• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683252
    Anonim

      Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir?
      Maslahat: Fayda, yarar.
      Binaen: Dayanarak, dayalı olarak.
      Kizb: Yalan, yalancılık, aldatıcılık.

      Cevab:
      Evet, kat’î ve zarurî bir maslahat için bir mesağ-ı şer’î vardır. Fakat hakikata bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zira usûl-i şeriatta takarrur ettiği vechile, mazbut ve miktarı muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünki mikdarı bir hadd altına alınmadığından sû’-i istimale uğrar. Maahâza bir şeyin zararı menfaatına galebe ederse, o şey mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terketmekte olur. Evet âlemde görünen bu kadar inkılablar ve karışıklıklar, zararın özür telakki edilen maslahata galebe etmesine bir şahiddir. Fakat kinaye veya ta’riz suretiyle yani gayr-ı sarih bir kelime ile söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.

      Kat’î: Kesin.
      Zarurî: Zorunlu.
      Mesağ-ı şer’î: İslâm dininin izni.
      Hakikat: Gerçek.
      Bâtıl: Asılsız, yanlış ve yalan, gerçek dışı.
      Usûl-i şeriat: İslâm dininin temel kuralları.
      Takarrur: Kararlaşma, yerleşme, değişmeyecek şekilde kararlı duruma gelme.
      Mazbut: Belli, belirtilmiş, belirlenmiş.
      Muayyen: Kesin olarak belli olan. Kararlaştırılmış.
      Hüküm: Karar, emir, yargı.
      İllet: Temel sebep.
      Sû’-i istimal: Kötüye kullanma, yanlış yerde kullanma.
      Maahâza: Bununla beraber.
      Galebe: Üstün gelme, yenme.
      Mensuh: Geçerliliği kaldırılmış.
      Gayr-ı muteber: İtibarsız, değersiz, beğenilmeyen.
      İnkılab: Kökten değişiklik, başka hale geçme.
      Telakki: Kabul etmek, karşılamak.
      Kinaye: Gerçeği örtülü ve dolaylı yolla anlatma.
      Ta’riz: Dokunaklı konuşma, üstü kapalı şekilde yapılan sitem.
      Gayr-ı sarih: Açık olmayan, kapalı.

      Hülâsa:
      Yol ikidir: Ya sükût etmektir. Çünki söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır. Çünki İslâmiyetin esası, sıdktır. İmanın hâssası, sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâm’ın nizamı, sıdktır. Nev’-i beşeri kâ’be-i kemalâta îsal eden, sıdktır. Ashab-ı Kiram’ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır.

      Hülâsa: Özet.
      Sükût: Sessiz, suskun, susma.
      Sıdk: Doğruluk, doğru olma.
      Hâssa: Özellik.
      Kemalât: Kemaller, mükemmellikler, olgunluklar, üstünlükler.
      îsal: Ulaştırma, kavuşturma.
      Ahlâk-ı âliye: Yüksek ahlâk, yüce ve üstün ahlâk.
      Terakkiyat: İlerlemeler, yükselmeler.
      Mihver: Eksen, merkez.
      Nizam: Düzen. *Düzenleyici kanun.
      Nev’-i beşer: İnsan türü, insanlar.
      Kâ’be-i kemalât: Üstün özellikler ve her türlü olgunlukların merkezi.
      Tefevvuk: Üstünlük, üstün gelme.
      Muhammed-i Hâşimî: Arap milletinin Kureyş kabilesinin Haşim oğullarından olan Hz.Muhammed(asm).
      Meratib-i beşeriye: İnsana ait mertebeler, insanla ilgili dereceler.

      Said Nursi
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.