• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651077
    Anonim

      Biz bağırmak istedik ve bağırdık tekrar tekrar; şeker dağıtarak, başlarını okşayarak, kimimiz çocukları öperek, kimimiz gülümseyerek, kimimiz o çocukları kucaklarımıza alarak, harçlık dağıtarak… Lakin onlarda dinleyecek hal kalmamış çoktan beridir. [IMG]http://medya.todayszaman.com/eurozaman/2009/03/17/k_Afrika.JPG[/IMG]
      İlk kez Afrika`da, Kenya’dayız. Uçağımız karanlık bir şehre; Nairobi’ye iniyor sabaha karşı. Ay son dördünde, parlıyor yarım yarım. Kalabalığız. Her birimiz oraya aslında, şöyle gizli bir istekle, belki kendimize bile söylemediğimiz; ‘biz sizin bildiğiniz o beyazlardan değiliz’ diyebilmek, kendimizi anlatabilmek için gitmiştik, heyhat ki 500 yıllık beyaz adam algısını değiştirmeye 5 gün nasıl yetsin? Beyazdık, eli, yüzü, kolu, bacağı beyaz bir adam, ama sadece o kadar.
      Biz kalbimizden bahsetmek istemiştik, onlar sadece beyazlığımızdan bahsetti, tenimizin beyazlığından.
      Selam çaktı ve hazır ola geçti bize, oteldeki, okuldaki, otoparktaki koruma görevlileri,
      ‘hay madam” diyerek. Öbür beyazlara nasıl davranıyorlarsa bize de öyle davrandılar, ne eksik, ne fazla, verdiğimiz bahşişleri eğilerek aldılar minnetle, öbür beyazlardan ne bekliyorlarsa bizden de bekledikleri sadece bu kadarcıktı.
      Gittiğimiz otellerde, lüks lokantalarda, hizmet ettiler bize, gülümsemeye çalışarak, iri kahverengi gözlerinde bir ürkeklikle. Biz de gülümsedik içtenlikle, gözlerine bakarak ama n’olucaktı ki, bizden daha beyaz turistler bile gülümsüyorlardı onlara, tatilde olmanın verdiği sevinçle belki de.
      İşte biz de beyazdık ve beyazlarla birlikte, o ‘lüks’ restoranlardaydık. İsteklerimiz çoktu kimimiz mango, kimimiz mandalina, kimimiz karışık meyve suları, muzlu sütler, buzlu kahveler istedik istedik… hepimizin ayrı ayrıydı istekleri.
      Hepimiz aynı yemeği istemiştik aslında ama farklı farklı kombinasyonlarla.
      Aklında tutamadı yerli garsonlar isteklerimizi, masanın etrafında birkaç döndü, siparişleri tekrar aldı, yanlış yaparım korkusuyla gittiği belliydi yüzünden. Yazmayı akıl edememişti, yazarak al dediysek de bizi dinlemedi, bunu yapması gerekiyorsa patronu söylemeliydi, efendisi!
      İşte ne farkımız vardı ki beyazlardan, böylece oradaki yemeklerimizi yerken. Neyi anlatacaktık?
      Hep zengindi yemek yiyenler, biz hem ‘zengin’ hem beyazdık.
      Servis minibüsümüze dönerken çantalarımıza sıkı sıkıya yapışmamızdan belliydi, zengindik.
      Bir minibüs içinde sıkış tepiş değildik, hiç kimse ayakta değildi, camları çok açmayışımızdan belliydi koruyacak değerli şeylerimiz vardı. Azcık aralayıp oradan onları gözetliyorduk; bir iş bulurum ümidiyle sabahın beşinde, altısında, minibüs parası olmadığından, karanlık toprak sokaklarda koşan kadınlı, erkekli kalabalığı. ‘Beyazdık‘ ve‘zengindik’, sokaktaki adamın 15 günlük maaşıyla alabileceği çikolataların da satıldığı marketlere girip alışveriş yapmamızdan belliydi. Onların şanslı olanları o marketlere müşteri poşeti taşımak için veya kasiyer olarak girebiliyordu. Poşetler arabalara taşınırken dışarıdakilerin gördüğü beyazlığımız ve zenginliğimizdi yine. Ve korunuyorduk onlardan, her yerin koruması vardı yine onlardan.
      Grup halinde geziyorduk ayrılmıyorduk birbirimizden
      En çok da nerden belliydi biliyor musunuz “beyazlığımız”? Elimizdeki fotoğraf makinelerinden, olur olmaz onları bu makinelere, hapsedişimizden.
      Haklıydık biz de kendimizce, onların yemek yediği lokantalarda yiyemezdik, değil hijyen temiz bile değildi oralar, kaldı ki lüks dedikleri lokantalara bile, burada olsa beğenip de girip yemek yemeyiz.
      Onların içtikleri suları değil içmek, abdest almak, ellerimizi bile yıkamak istemedik. Temizlendiğimize inanamazdık. Bunu yaptıysak da çekinerek yaptık hep, suları yutmamaya gayret sarf ederek aldık abdestlerimizi.
      Onların ellerini tutamazdık, sarılamazdık çok fazla, ülkede gayri resmi AIDS oranı yüzde 70 olarak fısıldandı kulağımıza.
      Onların yalınayak yürüdükleri asfalt olmayan yollarda biz araba içerisinde bile rahatsız olduk, tozdan topraktan, yollarda da egzoz dumanlarından boğulacaktık.
      Haklıydık biz de yıllardır başka başka yaşadık, biz de haklıydık.
      Hiç olmazsa, onların da insana yaraşır şekilde yaşamalarını istediğimizi anlatabilseydik.
      Anlatamadık. Yutkunduk, yutkunduk, yutkunduk…
      Tek tesellimiz bizi anlatacak öğretmenler, okullar bıraktık geride.
      Yine geleceğiz inşallah.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.