• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #654473
    Anonim


      söyleyecek kelime bulamıyorum…
      bunu okudum ve Allah şahidim dilim tutuldu resmen , kalbim bir tuhaf oldu söyleyecek kelimem kalmadı Allahım …bu nasıl birşey ; MaşaAllah , BarekAllah , SüphanAllah…

      ***********************

      Ahmed yaratılmış o büyük Nur-u Ehad’den
      Her zerrede nurdur, o ezelden hem ebedden
      Bir nur ki odur hem yüce hem lâyetenahî
      Ol Fahr-i Cihan Hazret-i Mahbub-u İlahî
      Parlattı cihanı bu güzel Nur-u Muhammed (A.S.M.)
      Halkolmasa, olmaz idi bir zerre ve bir ferd
      Ol nuru ânın, her yeri her zerreyi sarmış
      Baştan başa her dem bu kesif zulmeti yarmış
      Bir nur ki odur sade ve hem lâyetezelzel
      Âri ve berî cümleden üstün ve mükemmel
      Bir nur ki bütün zerrede ancak o nümâyân
      Bir nur ki verir kalblere hem aşk ile iman
      Bir nur ki eğer olmasa ol nur hele bir an
      Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvan
      Bir nur ki değil öyle muhat, hem dahi mahsur
      Bir nur ki eder kalbi de pürnur, çeşmi de pürnur
      Bir lem’adır andan, şu büyük şems ve kamerler
      Hep işte o nurdan bu acaib koca âlem
      Halk oldu o nurdan yine Cennet’le Cehennem
      Şekk yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur’an
      Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-ı insan
      Her şeye odur mebde’ ve asıl ve esas hem
      Ondan görünür nev’-i beşer böyle mükerrem

      Bir zerre değil, bahr-i muhit o bahr-i münirden
      Hem nasıl beşer hiç kalıyor hepsi de birden
      Şekk yok ki cihan, katre-i nurundan o nurun
      Şekk yok ki bu can, zerre-i nurundan o nurun
      Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar
      Söndürmeğe hem kimde aceb zerre mecal var
      Söndürmeğe kalkmıştı asırlar dolu küffar
      Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhar
      Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden ol
      Tarihe sorun, kimdir o nur, hem kim imiş menfur
      Alnında yanan Nur-u Muhammed’di Halil’in
      Yetmezdi gücü, bakmağa her çeşm-i alilin
      Görseydi Resul’ün o güzel nurunu, Nemrud
      Yakmazdı o dem, nârını ol kâfir-i matrud
      Bir sivrisinek öldürüyor o şah-ı cihanı (!)
      Atmıştı Halil’i ateşe çünki o cani
      Bir perde açıp söyledi Hak gizli kelâmdan
      Ol ateşe bahseyledi hem berd ü selâmdan
      “Dostum ve Resulüm yüce İbrahim’i ey nâr
      At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhar!”
      Bir gizli hitab geldi de ol dem yine Hak’tan
      Bir abd-i mükerrem dahi kurtuldu bıçaktan
      Ol nurdan için Yunus’u hıfzeyledi ol hut
      Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lut

      Ol hüsn-ü cemal, eyledi âlemleri hayran
      Nerden onu bulmuş, acaba Yusuf-u Ken’an
      Hikmet nedir, ol derdlere sabreyledi Eyyub
      Hem sırrı nedir, Yusuf için ağladı Ya’kub
      Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his
      Ol namlı nebi, şanlı şehid Hazret-i Cercis
      Hasretle neden ağladılar Âdem ve Havva
      Kimdendi bu yıllarca süren koskoca dava
      Hem âh, neden terkedilip Ravza-i Cennet
      Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet
      Nur şehri olan Tur’da o dem Hazret-i Musa
      Esrar-ı kelâm hep çözülüp buldu tecella
      Bir parça Zebur’dan okusa Hazret-i Davud
      Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev’ud
      Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler
      Bilmem ki neden, hep işiten âh! diye inler
      Mahluku bütün kendine râmetti Süleyman
      Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman
      Yellerle uçan şanlı büyük taht-ı mukaddes
      Esrar-ı ezelden o da duymuş yine bir ses
      Ol hangi acib sır ki, çıkar göklere İsa
      Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yuda
      Nur derdi için tahtını terkeyledi Edhem
      Bir başkasının tahtı olur derdine merhem

      Çok şahs-ı veli, nur ile hem etti kanaat
      Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu keramet
      Her hepsi de pervanesi, üftadesi nurun
      Her hepsi muamma, gücü yetmez bu şuurun
      Fillerle varıp Kâbe’ye hem Ebrehe zalim
      İsterdi ki yapsın nice bin türlü mezalim
      İsterdi ki o beyt yıkılıp şöhreti sönsün
      Halk Kâbe’yi terkederek kiliseye dönsün
      İsterdi ki çeksin doğacak nura bir sed
      Hem doğmadan ölsün diye Mahbub-u Müebbed
      Günlerce gidip Kâbe’ye hem yaklaşan ordu
      Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu
      Sür’atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden
      Taş harbine başlar pek acib hepsi birden
      İndikçe havadan o muamma gibi taşlar
      Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar
      Şahıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ
      Olsun diye Mahbub’a nişan, eyledi mevta
      Hem kavm-i Kureyş, söndürelim derken o nuru
      Erkek ve kadın, cümlesinin kaçtı huzuru
      Müşrik ve muvahhid, iki fırka olup urban
      Yıllarca dökülmüş yine üstüne bir kan
      Şakk etti Kamer, Fahr-i Beşer, ol yüce Server
      Her yerde ve her anda onun nuru muzaffer

      Kur’andı kali, nurdu yolu, ümmeti mutlu
      Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu
      Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser
      Ol Sure-i Kevser, dedi a’dasına “ebter!”
      Ol Şems-i Ezel’den kaçınan ol kuru başlar
      Gayya-i Cehennem’de bütün yakmış ateşler
      Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes
      Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes
      İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş’ten
      Feyz almak için doğmuş olan şanlı güneşten
      Ol kevser-i Ahmed’den içip herbiri tas tas
      Olmuştu o gün sanki mücella birer elmas
      Ol başlara taç, derde ilâç, mürşid-i âlem
      Eylerdi nazar bunlara nuruyla demadem
      Bunlardı o a’dayı boğan bir alay arslan
      Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban
      Bunlardan o gün ehl-i nifak cümle kaçardı
      Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı
      Bunlardı o Peygamberin ashabı ve âli
      Dünyada ve ukbada da hem şanları âlî
      Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur’an:
      Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan
      Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı
      Merkebleri yeller gibi Düldül’dü, Burak’tı
      (Orjinal Sayfa: 103)
      Bir cezbe-i “Yâ Hayy!” ile seller gibi aktı
      A’daya varıp herbiri şimşek gibi çaktı
      Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar
      Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar
      Bunlardı mübarek yüce cem’iyet-i şûra
      Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübra
      Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisra
      Bunlarla ziyadar o karanlık koca sahra
      Bunlardı veren hasta, alîl gözlere bir fer
      Bunlardı o tarihe geçen şanlı gazanfer
      Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habib’in
      Her an görünür gözlere ondan nice yüzbin
      Nur altına girmiş bulunan türlü cemaat
      Hem buldu beka, hem de bütün gördü adalet
      Ecdad-ı izamın o büyük ruhları küskün
      Zira ne küfürler okunur onlara her gün
      Yağmıştı o gün âh ne kederler, ne elemler
      Âciz onu hep yazmağa, eller ve kalemler
      Binlerce yetimin yıkılan kalbini sen yap
      Afvet yeter artık, o Habib aşkına ya Rab!..
      Derken yeter artık, bizi afvet güzel Allah
      Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh
      Buz parçası halinde bulut, bir yere düşmüş
      Erkek ve kadın hepsi de ol semte üşüşmüş

      Derhal açılıp gökyüzü hem parladı
      ol nurdan gelen Risale-in Nur
      Hallak-ı Rahîm eyledi mahlukunu mesrur
      Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz
      Bir neş’e duyup sustu biraz ağlayan o göz
      Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden
      Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden
      Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar
      Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar
      Her kalbe sürur, her göze nur doldu bu günden
      Bir müjde verir sanki o bir şanlı düğünden
      Arzeyleyelim ol yüce Allah’a şükürler
      Kalkar bu kahr u cehl ü dalal, şirk ü küfürler
      Ol nur-u Hüda saldı ziya, kalbe safa hem
      Gösterdi beka, göçtü fena, buldu vefa hem
      Çıkmıştı şakî, geldi nakî gördü adavet
      Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidayet
      Fışkırdı Risale-i Nur, ufuktan nur-u Risalet
      Ol nur-u Risalet verecek emn ü adalet
      Allah’a şükür, kalkmada hep cümle karanlık
      Allah’a şükür, dolmada hep kalbe ferahlık
      Allah’a şükür, işte bugün perde açıldı
      Âlemlere artık yine bir neş’e saçıldı
      Artık bu sönük canlara can üfledi canan
      Artık bu gönül derdine ol eyledi derman
      Bir fasl-ı bahar başladı illerde bu günden
      Bir sohbet-i gül başladı dillerde bu günden

      Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye koştum
      Nur derdine düştüm de denizler gibi coştum
      Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken
      Düştüm yine derya gibi bir nura bugün ben
      Verdim ona ben gönlümü baştan başa artık
      Maşukum odur şimdi benim, ben ona âşık
      Ol nur-u ezel hem kararan kalblere lâyık
      Ol nurdan alır feyzini hem cümle halâyık
      Kahreyledi ol zulmeti Risale-i Nur’a akanlar
      Nur kahrına uğrar, ona hasmane bakanlar
      Küfrün bütün alayı hücum etse de ey nur
      Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhur
      Sensin yine hazır, yine sensin bize nâzır
      Ey nur-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i kudret-i Fâtır
      Bir neş’e duyurdun imanla sırr-ı ezelden
      Bir müjde getirdin bize ol namlı güzelden
      Madem ki içirdin bize ol âb-ı hayattan
      Bir zerre kadar kalmadı havf şimdi memattan
      Hasret yaşadık nuruna yıllarca bütün biz
      Masum ve alîl, türlü bela çekti sebebsiz
      Yıllarca akan, kan dolu gözyaşları dinsin
      Zalim yere batsın, o zulüm bir yere sinsin
      Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın
      Öksüz ve yetim, dul ve alîl hepsi de kansın

      Ey nur gülü, nur çehreni öpsem dudağından
      Kalb bahçesinin kalbine diksem budağından
      Her dem kokarak hem o güzel rayihasından
      Çıksam yine ben âlem-i fâni tasasından
      Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün
      Sinemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün
      Sensin bize bir neş’e veren ol gül-ü hâlis
      Sensin bize hem cümleden a’lâ, dahi muhlis
      Ey Nur-u Risalet’ten gelen bir bürhan-ı Kur’an
      Ey sırr-ı Furkan’dan çıkan hüccet-i iman
      Sendin bize matlub, yine sendin bize mev’ud
      Sayende bugün herkes olur zinde ve mes’ud
      Her an seni bekler ve sayıklardı bu dünya
      Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rü’ya
      Bin üçyüz senedir toprağa dönmüş nice milyar
      Mü’min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr
      Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı
      Her hepsi de her an sana eylerdi selâmı
      Nur çehreni açsan, atarak perdeyi yüzden
      Söyler bana ruhum yine مَا ازْدَدْتُ يَقِينًا
      Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber
      Risale-in Nur’dur vallah o son müceddid-i ekber
      Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işaret
      Eyler bu mukaddes koca davaya şehadet
      En başta gelen şahid-i adl Hazret-i Kur’an
      Göstermiş ayânen otuzüç yerde o bürhan
      Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh

      كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ demiş ol pir-i muazzam
      Binlerce veli hem yine yapmemiş oış buna bin zam
      Mu’cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz
      Artık bu muammaları gel sen bize bir çöz
      Altıncı Söz’ün aldı bütün fiil ü sıfâtı
      Verdim de arındım ona hem zât u hayatı
      Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında
      Tevhide eriştir beni, gel varını sun da
      Ben ben diye, yazdımsa da sensin yine ol ben
      Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden
      Afvet beni ey afvı büyük, lütfu büyük Risale-in Nur
      Bir dem bile hem eyleme senden beni ya Rabbena mehcur
      Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur
      Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur
      Ey Nur-u Ezel’den gelen Nur-u Muhammed (A.S.M.)
      Ey sırr-ı imandan gelen nur-u müebbed
      Binlerce yetimin duyulan âhını bir kes
      Sarsar o büyük arşı da vallah bu çıkan ses
      Vallah cemilsin, yeter artık bu celalin
      Göster bize ey Nur-u Muhammed, bir kerre cemalin
      Dergâhını aç, et bize ihsan, yine ey nur-u Risalet
      Biz dertli kuluz, kıl bize derman, yine ey nur-u hakikat
      Emmare olan nefsimizin emrine uyduk
      Ver bizlere sen nur ile îkan, yine ey Nur-u Kur’an
      Hırs ateşi sönsün de gönül gülşene dönsün
      Saç nurunu, hem feyzini her an, yine ey nur-u iman
      Sen nur-u Bedi’, Nur-u Rahîm’sin bize lütfet
      Hep isteğimiz aşk ile iman, yine ey Nur-u İlahî
      Dinin çekilip, dev gibi saldırmada vahşet
      Rahmet bizi garketmeye tufan, yine ey Nur-u Rahmanî

      Pürnura boyansın bütün âfâk-ı cihanın
      Her yerde okunsun da bu Kur’an, yine ey Nur-u Sübhanî
      Mahbubuna uyduk, hepimiz ümmeti olduk
      Ağlatma yeter, et bizi handan, yine Ey Nur-u Rabbanî
      Ol Ravza-i Pâk-i Ahmed’i (A.S.M.) göster bize bir dem
      Artık olalım hep ona kurban, yine Ey Nur-u Samedanî
      İslâm’a zafer ver, bizi kurtar, bizi güldür
      A’damızı et hâk ile yeksan, yine ey Nur-u Furkanî
      Her belde-i İslâm ile, olsun bu yeşil yurd
      Tâ haşre kadar cennet-i canan, yine ey Nur-u imanî
      Ol Fahr-i Cihan, Âl-i Abâ hakkı için ya Rab
      Hıfzet bizi âfât u beladan, ya Nur-el Envar, bihakkı ismike-n Nur!

      Âciz, bîçare talebeniz
      Hasan Feyzi (Rahmetullahi Aleyh)

      #746643
      Anonim

        Aşk söyletir, dert ağlatır…
        Allah razı olsun ebrar….

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.