- Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
15 Nisan 2012: 02:46 #676775
Anonim
Enaniyet gibi kokabilir ama sizi temin ederim ki enaniyetle ilgisi yok. Sadece durumu tespit için yazıyorum. Beni sadece böyle bir cemaat durdurabilir sanırım. İnsanlar çok aşırı zeki olduğumu söylüyorlar ve ben bu zekamı faydalı birşey için kullanmadığım gibi çevreme zarar veriyorum. Kimse verdiğim zararı bilmiyor, herkes beni mülayim, kendi halinde sanıyor ama içerde fırtınalar var. Risale-i Nur’un kuantum fiziği ve psikolojiye bakan yönüyle çok derinden ilgiliyim. Hizmetle meşgul olmak istiyorum. Çok iyi derecede Photoshop, Illustrator, CSS, XHTML ve Joomla, kısmen PHP ve MYSQL bilirim. Bunları belki biri bilir de bana yön gösterir diye yazıyorum. Durum böyledir, biri beni durdursun artık zarar vermek istemiyorum.
16 Nisan 2012: 19:49 #803479Anonim
Sitemize hoşgeldiniz Küşteri kardeşim. Risale-i Nur’u okumak ve bir sohbet ortamı edinmekle işin bir tarafından başlayabilirsiniz.
Üstad Hazretleri insanlarda fıtraten bulunan bazı hissiyatı değiştirmek yerine, bunların hayra kanalize etmenin daha kolay olduğundan bahsediyor.
Şu kısmı okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız inşaallah.
[NOT]SALİSEN: Görüyorum ki, şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.
Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir.
Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.
Şu münasebetle bir nokta hatıra gelmiş; söyleyeceğim. Şöyle ki:
Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.
İşte, insanda binlerle hissiyat var. Herbirisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî. Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var. Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok.
Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder. Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir. Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine verilmiş o fâni mal ve âfetli şöhret ve tehlikeli ve riyâya medar olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor.
Ondan, hakikî câh olan merâtib-i mâneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye ve zâd-ı âhirete ve hakikî mal olan a’mâl-i salihaya teveccüh eder. Fena haslet olan hırs-ı mecazî ise, âli bir haslet olan hırs-ı hakikîye inkılâp eder.
Hem meselâ, şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen birşeye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli birşeye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş; onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir.
O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip, âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.
İşte, şu üç misal gibi, insanlar, insana verilen cihazat-ı mâneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur.
Eğer hafiflerini dünya umuruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye ve mâneviyeye sarf etse, ahlâk-ı hamîdeye menşe, hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur.
İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, “Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme.” Yani, “Fıtratını değiştir” gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz”; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.
Dokuzuncu Mektup[/NOT]
Selam ve dua ile.
24 Nisan 2012: 09:49 #803652Anonim
Hoşgeldin küşteri kardeşim , risale – i nur dan alınan ders ile potansiyelimizin yüzlerini HAYIRLI ŞEYLERE çeviriyoruz inşallah sende öle yapıcaksın durmayacak coşacaksın .Birbirimize kuvvet vermek kuvvet almak için burdayız.Allah daimi şevk ve istikamet versin amin…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.