- Bu konu 2 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Mayıs 2011: 21:19 #671558
Anonim

فَنَادٰى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
1
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
2
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
3
حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
4 لاَحَوْلَ وَلاَقُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ
5 يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى
6 لِلَّذِينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاۤءٌ
7
Otuz Birinci Mektubun birinci kısmı, her zaman, hususan mağrib ve işâ ortasında otuz üçer defa okunması çok faziletli bulunan mezkûr kelimât-ı mübarekenin herbirinin çok envârından birer nurunu gösterecek altı Lem’adır.Birinci Lem’aHAZRET-İ YUNUS ibni Mettâ Alâ Nebiyyinâ ve Aleyhissalâtü Vesselâmın münâcâtı, en azîm bir münâcattır ve en mühim bir vesile-i icabe-i duadır.
8[NOT]Dipnot-1 “Karanlıklar içinde niyaz etti: ‘Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.’” Enbiyâ Sûresi, 21:87.
Dipnot-2 “Rabbine şöyle niyaz etmişti: ‘Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.’” Enbiyâ Sûresi, 21:83.
Dipnot-3 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.
Dipnot-4 “Allah bana yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
Dipnot-5 “Havl ve kuvvet, ancak herşeyden yüce ve nihayetsiz azamet sahibi olan Allah’a aittir.” Ayrıca bk. Buhârî, Meğâzî: 38; Müslim, Zikr: 44-46.
Dipnot-6 Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî. Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî.
Dipnot-7 “[Kur’ân] iman edenler için bir hidayet rehberi ve bir şifadır.” Fussilet Sûresi, 41:44.
Dipnot-8 Tirmizî, Deavât: 81; Müsned, 1:170. [/NOT]
Hazret-i Yunus: [bk. bilgiler – Yunus (a.s.)] Mettâ: Hz. Yunus’un (a.s.) babasının adı alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm: peygamberimize ve ona salât ve selâm olsun azîm: büyük envâr: nurlar faziletli: değerli, sevaplı hususan: özellikle ibn: oğul işâ: yatsı vakti kelimât-ı mübareke: mübarek kelimeler lem’a: parıltı mağrib: akşam vakti mezkûr: anılan, sözü geçen münâcât: Allah’a yalvarış, duâ nur: aydınlık vesile-i icabe-i dua: duanın kabulüne vesile 18 Mayıs 2011: 21:24 #791933Anonim
Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın kıssa-i meşhuresinin hülâsası:
Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş.
1 Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette,
2 لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّۤ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ münâcâtı, ona sür’aten vasıta-i necat olmuştur.Şu münâcâtın sırr-ı azîmi şudur ki:
O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünkü o halde ona necat verecek öyle bir Zat lâzım ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semâya geçebilsin. Çünkü onun aleyhinde gece, deniz ve hût ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı.3 Demek esbabın tesiri yok. Müsebbibü’l-Esbabdan başka bir melce olamadığını aynelyakin gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için, şu münâcat birden bire geceyi, denizi ve hûtu musahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hûtun karnını bir tahtelbahir gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağvâri emvac dehşeti içinde, denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahrâ, bir meydan-ı cevelân ve tenezzühgâhı olarak o nur ile semâ yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdit ve tazyik eden o mahlûkat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn 4 altında o lûtf-u Rabbânîyi müşahede etti.
İşte, Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın birinci vaziyetinden yüz derece daha müthiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle, onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı
[NOT]
Dipnot-1 bk. et-Taberî, Câmiu’l-Beyân: 17:79-81.Dipnot-2 “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiyâ Sûresi, 21:87.
Dipnot-3 bk. En’âm Sûresi, 6:17; Yûnus Sûresi, 10:107; Fâtır Sûresi, 35:2.
Dipnot-4 bk. Saffât Sûresi, 37:146.
[/NOT]
Hz. Yunus: [bk. bilgiler – Yunus (a.s.)] Müsebbibü’l-Esbab: bütün sebepleri ve sebeplerin sonucunu yaratan Allah aynelyakin: gözle görerek kesin bilgi edinme bilkülliye: bütünüyle cevv-i semâ: gökyüzü, hava boşluğu dağdağa: gürültü, dehşet verici dağvâri: dağ gibi emvac: dalgalar esbab: sebepler hevâ-yı nefis: nefsin yasak arzu ve istekleri hût: büyük balık hülâsa: özet inkişaf etme: ortaya çıkma istikbal: gelecek ittifak: anlaşma, birlik kamer: ay küre-i zemin: yeryüzü kıssa-i meşhure: meşhur kıssa lûtf-u Rabbânî: Allah’ın lûtfu mahlûkat: varlıklar melce: sığınak mevc: dalga meydan-ı cevelân: gezinti alanı musahhar eden: boyun eğdiren münâcât: Allah’a yalvarış, duâ müşahede etmek: gözlemlemek nazar-ı gaflet: bir şeyin mânâsını anlamadan bakmak necat: kurtuluş nur: aydınlık nur-u tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğuna ve Onun yaptığına inanmaktan doğan nur sahil-i selâmet: kurtuluş sahili semâ: gökyüzü sergerdan: şaşkın, başı dönük sukut etmek: düşmek; hükümsüz hâle gelmek sırr-ı azîm: büyük sır sırr-ı ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı tahtelbahir: denizaltı tazyik: baskı tenezzühgâh: seyir ve gezinti yeri vasıta-i necat: kurtuluş aracı zât: kişi şecere-i yaktîn: kabak ağacı 18 Mayıs 2011: 21:36 #791935Anonim
ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor.
1 Bu hut, onun hûtundan bin derece daha muzırdır. Çünkü onun hûtu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hûtumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.Madem hakikî vaziyetimiz budur. Biz de, Hazret-i Yunus Aleyhisselâma iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip, doğrudan doğruya, Müsebbibü’l-Esbab olan Rabbimize iltica edip
2 لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَdemeliyiz ve aynelyakin anlamalıyız ki, gaflet ve dalâletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve hevâ-yı nefsin zararlarını def edecek yalnız o Zat olabilir ki, istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir. Acaba Hâlık-ı Semâvat ve Arzdan başka hangi sebep var ki, en ince ve en gizli hâtırât-ı kalbimizi bilecek? Ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla ışıklandıracak ve dünyanın yüz bin boğucu emvâcından kurtaracak-hâşâ-Zât-ı Vâcibü’l-Vücuddan başka hiçbir şey, hiçbir cihette, Onun izin ve iradesi olmadan imdad edemez ve halâskâr olamaz.
3Madem hakikat-i hal böyledir. Nasıl ki Hazret-i Yunus Aleyhisselâma o münâcâtın neticesinde hûtu ona bir merkûb, bir tahtelbahir ve denizi bir güzel sahrâ ve gece mehtaplı bir lâtif suret aldı. Biz dahi o münâcâtın sırrıyla
لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ demeliyiz.
4 لاَۤ اِلٰهَ الاَّ اَنْتَ cümlesiyle istikbalimize,
5 سُبْحَانَكَ kelimesiyle dünyamıza,
6 اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ fıkrasıyla nefsimize nazar-ı merhametini celb etmeliyiz.
7[NOT]
Dipnot-1 bk. Yusuf Sûresi, 12:53.Dipnot-2 “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiyâ Sûresi, 21:87.
Dipnot-3 bk. Kehf Sûresi, 18:23-24; İnsan Sûresi, 76:30; Tekvîr Sûresi, 81:29; Hac Sûresi, 22:65.
Dipnot-4 Senden başka ilâh yoktur.
Dipnot-5 Sen her noksandan münezzehsin.
Dipnot-6 Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.
Dipnot-7 bk. Buhârî, Ezan: 149, Tevhid, 9; Müslim, Zikr: 47-48, Hudûd: 23.
[/NOT]
Hz. Yunus: [bk. bilgiler – Yunus (a.s.)] Hâlık-ı Semâvat ve Arz: göklerin ve yerin yaratcısı olan Allah Müsebbibü’l-Esbab: bütün sebepleri ve sebeplerin neticesini yaratan Allah Rab: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve varlığının devamı için hiçbir sebebe muhtaç olmayan Zât, Allah aynelyakin: gözle görerek kesin bilgi edinme celb etmek: çekmek cihet: yön, taraf dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık emvâc: dalgalar esbab: sebepler fıkra: bölüm, kısım gaflet: duyarsızlık, umursamazlık hakikat-i hal: o andaki durumunun gerçeği halâskâr: kurtarıcı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı hevâ-yı nefis: nefsin yasak arzu ve hevesleri hâtırât-ı kalb: kalbden geçenler hâşâ: asla hût: büyük balık icad: var etme iktidaen: uyarak iltica etme: sığınma irade: istek, arzu istikbal: gelecek ittifak: anlaşma, birlik lâtif: güzel, hoş mahv: yok olma mehtap: ay ışığı, ay merkûb: binek muzır: zararlı münâcât: Allah’a yalvarış, duâ nazar-ı merhamet: merhamet bakışı nefis: can, kişinin kendisi suret: görünüm taht-ı emir: emir altında taht-ı hüküm: hüküm altında taht-ı idare: idaresi altında tahtelbahir: denizaltı âhiret: öldükten sonraki sonsuz hayat 18 Mayıs 2011: 21:42 #791936Anonim
Tâ ki, nur-u iman ile ve Kur’ân’ın mehtabıyla istikbalimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılâp etsin. Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle seneler ve karnlar emvâcı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan dünyamız ve zeminimizde, Kur’ân-ı Hakîmin tezgâhında yapılan bir sefine-i mâneviye hükmüne geçen hakikat-i İslâmiyet içine girip, selâmetle o denizin üstünde gezip, tâ sahil-i selâmete çıkarak hayatımızın vazifesi bitsin. O denizin fırtınaları ve zelzeleleri, sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp ışıklandırsın. Hem o sırr-ı Kur’ân’la, o terbiye-i Furkaniye ile, nefsimiz bize binmeyecek, merkûbumuz olup, bizi ona bindirip, hayat-ı ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıtamız olsun.
Elhasıl: Madem insan, mahiyetinin câmiiyeti itibarıyla, sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cenneti dahi müştakane sever. Elbette, böyle bir insanın Mâbudu, Rabbi, melcei, halâskârı, maksudu öyle bir Zat olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyârat dahi taht-ı emrindedir.
1 Elbette öyle bir insan daima Yunusvâri (a.s.)
2 لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَdemeye muhtaçtır. سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
3 
[NOT]
Dipnot-1 bk. Âl-i İmrân Sûresi, 3:180; Zümer Sûresi, 39:63; Şûrâ Sûresi, 42:12; Hadîd Sûresi, 57:10.Dipnot-2 “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiyâ Sûresi, 21:87.
Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
[/NOT]
Kur’ân-ı Hakîm: sonsuz hikmetlerle dolu Kur’ân Rab: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Yunusvâri: Yunus gibi adem: yokluk arz: yeryüzü câmiiyet: geniş, kapsamlı oluş ebedî: sonsuz ecrâm-ı ulviye: gök cisimleri elhasıl: kısaca, özetle emvâc: dalgalar hadsiz: sayısız hakikat-i İslâmiyet: İslâmiyet gerçeği halâskâr: kurtarıcı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı hengâmında: sırasında hurdebinî: mikroskobik ihtizâzât: sarsıntılar inkılâp: dönüşme istikbal: gelecek kabza-i tasarruf: hüküm ve idare eden el karn: asır, çağ mahiyet: öz nitelik, özellik maksud: kastedilen, hedef alınan şey melce: sığınak merkûb: binek mevt: ölüm mâbud: kendisine ibadet edilen müteellim: acı çeken mütemadiyen: sürekli olarak müştakane: şevkle, çok isteyerek nazar-ı ibret: ibret gözüyle bakış nefis: insanı lezzetlere, maddî menfaatlere sevk eden duygu nur-u iman: iman aydınlığı sahil-i selâmet: güvenli yer sefine-i mâneviye: mânevî gemi selâmet: kötülüklerden kurtulma, esenlik seyyârat: gezegenler sırr-ı Kur’ân: Kur’ân’ın sırrı taht-ı emir: emrinde, emri altında tefekkür: düşünme tenevvür etme: aydınlanma tenezzüh: gezinti terbiye-i Furkaniye: doğru ile yanlışı birbirinden ayıran Kur’ân’ın verdiği eğitim umum: genel vahşet: ürküntü, yabanîlik zelzele-i kübrâ: büyük deprem, kıyamet zemin: yeryüzü zerrat: zerreler zuhur etme: ortaya çıkma, görünme ünsiyet: canayakınlık -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.