- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
5 Ekim 2013: 10:57 #680990
Anonim
Bir zerre ihlâsın üstünlüğü
Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
Harun Yurttaş: “Okuduğum kitaplardaki âlimlerin
hayatlarına bakıyorum, nerdeyse hepsi birbirine benzer
durumda. Sürekli ibadet-ü taat, riyazat, dünya ve
dünya işlerini terk eyleme, bazılarında evlenmeme,
tefekkür etme v.s. Hocam bu mübarekler bunları Allah
için yapıyorlar ve bunların varacakları yer muhakkak
cennettir. Peki, biz ne durumdayız? Belki onların
yaptığının binde birini yapmıyoruz. Onlar bu şekilde
kurtuluşa ererlerse, bizim halimiz ahirette
mahvolmaktır. Ben bunu düşünerek nasıl bir yaşam
yaşayacağımı şaşırdım. Bu âlimler seçilmiş kişiler mi?
Direkt cennete mi gidecekler? Eğer öyleyse ben de
seçilmiş kişi olmak istiyorum. Bunu biraz daha ayrıntılı
düşünerek cevap verirseniz çok sevinirim.”
İmam-ı Azam dar-ı bekaya irtihal ettikten sonra,
kendisini rüyada görmüşler. Ve:
“Ey imam! İlmin seni nice makamlara ulaştırdı!”
demişler.
Koca İmam: “Hangi ilim?” demiş. “Beni kurtaran
Müslümanların hüsn-ü zanları oldu!”
Sizinki de böylesine bir hüsn-ü zan olsa gerektir.
Hüsn-ü zanna izin var; ama karamsarlığa izin yok!
Esasen, Peygamberlerden başka seçilmiş kimse yoktur!
Ve yarın, rûz-i mahşerde hesabı çetin olmayan kimse
yoktur!
Peygamberlerin birçoğu bile Mahkeme-i Kübra’nın
dehşetinden, o gün Allah’ın gazabından Allah’a
sığınıyorlar.
Günahkâr ümmetlerin şefaat taleplerine Koca Hazret-i
Âdem (as) şöyle diyecek:
“Rabbim bugün, benzeri görülmemiş, bundan sonra da
görülmeyecek derecede gazaplıdır! O beni Cennette bir
ağaçtan yemeyi yasaklamıştı da, ben isyan etmiştim.
Ben bugün nefsimi kurtarabilecek miyim bakalım! Siz
benden başkasına gidiniz, Nuh’a gidiniz!”
O gün Nuh’un (as) da sıkıntısı vardır. İnsanlara diyor
ki:
“Rabbim bugün, benzeri görülmemiş derecede gazap
etmiştir! Benim için kabul olunacak bir duâ hakkı vardı.
Ben o duâyı kavmimin aleyhine yaptım da, kavmim
helâk oldu. Ben bugün kendimi kurtaramam! Siz
benden başkasına; İbrahim’e gidiniz.” Oysa o gün
İbrahim Aleyhisselam da dertlidir. Kendisine gelen
ümmetlere diyor ki:
“Rabbim bugün, benzeri görülmemiş derecede
gazaplanmıştır! Ben üç yerde yalana benzer sözler sarf
etmiştim. Ben bugün kendimi kurtaracağımdan bile
emin değilim! Siz benden başkasına; Musa’ya gidiniz.”
Musa Aleyhisselâm o gün rahat mı acaba? O da
ümmetlere şöyle diyor: “Rabbim bugün çok gazaplıdır!
Ben öldürmekle emrolunmadığım bir kişiyi öldürdüm.
Ben bugün kendimi kurtaramam! Siz benden
başkasına; İsa’ya gidiniz.”1
Peygamberlerin durumu böyle olunca, âlim de olsa
diğer insanların durumu ne olur? Bu nedenle âlimler
ilimlerine değil, Allah’ın rahmetine; amellerine değil,
Allah’ın mağfiretine; ibadet ve taatlerine değil, Allah’ın
lütf-u keremine; hasenatına değil, Allah’ın rahimiyetine
ve merhametine sığınıyorlar!
Meselâ, bu âlimlerden son asrın mümessili
Bediüzzaman Hazretlerinin şu duâsına bir bakalım;
görelim âlimler ilimlerine mi güveniyorlar, Allah’a mı
sığınıyorlar:
“İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li’l-
Âlemîn olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için
vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve hâlimi
Sana şekvâ ediyorum… Eğer kabul etmezsen, Senin
kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var?
Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden
başka hak mabud yoktur ki ona iltica edilsin.”2
Demek, herkes Allah’a sığınıyor!
Hiç kimse nefsine, ilmine, ameline, hasenatına
güvenmiyor!
Bilakis Kur’ân nefsine, ilmine, ameline, hasenatına
güvenmeye ucb diyor ve buna karşı uyarıyor.3
Biz de güvenmeyeceğiz ve biz de Allah’a sığınacağız!
Şurası muhakkak ki: Allah kullarına verdiği ilim ve
tebliğ kadar hesap sorar.
Mahşer gününde zenginliğin hesabı fakirliğin
hesabından zor olduğu gibi; aklın hesabı akılsızlığın
hesabından, ilmin hesabı cehlin hesabından, tebliğin
hesabı tebliğ edilmemişliğin hesabından zordur ve
çetindir. Cenâb-ı Allah: “Biz, bir peygamber
göndermedikçe (tebliğ etmedikçe) azap edici değiliz.”4
buyuruyor.
Ve Peygamber Efendimiz (asm): “İnsanlar helâk oldu—
âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu—ilmiyle amel
edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu—ihlâs
sahipleri müstesna. İhlâs sahipleri de pek büyük bir
tehlike ile karşı karşıyadırlar.”5 buyuruyor. Anlaşılıyor
ki, Allah katında yapabildiğimizi ihlâsla yapmaktan
değerli bir şey yoktur.
Bu durumda: Ümitsizliğe de, karamsarlığa da mahal
yoktur! Bulunduğumuz yerden, gücümüz nispetinde,
ama ihlâsla, yapabildiklerimizi Allah için yapalım;
yeter! Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “Bir zerre
ihlâslı amel, batmanlarla hâlis olmayana
müreccahtır.”6
Dipnotlar:
1- Nevevî, Rıyazu’s- Sâlihîn, 1863,
2- Lem’alar, s. 134,
3- Tevbe Suresi 25; Mesnevî-i Nuriye, s. 57,
4- İsra Suresi: 15,
5- Lem’alar, s. 152; Keşfü’l-Hafa, 2:3:12,
6- Lem’alar s. 137 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.