- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Mart 2009: 16:21 #651170
Anonim
Aşağıdaki bilimsel açıklama ilginizi çekebilir…
Mantık!…Bilim ve para!.
Neden ilkokulu zor bitirmiş bazı işadamları
ünlü profesörlerden fazla para kazanırlar?
Bakin nasıl?Birinci hüküm: Bilgi güçtür
İkinci hüküm: Zaman paradır
Şimdi bu iki hükme itirazınız var mı? YOK O zaman devam
Fizik bilminde kanıtlanmıştır ki: güç=iş/zamanŞimdi Bilgi=Güçtür birinci hükme göre
Zaman=para ikinci hükme göre
Bunları denklemde yerine koyalım Bilgi=iş/para olur
Buradan parayı çekersek… Para=iş/bilgi bu formülde bilgi sıfıra yaklaşırsa para sonsuza doğru uzanırSonuç: Ne kadar az bilirsen o kadar çok kazanırsın ya da Sabit bir para
bir maaş alabilmek için
bilgin ne kadar fazlaysa
o kadar fazla iş yapman gerekir.19 Mart 2009: 17:13 #735152Anonim
Evet, şu dünya gidişâtına bakılsa, görülüyor ki,
en âciz, en zayıftan tut, Haşiye1 tâ en kavîye kadar her canlıya lâyık bir rızık veriliyor.
En zayıf, en âcize en iyi rızık veriliyor; her dertliye ummadığı yerden derman yetiştiriliyor.
Öyle ulvî bir keremle ziyâfetler, ikramlar olunuyor ki, nihayetsiz bir Kerem Eli, içinde işlediğini bedâheten gösteriyor.
Meselâ, bahar mevsiminde, Cennet hûrileri tarzında bütün ağaçları sündüs-misâl libaslar ile giydirip, çiçek ve meyvelerin murassaâtıyla süslendirip, hizmetkâr ederek, onların latîf elleri olan dallarıyla çeşit çeşit en tatlı, en musannâ meyveleri bize takdim etmek; hem, zehirli bir sineğin eliyle şifâlı en tatlı balı bize yedirmek; hem, en güzel ve yumuşak bir libası elsiz bir böceğin eliyle bize giydirmek; hem, rahmetin büyük bir hazînesini küçük bir çekirdek içinde bizim için saklamak, ne kadar cemîl bir kerem, ne kadar latîf bir rahmet eseri olduğu bedâheten anlaşılır.
Hem, insan ve bâzı canavarlardan başka, güneş ve ay ve arzdan tut, tâ en küçük mahlûka kadar her şey kemâl-i dikkatle vazifesine çalışması, zerrece haddinden tecavüz etmemesi, bir azîm heybet tahtında umumi bir itaat bulunması, büyük bir Celâl ve İzzet Sahibinin emriyle hareket ettiklerini gösteriyor.
Hem, gerek nebâtî ve gerek hayvanî ve gerek insanî bütün vâlidelerin o rahîm şefkatleriyle Haşiye2 ve süt gibi o latîf gıdâ ile o âciz ve zayıf yavruların terbiyesi, ne kadar geniş bir rahmetin cilvesi işlediği bedâheten anlaşılır.
Haşiye1: Rızk-ı helâl iktidar ile alınmadığına, belki iftikâra binâen verildiğine delil-i katî, iktidarsız yavruların hüsn-ü maîşeti ve muktedir canavarların dîyk-ı maîşeti, hem zekâvetsiz balıkların semizliği ve zekâvetli, hileli tilki ve maymunun derd-i maîşetle vücudca zayıflığıdır. Demek, rızık iktidar ve ihtiyâr ile ma’kûsen mütenâsibdir; ne derece iktidar ve ihtiyârına güvense, o derece derd-i maîşete mübtelâ olur. Haşiye2: Evet, aç bir arslan zayıf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek, elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna vermesi; hem, korkak tavuk, yavrusunu himâye için ite, aslana saldırması; hem, incir ağacı kendi çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine hâlis süt vermesi, bilbedâhe nihayetsiz Rahîm, Kerîm, Şefîk bir Zâtın hesâbiyle hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar. Evet, nebâtât ve behimiyât gibi şuursuzların gayet derecede şuurkârâne ve hakîmâne işler görmesi, bizzarûre gösterir ki, gayet derecede Alîm ve Hakîm birisi vardır ki, onları işlettiriyor; onlar, Onun nâmiyle işliyorlar.
(Sözler. S,65) -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.