• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662062
    Anonim

      Tasavvuf yolu, bir çile yoludur. Kaba demir kızgın ateşe sokulmadan
      şekillendirilemez. Öyle de, çilesiz nefsi arıtmak mümkün değildir.
      Saadet sarayına meşakkat yolundan varılır.

      Tasavvuftaki “çile” ifadesi”kırk gün” anlamında Farsça bir kelime olup, Hz. Musa’nın Tur-i

      Sina’da Tevrat’ı almak için kırk gün riyazette kalmasından alınmıştır.
      (Resulullah’ın nübüvvet öncesi Hira’da itikafı da bu tarz bir
      durumdur.) (Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 139)
      Tefekkürde, tezekkürde yoğunlaşmak için böyle bir uzlete ihtiyaç
      vardır.
      Aslında her talib-i hakîkatin, her sene hiç olmazsa bir ay
      münzevî kalması ve bu bir ayı tefekkür, tezekkür, nefis muhasebesi,
      ilim gibi yüce şeylerle değerlendirmesi, son derece yerinde olacaktır.

      Çile dönemi, aynı zamanda bir riyazet dönemidir. Riyazet, şehvetlerle
      ve nefs-i emmâre ile mücadele planı, az yemek, mideyi doldurmamak ve
      bu suretle ruhu inceltmek ve rahat çalışabilmek için yapılan beden ve
      ruh terbiyesidir.( İz, Tasavvuf, s. 10)

      Tasavvufta, “kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelâm” (az yemen,
      az uyumak, az konuşmak), riayet edilmesi gereken esaslardandır.

      Bunlara riayet, ruh sultanının beden ülkesinde hâkimiyetini
      sağlayacaktır. Yoksa, çok yiyen, çok uyuyan ve lüzumsuz çok konuşan
      bir kişide, ruh sultanı zindanda kalacaktır.

      Maddiyatın kanunları olduğu gibi, maneviyatın da kanunları vardır.
      Mesela, cılız bir insan halter çalışmakla güçlü bir hale gelir.

      Onun gibi, riyazete riayet eden bir kişi de, ruhen güçlenir.
      Hemen hermistik akımda riyazet temel bir esastır.
      Öyle ki, bu riyazete riayeteden Hint fakirlerinde, şeklen keramete benzeyen harika haller
      görülebilmektedir.

      Çilelere sabredenler, ALLAH’tan gelen her şeyin güzel olduğunu
      görürler. Şu dörtlük, onların dünyasını güzel tasvir eder:

      Hoştur bana Senden gelen.
      Ya gonca gül, ya da diken.
      Ya hil’atu, ya da kefen.
      Narın da hoş, nurun da hoş
      Alıntı…

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.