• Bu konu 15 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 17)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678413
    Anonim
      Yedinci Mesele

      Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir.


      besmele.jpg

      وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ blank.gif
      1

      مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ blank.gif2

      فَانْظُرْ إِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ blank.gif3

      Bir zaman Kastamonu’da “Hâlıkımızı bize tanıttır” diyen lise talebelerine sâbıkAltıncı Meselede mektep fünununun dilleriyle verdiğim dersi, Denizli Hapishanesinde benimle temas edebilen mahpuslar okudular. Tam bir kanaat-i imaniye aldıklarından,âhirete bir iştiyak hissedip, “Bize âhiretimizi de tam bildir. Tâ ki, nefsimiz ve zamanın şeytanları bizi yoldan çıkarmasın, daha böyle hapislere sokmasın” dediler. VeDenizli hapsindeki Risale-i Nur şakirtlerinin ve sabıkan Altıncı Meseleyi okuyanlarınarzularıyla, âhiret rüknünün dahi bir hülâsasının beyanı lâzım geldi. Ben de Risale-i Nur’dan bir kısacık hülâsa ile derim:

      Nasıl ki, Altıncı Meselede biz Hâlıkımızı arzdan, semâvâttan sorduk; onlar fenlerin dilleriyle, güneş gibi Hâlıkımızı bize tanıttırdılar. Aynen biz de âhiretimizi başta o bildiğimiz Rabbimizden, sonra Peygamberimizden, sonra Kur’ân’ımızdan, sonra sairpeygamberler ve mukaddes kitaplardan, sonra melâikelerden, sonra kâinattan soracağız.

      İşte, birinci mertebede âhireti Allah’tan soruyoruz. O da bütün gönderdiği elçileriyle ve fermanlarıyla ve bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla, “Evet, âhiret var-dır

      [NOT]Dipnot-1 “Kıyâmetin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.

      Dipnot-2 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.

      Dipnot-3 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum sûresi, 30:50.[/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Kastamonu: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]arz: dünya[/TD]
      [TD]beyan: açıklama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
      [TD]fünun: fenler, bilimler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
      [TD]iştiyak: arzu, istek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kanaat-i imaniye: imanî kanaat, tatmin[/TD]
      [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahpus: hapsedilmiş[/TD]
      [TD]melâike: melekler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mukaddes kitaplar: kutsal kitaplar; dört büyük kitap[/TD]
      [TD]nefis: insanı kötülüğe, geçici zevk ve isteklere sevk eden kuvvet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rükn: esas, şart[/TD]
      [TD]sabıkan: bundan önce[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]semâvât: gökler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sâbık: önceki, geçmiş[/TD]
      [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şakirt: öğrenci[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #807200
      Anonim

        ve sizi oraya sevk ediyorum” ferman ediyor. Onuncu Söz, on iki parlak ve kat’îhakikatlerle, bir kısım isimlerin âhirete dair cevaplarını ispat ve izah eylemiş. Burada, o izaha iktifaen gayet kısa bir işaret ederiz.

        Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde bir saltanat-ı sermediyenin, o saltanata iman ile intisap ve tâat ile fermanlarına teslim olanlaramükâfatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücâzâtı; o rahmetve cemâle, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diye Rabbü’l-Âlemînve Sultanü’d-Deyyân isimleri cevap veriyorlar.

        Hem madem güneş gibi, gündüz gibi, zemin yüzünde bir umumî rahmet ve ihatalıbir şefkat ve kerem gözümüzle görüyoruz. Meselâ, o rahmet, her baharda umumağaçları ve meyveli nebatları cennet hûrileri gibi giydirip, süslendirip, ellerine her çeşit meyveleri verip bizlere uzatıp “Haydi alınız, yiyiniz” dediği gibi; bir zehirli sineğin eliyle bizlere şifalı, tatlı balı yedirdiği ve elsiz bir böceğin eliyle en yumuşak ipeği bizlere giydirdiği gibi, bir avuç kadar küçücük çekirdeklerde, tohumcuklarda binler batman taamları bizim için saklayan ve ihtiyat zahîresi olarak o küçücük depolarda yerleştiren bir rahmet, bir şefkat, elbette hiç şüphe olamaz ki, bu derecenâzeninâne beslediği bu sevimli ve minnettarları ve perestişkârları olan mü’min insanları idam etmez. Belki, onları daha parlak rahmetlere mazhar etmek için, hayat-ı dünyeviye vazifesinden terhis eder diye, Rahîmve Kerîmisimleri sualimize cevap veriyorlar, “El-Cennetü hakkun” diyorlar.

        Hem madem biz gözümüzle görüyoruz ki, umum mahlûklarda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki, akl-ı beşeronun fevkinde düşünemiyor. Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında bütün tarihçe-i

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Kerîm: sınırsız cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
        [TD]Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
        [TD]Sultanü’d-Deyyân: mükâfat ve cezayı hakkıyla veren sultan; Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]akl-ı beşer: insan aklı[/TD]
        [TD]batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]celâl: büyüklük, haşmet[/TD]
        [TD]cemâl: sonsuz güzellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
        [TD]el-Cennetü hakkun: Cennet haktır, gerçektir[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ferman etme: buyurma[/TD]
        [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gayet: son derece[/TD]
        [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
        [TD]hikmet: fayda, gaye; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]huri: Cennet kızı[/TD]
        [TD]idam etmek: yok etmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtiyat: yedek[/TD]
        [TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iktifâen: yetinerek, yeterli görerek[/TD]
        [TD]inkâr etmek: kabul etmemek, reddetmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intisap: bağlanma, mensup olma[/TD]
        [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]izzet: üstünlük, yücelik[/TD]
        [TD]kat’î: kesin[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kerem: cömertlik, ikram, yardım[/TD]
        [TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
        [TD]mazhar etmek: eriştirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mertebe: derece[/TD]
        [TD]minnettâr: memnuniyet duyan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mücâzât: ceza verme[/TD]
        [TD]mükâfat: ödül verme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazeninâne: nazikçesine[/TD]
        [TD]nebat: bitki[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]perestişkâr: tapan, ibadet eden[/TD]
        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rububiyet-i mutlaka: sınırsız rablık, Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
        [TD]saltanat: egemenlik, hâkimiyet, sultanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat[/TD]
        [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]terhis etmek: göreve son verme[/TD]
        [TD]tâat: itaat, emir ve söz dinleme, emre uyma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]umum: bütün[/TD]
        [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zahîre: azık[/TD]
        [TD]zemin: yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #807201
        Anonim

          hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisâtı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşir olacak olan defter-i a’mâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrıyla her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet; ve bütün masnuatta gayet hassasmizanlarla âzâlarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurg kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenasüp, bir muvazene, bir intizam ve bir cemâl içinde masnuatı birhüsn-ü san’at yapan ve her zîhayatın hukuk-u hayatını kemâl-i mizanla veren, iyiliklere güzel neticeler ve fenalıklara fena neticeler verdiren ve Âdem zamanından beri tâği ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren biradalet-i sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki, güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adalet-i sermediye âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zâlimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerindeki âkıbetsiz bir dehşetli haksızlığa, adaletsizliğe ve hikmetsizliğe hiçbir vechile müsaade etmezler diye, Hakîmve Hakemve AdlveÂdilisimleri bizim sualimize kat’î cevap veriyorlar.

          Hem madem bütün zîhayat mahlûkların, elleri yetişmediği ve iktidarları dairesinde olmayan bütün hâcâtlarını, bütün fıtrî matlaplarını bir nevi dua bulunan istidad-ı fıtrîve ihtiyac-ı zarurî dilleriyle istedikleri vakitte, gayet rahîm ve işitici ve şefkatli bir dest-i gaybî tarafından verildiğinden ve ihtiyarî olan daavât-ı insaniyenin, hususanhavasların ve nebîlerin dualarının on adetten altı yedisi hilâf‑ı âdet makbulolmasından kat’î anlaşılıyor ki, her dertlinin âhını, her muhtacın

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah[/TD]
          [TD]Hakem: her şeyi gayelerine adaletle sevk eden Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
          [TD]adalet-i sermediye: sonsuz, daimî adalet[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemâl: güzellik[/TD]
          [TD]daavât-ı insaniye: insanların duaları[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]defter-i amel: insanın iyi ve kötü işlerinin kaydedildiği defter[/TD]
          [TD]dehşetli: korkunç, ürküntü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dest-i gaybî: görünmeyen el[/TD]
          [TD]dimağ: akıl, bilinç, beyin[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
          [TD]fenalık: kötülük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
          [TD]gayet: son derece[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
          [TD]havas: seçkinler sınıfı, bilginler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haşir: insanların öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
          [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması[/TD]
          [TD]hilâf-ı âdet: kuraldışı olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hukuk-u hayat: hayat hakkı[/TD]
          [TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
          [TD]hâdisât: hâdiseler, olaylar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüsn-ü san’at: san’atın güzelliği[/TD]
          [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihtiyac-ı zarurî: yaratılıştan gelen zorunlu ihtiyaç[/TD]
          [TD]ihtiyarî: isteğe ve tercihe bağlı, iradeyle yapılan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
          [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istidad-ı fıtrî: doğal yetenek, kàbiliyet[/TD]
          [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl-i mizan: mükemmel ve kusursuz bir ölçü[/TD]
          [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
          [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]matlap: istek[/TD]
          [TD]mazlum: zulme uğramış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mizan: ölçü[/TD]
          [TD]muhakeme: değerlendirme, yargılama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muvazene: denge, tartma[/TD]
          [TD]nebat: bitki[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nebî: peygamber[/TD]
          [TD]nevi: tür[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]neşir: yayma, yayılma[/TD]
          [TD]rahîm: özel şefkat ve merhamet sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]simurg: efsanevî zümrüd-ü anka kuşu[/TD]
          [TD]tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi, biyografi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenasüp: uygunluk, uyum[/TD]
          [TD]tâği: azgın, zulmeden[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vech: şekil, yön[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
          [TD]Âdil: sonsuz adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âh: inleme[/TD]
          [TD]âzâ: azalar, organlar[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #807202
          Anonim

            duasını işiten ve dinleyen bir Semî’ ve Mücîb perde arkasında var, bakar ki, en küçük bir zîhayatın en küçük bir ihtiyacını görür ve en gizli bir âhını işitir, şefkat eder, fiilen cevap verir, memnun eder. Elbette ve herhalde hiçbir şüphe ihtimali kalmaz ki, mahlûkların en ehemmiyetlisi olan nev-i insanın en ehemmiyetli ve umumî ve umumkâinatı ve umum esmâ ve sıfât-ı İlâhiyeyi alâkadar eden bekà-i uhreviyeye ait dualarını içine alan ve nev-i insanın güneşleri ve yıldızları ve kumandanları olan bütün peygamberleri arkasına alıp onlara duasına âmin, âmin dedirten ve ümmetinden hergün her ferd-i mütedeyyin, hiç olmazsa kaç defa ona salâvatgetirmekle onun duasına âmin, âmin diyen ve belki bütün mahlûkat o duasına iştirakederek “Evet ya Rabbenâ! İstediğini ver; biz de onun istediğini istiyoruz” diyorlar. Bütün bu reddedilmez şerait altında bekà-i uhrevî ve saadet-i ebediye için Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın, haşrin hadsiz esbâb-ı mûcibesinden yalnız tek duası, Cennetin vücuduna ve baharın icadı kadar kudretine kolay olan âhiretinicadına kâfi bir sebeptir diye, Mücîbve Semî’ve Rahîmisimleri bizim sualimize cevap veriyorlar.

            Hem madem, gündüz bedahetle güneşi gösterdiği gibi, zemin yüzünde, mevsimlerintebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte, perde arkasında bir Mutasarrıf, gayetintizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında veazametli baharı bir çiçek suhuletinde ve mîzanlı ziynetinde ve zemin sahifesinde üç yüz bin haşir ve neşrin nümune ve misallerini gösteren üç yüz bin kitap hükmündekinebatat ve hayvanat taifelerini onda yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatasız, mükemmel, muntazam, mânidar yazan bir kalem-i kudret, bu azameti içinde hadsizbir rahmet, nihayetsiz bir hikmetle işlediği gibi;

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
            [TD]Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Mücîb: bütün dualara, isteklere cevap veren Allah[/TD]
            [TD]Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Semî’: herşeyi duyan ve işiten Allah[/TD]
            [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]azamet: büyüklük[/TD]
            [TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık[/TD]
            [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler[/TD]
            [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ferd-i mütedeyyin: dindar şahıs[/TD]
            [TD]gayet: son derece[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
            [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
            [TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapma sıfatı[/TD]
            [TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iltibassız: karıştırmadan[/TD]
            [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
            [TD]kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
            [TD]kâfi: yeterli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
            [TD]küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
            [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]misal: benzer, örnek[/TD]
            [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mânidar: anlamlı[/TD]
            [TD]mîzan: ölçü, tartı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
            [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
            [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
            [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]salâvat: Peygamberimize rahmet ve esenlik dileme[/TD]
            [TD]sehivsiz: yanılmaksızın[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
            [TD]sıfat-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, vasıfları, nitelikleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
            [TD]tebeddül: değişme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]umum: bütün[/TD]
            [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücud: varlık[/TD]
            [TD]zemin: yer[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ziynet: süs[/TD]
            [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âmin: “Allah’ım kabul eyle”[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #807203
            Anonim

              koca kâinatı bir hanesi misillü insana musahhar ve müzeyyen ve tefriş etmek ve o insanı halife-i zemin ederek ve dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleriemanet-i kübrâyı ona vermesi ve sair zîhayatlara bir derece zabitlik mertebesiylemükerrem etmesi ve hitâbât-ı Sübhâniyesine ve sohbetine müşerref eylemesiylefevkalâde bir makam verdiği ve bütün semâvî fermanlarda ona saadet-i ebediyeyi vebekà-i uhreviyeyi kat’î vaad ve ahdettiği halde, elbette ve hiçbir şüphe olmaz ki, bahar kadar kudretine kolay gelen dâr-ı saadeti o mükerrem ve müşerref insanlar için açacak ve yapacak ve haşir ve kıyameti getirecek diye, Muhyîve Mümîtve HayyveKayyûmve Kadîrve Alîmisimleri, Hâlıkımızdan sormamıza cevap veriyorlar.

              Evet, her baharda bütün ağaçları ve otların köklerini aynen ihya ve nebatî ve hayvanî üç yüz bin nevi haşrin ve neşrin nümunelerini icad eden bir kudret, Muhammed ve Mûsâ Aleyhimesselâtü Vesselâmların herbirinin ümmetinin geçirdiği bin senelik zaman, karşı karşıya hayalen getirilip bakılsa, haşrin ve neşrin binmisalini ve bin delilini iki bin bahardaHAŞİYE-1 gösterdiği görülecek. Ve, böyle birkudretten haşr-i cismânîyi uzak görmek, bin derece körlük ve akılsızlıktır.

              Hem madem nev-i beşerin en meşhurları olan yüz yirmi dört bin peygamberlerittifakla saadet-i ebediyeyi ve bekà-yı uhrevîyi Cenâb-ı Hakkın binler vaad ve ahdlerine istinaden ilân edip mu’cizeleriyle doğru olduklarını ispat ettikleri gibi,hadsiz ehl-i velâyet, keşfle ve zevkle aynı hakikate imza basıyorlar. Elbette o hakikatgüneş gibi zâhir olur; şüphe eden divâne olur.

              [NOT]Haşiye-1 Sabık herbir bahar, kıyameti kopmuş, ölmüş ve karşısındaki bahar onun haşri hükmündedir.[/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah[/TD]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Hayy: gerçek hayat sahibi olan Allah[/TD]
              [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
              [TD]Kayyûm: herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah[/TD]
              [TD]Mümît: ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ahd ve vaad etmek: söz vermek[/TD]
              [TD]bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret[/TD]
              [TD]divane: deli, akılsız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i velâyet: veliler, Allah dostları[/TD]
              [TD]emanet-i kübra: benlik duygusu; büyük emanet; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
              [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
              [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]halife-i zemin: yeryüzünün halifesi[/TD]
              [TD]hane: ev[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
              [TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
              [TD]haşr-i cismânî: âhirette insanların bedenleriyle birlikte diriltilmesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları[/TD]
              [TD]icad etmek: var etmek, yaratmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
              [TD]istinaden: dayanarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
              [TD]keşf: açığa çıkarma; mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri kalb gözüyle görme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
              [TD]misal: benzer, örnek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]misillü: gibi, benzeri[/TD]
              [TD]musahhar etmek: emrine vermek, boyun eğdirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mu’cize: peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve iş[/TD]
              [TD]mükerrem: ikram edilen, saygı gösterilen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müzeyyen: süslenmiş, süslü[/TD]
              [TD]müşerref eylemek: şereflendirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nebâtî: bitkisel[/TD]
              [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nevi: tür[/TD]
              [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sair: diğer, başka[/TD]
              [TD]semâvî: İlâhî, Allah tarafından gönderilen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahammül: yüklenme[/TD]
              [TD]tefriş etmek: döşemek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zabit: gözetici, subay[/TD]
              [TD]zâhir olmak: görünmek, ortaya çıkmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #807204
              Anonim

                Evet, bir fende ve bir san’atta mütehassıs bir iki zâtın o fen ve o san’ata ait hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın, hattâ başka fenlerde âlim veehl-i ihtisas da olsalar, muhalif fikirlerini hükümden iskat ettikleri gibi; bir meselede, mesela, Ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve “Süt konservelerine benzeyenceviz-i hindî bahçesi rû-yi zeminde var” diye dâvâ etmekte iki ispat edici, bin inkâr edici ve nefyedicilere galebe edip dâvâyı kazanıyorlar. Çünkü ispat eden yalnız birceviz-i hindîyi veyahut yerini gösterse kolayca dâvâyı kazanır. Onu nefiy ve inkâr eden bütün rû-yi zemini aramak, taramakla hiçbir yerde bulunmadığını göstermekledâvâsını ispat edebildiği gibi; Cenneti ve dâr-ı saadeti ihbar ve ispat eden, yalnız bir izini sinemada gibi keşfen, bir gölgesini, bir tereşşuhunu göstermekle dâvâyı kazandığı halde; onu nefiy ve inkâr eden, bütün kâinatı ve ezelden ebede kadar zamanları görmek ve göstermekle ancak inkârını ve nefyini ispat ile dâvâyı kazanabilir. Ve bu ehemmiyetli sırdandır ki, “Hususi bir yere bakmayan ve imanîhakikatler gibi umum kâinata bakan nefiyler, inkârlar—zâtında muhâl olmamak şartıyla—ispat edilmez” diye ehl-i tahkik ittifak edip bir düstur-u esasî kabul etmişler.

                İşte bu kat’î hakikate binaen, binler feylesofların muhalif fikirleri, böyle imanî meselelerde birtek muhbir-i sâdıka karşı hiçbir şüphe, hattâ vesvese vermemek lâzımken, yüz yirmi bin ispat edici ehl-i ihtisas ve muhbir-i sâdıkın ve hadsiz venihayetsiz müsbit ve mütehassıs ehl-i hakikat ve ashab-ı tahkikin ittifak ettikleri erkân-ı imaniyede, aklı gözüne inmiş, kalbsiz, mâneviyattan uzaklaşmış, körleşmiş birkaçfeylesofun inkârlarıyla şüpheye düşmenin ne kadar ahmaklık ve divanelik olduğunu kıyas ediniz.

                Hem madem, gözümüzle gündüz gibi, hem nefsimizde, hem etrafımızda bir rahmet-i âmme ve bir hikmet-i şâmile ve bir inâyet-i daime müşahede ediyoruz ve dehşetli birsaltanat-ı rububiyet ve dikkatli bir adalet-i âliye ve izzetli icraat-ı celâliyenin âsârını vecilvelerini görüyoruz. Hattâ bir ağacın meyveleri ve çiçekleri

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]adalet-i âliye: yüksek adalet[/TD]
                [TD]ashâb-ı tahkik: gerçeği delilleriyle araştıran kimseler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                [TD]ceviz-i hindî: Hindistan cevizi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                [TD]dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
                [TD]divanelik: delilik, akılsızlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                [TD]düstur-u esasî: temel prensip, kaide[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk[/TD]
                [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i hakikat: hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar[/TD]
                [TD]ehl-i ihtisas: sahasında uzman olan kimseler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i tahkik: gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler[/TD]
                [TD]erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, şartları[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
                [TD]fen: ilim[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                [TD]hikmet-i şâmile: kapsamlı, kuşatıcı hikmet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hilâl: ay; yay şeklinde görülen ay[/TD]
                [TD]icraat-ı celâliye: Allah’ın celâl sıfatıyla ilgili işleri, faaliyetleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihbar: haber verme[/TD]
                [TD]ihtisas: uzmanlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inayet-i daime: daimî özen, itina, ilgi ve destek[/TD]
                [TD]iskat etmek: düşürmek, ehemmiyetsiz kılmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ittifak etmek: birleşmek[/TD]
                [TD]keşfen: keşf ederek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                [TD]muhalif: aykırı, karşıt[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhbir-i sadık: doğru sözlü haber verici, peygamber[/TD]
                [TD]muhâl olmak: imkânsız olmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler[/TD]
                [TD]müsbit: ispat edici[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman[/TD]
                [TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
                [TD]nefiy: inkâr, kabul etmeme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek[/TD]
                [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rahmet-i âmme: her şeyi kaplayan rahmet[/TD]
                [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saltanat-ı Rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                [TD]tereşşuh: sızıntı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]umum: bütün[/TD]
                [TD]vesvese: kuruntu, şüphe[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]yevm-i şek: Şaban ayının otuzuncu günü; ramazan olması zannedilip ancak hilâl görülmedikçe oruç tutulması münasip olmayan gün[/TD]
                [TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #807205
                Anonim

                  sayısınca o ağaca hikmetler takan bir hikmet ve herbir insanın cihazatı ve hissiyâtı ve kuvveleri adedince ihsanları, in’âmları ona bağlamış bir rahmet ve Kavm-i Nuh ve Hûd ve Salih Aleyhimüsselâm ve Kavm-i Âd ve Semûd ve Fir’avun gibi âsi milletlere tokat vuran ve en küçük bir zîhayatın hakkını muhafaza eden izzetli ve inâyetli bir adalet ve

                  وَمِنْ اٰيَاتِهِ أَنْ تَقُومَ السَّمَاۤءُ وَاْلاَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ اْلاَرْضِ اِذَا أَنْتُمْ تَخْرُجُونَblank.gif1

                  âyeti, azametli bir îcâz ile der:

                  Nasıl ki iki kışlada yatan ve duran mutî askerler, bir kumandanın çağırmasıyla silâh başına ve vazife başına boru sesiyle gelmeleri gibi, aynen öyle de, bu iki kışlanın misalinde ve emre itaatinde koca semâvât ve küre-i arz Sultan-ı Ezelînin askerlerine iki mutî kışla gibi, ne vakit Hazret-i İsrafil Aleyhisselâmın borusuyla o kışlalarda ölümle yatanlar çağrılsa, derhal ceset libaslarını giyip dışarı fırlamalarını ispat edip gösteren, her baharda arz kışlası içindekiler, melek-i ra’dın borusuyla aynı vaziyeti göstermesiyle nihayetsiz azameti anlaşılan bir saltanat-ı rububiyet; elbette ve elbette ve herhalde ve hiç şüphe getirmez ki, Onuncu Sözde ispatına binaen o rahmet vehikmet ve inâyet ve adalet ve saltanat-ı sermediyenin gayet kat’î istedikleri dâr-ı âhiret ve daire-i haşir ve neşrin açılmamasıyla o nihayetsiz cemâl-i rahmet nihayetsizbir çirkin merhametsizliğe inkılâp etmesi ve o hadsiz kemâl-i hikmet, hadsiz kusurluabesiyete ve faidesiz israfata dönmesi ve o gayet şirin inâyet, gayet acı ihanetlere değişmesi ve o gayet mizanlı ve hakkaniyetli adalet, gayet şiddetli zulümlere kalbolması ve o gayet

                  [NOT]Dipnot-1
                  “Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında derhal kabirlerinizden çıkarsınız.” Rum Sûresi, 30:25.[/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Aleyhimüsselâm: Allah’ın selâmı onların üzerine olsun[/TD]
                  [TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Hazret-i İsrafil: [bk. bilgiler – İsrafil (a.s.)][/TD]
                  [TD]Hûd (a.s.): (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Kavm-i Fir’avun: (bk. bilgiler – Fir’avun)[/TD]
                  [TD]Kavm-i Nuh: [bk. bilgiler – Nuh (a.s.)][/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Kavm-i Semûd: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)][/TD]
                  [TD]Salih (a.s.): (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah[/TD]
                  [TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]arz: dünya[/TD]
                  [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                  [TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihazat: cihazlar, âletler, organlar[/TD]
                  [TD]daire-i haşir ve neşr: yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
                  [TD]gayet: son derece[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                  [TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
                  [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                  [TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inkılâp: büyük değişim, dönüşüm[/TD]
                  [TD]in’am: nimetlendirme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]israfat: israflar, savurganlıklar[/TD]
                  [TD]izzet: kötülüğü redden üstünlük, yücelik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kalb olmak: dönüşmek[/TD]
                  [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kavm-i Âd: [bk. bilgiler – Hûd (a.s.)][/TD]
                  [TD]kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
                  [TD]libas: elbise[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]melek-i ra’d: gök gürültüsü ile vazifeli melek[/TD]
                  [TD]mizanlı: ölçülü, dengeli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
                  [TD]mutî: emre uyan, itaatkâr[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                  [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]saltanat-ı rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                  [TD]saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]semâvât: gökler[/TD]
                  [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âsi: isyan eden, zalim[/TD]
                  [TD]îcâz: az sözle çok mânâ ifade etme[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #807206
                  Anonim

                    derecede haşmetli ve kuvvetli saltanat-ı sermediye sukut etmesi ve haşrin gelmemesiyle bütün haşmeti kaybolması ve kemâlât-ı rububiyeti acz ve kusur ilelekedar olması, hiçbir cihet-i imkânı yok, hiçbir akıl ihtimal vermez, yüz muhal içinde birden bulunur, dâire-i imkân haricinde bâtıl ve mümtenidir.

                    Çünkü nâzenin ve nazdar beslediği ve akıl ve kalb gibi cihazatla saadet-i ebediyeye ve âhirette bekà-i daimîye iştiyak hissini verdiği halde onu ebedî idam etmek, ne kadar gadirli bir merhametsizlik; ve onun yalnız dimağına yüzer hikmetler ve faideler taktığı halde onu dirilmemek üzere bütün cihazatını ve binler faideleri bulunanistidadâtını âkıbetsiz bir ölümle faidesiz, neticesiz, hikmetsiz bütün bütün israf etmek, ne derece hilâf-ı hikmet ve binler vaid ve ahidlerini yerine getirmemekle—hâşâ—aczini ve cehlini göstermek, ne kadar o haşmet-i saltanata ve o kemâl-i rububiyete zıttır, her zîşuur anlar. Bunlara kıyasen, inâyet ve adâleti tatbik eyle…

                    İşte, Hâlıkımızdan sorduğumuz âhirete dair sualimize Rahmân, Hakîm, Adl, Kerîm,Hâkimisimleri mezkûr hakikatle cevap veriyorlar; şeksiz, şüphesiz, güneş gibi âhireti ispat ediyorlar.

                    Hem madem biz gözümüzle görüyoruz, öyle ihâtalı ve azametli bir hafîziyethükmeder ki, zîhayat herşeyin ve her hâdisenin çok sûretlerini ve gördüğü fıtrîvazifesinin defterini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı lisan-ı hal ile tesbihatına dair sahife-i a’mâlini misâlî levhalarda ve çekirdeklerinde ve tohumcuklarında ve Levh-i Mahfuzun nümunecikleri olan kuvâ-yı hafızalarında ve bilhassa insanın dimağındaki pek büyük ve pek küçük kütüphanesi olan kuvve-i hafızasında ve

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Adl: sonsuz adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren Allah[/TD]
                    [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                    [TD]Kerîm: ikram sahibi; sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı[/TD]
                    [TD]Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                    [TD]ahid: verilen söz, andlaşma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]azametli: büyük[/TD]
                    [TD]bekà-i daimîye: devamlı olarak kalma, kalıcı olma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
                    [TD]cehl: cahillik, bilgisizlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cihazat: cihazlar, organlar[/TD]
                    [TD]cihet-i imkân: mümkün olma yönü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan alan, kâinat[/TD]
                    [TD]dimağ: akıl, bilinç, beyin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                    [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                    [TD]gadirli: zulümlü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hafiziyet: koruyuculuk[/TD]
                    [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşmet: ihtişam, görkem[/TD]
                    [TD]haşmet-i saltanat: sultanlığın haşmeti, ihtişamı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
                    [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hilâf-ı hikmet: hikmete zıt[/TD]
                    [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]idam etmek: yok etmek[/TD]
                    [TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik, İlâhî ilgi[/TD]
                    [TD]istidadât: kàbiliyetler, yetenekler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iştiyak: arzu, istek[/TD]
                    [TD]kemâlât-ı rububiyet: rablığın, ilâhî terbiyenin mükemmellik ve kusursuzluğu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
                    [TD]lekedar: lekeli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
                    [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]misâlî levha: içlerinde herşeyin fotoğrafının kaydedildiği levha[/TD]
                    [TD]muhal: imkânsız, akıl dışı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mümteni: imkânsız[/TD]
                    [TD]nazdar: nazlı, cilveli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nâzenin: ince, narin, duyarlı[/TD]
                    [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahife[/TD]
                    [TD]saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
                    [TD]tatbik eylemek: uygulamak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                    [TD]vaid: korkutma, tehdit etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                    [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                    [TD]âkıbetsiz: sonuçsuz, neticesiz

                    [/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #807207
                    Anonim

                      sair maddî ve mânevî in’ikâs âyinelerinde kaydeder, yazdırır, zaptederek muhafaza altına alır. Sonra, mevsimi geldikçe bütün o mânevî yazıları maddî bir tarzda da gözümüze gösterip milyonlarla misâller ve deliller ve nümuneler kuvvetiyle blank.gif1 وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetindeki en acip bir hakikat-ı haşriyeyi, kudretin bir çiçeği olan her bahar, kendi çiçek-i ekberinde milyarlar dille kâinata ilân eder. Ve başta nev-i insanolarak eşya, fenaya düşmek ve ademe sukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve baştanev-i beşer olarak zîhayatlar idam edilmek için yaratılmamışlar. Belki bekàya terakkiile ve devama tasaffi ile ve sermedî vazifeye istidadıyla girmek için halk olunduklarınıgayet kuvvetli ispat eder.

                      Evet, her baharda müşahede ediyoruz ki, güz mevsimi kıyametinde vefat eden hadsiz nebatat, bahar haşrinde herbir ağaç, herbir kök, herbir çekirdek, herbir tohum وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetini okuyup bir mânâsını, bir ferdini kendi diliyle, geçmiş senelerde gördüğü vazifenin misalleriyle tefsir ederek o azametli hafîziyete şehadeteder, blank.gif2 هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ âyetindeki dört muazzam hakikatleri herşeyde gösterip hafîziyeti âzami derecede ve haşri bahar kolaylığında vekat’iyetinde bizlere ders verir.

                      Evet, bu dört ismin cilveleri en cüz’îden en küllîye kadar cereyan ederler. Meselâ, nasıl ki bu ağacın menşei olan bir çekirdek, اَ ْلأَوَّلُ blank.gif3 ismine mazhariyetle o ağacıngayet mükemmel programını ve icadının noksansız cihazatını ve teşekkülünün bütünşeraitini câmi’ bir kutucuktur ki, hafîziyetin azametini ispat eder.

                      [NOT]Dipnot-1
                      “Amel defterleri açılıp yayınlandığı zaman.” Tekvir Sûresi, 81:10.
                      Dipnot-2
                      “O Evveldir; başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim vekudretine bağlıdır. O Âhirdir; sonu olmadığı gibi bütün varlıkların neticesi Ona bakar ve dönüşü Onadır. O Zâhirdir; varlık ve birliğinin delilleri herşeyde ap açık görünür ve bütün varlıklar dış görünüşleri ve san’atlı yapılışlarıyla Onun kudret ve sanatına şâhitlik eder. O Bâtındır; herşeyin hakikatine vâkıftır ve herşeyin içyüzü Onun kudretve hikmetine şâhitlik eder.” Hadîd Sûresi, 57:3.
                      Dipnot-3
                      Evvel: her şeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey var olmayan Allah.[/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                      [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                      [TD]bekà: kalıcılık, devamlılık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
                      [TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                      [TD]câmi’: kapsamlı, birçok şeyi içine alan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
                      [TD]fena: yokluk, gelip geçicilik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gayet: son derece[/TD]
                      [TD]hafîziyet: koruyuculuk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikat-i haşriye: haşir gerçeği[/TD]
                      [TD]halkolunmak: yaratılmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
                      [TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]idam edilmek: yok olmak[/TD]
                      [TD]in’ikâs: yansıma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istidad: kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenek[/TD]
                      [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                      [TD]küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı, varlıklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mazhariyet: sahip olma, üzerinde gösterme[/TD]
                      [TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
                      [TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                      [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
                      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sermedî: sürekli, devamlı[/TD]
                      [TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasaffi: saflaşma, temizlenme[/TD]
                      [TD]tefsir etmek: yorumlamak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
                      [TD]teşekkül: oluşma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                      [TD]âzami: çok büyük[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]çiçek-i ekber: en büyük çiçek[/TD]
                      [TD]şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şerâit: şartlar, belirtiler[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #807208
                      Anonim

                        وَاْلاٰخِرُ blank.gif1 ismine mazhar olan meyvesi ise, çekirdekleriyle o ağacın işlediği bütünfıtrî vazifelerinin fihristesini ve amellerinin listesini ve hayat-ı saniyesinin düsturlarınıihtiva eden bir sandukçuktur ki, âzamî derecede hafîziyete şehadet eder.

                        وَالظَّاهِرُ blank.gif2 ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismâniyesi ise, öyle tenasüplü ve san’atlı ve süslü bir hulle, bir libas ve ayrı ayrı nakışlar ve zîynetler ve yaldızlı nişanlarla tezyin edilmiş, güya yetmiş renkli bir hûri elbisesidir ki, hafîziyet içindeazamet-i kudret ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmeti gözlere gösterir.

                        وَالْبَاطِنُ blank.gif3 ismine âyine olan o ağacın içindeki makinesi ise, öyle muntazam ve mükemmel ve mu’cizatlı bir fabrika, bir destgâh, bir kimyahâne ve hiçbir dalı ve meyveyi ve yaprağı gıdasız bırakmayan mizanlı bir kazan-ı erzaktır ki, hafîziyet içindekemâl-i kudret ve adalet ve cemâl-i rahmet ve hikmeti güneş gibi ispat eder.

                        Aynen öyle de, küre-i arz, senevî mevsimler cihetinde bir ağaçtır. İsm-i Evvelcilvesiyle güz mevsiminde hafîziyete emanet edilen bütün tohumlar ve çekirdekler, bahar çarşafını giyen zemin yüzünün milyarlar dal, budak, meyve veren ve çiçek açan ağacının teşkilatına dair İlâhî emirlerin mecmuacıkları ve kaderden gelendüsturların listeleri ve geçen yazın işlediği vazifelerin küçücük sahife‑i amelleri vedefter-i hidematıdır ki, bilbedahe bir Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkramın hadsiz kudret, adalet, hikmet, rahmet ile iş gördüğünü gösteriyor.

                        [NOT]Dipnot-1
                        Âhir: her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerde tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah.
                        Dipnot-2
                        Zâhir: her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Allah.
                        Dipnot-3
                        Bâtın: bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve bununla da isim ve sıfatlarının her türlü noksandan uzak olduğunu gösteren Allah.[/NOT]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkram: sonsuz haşmet, yücelik ve ikram sahibi olan, herşeyi koruyup gözeten ve muhafaza eden Allah[/TD]
                        [TD]amel: davranış, iş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü[/TD]
                        [TD]bilbedâhe: apaçık bir şekilde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği[/TD]
                        [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                        [TD]defter-i hidemat: hizmetler defteri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]destgâh: tezgâh[/TD]
                        [TD]düstur: kâide, kural[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fihriste: içindekiler[/TD]
                        [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                        [TD]hafiziyet: koruyuculuk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayat-ı saniye: ikinci hayat[/TD]
                        [TD]hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hulle: Cennet elbisesi[/TD]
                        [TD]hûri: Cennet kızı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihtiva etmek: içine almak[/TD]
                        [TD]ism-i Evvel: Allah’ın başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim ve kudretine bağlı olduğunu bildiren ismi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
                        [TD]kazan-ı erzak: erzak kazanı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl-i hikmet: hikmetin mükemmelliği, tam ve yerli yerinde olma[/TD]
                        [TD]kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kimyahâne: kimya evi[/TD]
                        [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                        [TD]libas: elbise[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mazhar olma: erişme, nail olma; ayna olma, yansıma ve görünme[/TD]
                        [TD]mecmuacık: kitapçık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mizanlı: ölçülü[/TD]
                        [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mu’cizât: mu’cizeler; benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
                        [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkat ve merhameti[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahifeler[/TD]
                        [TD]senevî: yıllık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret-i cismaniye: dış görünüş[/TD]
                        [TD]tenasüp: uygunluk, uyum[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
                        [TD]teşkilât: yapı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zemin: yer[/TD]
                        [TD]zîynet: süs[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âzamî: çok büyük[/TD]
                        [TD]şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #807209
                        Anonim

                          Ve senevî zemin ağacının âhiri ise, ikinci güzde o ağacın gördüğü bütün vazifelerini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı ettiği bütün fıtrî tesbihatlarını ve gelecek bahar haşrindeneşrolabilen bütün sahâif-i amallerini, zerrecik ve küçücük kutucukların içine koyup,Hafîz-i Zülcelâlin dest-i hikmetine teslim eder Hüve’l-Âhir ismini hadsiz dillerle kâinat yüzünde okur.

                          Ve bu ağacın zâhiri ise, haşrin üç yüz bin misallerini ve emarelerini gösteren üç yüz bin küllî ve çeşit çeşit çiçekler açıp hadsiz rahmâniyet ve rezzâkiyet ve rahîmiyet vekerîmiyet sofralarını sererek zîhayatlara ziyafetler vermekle Hüve’z-Zâhir ismini, meyveleri, çiçekleri, taamları sayısınca lisanlarıyla zikredip medh ü senâ eder, gündüz gibi وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ blank.gif1 hakikatini gösterir.

                          Bu haşmetli ağacın bâtını ise, hadsiz ve hesaba gelmez muntazam makineleri vemizanlı fabrikaları kemâl-i dikkat ve intizamla işlettiren öyle bir kazan ve destgâhtır ki, bir dirhemden bin batman taamları pişirir, açlara yetiştirir. Ve öyle bir mizan ve dikkatle işler ki, zerre kadar tesadüfün karışmasına bir yer bırakmıyor. Hüve’l-Bâtınismini zeminin içyüzüyle, yüz bin dille tesbih eden bazı melâike gibi, yüz bin tarzlarda ilân edip ispat eder.

                          Hem arz, senevî hayatı haysiyetiyle bir ağaç olduğu ve o dört isim içinde hafîziyeti ve onunla haşir kapısına bir anahtar yaptığı gibi; aynen öyle de, dehrî ve dünya hayatı cihetiyle yine meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir muntazam ağaçtır. Ve o dört isme öyle bir mazhar, bir âyine ve âhirete giden bir yol açar ki, genişliğiniihataya ve tabire aklımız kâfi gelmiyor. Yalnız bu kadar deriz:

                          [NOT]Dipnot-1
                          “Amel defterleri açılıp yayınlandığı zaman.” Tekvir Sûresi, 81:10.[/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah[/TD]
                          [TD]Hüve’l-Bâtın: O Bâtıntır; bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve herşeyin iç âlemine hükmeden Allah’tır[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Hüve’l-Âhir: O Âhirdir; her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerle tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah’tır[/TD]
                          [TD]Hüve’z-Zâhir: O Zâhirdir; her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ürünlerle donatıp ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen, Allah’tır[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]arz: dünya[/TD]
                          [TD]batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bâtın: iç, görünmeyen iç yüzü[/TD]
                          [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dehrî: zaman yönünden, çağları içine alan[/TD]
                          [TD]dest-i hikmet: hikmet eli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]destgâh: tezgâh[/TD]
                          [TD]dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
                          [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hafiziyet: koruyuculuk[/TD]
                          [TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]haşmetli: görkemli, heybetli[/TD]
                          [TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
                          [TD]kemâl-i dikkat ve intizam: tam bir dikkat ve düzen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kerîmiyet: cömertlik[/TD]
                          [TD]küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı varlıklar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]lisan: dil[/TD]
                          [TD]mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
                          [TD]melâike: melekler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mizan: ölçü[/TD]
                          [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]neşrolmak: yayılmak[/TD]
                          [TD]rahmâniyet: şefkat, merhamet edicilik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rahîmiyet: merhamet edicilik[/TD]
                          [TD]rezzâkıyet: rızık vericilik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sahâif-i a’mâl: amellerin yazıldığı sahifeler[/TD]
                          [TD]senevî: yıllık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
                          [TD]tesbih etmek: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                          [TD]zemin: yer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zerre: atom[/TD]
                          [TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                          [TD]âhir: son[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #807210
                          Anonim

                            Nasıl ki bir saatin saniyeleri ve dakikaları ve saatleri ve günleri sayan haftalık saatin milleri birbirine benzer, birbirini ispat eder. Saniyelerin hareketini gören, sairçarkların hareketlerini tasdik etmeye mecbur olur. Aynen öyle de, semâvât ve arzınHâlık-ı Zülcelâlinin bir saat-i ekberi olan bu dünyanın saniyelerini sayan günler ve dakikalarını hesap eden seneler ve saatlerini gösteren asırlar ve günlerini bildiren devirler birbirine benzer, birbirini ispat eder. Ve bu gecenin sabahı ve bu kışın baharıkat’iyetinde fâni dünyanın karanlıklı kışının bâki bir baharı ve sermedî bir sabahı geleceğini hadsiz emârelerle haber verir diye, Hafîz ismi ile هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ blank.gif1 isimleri, biz Hâlıkımızdan sorduğumuz haşir meselesine, mezkûr hakikatle cevap veriyorlar.

                            Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki;

                            • İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi,
                            • Ve hakikat-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi,
                            • Ve kâinat Kur’ân’ının âyet-i kübrası,
                            • Ve İsm-i Âzamı taşıyan âyetü’l-kürsîsi,
                            • Ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri,
                            • Ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa mezun en faal memuru,
                            • Ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, varidat vesarfiyatına ve zer’ ve ekilmesine nezarete memur,
                            • Ve yüzer fenler ve binler san’atlarla teçhiz edilmiş en gürültülü ve mes’uliyetli nâzırı,
                            • Ve kâinat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebedin gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı,

                            [NOT]Dipnot-1 “O Evveldir, Âhirdir, Zâhirdir ve Bâtındır.” Hadîd Sûresi, 57:3.[/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                            [TD]Hafîz: esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                            [TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi yaratan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Padişah-ı Ezel ve Ebed: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Padişah, Allah[/TD]
                            [TD]arz: dünya[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bâki: kalıcı, devamlı[/TD]
                            [TD]cemiyetli: kapsamlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                            [TD]emare: belirti, iz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]faal: çalışkan, hareketli[/TD]
                            [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]gayet: son derece[/TD]
                            [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                            [TD]hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]halife-i arz: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
                            [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                            [TD]mes’uliyet: sorumluluk, yükümlülük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                            [TD]mezun: izinli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müfettiş: teftiş eden, denetleyici[/TD]
                            [TD]mükerrem: ikram olunan, saygın[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nevi: tür[/TD]
                            [TD]nezaret: gözetim, bakım[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nâzır: bakan, gözeten[/TD]
                            [TD]saat-i ekber: en büyük saat[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                            [TD]sarfiyat: giderler, harcamalar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sekene: sakinler[/TD]
                            [TD]semâvat: gökler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sermedî: devamlı, sürekli[/TD]
                            [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
                            [TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]varidat: gelirler, kaynaklar[/TD]
                            [TD]zemin: yer[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zer’ etmek: ekmek, dikmek[/TD]
                            [TD]âyet-i kübrâ: en büyük delil[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âyetü’l-kürsî: Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. âyeti[/TD]
                            [TD]çekirdek-i aslî: asıl çekirdek, tohum[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #807211
                            Anonim
                              • Ve cüz’î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı,
                              • Ve semâ ve arz ve cibâlin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan,
                              • Ve önüne iki acip yol açılan, bir yolda zîhayatın en bedbahtı ve diğerinde enbahtiyarı,
                              • Çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i küllî,
                              • Ve Kâinat Sultanının İsm-i Âzamına mazhar ve bütün esmâsına en câmi’ bir âyinesi, ve hitabât-ı Sübhâniyesine ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hassı,
                              • Ve kâinatın zîhayatları içinde en ziyade ihtiyaçlısı,
                              • Ve hadsiz fakrıyla ve acziyle beraber hadsiz maksatları ve arzuları ve nihayetsizdüşmanları ve onu inciten zararlı şeyleri bulunan bir biçare zîhayatı,
                              • Ve istidatça en zengini,
                              • Ve lezzet-i hayat cihetinde en müteellimi ve lezzetleri dehşetli elemlerle âlûde,
                              • Ve bekàya en ziyade müştak ve muhtaç ve en çok lâyık ve müstehak ve devamı vesaadet-i ebediyeyi hadsiz dualarla isteyen ve yalvaran ve bütün dünya lezzetleri ona verilse, onun bekàya karşı arzusunu tatmin etmeyen,

                              • Ve ona ihsanlar eden Zâtı perestiş derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen çok hârika bir mu’cize-i kudret-i Samedâniye ve bir acûbe-i hilkat,

                              • Ve kâinatı içine alan ve ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesişehadet eden, böyle yirmi küllî hakikatlerle Cenâb-ı Hakkın Hak ismine bağlanan,

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                              [TD]Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Kâinat Sultanı: kâinatın ve bütün varlıkların sultanı olan Allah[/TD]
                              [TD]abd-i küllî: bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                              [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]acûbe-i hilkat: acayip yaratılış harikası[/TD]
                              [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
                              [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                              [TD]cibâl: dağlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihazat-ı insaniye: insana ait cihazlar, duygular[/TD]
                              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
                              [TD]cüz’î: az, küçük, ferdî[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                              [TD]emanet-i kübra: büyük emanet; benlik duygusu, başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                              [TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                              [TD]harekât: hareketler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan yüce olan Allah’ın Kendi Zâtına has hitapları, konuşmaları[/TD]
                              [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istidad: kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenek[/TD]
                              [TD]küllî: genel, kapsamlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]lezzet-i hayat: hayatın lezzeti[/TD]
                              [TD]mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhatab-ı has: özel muhatap[/TD]
                              [TD]mutasarrıf: tasarruf eden, kullanan, idare eden[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mu’cize-i kudret-i Samedâniye: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
                              [TD]mükellef: yükümlü, sorumlu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
                              [TD]müteellim: acı çeken[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
                              [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]perestiş: aşırı derece sevmek, tapma[/TD]
                              [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]semâ: gök[/TD]
                              [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                              [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlûde: bulaşık, karışık[/TD]
                              [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #807212
                              Anonim
                                • Ve en küçük zîhayatın en cüz’î ihtiyacını gören ve niyazını işiten ve fiilen cevap veren Hafîz-i Zülcelâlin Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve kâinatıalâkadar edecek ef’âlleri o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla yazılan ve herşeyden ziyade o ismin nazar-ı dikkatine mazhar bulunan bu insanlar, elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki, bu yirmi hakikatın hükmüyle, insanlar için bir haşir ve neşirolacak ve Hakismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve kusuratının mücâzâtını çekecek ve Hafîz ismiyle cüz’î-küllî kayd altına alınan her amelinden muhasebe ve sorguya çekilecek ve dâr‑ı bekàda saadet-i ebediye ziyafetgâhının ve şekavet-i daimehapishanesinin kapıları açılacak ve bu âlemde çok tâifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.

                                Yoksa, sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü kuvvetinde bekàya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin, mezkûr yirmi hakikatlerlisanlarıyla edilen ve Arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve o hadsiz hukukuzayi etmek ve sinek kanadının intizamı şehadetiyle sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet, bütün o hakikatlerin bağlandıkları insanî istidadatı ve ebede uzananemelleri ve arzuları ve o istidat ve arzuları besleyen kâinatın pek çok rabıtalarını ve hakikatlerini bütün bütün israf etmek öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde vezâlimâne bir çirkinliktir ki, Hakve Hafîzve Hakîmve Cemîlve Rahîmisimlerine şehadet eden bütün mevcudât onu reddeder, “Yüz derece muhal ve bin vech ile mümtenidir” derler.

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Arş: göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecellî ettiği yer[/TD]
                                [TD]Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Hafîz: herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah[/TD]
                                [TD]Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                                [TD]Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                                [TD]amel: davranış, iş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bekà: kalıcılık, devamlılık[/TD]
                                [TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan yer; âhiret[/TD]
                                [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ef’al: fiiller, işler[/TD]
                                [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ferş: yer[/TD]
                                [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakk-ı hayat: yaşama hakkı[/TD]
                                [TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
                                [TD]hukuk-u insaniye: insan hakları[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]intizam: düzen[/TD]
                                [TD]istidadat: istidatlar, kàbiliyetler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
                                [TD]kusurat: kusurlar, hata ve günahlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâtibîn-i kiram: insanın yaptığı bütün amelleri yazan melekler[/TD]
                                [TD]lisan: dil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mazhar bulunma: ayna olma, nail olma[/TD]
                                [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                                [TD]muhal: imkânsız[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhasebe: hesaba çekilme, sorgulanma[/TD]
                                [TD]mücazat: ceza verme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mümteni: imkânsız[/TD]
                                [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış[/TD]
                                [TD]niyaz: dua, yalvarıp yakarma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rabıta: bağ[/TD]
                                [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tâife: grup, topluluk[/TD]
                                [TD]vecih: yön, şekil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zabit: subay[/TD]
                                [TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                                [TD]ziyafetgâh: ziyafet yeri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zâlimâne: zâlimce[/TD]
                                [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şekavet-i daime: daimi bir sıkıntı, mutsuzluk[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #807213
                                Anonim

                                  İşte biz Hâlıkımızdan haşre dair sorduğumuz suale Hak, Hafîz, Hakîm, Cemîl,Rahîmisimleri cevap verip derler: “Biz hak ve hakikat olduğumuz gibi ve hem bizeşehadet eden mevcudâtın tahakkuku misillü, haşir haktır ve muhakkaktır.”Hem madem… (Daha yazacaktım, fakat güneş gibi malûm olmasından kısa kestim.)

                                  İşte geçmiş misâllerde ve madem’lerdeki maddelere kıyasen, Cenâb-ı Hakkın yüz, belki bin esmâsının kâinata bakan isimlerinin herbirisi, nasıl ki mevcudattaki âyine vecilveleriyle Müsemmâsını bedahetle ispat eder; aynen öyle de, haşri ve dâr-ı âhireti de gösterirler ve kat’iyetle ispat ederler.

                                  Hem nasıl Hâlıkımızdan sorduğumuz sualimize, o Rabbimiz bütün fermanlarıyla venazil ettiği bütün kitaplarıyla ve müsemmâ olduğu ekser isimleriyle bize kudsî ve kat’îcevap veriyor; aynen öyle de, melâikeleriyle ve onların diliyle daha başka bir tarzda dedirir:

                                  “Sizin zaman-ı Âdem’den beri hem ruhanîlerle, hem bizimle görüşmenizin yüzertevatür kuvvetinde hâdiseleri var. Ve bizim ve ruhanilerin vücutlarına veubudiyetlerine delâlet eden hadsiz emâre ve deliller var. Ve biz âhiret salonlarında ve bazı dairelerinde gezdiğimizi, birbirimize mutabık olarak sizin kumandanlarınızla görüştüğümüz zaman söylemişiz ve daima da söylüyoruz. Elbette bu gezdiğimiz bâkive mükemmel salonlar ve bu salonların arkalarında tefriş ve tezyin edilmiş olan saraylar ve menzilller, hiç şüphemiz yoktur ki, gayet ehemmiyetli misafirleri o yerlerde iskân etmek üzere bekliyorlar. Size kat’î beyan ediyoruz” diye sualimize cevap veriyorlar.

                                  Hem madem Hâlıkımız, bize en büyük muallim ve en mükemmel üstad ve şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                                  [TD]Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                                  [TD]Hafîz: esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Hak: doğru, gerçek; herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah[/TD]
                                  [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan Peygamberimiz Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Müsemmâ: ismin sahibi, isimlenen[/TD]
                                  [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                                  [TD]bedahet: apaçıklık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                                  [TD]bâki: kalıcı, devamlı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                                  [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
                                  [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                                  [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]gayet: son derece[/TD]
                                  [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                                  [TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâdise: olay[/TD]
                                  [TD]iskân etmek: yerleştirmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
                                  [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
                                  [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]malûm: bilinen[/TD]
                                  [TD]melâike: melekler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                                  [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]misillü: gibi[/TD]
                                  [TD]muallim: öğretmen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mutabık olmak: uygun olmak[/TD]
                                  [TD]nazil etmek: indirmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ruhanî: ruh âlemine ait[/TD]
                                  [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tefriş: döşeme[/TD]
                                  [TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tezyin: süsleme[/TD]
                                  [TD]ubûdiyet: kulluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vücut: beden, varlık[/TD]
                                  [TD]zaman-ı Âdem: Âdem peygamberin zamanı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 17)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.