• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #653378
    Anonim
      BİR BEDİÜZZAMAN KLÂSİĞİ
      Untitled-5.jpg
      Burada düşünmek
      Burada konuşmak
      Burada yazmak
      Burada yaşamak yasaktı…

      Ufuklar, alaca
      Simalar mahzun
      Vicdan kaskatı
      Burada bilmek, yasaktı
      Burada gülmek, yasaktı
      Hatta… Burada ölmek…
      Evet evet…
      Burada ölmek.. yasaktı…

      Burada, mezar bulmak…yasaktı!
      Evliyalar diyarı.. bir memleket
      Sultanlar şehri İstanbul.
      Kıt’alara hükmeden
      Osman’ın oğulları
      Dedem Ertuğrul’un torunları…
      Nebiyy-i Zişan’ın kutlu müjdesine mazhar
      Feth-i Fatih’in yiğit evlâtları.
      Eski teb’alarının hegemonyasında
      İnim inim, inliyorlardı şimdi.

      Bir iksir.. Bir çözüm… Bir teklif…
      Ne derseniz deyin.
      Bir reçete lâzımdı.
      Bir şeyler yapmak gerekti.
      Geç mi kalınmıştı…
      Geç mi duyulmuştu?
      Geç mi olmuştu.
      Payitaht çökerdi… Ama..
      Ama bu halkı…
      Mutlaka bu halkı kurtarmak gerekti.

      Öyle ya..
      İnsanı yaşatacaksın ki. Devlet yaşasın.
      Osman Oğulları yaşayacaktı.
      Kurtuluşun reçetesi,
      Bediüzzaman’ca bir
      Münâzarât yazılacaktı!

      Dünya kaynıyor, beşer şaşkın..
      Manevî bir buhran… Sanki kıyamet,
      Sanki toz duman.

      Vatan telâşı, Bayrak telâşı,
      İstiklâliyet… Ve…
      İttihad-ı İslâm endişesi….
      Bir elinde Kur’ân, bir elinde kılınç,
      Doğunun sarp dağlarında,
      Moskof’la vuruşurken.
      Yaz Molla Habib!
      Bu gâvurun gülleleri bizi öldürmez.
      Görev verildi bize,
      Kılıçlarımız düşmanı ezerken
      Tebliğimiz coşacak…
      Savaşın ortasında,
      İşaratü’l-İ’câz yazılacak.

      Hayatı özümsemek,
      Dünyayı içselleştirmek,
      Vahdete ulaşmak adına.
      Ruhun kemale ermesi için…
      Allah, Said’i yoklayacaktı…
      Said’i deneyecekti.
      Belki bunun için.. Bir uzlet
      Bir inziva.. Bir riyazet,
      Ve bir esaret!
      Sibirya’da esirdi,
      Sibirya’da esarette,
      Riyaset tecelli edecekti!

      Hakkın hatırı âlîdir,
      Hiçbir hatıra feda edilmez.
      Allah’a secde eden başlar,
      Nikola’ya eğilmez!

      Kosturma’da geçen, esaret akşamlarında,
      Volga’nın, nazlı nazlı akışında, sen vardın.
      Rusya’nın kızıl akşamlarında,
      Anadolu hasretiyle yanardın..
      Karanlık gecelerde,
      Kurduğun zikir halkalarında…
      İmam-ı Rabbani’ler… Gavs-ı Geylani’ler vardı.
      Resul-i Zişan’dan aldığın müjdeyle tutuşurdun…
      Vakit dardı… Vakit kısaydı… Vakit Ahirzamandı..
      İ’la’yı Kelimetullah yolunda,
      yapılacak çok şey vardı.

      Bin yıldır rahnelenmiş,
      darbelenmiş, kanatılmış
      İslâmın kal’ası,
      Kur’ân’ı yok etmeye yönelmiş,
      Lord Gürzon belâsı.

      Ruhunda volkanlar patlarken,
      Yüreğinde İslâmın sancısı…
      Âlem-i İslâma inen darbeleri,
      En önce ruhunda hissediyordu.
      Volga’nın derin sularını
      Meleklerin kollarında geçiyordu.

      Dersaadet’te çalışır
      Şark’ta tatbik ederdi.
      Sıkıldıkça İstanbul’da, hemşehrilerine dönerdi.
      İsterdi ki onların
      Zihni melekeleri gelişsin.
      Şarkın saf, iffetli çocukları
      Medreset’üzzehra’da eğitilsin.

      Anlamadılar onu
      Anlamadılar bir türlü.
      Yahut, anlamak istemediler.
      Ve bir gün,
      Karışmıştı İstanbul,
      Kararmıştı Ankara.
      Bu sebeple olsa gerek
      Dönmüştü, Gitmişti Van’a.
      Ama… ama, Onu bir şaki
      Bir haydut, bir münzevi
      Gibi yolladılar sürgüne.
      Ah Vatan… Ah Anadolu.
      Burada olsun da
      Neresi olursa olsundu.
      Zira; o, Anadolu’nun
      Anadolu onundu.

      Manevî âlemden
      Yeni bir ilham geliyordu,
      Anadolu’nun göbeğinde
      Risâle-i Nur doğuyordu.

      Isparta’nın gözetleme evleri
      Afyon’un soğuk hücreli, hapishaneleri…
      Aratır olmuştu, adeta ona, Rusya’daki
      Esaret günlerini…

      Şakır şakır buz tutardı parmaklık.
      Yer buza keserdi, tavan buz olur.
      Yatak buz olur.. Yorgan buz olur.
      Direnmek ne mümkün,
      Dayanmak ne zor!

      Bir de yemekteki zehir… Ah zehir…
      Bu kaçıncı zehir?
      Aşı yapıyoruz derler…
      Hastalık icad ederler
      Zehir şırınga ederler…
      Ah kolum….
      Omuz başlarım!
      Dayanılmaz sancılar..
      Dayanılmaz acılar..
      Yaş ilerler, vücut zayıflar.
      Soğuklara dayan….
      Hücrelere dayan…
      Zehirlere dayan…

      Dayan Said’im, Allah seninle!
      Dayan Said’im, Allah sabredenlerle!
      Aylarca, yıllarca hasretiyle
      Yanıp tutuştuğu
      Vatan… Vatan bu muydu?
      Kaçıralım gel seni, Mısır’a
      Mekke’ye… Hicaz’a.
      Nereye istersen….. Yok… Yok….
      Ben oralarda olsam bile
      Oralarda doğsam bile,
      Buraya gelmem lâzımdı.
      Benim… Benim burada olmam lâzımdı.

      O severdi… Savaşın ortasını…
      O severdi, ateşin korunu.
      O severdi oyunun zorunu
      Küfür nerede şiddetliyse o,
      Orada olmalıydı.
      O burada kalmalıydı.

      Varsın yerim zindan olsun
      Varsın yerim mahpus olsun.
      Bu milletin, imanını selâmette görürsem
      Cehennem alevleri,
      Bana gül, gülistan olsun!

      Onun gibi seven oldu mu, bu memleketi
      Sevebildi mi kimse onun gibi?
      Sevebildik mi onun gibi?

      Ebu Zer gibi işkencelere katlandı
      Ekmeksiz yaşardı ama,
      Hürriyetsiz yaşamazdı.’
      Küfrün karşısında dimdik
      Ayaktaydı. Gün olur;
      Bir sözle Nemrut’u yakar.
      Yasaklara beş para kıymet vermez.
      Bu sarık bu başla birlikte çıkar…’

      Firavun kahroldu… Nemrut kudurdu!
      Anadolu’dan doğan güneş,
      Asrın Bedii’si… Risâle-i Nur’du!
      Bu dâvâ Hak’tır.!
      Bu dâvâ bakî kalacaktır!
      Emin olun.
      En yüksek gür sadâ ,
      Onun sadâsı,
      İslâmın sadası olacaktır!

      İslam YAŞAR
      15.05.2009
      Elif/Yeniasya
      #742625
      Anonim

        Firavun kahroldu… Nemrut kudurdu!

        Anadolu’dan doğan güneş,

        Asrın Bedii’si… Risâle-i Nur’du!

        Bu dâvâ Hak’tır.!

        Bu dâvâ bakî kalacaktır!

        Emin olun.

        En yüksek gür sadâ ,

        Onun sadâsı,

        İslâmın sadası olacaktır!


        eminiz elhamdulillah… Rabbim bu yoldan ayırmasın bizleri…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.