- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Nisan 2011: 09:15 #662704
Anonim
Sahip olduğumuz nimetler hizmetlere vesile olup, o yolda bir mesafe alınıyorsa mesele yok. Elimizin altındaki imkânlar hizmetlerimizin inkişafına, intişarına yol açıyorsa maksat hasıl olmuş demektir.
Dayalı, döşeli sohbet mekânları,
sahip olduğumuz gıcır gıcır otomobiller,
her türlü maddî imkânlar…
Bütün bunlar hizmetlerimizi hergün bir adım da olsa ileriye götürmeye vesile oluyorsa, Yüce Allah’ın lûtfettiği bu nimetlerin şükrünü edâ ediyoruz demektir.Eldeki imkânlar nispetinde bir hizmet orta yere konulmuyorsa…
Nimetlerimizin çokluğu, ifa etmeye çalıştığımız hizmetlerle ters orantılı ise…
Hergün, her ay, her sene yerimizde sayıyorsak…
Kemiyeten veya keyfiyeten hizmetlerde bir ilerleme, bir inkişaf olmuyorsa…
Demek oluyor ki sahip olduğumuz nimetlerin hakkını veremiyoruz,
şükrünü edâ etmemiş oluyoruz.Bir de şöyle düşünelim:
Hizmeti vücuda getirmek için hiç bir sebep, hiç bir imkân yok.
Hizmeti ayakta tutmak için hiç bir güç, kuvvet görünmüyor…
İntişarı ve inkişafı için yardıma gelecek kimseler yok…
Zahirî sebeplerin hepsi sukût etmiş…
Manilerin haddi hesabı yok…
Baskıların, yasaklamaların sınırını tayin mümkün değil…
Karalama ve iftira kampanyaları…
Mahkemeler, zindanlar, zehirlemeler…
Ve Bediüzzaman’ın emsâli görülmeyen zaferi…
Onun altı bin sayfalık şaheseri Risâle-i Nur Külliyatı…Tam yirmi beş yıl boyunca köy odalarında, geceli-gündüzlü, gizlice, mum ışığında el ile Risâle yazmaları…
Ve Nur postacılarının dağları, yaylaları aşarak onları muhtaç gönüllere ulaştırmaktaki gayretleri…
Harp meydanlarında at sırtında Risâle telifleri…
Bedevî aşiret çadırlarındaki vaaz-ü nasihatler…İnsanlar nisyandan geldikleri için, Risâle-i Nur Külliyatının vücuda gelmesi uğruna çekilen zahmet ve meşakkatları, eza ve cefaları hemen unutuveriyorlar.
Çekilen sıkıntılar, katlanılan işkenceler görmezlikten geliniyor.
Ve enteresandır, Üstad, yapılan hizmetlere mukabil çekilen sıkıntı ve meşakkatların çok az olduğunu söylüyor.
Tarihte dine hizmetinin karşılığında, bizim kadar az zahmet çekenlerin bulunmadığını beyan ediyor.Şimdi artık o sıkıntılı, meşakkatli günlerden bu günlere geldik…
Tacizli, baskılı, yasakçı günlerden bu günlere geldik…
Artık polis karakollarına, mahkeme salonlarına çağıran yok…
Daha da ötesi küçümsenmeyecek imkânlara kavuştuk…
İki odalı köy odalarından, son derece ferah, geniş, dayalı-döşeli sohbet mekânlarına geçtik artık.
Eskiden binbir zahmetle gidilen yerlere, şimdi artık son derece konforlu otomobillerle, hatta uçaklarla gidip geliyoruz.
Eskiden lüks sayılan ve almakta zorluk çektiğimiz beyaz eşyanın hemen her çeşidi dershanelerimizdeki yerlerini almış durumda…Ve hemen aklımıza geliyor:
Hizmetlerimizin gidişâtı hangi âlemde?
Saydığımız ve bugün sahip olduğumuz bu nimetlerin, bu imkânların hizmetlerimize yansımasının oranı ne kadar?
Bunların hakkını ödemekteki, şükrünü edâ etmekteki başarı karnemiz ne âlemde?
Sahip olduklarımızla mütenasip bir başarı grafiğimiz var mı?Bu noktada sizi bilemem ama doğrusu benim vicdanım rahat değil. Keşke bu ve benzeri suâllere müsbet cevaplar verebilseydim… Keşke üstlendiğimiz bu kudsî dâvânın şânına yakışır bir performans sergilediğime inanabilseydim. Keşke bu noktadaki vazife ve sorumluluklarımı yerine getirdiğime kâni olabilseydim.
Görebildiğim kadarıyla dünyanın cezb ve celbedici metaları bizi de yaraladı.
Lüks yaşantı özlemlerimize atalet ve rehavetimiz de eklenince; elimiz ayağımız bağlandı…Evet, bu konularda bir nefis muhasebesi yapmalıyız her dâim… Tâ ki kulluk noktasında ve hizmetlerde ‘daha iyi’ olabilelim.
Meselâ kendimize sormalıyız:
Acaba nefsimiz günde üç-beş sayfa Risâle okumayı,
haftada bir defa sohbetlere katılmayı kâfî mi görüyor?
Veya nâşir-i efkârımız olan gazete ve dergilerimize öylesine bir göz gezdirip
bir kenara koymayı alışkanlık hâline mi getirdik?
Elbette yine de ümitvârız…
İnanıyoruz ki, bu büyük dâvâ ortada kalmayacak,
kendisine lâyık hâdimleri bulacak ve muzafferiyetini ilân edecek.Hüseyin GÜLTEKİN
03.04.2011
Yeni Asya Gazetesi3 Nisan 2011: 09:31 #788464Anonim
Hizmetin anlam ve öenmi elbetteki çok büyük..yazılan her hizmetin ne kadar bilicindeyiz veya ne kadar yapabiliyoruz bilmiyorum..Yüreğim ve vicdanım daim beni sorgulamakta;Amma velakin ne sohbet ne bir okuma bunlar beni rahatsız etmedide;şu sıralar cuma günü bir toplumda denk gelip tevafuk öğrendiğim bir öğrencinin vahim durumu ;bizim bir arpa boyu daha yol almadığımızın nişanesi gibi;
tıp fakültesinde okuyan bir çocuk..iman ehli abdestli namazlı bir yetim çocuk;tıpın ikinci sınıfında maddi yetersizlikten okulu bırakıp köyüne dönmüş geçen hafta..ve durumunu bilen nice zengin müslümanlar bu duruma kayıtsız kalmış..;
duyunca çok üzüldüm arkadaş;
vicdan azabı çektim empati yaptım.ama çocuğada bir türlü ulaşamıyorum..nasip işte
okuduğunu amele indiremiyorsan şayet o hizmetin dürüstlüğünden ne kadar bahsebiliriz bilmiyorum;
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.