Ey elemden teşekki eden hasta! Senden soruyorum; geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safa günleri ve bela ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya elhamdülillah şükür veyahud vâ-hasretâ, vâ-esefâ kalbin veya lisanın diyecek. Dikkat et, sana oh elhamdülillah şükür dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir manevî lezzeti deşiyor ki; senin kalbin şükreder. Çünki elemin zevali, lezzettir. O elemler, o musibetler zevaliyle, ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor. Sana vâ-esefâ, vâ-hasretâ dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safalı o hallerdir ki; zevalleriyle, senin ruhunda daimî bir elem irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen, o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor. Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet, bazan bir sene manevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler manevî lezzet-i sevabla beraber, zevalindeki halâs ve kurtulmaktan gelen manevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün, “Bu da geçer yahu!” de, şekva yerinde şükret.
Lemalar
Elem: Acı, dert, kaygı.
Teşekki: Şikayette bulunma, şikayet etme.
Safa: Gönül rahatlığı, iç huzuru, gönül şenliği, ferahlık.
Tahattur: Hatırlama.
Vâ-hasretâ: Vah vah, ne yazık ki.
Vâ-esefâ: Vah, esefler olsun, eyvah yazıklar olsun.
Elhamdülillah: Her ne kadar hamd ve şükür varsa, ezelden ebede ve kimden kime olursa olsun hepsi Allah’a(cc) mahsustur.
Musibet: Afet, bela, felaket.
Zeval: Sona erme, son bulma.
İrsiyet: Miras, varislik.
Takattur: Damlama, damla damla olma.
Esef: Hüzün, üzüntü, pişmanlık.
Hasret: Özlem, özleyiş.
Gayr-ı meşru: Meşru olmayan, helal olmayan, dine aykırı.
Halâs: Kurtulma.
Muvakkat: Geçici, az bir zaman için.
Şekva: Şikayet.