• Bu konu 6 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678415
    Anonim
      Dokuzuncu Mesele

      besmele.jpg

      اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَنُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِblank.gif1

      ilâ âhiri’l-âye…

      Bu âyet-i ecma’ ve âlâ ve ekberin bir küllî ve uzun nüktesini beyan etmeye, birdehşetli mânevî suâl ve bir azametli ve İlâhî bir nimetin inkişafından neş’et eden bir hal sebebiyet verdiler. Şöyle ki:

      Mânen ruha geldi: Neden bir cüz-ü hakikat-ı imaniyeyi inkâr eden kâfir olur ve kabul etmeyen Müslüman olmaz? Halbuki, Allah ve âhirete iman, birer güneş gibi o karanlığı izale etmek lâzım geliyor. Hem neden bir rükün ve hakikat-i imaniyeyi inkâr eden mürted olur, küfr-ü mutlaka düşer ve kabul etmeyen İslâmiyetten çıkar? Halbukisair erkân-ı imaniyeye imanı varsa, onu küfr-ü mutlaktan kurtarmak lâzım geliyor.

      Elcevap: İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdânî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzî kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar. Çünkü, herbir rükn-ü imanî, kendini ispat eden hüccetleriyle, sair erkân-ı imaniyeyi ispat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i âzam olur. Öyle ise, bütün erkânı bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl, hakikat nazarında birtekrüknü, belki bir hakikati iptal edip inkâr edemez. Belki adem-i kabul perdesi altında gözünü kapamakla, bir küfr-ü inadî yapabilir.

      [NOT]Dipnot-1
      “Peygamber, kendisine Rabbinden indirilen Kur’ân’ı tasdik edip ona îmân etti. Mü’minler de onunla beraber îmân ettiler. Onların hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine îmân etti. Onlar, ‘Biz Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız; birine inandığımız gibi hepsine de inanırız’ diyerek îmân getirdiler.” Bakara Sûresi, 2:285.
      [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]adem-i kabul: kabule yanaşmama, bir hükme varmama[/TD]
      [TD]azametli: büyük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
      [TD]cüz-ü hakikat-ı imaniye: iman hakikatinin bir parçası, iman esaslarının biri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
      [TD]elcevap: bu sorunun cevabı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]erkân: esaslar, şartlar[/TD]
      [TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fikr-i bâtıl: yanlış fikir, sapık düşünce[/TD]
      [TD]gayet: son derece[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
      [TD]hakikat-i imaniye: iman hakikatı, gerçeği[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hüccet: delil[/TD]
      [TD]hüccet-i âzam: en büyük delil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ilâ âhiri’l-âye: âyetin sonuna kadar[/TD]
      [TD]inkişaf: açığa çıkma, ortaya çıkma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]izale etmek: ortadan kaldırmak, gidermek[/TD]
      [TD]kabil-i inkisam: bölünebilir, kısımlara ayrılabilir[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]küfr-ü inadî: inada dayalı küfür[/TD]
      [TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür ve inkâr, hiçbir dinî değere inanmamak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]küll: bütün, genel[/TD]
      [TD]küllî: büyük, kapsamlı, geniş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
      [TD]mürted olmak: dinden çıkmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
      [TD]neş’et etmek: doğmak, meydana çıkmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nükte: ince anlam[/TD]
      [TD]rükn: esas, şart[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rükn-ü imanî: imanın şartı, esası[/TD]
      [TD]rükün: esas, şart[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tefrik: birbirinden ayırma[/TD]
      [TD]vahdânî: birlik sahibi, birliğe ait[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âyet-i ecma’: kapsamlı âyet[/TD]
      [TD]âyet-i ecma’ ve âlâ ve ekber: kapsamlı, yüce ve büyük âyet

      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #807235
      Anonim

        Git gide küfr-ü mutlaka düşer, insaniyeti mahvolur; hem maddî, hem mânevî Cehenneme gider. İşte biz bu makamda, gayet muhtasar işaretlerle ve Meyve Risalesinde haşrin ispatında, sair erkân-ı imaniye haşri de ispat ettiklerini kısacıkhülâsalarla beyanı gibi, bu makamda dahi mücmel fezleke ve muhtasar hülâsalarla,Cenâb-ı Hakkın inâyetiyle bu nükte-i âzam Altı Noktada beyan edilecek.

        BİRİNCİ NOKTA

        İman-ı billâh, kendi hüccetleriyle hem sair rükünlerini, hem iman-ı bil’âhireti ispat eder ki, Meyve Risalesinin Yedinci Meselesinde güzelce göstermiş. Evet, bu hadsizkâinatı bir saray, bir şehir, bir memleket gibi bütün levazımıyla idare eden ve mizanve intizam dairesinde çeviren ve hikmetlerle değiştiren ve zerrâtı ve seyyârâtı ve sinekleri ve yıldızları birer muntazam ordu gibi beraber techiz ve idare eden ve emir ve iradesi dairesinde mütemadiyen bir ulvî manevra içinde talim ve tavzifatla faaliyete ve seyir ü cevelâna ve ubudiyetkârâne bir resm-i küşada ve seyahate getiren ezelî vebâki bir saltanat-ı rububiyet ve ebedî ve daimî bir hâkimiyet-i ulûhiyet, hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ve hiçbir ihtimal var mı ki, o ebedî ve sermedî ve bâkive daimî saltanatın bâki bir makarrı ve daimî bir medarı ve sermedî bir mazharı olandâr-ı âhiret olmasın? Bin defa hâşâ!

        Demek Cenâb-ı Hakkın saltanat ve rububiyeti ve—Yedinci Meselede beyan edildiği gibi—ekser isimleri ve vücub-u vücudunun hüccetleri, âhirete şehadet ederler ve isterler. Ve bu kutb-u imanî ne kadar kuvvetli bir nokta-i istinadı var; gör, bil, görür gibi inan.

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [TD]beyan: açıklama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bâki: kalıcı, devamlı, sürekli[/TD]
        [TD]daimî: devamlı, sürekli, zaman üstü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
        [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ekser: pek çok[/TD]
        [TD]erkân-ı imaniye: iman rükünleri, temel esasları[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
        [TD]fezleke: hülasa, öz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gayet: son derece[/TD]
        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
        [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâkimiyet-i ulûhiyet: Allah’ın sınırsız egemenliği[/TD]
        [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hüccet: kesin delil[/TD]
        [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
        [TD]iman-ı bil’âhiret: âhirete iman[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inayet: yardım[/TD]
        [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
        [TD]kutb-u imanî: imanın kutbu, esası[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
        [TD]küfr-ü mutlak: kesin ve tam bir inkâr, hiçbir dinî değere inanmamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]levazım: ihtiyaçlar[/TD]
        [TD]makarr: karargâh, merkez, payitaht[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mazhar: ayna, görünme yeri[/TD]
        [TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mizan: ölçü[/TD]
        [TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
        [TD]mücmel: kısa, özet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
        [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nükte-i âzam: büyük nükte; ince ve derin anlamlı söz[/TD]
        [TD]resm-i küşat: açılış merasimi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rükün: esas, şart[/TD]
        [TD]sair: diğer, başka[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
        [TD]sermedî: daimi, sürekli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seyr ü cevelân: dolaşma, gezinme[/TD]
        [TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]talim: eğitmek, öğretmek[/TD]
        [TD]tavzifat: vazifelendirmeler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]techiz etmek: donatmak, cihazlandırmak[/TD]
        [TD]ubûdiyetkârâne: kulluk ederek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
        [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
        [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek

        [/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #807236
        Anonim

          Hem nasıl iman-ı billâh âhiretsiz olmaz; öyle de, Onuncu Sözde kısa işaretlerlebeyan edildiği gibi, hiçbir cihette mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki, ulûhiyetve mâbudiyetin tezahürü için bu kâinatı öyle bir mücessem kitab-ı Samedânî ki, her sahifesi bir kitap kadar ve her satırı bir sahife kadar mânâları ifade eder ve öylecismânî bir Kur’ân-ı Sübhânî ki, herbir âyet-i tekvîniyesi ve herbir kelimesi, hattâ herbir noktası, herbir harfi birer mu’cize hükmündedir ve öyle muhteşem ve içihadsiz âyâtla ve mânidar nakışlarla tezyin edilmiş bir mescid-i Rahmânîdir ki, herbir köşesinde bir tâife, bir nevi ibadet-i fıtriye ile iştigal eder bir şekilde halk eden bir Allah, bir Mâbud-u Bilhak, o kitab-ı kebîrin mânâlarını ders verecek üstadları ve oKur’ân-ı Samedânînin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüz bin hâşâ!

          Hem cemâl-i rahmetini ve hüsn-ü şefkatini ve kemâl-i rububiyetini zîşuurlara göstermek ve onları şükre ve hamde sevk etmek için bu kâinatı öyle bir ziyafetgâh ve bir teşhirgâh ve öyle bir seyrangâh ki, hadsiz çeşit çeşit, leziz nimetler ve gayetantika, hadsiz harika san’atlar içinde dizilmiş bir tarzda halk eden bir Sâni-i Rahîm veKerîm, hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki, o ziyafetgâhtaki zîşuurmahlûklarla konuşmasın ve onlara o nimetlere mukàbil elçileri vasıtasıyla vazife-i teşekküriyeyi ve tezahür-ü rahmetine ve sevdirmesine karşı vazife-i ubudiyeti bildirmesin. Hâşâ, binler hâşâ!

          Hem hiç mümkün müdür: Bir Sâni san’atını sever, beğendirmek ister, hattâ ağızların bin çeşit zevklerini nazara alması delâletiyle, takdir ve tahsinlerle karşılanmak

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
          [TD]Kur’ân-ı Samedânî: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın Kur’ân’ı, kâinat kitabı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Kur’ân-ı Sübhânî: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın Kur’ân’ı, kâinat kitabı[/TD]
          [TD]Mâbûd-u Bilhak: hakkıyla ibadete lâyık olan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
          [TD]Sâni-i Rahîm: özel şefkat ve merhamet tecellîsi olan, herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
          [TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
          [TD]cismanî: maddi yapısı olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]delâlet: işaret etme, delil olma[/TD]
          [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayet: son derece[/TD]
          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
          [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
          [TD]hüsn-ü şefkat: şefkatin güzelliği[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ibadet-i fıtriye: yaratılıştan gelen ibadet[/TD]
          [TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iştigal etmek: meşgul olmak, ilgilenmek[/TD]
          [TD]kemâl-i rubûbiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının mükemmelliği[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kitab-ı Samedânî: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kitabı, kâinat[/TD]
          [TD]kitab-ı kebir: büyük kitap, kâinat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
          [TD]leziz: lezzetli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
          [TD]mescid-i Rahmânî: çok merhametli olan Allah’ın yarattığı mescid[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mescid-i ekber: en büyük mescid[/TD]
          [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mu’cize: benzerini yapma noktasında başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
          [TD]mâbudiyet: ibadet edilmeye lâyık olma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mânidar: anlamlı[/TD]
          [TD]mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müfessir: açıklayan, yorumlayan kimse[/TD]
          [TD]nevi: tür[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]seyrangâh: gezinti yeri[/TD]
          [TD]tahsin: beğenme, güzelliğini ilân etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak[/TD]
          [TD]tezahür: belirme, görünme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tezahür-ü rahmet: rahmet belirmesi, görünmesi[/TD]
          [TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]teşhirgâh: sergi yeri[/TD]
          [TD]tâife: topluluk, grup[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ulûhiyet: ilâhlık[/TD]
          [TD]vazife-i teşekküriye: teşekkür vazifesi, şükür görevi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vazife-i ubudiyet: ibadet vazifesi, kulluk görevi[/TD]
          [TD]ziyafetgâh: ziyafet yeri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
          [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âyât-ı tekvîniye: yaratılışa ait deliller, bütün varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #807237
          Anonim

            arzu eder ve herbir san’atıyla kendini hem tanıttırmak, hem sevdirmek, hem bir çeşit mânevî cemâlini göstermek ister bir tarzda bu kâinatı antika san’atlarla süslendirdiği halde kâinattaki zîhayatın kumandanları olan insanlara onların büyüklerinden bir kısmıyla konuşup elçi olarak göndermesin; güzel san’atları takdirsiz ve fevkalâde hüsn-ü esmâsı tahsinsiz ve tanıttırması ve sevdirmesi mukabelesizkalsın? Hâşâ, yüz bin hâşâ!

            Hem bütün zîhayatın ihtiyacat-ı fıtriyeleri için dualarına ve hâl diliyle edilen bütünilticalara ve arzulara vakti vaktine, kast ve ihtiyar ve iradeyi gösterir bir tarzda hadsizin’âmlarıyla ve nihayetsiz ihsanatıyla fiilen ve halen sarih bir surette konuşan birMütekellim-i Alîm, hiç mümkün müdür, hiç akıl kabul eder mi, en cüz’î bir zîhayat ilefiilen ve halen konuşsun ve tam derdine derman yetiştiren ihsanıyla derdini dinlesin ve ihtiyacını görsün ve bilsin; ve bütün kâinatın en müntehap neticesi ve arzın halifesi ve ekser mahlûkat-ı arziyenin kumandanları olan insanların mânevî reisleriyle görüşmesin? Onlarla, belki her zîhayatla fiilen ve halen konuştuğu gibi, onlarlakavlen ve kelâmen konuşmasın ve onlara fermanları ve suhuf ve kitapları göndermesin? Hâşâ, hadsiz hâşâ!

            Demek, iman-ı billâh, kat’iyetiyle ve hadsiz hüccetleriyle ve bikütübihî ve rusülihî,yani peygamberlere ve mukaddes kitaplara imanı ispat eder.

            Hem hiç bir cihet-i imkânı var mı ve hiç akıl kabul eder mi ki, bütün masnuatıyla kendini tanıttırana ve sevdirene ve teşekküratı fiilen ve halen isteyene mukàbil,kâinatı velveleye veren hakikat-i Kur’âniye ile Zülcelâl o San’atkârı ekmel bir tarzda tanıyıp ve tanıttırıp ve sevip ve sevdirip ve teşekkür edip ve ettirip ve Sübhânallah,Elhamdü lillâh, Allahu ekber’lerle küre-i arzı semâvâta işittirecek derecede konuşturup ve kara ve denizleri cezbeye getirecek bir vaziyetle,

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
            [TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Mütekellim-i Alîm: gizli ve âşikâr her şeyi bilen ve kendi Zâtına lâyık şekilde konuşan Allah[/TD]
            [TD]San’atkâr: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” anlamında bir tesbih[/TD]
            [TD]Zülcelâl: büyüklük, haşmet ve yücelik sahibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]arzın halifesi: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
            [TD]bikütübihî: Onun kitaplarına[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cemâl: güzellik[/TD]
            [TD]cezbe: Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hale gelme, çekilme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihet-i imkan: mümkün olma yönü[/TD]
            [TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ekmel: en mükemmel, kusursuz[/TD]
            [TD]ekser: pek çok[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
            [TD]fevkalade: olağanüstü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fiilen: davranışla, gerçekte; bizzat, fiilî olarak[/TD]
            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın gerçeği, esas mânâsı[/TD]
            [TD]halen: hareket ve davranışla[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
            [TD]hüccet: kesin delil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hüsn-ü esmâ: isimlerin güzelliği[/TD]
            [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihsanat: bağışlar, iyilikler[/TD]
            [TD]ihtiyac-ı fitrî: yaratılıştan gelen ihtiyaç[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihtiyar: dileme, istek, tercih[/TD]
            [TD]iltica: sığınma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
            [TD]in’am: nimetlendirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]irade: dileme, istek, kast etme[/TD]
            [TD]kast: amaç, hedef[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
            [TD]kavlen: sözle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kelâmen: söz ve konuşma ile[/TD]
            [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
            [TD]mahlûkat-ı arziye: yeryüzündeki yaratıklar, varlıklar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
            [TD]mukabelesiz: karşılıksız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış[/TD]
            [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müntehap: seçilmiş, seçkin[/TD]
            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rusulihî: Onun peygamberlerine[/TD]
            [TD]sarih: açık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]semâvât: gökler[/TD]
            [TD]suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitaplar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
            [TD]tahsin: takdir etme, beğenme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teşekkürat: teşekkürler[/TD]
            [TD]velvele: coşku, haykırış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #807238
            Anonim

              bin üç yüz sene zarfında nev-i beşerin kemiyeten beşten birisini ve keyfiyeten veinsaniyeten yarısını arkasına alıp o Hâlıkın bütün tezahürat-ı rububiyetine geniş veküllî bir ubudiyetle mukabele eden ve bütün makàsıd-ı İlâhiyesine karşı Kur’ân’ın sûreleriyle kâinata ve asırlara bağıran, ders veren, dellâllık eden ve nev-i insanın şerefini ve kıymetini ve vazifesini gösteren ve bin mu’cizatıyla tasdik edilen Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, en müntehap mahlûku ve en mükemmel elçisi ve en büyük resûlü olmasın? Hâşâ ve kellâ, yüz bin defa hâşâ!

              Demek, Eşhedû en lâ ilâhe illâllah hakikati, bütün hüccetleriyle ve eşhedû enne Muhammede’r-Resulullah hakikatini ispat eder.

              Hem hiç imkân var mı ki, bu kâinatın Sânii, mahlûkatını yüz bin dillerle birbiriyle konuştursun ve onların konuşmalarını işitsin ve bilsin ve kendisi konuşmasın? Hâşâ!

              Hem hiç akıl kabul eder mi ki, kâinattaki makàsıd-ı İlâhiyesini bir fermanla bildirmesin? Ve muammâsını açacak ve “Mahlûkat ne yerden geliyorlar? Ve ne yere gidecekler? Ve niçin böyle kàfile kàfile arkasında buraya gelip bir parça durup geçiyorlar?” diye üç dehşetli sual-i umumîye hakiki cevap verecek Kur’ân gibi bir kitabı göndermesin? Hâşâ!

              Hem hiç mümkün müdür ki, on üç asrı ışıklandıran ve her saatte yüz milyonlisanlarda kemâl-i hürmetle gezen ve milyonlar hâfızların kalblerinde kudsiyetiyle yazılan ve nev-i beşerin keyfiyeten kısm-ı âzamını kanunlarıyla idare eden ve nefislerini ve ruhlarını ve kalblerini ve akıllarını terbiye ve tezkiye ve tasfiye ve talimeden ve Risale-i Nur’da kırk vech-i i’cazı ispat edilen ve kırk taife ve tabaka-i nâsa ve her tabakaya karşı bir nevi i’câzını gösterdiği kerametli ve harikalı

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
              [TD]Eşhedü en lâ ilâhe illâllah: “Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur”[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
              [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
              [TD]dellâllık: ilan edicilik, duyuruculuk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]eşhedû enne Muhammede’r-Resulullah: “Şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın resulüdür”[/TD]
              [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: esas, gerçek[/TD]
              [TD]hakiki: gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâfız: Kur’ân’ı ezberleyen[/TD]
              [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
              [TD]hüccet: kesin delil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
              [TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemiyet: sayısal çokluk, nicelik[/TD]
              [TD]kemâl-i hürmet: tam bir saygı ve hürmet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olan olağanüstü hal[/TD]
              [TD]keyfiyet: durum, nitelik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık[/TD]
              [TD]kàfile: grup, topluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
              [TD]küllî: büyük, kapsamlı, tür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kısm-ı âzam: büyük bir kısmı[/TD]
              [TD]lisan: dil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
              [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]makàsıd-ı İlâhiye: Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler[/TD]
              [TD]muammâ: anlaşılması zor sır, gizem[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
              [TD]mu’cizât: mu’cizeler; Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve işler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müntehap: seçilmiş, seçkin[/TD]
              [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
              [TD]nevi: tür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]resul: peygamber, elçi[/TD]
              [TD]sual-i umumîye: genel soru[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tabaka-i nâs: halk tabakası[/TD]
              [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]talim etmek: öğretmek[/TD]
              [TD]tasfiye: arındırma, süzme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
              [TD]tezahür-ü Rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliğinin bütün varlıklarda açıkça görünmesi, yansıması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tezkiye: temize çıkarma, arındırma[/TD]
              [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vech-i i’câz: mu’cizelik yönü[/TD]
              [TD]zarfında: içinde[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #807239
              Anonim

                On Dokuzuncu Mektupta beyan olunan ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm binmu’cizatıyla onun bir mu’cizesi olarak hak kelâmullah olduğu kat’î ispat edilen Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, hiçbir cihette imkânı var mı ki, o Mütekellim-i Ezelî ve oSâni-i Sermedînin kelâmı ve fermanı olmasın? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ!

                Demek, iman-ı billâh, bütün hüccetleriyle, Kur’ân’ın kelâmullah olduğunu ispat ediyor.

                Hem hiç mümkün müdür ki, zeminin yüzünü mütemadiyen zîhayatlarla doldurup boşaltan ve kendini tanıttırmak ve ibadet ve tesbihat ettirmek için bu dünyamızızîşuurlarla şenlendiren bir Sultan-ı Zülcelâl, semâvâtı ve yıldızları boş ve hâlibıraksın; onlara münasip ahâliyi yaratıp, o semâvî saraylarda iskân etmesin vesaltanat-ı rububiyetini en büyük memleketinde hademesiz, haşmetsiz, memursuz, elçisiz, yâversiz, nâzırsız, seyircisiz, âbidsiz, raiyetsiz bıraksın? Hâşâ, melekler sayısınca hâşâ!

                Hem hiçbir cihette imkânı var mı ki, bu kâinatı öyle bir kitap tarzında yazar ki, herbir ağacın bütün tarihçe-i hayatını bütün çekirdeklerinde kaydeden ve herbir otun ve çiçeğin bütün vazife-i hayatiyesini bütün tohumlarında yazan ve herbir zîşuurun bütün sergüzeşte-i hayatiyesini hardal gibi küçük kuvve-i hafızasında gayet mükemmel yazdıran ve bütün mülkünde ve devâir-i saltanatında her ameli ve her hâdiseyi müteaddit fotoğraflarla alarak muhafaza eden ve rububiyetin enehemmiyetli bir esası olan adalet, hikmet ve rahmetinin tecellîleri ve

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Mütekellim-i Ezelî: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah[/TD]
                [TD]Sultan-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi, herşeyin sultanı olan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Sâni-i Sermedî: zaman üstü ve yüce olmakla beraber her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                [TD]beyan: açıklama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                [TD]devâir-i saltanat: saltanat daireleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hademesiz: hizmetçisiz[/TD]
                [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hardal: çok küçük tohumları olan bir bitki[/TD]
                [TD]haşmet: büyüklük, ihtişam[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
                [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
                [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüccet: kesin delil[/TD]
                [TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iskân etmek: yerleştirmek[/TD]
                [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
                [TD]kelâmullah: Allah’ın kelamı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
                [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
                [TD]mu’cizât: mu’cizeler; Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münasip: uygun[/TD]
                [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                [TD]nâzırsız: gözlemcisiz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                [TD]raiyet: halk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                [TD]saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]semâvât: gökler[/TD]
                [TD]semâvî: göğe ait, gökteki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sergüzeşt-i hayat: hayat serüveni[/TD]
                [TD]tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi, biyografi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tecellî: görünme, yansıma[/TD]
                [TD]tesbihat etmek: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vazife-i hayat: hayat vazifesi, görevi[/TD]
                [TD]yâversiz: yardımcısız[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zemin: yer[/TD]
                [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
                [TD]âbid: Allah’a ibadet eden, kul

                [/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #807240
                Anonim

                  tahakkukları için koca Cennet ve Cehennemi ve sırat ve mizan-ı ekberi yaratan birHâkim-i Hakîm ve bir Alîm-i Rahîm, insanların kâinatı alâkadar eden amellerini yazdırmasın ve mücâzât ve mükâfat için fiillerini kaydettirmesin ve seyyiat vehasenatlarını kaderin levhalarında yazmasın? Hâşâ, kaderin Levh-i Mahfuzunda yazılan harfleri adedince hâşâ!

                  Demek, iman-ı billâh hakikatı, hüccetleriyle hem melâikeye iman, hem kadere iman hakikatlerini dahi kat’î ispat eder. Güneş gündüzü ve gündüz güneşi gösterdiği gibi, imanın rükünleri birbirini ispat ederler.

                  İKİNCİ NOKTA

                  Başta Kur’ân, bütün semâvî kitaplar ve suhuflar ve başta Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olarak, bütün peygamberler (aleyhimüsselâm), bütün dâvâları beş altı esas üzerine dönüyorlar, mütemadiyen o esasları ders vermeye ve ispat etmeye çalışıyorlar. Onların peygamberliklerine ve doğruluklarına şehadet eden bütünhüccetler ve deliller, o esaslara bakıyorlar. Onların hakkaniyetlerine kuvvet veriyorlar. O esaslar ise, iman-ı billâh ve iman-ı bil’âhiret ve sâir rükünlere imandır.

                  Demek imanın altı rüknü birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Herbirisiumumunu ispat eder, ister, iktiza eder. O altı, öyle bir küll ve küllîdir ki, tecezzî kabul etmez ve inkısamı imkân hâricindedir. Nasıl ki, kökü göklerde tûbâ ağacı gibi, herbir dalı, herbir meyvesi, herbir yaprağı, o koca ağacın küllî, tükenmez hayatına dayanıyor. O kuvvetli ve güneş gibi zâhir o hayatı inkâr edemeyen, birtek muttasılyaprağın hayatını inkâr edemez. Eğer etse, o ağaç, dalları ve meyveleri ve yaprakları sayısınca o münkiri tekzip edecek, susturacak. Öyle de, iman, altırükünleriyle aynı vaziyettedir.

                  Bu makamın başında, altı nokta ve herbir nokta dahi beş nükte olarak altı erkân-ı imaniyeyi, otuz altı nüktede beyan etmek niyet edilmişti. Ve baştaki dehşetli

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Aleyhimüsselâm: Allah’ın selâmı onların üzerine olsun[/TD]
                  [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Alîm-i Rahîm: herşeyi hakkıyla bilen ve rahmetinin çok özel tecellîleri olan sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                  [TD]Hâkim-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve herşeyi hükmü altında tutan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı[/TD]
                  [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]amel: davranış, iş[/TD]
                  [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                  [TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                  [TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hasenat: iyilikler, güzellikler[/TD]
                  [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hüccet: delil[/TD]
                  [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
                  [TD]iman-ı bil’âhiret: âhirete iman[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
                  [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                  [TD]küll: bütün[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]küllî: büyük, kapsamlı, tür[/TD]
                  [TD]makam: konu, konum[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]melâike: melekler[/TD]
                  [TD]mizan-ı ekber: mahşer günü amellerin ölçüleceği büyük terazi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muttasıl: yapışık, bitişik[/TD]
                  [TD]mücâzât: ceza verme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mükâfat: ödül verme[/TD]
                  [TD]münkir: inkâr eden, inançsız[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                  [TD]nükte: ince anlam[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rükün: esas, şart[/TD]
                  [TD]semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]seyyiat: kötülükler, günahlar[/TD]
                  [TD]suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife hâlindeki kitaplar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sâir: diğer, başka[/TD]
                  [TD]sırat: Cennete gidebilmek için herkesin üzerinden geçmesi gereken Cehennem üzerinde kurulmuş köprü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                  [TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
                  [TD]umum: bütün[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
                  [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıkl[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #807241
                  Anonim

                    suale izahatla cevap vermek murad etmiştim. Fakat bazı ârızalar meydan vermediler. Tahmin ederim ki, Birinci Nokta kâfi bir mikyas olmasından, daha, zekîlere ziyade izaha ihtiyaç kalmadı. Ve tam anlaşıldı ki, bir Müslüman bir hakikat-ı imaniyeyi inkâr etse, küfr-ü mutlaka düşer. Çünkü, başka dinlerin icmallerine mukàbilİslâmiyette tam izahat verilmiş, rükünler birbiriyle zincirlenmiş. MuhammedAleyhissalâtü Vesselâmı tanımayan, tasdik etmeyen bir Müslüman, Allah’ı da sıfâtıyla daha tanımaz ve âhireti bilmez. Bir Müslümanın imanı o kadar kuvvetli ve sarsılmaz hadsiz hüccetlere dayanıyor ki, inkârda hiçbir özür kalmıyor, âdeta akıl kabulde mecbur oluyor.

                    ÜÇÜNCÜ NOKTA

                    Bir zaman Elhamdü lillâh dedim, onun hadsiz geniş mânasına mukàbil gelecek bir nimet aradım. Birden bu cümle hatıra geldi:

                    اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلَى اْلاِيمَانِ بِاللهِ، وَعَلٰى وَحْدَانِيَّتِهِ، وَعَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ وَعَلٰى صِفَاتِهِ، وَاَسْمَاۤئِهِ، حَمْدًا بِعَدَدِ تَجَلِّيَاتِ اَسْمَاۤئِهِ مِنَ اْلاَزَلِ اِلَى اْلاَبَدِ blank.gif1


                    Ben de baktım, tam mutabıktır. Şöyle ki: ………

                    endOfSection.gifendOfSection.gif

                    [NOT]Dipnot-1 “Allah’a iman için ve vahdâniyeti için ve vücub-u vücudu için ve sıfâtı ve esmâsı için, ezelden ebede bütün esmâsının tecelliyâtı adedince Ona hamd olsun.”[/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                    [TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                    [TD]hakikat-ı imaniye: iman hakikatı, gerçeği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
                    [TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inkâr: inanmama, reddetme[/TD]
                    [TD]izah: açıklama[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]izahat: açıklamalar[/TD]
                    [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr ve inançsızlık, hiçbir kutsal değere inanmama[/TD]
                    [TD]mikyas: ölçek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mukàbil: karşılık[/TD]
                    [TD]murad etmek: istemek, dilemek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mutabık: uygun[/TD]
                    [TD]rükün: esas, şart[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tasdik: doğrulama[/TD]
                    [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                  8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.