Bu güzel âlemin bir mâliki bulunmaması muhal olduğu gibi, kendisini insanlara bildirip tarif etmemesi de muhaldir. Çünki insan mâlikin kemalâtına delalet eden âlemin hüsnünü görüyor; ve kendisine beşik olarak yaratılan Küre-i Arzda istediği gibi tasarruf eden bir halifedir. Hattâ sema-i dünyada dahi aklıyla çalışıyor ve küçüklüğüyle, za’fiyetiyle beraber hârika tasarrufat-ı acibesiyle eşref-i mahlukat ünvanını almıştır. Ve elinde cüz-ü ihtiyarî bulunduğundan bütün esbab içerisinde en geniş bir salahiyet sahibidir. Binaenaleyh Mâlik-i Hakikî’nin rusül vasıtasıyla böyle yüksek fakat gafil abdlerine kendisini bildirip tarif etmesi zarurîdir ki, o Mâlik’in evamirine ve marziyatına vâkıf olsunlar.
Mesnevi-i Nuriye
Muhal: İmkansız, mümkün olmayan.
Kemalât: Mükemmellikler, kemaller.
Delalet: Delil olma, yol gösterme.
Sema-i dünya: Dünya seması.
Za’fiyet: Zayıflık.
Eşref-i mahlukat: Yaratılmış varlıkların en şereflisi.
Salahiyet: Yetki.
Binaenaleyh: Bundan dolayı.
Mâlik-i Hakikî: Gerçek sahip, herşeyin gerçek sahibi olan Allah (cc).
Rusül: Peygamberler, resuller.
Evamir: Emirler.
Marziyat: Beğenilen ve hoşnut olunan hal ve hareketler.