- Bu konu 12 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
20 Eylül 2009: 15:24 #656979
Anonim
Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir.
Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor;
öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar,
kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve
bir nakş-ı şefkati dokuyor ve
öyle bir hâtem-i inâyeti nescediyor ki,
güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.
Ondördüncü Lem’a/İkinci Makam/Üçüncü Sır/s.174-175Bu sözle alakalı yorumlarımızı ve anladıklarımızı paylaşalım diyen yok mu ? 🙂
Rahmetten ne anlıyoruz ?
Burada bahsedilen merkezi nakış ne olabilir ?
Ve bu merkezi nakış içinde, Rahmetin güneş kadar zahir göründüğüne örnek olarak neler söyleyebiliriz ?
Kısacası bu sözden ne anlıyoruz ?
Buyrun müzakereye…
20 Eylül 2009: 23:18 #755778Anonim
Benim fikrimce,şefkat ya da rahmet noktasında cenabı hakk’ın esma tecellilerinin güneş gibi zahir delil olmasına,güneş gibi zahir delilleri üstad hazretleri aşağıda sadece aklıma gelen bir kısmında ve külliyatın aklıma gelmeyen müteaddit yerlerinde beyan ve izah ve ispat etmiştir.Sair kardeşlerinde Cenabı hakk’ın şefkati ve rahmeti ile alakalı risale-i nur da ki mevzuları burada nazara vermeleriyle bir fikir teatisi içinde inşallah bu mesele hakkında hem alemimize açılmamış ya da fark edemediğimiz meseleler görülebilir ve bu manada yüzlerce delili bir arada,hepsine bir anda bakabilmek gibi bir nimete sahip oluruz ve cenabı hakk’a yüzbin şükrederiz,lakin nakış meselesine gelince oradaki temsilde anlatılmak istenen hakikata karşılık genel manayı kendi kuracağım tehlikeli cümlelerle sığlaştırmak istemiyorum…(Tambur)
Meselâ, iktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdadına umulmadık bir yerden, yani kan ve fışkı ortasından beyaz, safi, temiz bir süt göndermek olan cüzî fiil ise, tevhid nazarıyla bakıldığı vakit, birden, bütün yavruların pek çok harikulâde ve pek çok şefkatkârâne olan küllî ve umumî iaşeleri ve validelerini onlara musahhar etmeleriyle rahmet-i Rahmân’ın cemâl-i lâyezâlîsi kemâl-i şâşaa ile görünür. (İkinci şua)21 Eylül 2009: 10:25 #755784Anonim
Mevcut risale, besmele-i şerifin sırlarını anlatıyor ve 3. sırda da ‘rahmet’ in altını çiziyor Üstad hazretleri.
Geçtiği yerdeki külli yere bakarak, şöyle anladım:
Allah’ın rahmeti bu kainatın merkezine oturmuştur.Dolayısı ile merkezden etrafa yaydığı ziyalar da hep rahmetinin bir numunesi olarak karşımıza çıkıyor.Allah rahmandır, bu rahmaniyetinin bir ziyası da O’nun affediciliğidir ve O, Gaffar’dır, Afüv’dür..Yahut O Rezzak’tır.Yarattığı tüm mahlukatın rızkını esbap münasebeti ile perdeler ve tedarik ettirir..Bunun merkezinde de O’nun idrake pek muhal olan Rahman oluşunun varlığı söz konusudur..vesaire.
Merkezi nakış ile kastettiği bu işte;her ism-i ilahi bir sikke-i rahmetin ta kendisidir.
Rahmetin güneş kadar zahir olduğuna yine aynı kısımda örnek vermiş Üstad hz.Diyor ki
Evet, rû-yi zeminde dört yüz bin muhtelif ayrı ayrı nebâtâtın ve hayvânâtın taifelerini, hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak, vakti vaktine, kemâl-i intizamla, hikmet ve inâyetle terbiye ve idare eden ve küre-i arzın simasında hâtem-i ehadiyeti vaz’ eden, bilbedâhe, belki bilmüşahede, rahmettir. Ve o rahmetin vücudu, bu küre-i arzın simasındaki mevcudatın vücutları kadar kat’î olduğu gibi, o mevcudat adedince tahakkukunun delilleri var.
İstemeyerek yanlış bir ifade de bulundu isek, Allah affetsin.
Bir sual de benden; Allah rahmandır diyoruz, evet bu Hak.Ama bunu nasıl idrak edebiliriz?
21 Eylül 2009: 13:23 #755788Anonim
@HuSeYni 156506 wrote:
Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir.
Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor;
öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar,
kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve
bir nakş-ı şefkati dokuyor ve
öyle bir hâtem-i inâyeti nescediyor ki,
güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.Ondördüncü Lem’a/İkinci Makam/Üçüncü Sır/s.174-175Rahmetten ne anlıyoruz ?
Burada bahsedilen merkezi nakış ne olabilir ?
Ve bu merkezi nakış içinde, Rahmetin güneş kadar zahir göründüğüne örnek olarak neler söyleyebiliriz ?
Kısacası bu sözden ne anlıyoruz ?
alllah’ın mevcudat üzerinde her isminin tecellileri var şüphesiz. Peki allah’ın isimlerinin cilveleri en çok hangi varlık etrafında toplanıyor ? Burada akla gelen ilk hayat oluyor anladığım kadarıyla ve hayat sahibi olanların içinde de insan. “İnsan küçük bir kainattır”, “İnsanı büyültsen kainat, kainatı küçültsen insan olur” manalarında ifadeler vardır Risale-i Nur’da. Demek oluyor ki; kainatta ne varsa insanda var. Dolayısıyla kainattaki bütün tecelliler hayat ve insan merkezli. Mesela güneş insana hizmet ediyor, bir inek, bir koyun, bir tavuk, gece, gündüz, mevsimler, yağmur, türlü türlü yiyecek, içecek, meyve ve sebzeler en çok hayatın ve insanın hizmetinde. Hatta diğer hayat sahipleri dahi insana ve en çok onun hayatına hizmet ediyor olduğunu görüyoruz. Diğer varlıklarda allah’ın güzel isimlerinin tecellileri bir kaç taneyken, bütün o tecelliler, cilveler hayat ve insanın etrafında birleşiyor diyebiliriz. Yani en başta hayat, sonra insan külli bir tecelliye ve bu manada rahmete ve şefkate mazhar oluyor. Tüm kainatı bir şeyin etrafında döndüren, elbette en çok ona gösteriyordur Rahmetini ve Şefkatini. O zaman kainattaki merkezi nakış hayat ve insandır. Ve bu tecelli gözümüzün önünde sürekli olarak tekrarlanan, inkar edilemeyecek kadar açık bir faaliyet.
En doğrusunu allah bilir.
Konuyla alakalı diğer bir soru elfaz kardeşimizin; Allah Rahmandır diyoruz, evet bu Hak.Ama bunu nasıl idrak edebiliriz?
Evet cevaplar lütfen! 🙂
23 Eylül 2009: 12:30 #724884Anonim
@elfaz 156565 wrote:Bir sual de benden; Allah rahmandır diyoruz, evet bu Hak.Ama bunu nasıl idrak edebiliriz?
Soru için teşekkürler, diğer kardeşlerimizden de katılım olursa (ellerinden geldiğince), çok daha verimli bir ders olur düşüncesindeyim.“İkincisi, küre-i arz simasında, nebâtat ve hayvanâtın tedbir ve terbiye ve idaresindeki teşabüh, tenasüp, intizam, insicam, lûtuf ve merhametten tezahür eden sikke-i kübrâ-yı Rahmâniyettir ki, Bismillâhirrahmân ona bakıyor.” Ondördüncü Lem’a’dan
Rahman isminin kısaca manası: Sonsuz merhamet ve şefkatle bütün varlıkları rızıklandıran Allah’tır. Ki başka bir yerde ““Zira Rahmân, “Rezzak” mânasınadır.” İşaratü’l İcaz” şeklinde geçmektedir. Yani Rahman ismi daha çok yukarıdaki “küre-i arz simasında” ifadesinden de anlıyacağımız gibi bu dünyamıza bakmaktadır. Yeryüzünde ne kadar canlı varsa, bitkiler, hayvanlar ve insanlar (Müslim ya da gayr-i müslim ayırdedilmeksizin), allah’ın Rahman isminin tecellisine mazhardır. Yine yeryüzündeki düzen ve intizamda yukarıdaki ifadelere istinaden Rahman isminin bir tecellisidir.
Allah’u alem
En doğrusunu Allah bilir.23 Eylül 2009: 16:49 #755863Anonim
Ataistin biri Allah’a karşı savaş açmış olsada Allah yine rızkını verir.Bence buradaki asıl sorun böyle önemli ve anlamlı bir konuda cevapların cılız olmasıdır,aslında bu bile tartışılır.
23 Eylül 2009: 16:58 #755864Anonim
@elfaz 156565 wrote:
Bir sual de benden; Allah rahmandır diyoruz, evet bu Hak.Ama bunu nasıl idrak edebiliriz?
Rahman ismini IDRAK etmek 🙂
elfaz kardes kasitlimi sordunuz bilmiyorum ama, aslinda cok ince bir ifade var burda.
Allah, Rahmân isminin ruhundaki merhameti ve o merhametin munasabetiyle kâinatı yoktan var etmiştir.
Sistemler, insanlar, ağaçlar, kuşlar ve her şey Rahmân ismiyle var olmuştur.
Allahu Taeala kâinati yaratirken kainata sormamistr, insanlari yaratirken insalara sormamistir,tasi gogu, agaci yaratirken onlara sormamistir.
İşte bu cebrîlik, Allah’ın Vahîdiyetinin gostergesidir. Mâlikü’l-Mülk O’dur. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder ve kimse, hic birsey ona mudahale edemez.
Yani Rahman ismi olmazsa hicbirsey (insan , hayvan , kainat vucuda gelemzdi)Meseleyi sadece ezele bakan ve Allah’ın zâtına isim olan Rahmân açısından mütâlâa edecek olursak; küfür-iman, adalet-zulüm, hakkaniyet-haksızlık, güzellik-çirkinlik, iyi-kötü her şey birbirine karışıverir.
Bu durumda irâde mevzubahis olamaz.
Böylece de insan, diğer varlıklar gibi, ne kötülüklerinden mes’ûl olur ne de iyiliklerinden dolayı mükâfata erer.O da bir ağaç, bir taş ve dört ayaklı bir canlı gibi, fıtratın hududu çerçevesi içinde yaşar, bazı isimlere âyine olur ve göçer gider.
Eğer kâinata sadece Allah kelimesinden sonra Rahmân’ın tecellisi hükümfermâ olsaydı, durum bu merkezde olacaktı.
Ancak Allah murad buyurdu ve insanlarda irâdeyi yarattı;
irâdesini iyiye kullananları mükafatlandırma, kötüye kullananları cezalandırma hikmetiyle Rahîmiyeti ile de tecelli etti.
Böylece insana ya aşağıların aşağısına düşme veya a’lâların a’lâsına çıkma imkânını bahşetmiş oldu.
Kuş kanat çırpıp yavrularının başında dönüyor, ağaçlar boy salıp büyüyor, sular çağlayıp akıyor, otlar yeşerip ağaçlar meyve veriyor ve bir hayvan olan anne, yavrusuna karşı hanîn ve şefîk olarak davranıyorsa; bütün bunlar Rahmân’ın cilveleridir.
Ancak, bunlarda irâde yoktur ve bu varlıklar Rahmân’ın kendilerine talim ve takdir ettiği hudutlar içerisinde yaşamak mecburiyetindedirler.
Bir de iradeye bakan Cenâb-ı Hakk’ın husûsî rahmet tecellisi vardır ki onu da bize “Rahim” kelimesi ifade etmektedir.
Demek oluyor ki, Rahmân olmasaydı, biz vücuda gelmeyecektik.
Kâinat ve bütün mevcûdat yok olacaktı.
Şayet Rahim olmasaydı irâdemizi kullanamayacak ve Cenâb-ı Hakk’ın dekâik-i san’atını idrâk edemeyecektik.
Rahmân, kâinatı büyük bir kitap gibi gözümüzün önüne serdi.Rahîm, bize o kitabı okuma ve okuduğumuz o kitaptan alacağımız huzmeleri kalbimizde iman haline getirme iradesini verdi.
Velhasil kelam, elfaz kardesimizin sorusunda kullandigi ifadeleri kullanacak olursa, Allah Rahmandir diyoruz , ve bunu Rahim ismiyle idrak ediyoruz23 Eylül 2009: 18:57 #755871Anonim
@Tambur 156826 wrote:
Bence buradaki asıl sorun böyle önemli ve anlamlı bir konuda cevapların cılız olmasıdır,aslında bu bile tartışılır.
“Kardeşlerime tavsiye ediyorum ki, inşikaka ve iftiraka sebebiyet veren münakaşa etmesinler. Yalnız müdavele-i efkâr suretinde, nizâsız mübahaseye alışsınlar.” Onaltıncı Lem’a s.188
Tambur kardeş, bizim burdaki amacımız karşılıklı burdaki konu hakkında fikir alışverişinde (müdavele-i efkar) bulunup, anladıklarımızdan istifade etmek. Herkes kendi penceresinden gördüğünü paylaşıyor inşallah. Belki bu sayede belki de yanlış anladığımız veya gözümüzden kaçan yerleri farkediyoruz. Cılız cevap tabirini kullanmak yerine, teşvik edici faaliyetlerde bulunsak daha güzel olacağı kanaatindeyim.
Verdiğiniz diğer cevaplardan ötürü teşekkürler. allah razı olsun.
Selam ve dua ile kardeşim.
23 Eylül 2009: 19:45 #755874Anonim
Kusura bakmayın kardeşim,kötü niyetle söylemedim…Uslub olayı cok önemli bir kavramdır bende.Dikkatsizlik diyelim,Hakkınızı helal edin.
23 Eylül 2009: 20:52 #755875Anonim
Rahmetin Vücudu Nasıl Güneş Kadar Zahir Olur ?

bu sorunun cevabı bu ayeti kerimenin anlaşılmasına yardımcı olur kanaatindeyim acizane.. Rabbimiz “Rahmetim Herşeyi kuşatmıştır” buyuruyor…
Demekki Rahmetini Herseyde okumamiz mumkun, ama öncelikle bunun icin dogru bakis acisini edinmemiz gerekiyor… Alemlere elci gonderilen Peygamberimiz Rahmet Peygamberi… Rabbimiz, O (Muhammed sav.)muminlere cok sefkatlidir buyuruyor… Rabbimiz Rahmetim Gadabimi gecmistir ferman ediyor…ve Ustad hz. kazanmamiz gereken bu bakis acisini en guzel tarif etmis… “bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar ….. dokuyor ” teşbihi Sair esma-ı ilahinin dahi rahmete baktığını söylüyor ve sair risalelerde isbat ediyor… hadisi serifde bildirildigi uzere: insanlar ve dahi kainattaki tum mahluklarin mabeynlerinde gosterdikleri sefkat, acima ve merhamet ancak Cenab-i Hakkin rahmetinin yuzde birine tekabul ediyor… o halde Dinin ozu ve Hayatin mayasi Rahmet… bu bilinen Hakikatler, Rahmetullahin ne Kadar genis ve muhtesem oldugunu gözler önüne sermeye yetiyor… Hangi Ayeti Kerimeyi okusak, ve onu hayalen avuçlayıp sıksak ancak Rahmet damladığını müşahede ederiz…
Rahmetin varlığından-vücudiyetinden haberdarız, peki ya tecellilerini nasıl okuyacağız hayatimiza bu bakis acisini nasil tatbik edip bu idrakte bir ömür yasayacagiz?…
Bu okuma direk iman ile alakalı olsa gerek.. Rahmetin varlığına İman… ki haberdar olmak ve iman etmek de ayrı olsa gerek…
Rabbimiz buyurduğu üzere: iman edenlerki : “la yahzenuhum ulfeza ulekber“… Onlarki o gun(kiyamet gunu) dahi üzülmezler…. insan o gunde uzulmeyecek de hangi günde üzülecek ki? Rabbin Rahmetinden emin olmaktir ancak bunun aciklamasi… oyle bir iman ki Bismillah errahman errahim in sirridir yine O buyuk, korku dolu gunde uzuntu ve kederin kalbe degmemesi…. O Rahmana kavusmanin sevincidir belki Faninin fenasindan uzuntu duymamak… O Rahmanin eserlerini okuyabilmek icin, Boylesi bir imani elde etmek gerek oyleyse.. ve demekki ancak Boyle bir imana sahib olan icin Rahmetin Vücudu Güneş Kadar Zahir Olur , aldığı her nefeste o Rahmeti hisseder… Herşeye Her baktiginda Rahmet sikkesini goruyorsa insan demekki okumaya hazirdir… O ilk “Oku” emrine muhatabligi hic bitmezki insanin… okudum bitti diyemez… Rahmettir cunku okumasi gereken, sonu gelmez bir Rahmet…
Allahu Alem..
Rabbimiz, O’nun Rahmeti bu kadar engin iken umit kesen bedbahtlardan eylemesin hicbirimizi… AminnnKonu cok guzel Allah razi olsun, istifademizi bol eylesin insaAllah, birkac kelime yazmaya calistik acizane, konuya katkisi oldumu bilmem ama sadirdan oldu, helal edin.. selam ve dua ile..
23 Eylül 2009: 21:34 #755877Anonim
ALLAH empati yapılamayacak kadar büyüktür.
Anlamaya çalış ama tıkandığın yerde itaat et,
O o kadar büyük ki sen anlamasan da o seni seviyor
O kadar rahmet li ki anlamadan seveni daha çok seviyor.
O kadar cömert ki sen onu sevmekle ona birşey katamazsın,
Ama onu sevmekle çok şey kazanırsın hemde ondan bişey eksilmeden.bi yerde gördüm buraya kopyalayıverdim 🙂
23 Eylül 2009: 21:55 #755878Anonim
“İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez
Zirâ bu terâzi bu kadar sıkleti çekmez”24 Eylül 2009: 07:44 #755886Anonim
Rahmetten ne anlıyoruz ?……. (muasedizle bende anladığımı yazayım sizin kadar güzel ifade edemesemde!)
Rahmet-i ilahî, rahm-i maderden kabre kadar uzanan ve insanı koruyup kurtaran bir hamidir. Eğer Allah’ın esirgemesi olmasaydı madde ve mana planında husrana uğrar felaketlerden uzak kalamaz ve hidayete yol bulamazdık.
Rahim olan Rabbimizin rahmetinin genişliği sebebiyle, en günahkar insanlar hatalı yollardan sırat-ı müstakîme dönmekte ve mağfiret-i ilahiye ermektedirler.
Allah Teala’nın rahmeti, dünya ve ahiret saadetine ermemizi kolaylaştıracak şekilde inkişaf etmektedir. Bu sebeple, isyan vadisinde günahlara bulaşmış bulunan kullarını, rahmetinden faydalanmaya çağıran Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: «De ki: Ey kendilerinin aleyhine (günahta) haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları yarlığar. Şüphesiz ki O, çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir» (Sure-i Zümer, 53).Allah’ın rahmeti o kadar büyük ve o derece geniştir ki, bunu bir ölçü ve sınır ile hudutlamak kaabil değildir. Yücelerin yücesi bulunan Rabbimizin rahmetini tavsil’te hataya düşmemek için, bunu bir hadis-i şerif ile açıklamak isteriz: «Aziz ve celil olan Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün, yüz rahmet halk etti. Onlardan birini yere koydu. Bu rahmet sebebiyle, anne evladını, dört ayaklı canlılar ve kuşlar birbirini, esirgemektedirler. Doksan dokuz (rahmet) i ahiret gününe bıraktı. Kıyamet günü olduğunda, Allah onu, bununla (yüze) tamamlayacaktır» (İbni Mace, c.2, s.1435).
Bu hadis-i şerifi tefekkür pertevi ile tedkik edecek olursak, akıl ve nakil yönünden şu hakikatler ortaya çıkmaktadır: Cenab-ı Hakk’ın yarattığı yüz rahmetten bir parçasının taksiminde her canlı, kendi payına düşen esirgeme hissi ile birbirine acımakta; tavuk, civcivlerinin üzerine kanat germekte; kısrak, yavrusunu emzirirken, bir yerini acıtmayayım diye ayağını kaldırmakta; ana olma meziyyetine ermiş bir kadın, yavrusunun uyuması için kendi uykusunu feda etmekte ve evladının istirahati için hertürlü fedakarlığı yapmaktadır.
Rahman ve Rahim olan Allah Teala’nın kullarını ne derece esirgediğini Hz. Ömer (r.a.) in rivayet ettiği bir hadis-i şerifle renklendirmek isteriz: «Resulüllah (s.a.v.) Hazretlerinin huzuruna bir takım esirler getirilmişti. Onlar arasından (çocuğunu kaybeden) bir kadın, esirler içinde telaş ve üzüntü île koşuyor (ve yavrusunu) araştırıyor idi. Esirler arasında bir çocuk bulduğu zaman onu alıp bağrına basıyor ve emziriyordu. Allah’ın Resulü bize hitaben: «Şu kadının, çocuğunu ateşe atacağını zanneder misiniz?» buyurdu. Biz: «Atmaya gücü yettiği müddetçe bunu yapamaz» dedik. Resül-i Ekrem: «Allah, bu kadının çocuğuna olan (acımasın) dan daha merhametlidir» buyurdu (et-Tac, c.5, s.143).Nefs, şeytan ve kötü akranın tesiri altında bulunan insan, işleri ile başbaşa bırakılmış olsaydı ne cennete girmesi ne de azabtan kurtulması mümkün olurdu. Rahîm olan Halikımız, biz kullarına rahmeti ile muamele etmeseydi bir tek günahkar temize çıkmaz ve afv-i ilahiye yol bulamazdı. «Rahmetim gadabımdan öne geçti» (Buhari, c.8, s.18 mealindeki kudsi hadiste ifadesini bulan ilahî rahmet, alemleri ve ademleri kuşatacak şekilde tecelli etti de pekçok günahkar O’nun rahmet deryasında barınmış ve arınmış oldu.
24 Eylül 2009: 20:02 #755924Anonim
Maşallah çok zengin iktibaslar çıkmış, Allah razı olsun..
Rahman ismi celilesi elbette idrak edilemez; ama ‘mutlak’ manada..Yoksa herkes derinliği nispetinde duyar, hisseder..Zirvesinde Efendimiz aleyhi ekmelüttehaya vardır.
Şu nazar elzem:Rahman’ı çözdüğüm nispette bakıyorum hadiselere, o nispette okuyorum kainatı,kendimi….O nispette yaşıyorum ubudiyet hayatımı..O nispette şükrediyorum..O nispette havf-recam söz konusu..Bu silsile daha da uzar..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.