• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #656645
    Anonim

      Dördüncü Mes’ele

      Yine Gençlik Rehberi’nde izahı var. Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim
      tarafından sual edildi ki: “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslam
      mukadderatıyla alakadar olan bu dehşetli harb-i umumiden elli gündür (şimdi
      yedi seneden geçti aynı hal) (*) hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun.
      Halbuki bir kısım mütedeyyin ve alim insanlar, cemaati ve camii bırakıp
      radyo dinlemeğe koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hadise mi var? Veya
      onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler. Cevaben dedim ki:

      Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedahil
      daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve cesed ve hane
      dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden
      ve Küre-i Arz ve nev-i beşer dairesinden tut.. ta zihayat ve dünya dairesine
      kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede herbir insanın bir nevi
      vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve
      daimi vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat, arasıra vazife
      bulunabilir. Bu kıyas ile -küçüklük ve büyüklük makusen mütenasib- vazifeler
      bulunabilir. Fakat büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki
      lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malayani ve afaki
      işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymetdar
      ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazan bu harb boğuşmalarını merak ile
      takib eden, bir tarafa kalben tarafdar olur. Onun zulümlerini hoş görür,
      zulmüne şerik olur.

      Birinci noktaya cevab ise: Evet bu cihan harbinden daha büyük bir hadise ve
      bu zemin yüzündeki hakimiyet-i amme davasından daha ehemmiyetli bir dava,
      herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hadise ve öyle bir dava
      açılmış ki; her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve
      aklı da varsa, o tek davayı kazanmak için bilatereddüd sarfedecek. İşte o
      dava ise, yüzbin meşahir-i insaniyenin ve hadsiz nev’-i beşerin yıldızları
      ve mürşidlerinin müttefikan, kainat sahibinin ve mutasarrıfının binler va’d
      ü ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu
      ki: Herkesin iman mukabilinde bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar ile
      müzeyyen ve baki ve daimi bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek davası
      başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu
      asırda, maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor. Hatta bir ehl-i
      keşf ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını
      sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği davanın
      yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?

      İşte o davayı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o davayı
      kaybettirmeyen harika bir dava vekilini o işde çalıştıran vazifeleri bırakıp
      ebedi dünyada kalacak gibi afaki malayaniyat ile iştigal etmek tam bir
      akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirdleri, her birimizin yüz
      derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarfetmek lazım diye
      kanaatımız var.

      Bediüzzaman Said Nursi R.A

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.