harfe karşılık, zebanilerin azabını savuşturur.
          İkincisi: Cenâb-ı Hakk, gece ve gündüzü yirmidört saat olarak yarattı. Sonra beş ayrı saatte beş vakit namazı farz kıldı. Binâenaleyh besmelenin bu ondokuz harfi, yirmi dört saatten geriye kalan ondokuz saatte meydana gelen günahlar için kefaret olmuş olur.

          Onüçüncü Nükte :
          Tevbe Sûresi, savaş emrini ihtiva ettiği için, başına bes­mele yazılmadı. Yine bir hayvanı keserken uyulması gereken sünnet de böyledir, denilirde, denilmez. Zira savaş ve öldürme zamanında, Rahman ve Rahîm kelimelerini söylemek uygun olmaz. Her gün bes­meleyi, farz namazlarda onyedi defâ söylemeye muvaffak kıldığına göre, bu, allah.gif‘ın seni, öldürmen ve azab etmen için değil, merhamet, iyilik ve lütufta bu­lunman için yaratmış olduğunu gösterir. allah.gif Teâlâ doğru olana götürendir.

          Fahruddîn Er-Razî. Tefsîr-i Kebîr/ Sahife: 235 ilâ 241

          #760950
          Anonim

            ellerine ve yüreğine sağlık…….

            #781222
            Anonim

              Bediüzzaman Hazretleri On Dördüncü Lem`a`nın İkinci Makam`ını Besmeleyetahsis eder; Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nurunu altı sır içinde izah eder.
              Bu sırlar üzerinde kısaca duralım:
              Birinci Sır
              : Kainat simasındanvirgul.gif yeryüzü simasınavirgul.gif yeryüzünden de insan simasına; yani kainattan insanavirgul.gif yani arştan ferşe bir nurani satır gibi uzanan üç Rububiyet ve Ehadiyet disiplini vardır.

              Bunlar: 1-Uluhiyetvirgul.gif 2-Rahmaniyetvirgul.gif 3-Rahimiyet Kainatın her yanındavirgul.gif bütün varlıkların birbirlerine karşı yardımlaşmalarıvirgul.gif dayanışmalarıvirgul.gif birbirine saygıvirgul.gif sevgi ve ilgi duymaları Uluhiyet mührünün tezahüründen başka bir şey değildir.
              `Bismillahirrahmanirrahim
              `de bulunan allah.gif lafzıvirgul.gif böyle yüksek tezahürlerle bize kendisini gösteren Uluhiyet sıfatına bakmaktadır
              . Yer yüzündeki bitkilerin ve hayvanların idaresivirgul.gif terbiyesi ve işlerinin düzenlenmesinde görülen birbirine benzemeklikvirgul.gif uygunlukvirgul.gif düzgünlükvirgul.gif incelikvirgul.gif lütuf ve merhamet ise bize Rahmaniyet imzasını göstermektedir.
              Besmeledeki `
              Rahman`
              ismi devirgul.gif Rahmaniyet sıfatına delalet etmektedir. İnsanın manevi mahiyetinde ve simasında bulunan nezaket duyarlılıklarıvirgul.gif şefkat incelikleri ve merhamet pırıltıları ise bize Rahimiyet sikkesini bildirmektedir.
              Besmeledeki üçüncü isim olan
              `Rahim
              ` ismi ise Rahimiyet sıfatına işaret etmektedir.

              İkinci Sır: Kur`anvirgul.gif mahlukatın bütününe hakim olan Vahidiyet içinde akılları boğmamak içinvirgul.gif her bir şeyde Ehadiyet cilvesini gösteriyor. Mesela bütün dünyayı ihatası içine alan güneşi dev cüssesiyle mülahaza etmek gayet geniş ve ihatalı bir nazar gerektirdiğinden; nazarı geniş olmayan kitlelere güneşin zatını unutturmamak içinvirgul.gif her bir parlak şeyde yansımaları vasıtasıyla güneşin zatı gösterilmelidir.
              Temsilde hata olmasın—Cenab-ı Hakk`ın Ehadiyet itibariyle herbir şeydevirgul.gif hususan her bir canlıdavirgul.gif hususan insanın mahiyetinde bütün isimleriyle bir cilvesi bulunduğu gibi; Vahidiyet itibariyle de her bir ismiyle bütün kainatı birden ihata etmektedir. İşte

              `Bismillahirrahmanirrahim` kelimesivirgul.gif Cenab-ı Hakk`ın bütün kainatı kuşatan Vahidiyeti içinde akılları boğmamak ve kalplere Cenab-ı Hakk`ınZatını unutturmamak için Ehadiyet mührünün `allah.gifvirgul.gif Rahman ve Rahim` isimlerinden müteşekkil üç mühim kaynağını göstermektedir. Yani bu üç ismin her bir şeyde kolayca görünen tezahürleri ısrarla nazara verilmekte ve kalplerin Cenab-ı Hakk`ı unutmaması sağlanmaktadır.
              Bu üç isminvirgul.gif bir İslam nişanı olan
              Besmele
              içerisinde hayatımıza girmiş olması ve her hayırlı işin başında dilimizden düşürmememiz bundandır.
              Üçüncü Sır:
              `Besmele`virgul.gif bütün kainata hakim olan Rahmet hakikatının arşına yetişmek için mü`minin elinde bir vesilevirgul.gif bir şefaatçi ve bir miraç hükmündedir.
              Dördüncü Sır: Mahlukatta sayısız vahdet mühürleri vardır; fakat çoğu zaman kesret ve sebepler içinde zihni dağılan insanvirgul.gif allah.gif`
              ın birliğine intikal edemiyor. Bundan dolayıvirgul.gif Vahdet arkasında Ehadiyet mührünü göstermek gerekiyor. Ta kivirgul.gif doğrudan Cenab-ı Hakk`ın Zatına ulaşmak mümkün olsun.
              Varlıklara en cazibedar nakışvirgul.gif en parlak nurvirgul.gif en şirin tatlılıkvirgul.gif en sevimli cemal ve en kuvvetli hakikat olan
              Rahmet ve Rahimiyet
              mührü bunun için konmuştur.
              Bu Rahmetin kuvveti insanı Ehadiyet mührüne ulaştırır. `
              Besmele`virgul.gif Rahmetten Ehadiyete ulaştıran bu sırrın bir unvanıdır.

              Beşinci Sır: `Besmele` ile insanvirgul.gif manevi simasının işaret ettiği Rahman ismine ulaşır
              .
              Altıncı Sır: Hiçbir şeye muhtaç olmayan Cenab-ı allah.gif`ın rahmet hazinesinin en birinci anahtarı `Besmele
              `dir

              .DUA
              allah.gif`ım! Üzerimizden feyiz ve bereketinivirgul.gif rahmet ve mağfiretinivirgul.gif af ve merhametinivirgul.gif yardım ve inayetini eksik etme! Bizi hayırlı amellerde ve ibadetlerde muvaffak kıl! Bizi sırat-ı müstakime ulaştır! Bizi rızana ulaştır! Bizi rahmetine ulaştır! Bizi cemaline ulaştır! Bizi Cennetine ulaştır! Bizi kahrındanvirgul.gif gazabındanvirgul.gif azabındanvirgul.gif narından ve Cehenneminden uzak tut! Amin… Amin… Amin…

              #781227
              Anonim

                aminnnnnnnnnnnnnn

                #781230
                Anonim

                  konular birlestirilmistir….

                7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.