• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662937
    Anonim

      Ne yazık ki gece
      geldi. Artık birbirimizden ayrılalım, meclis bitti. Bizse hala susuzuz,
      başımızda mahmurluk var.

      Bu uzun gün geçti gitti, Duygularımızın kapısı dünyaya karşı
      kapandı da, yücelere, ötelere doğru açıldı. Biz gün başladığı zaman bile mahmurduk,
      gecemizi sorma, gecemiz gündüzümüzden daha beter.

      Içimizde, gönlümüzde sanki gökyüzü gibi susuzluk hastalığına
      tutulmuş kanmaz bir susuzluk var. İki üç gün için hayvanlıktan kurtulmuş, insan
      şekline bürünmüşüz.

      İlahi duygularla beslenen gönül midemiz, bizi bırakmış
      gitmiş, yerine öküz midesi gelmiş, yerleşmiş. Yoksa biz ölümsüzlük yaylasında
      öküz açlığına mı tutulmuşuz?

      Kardeşim, Allah’ın nazarında ne sabah
      vardır, ne de akşam! Bir başka anlatılamaz bir şey var ki, biz işte o başka
      şeye uymuşuz, gidiyoruz.

      Dünya zindanı güzellerle, güzel resimlerle, nakışlarla
      doludur. Hepimiz de puta benzer şekillere, kalıplara bürünmüşüz, bedenlere
      hapsolmuşuz.

      Sen şu görünen suretleri, bedenleri birer testi farzet! Testi
      gibi gör! Hayaller düşüncelerde, o testilerde bulunan zehirli şerbettir.
      Hepimiz her an testi gibi zehirli düşünce şerbeti ile dolar, boşalırız.

      Bazen neşe ile, çalgı ile raks doluyoruz. Bazen kederlerle,
      kavga ve gürültülerle doluyoruz. Bazen hiçbir şeye aldırış ettiğimiz yok! Bazen
      da fayda ve zarar kaydına düşüyoruz.

      Şerbet testinin içinde elbette kendi kendine olmaz. Şerbet
      başka yerden gelir, testiye konur. Bizim de tıpkı testi gibi şerbetin nereden
      geldiğinden haberimiz yok!

      Göz görmeyi, bakışı, görüşü vereni bilmez. Kendini bile
      göremez. Neden göz, görüşü vereni bilmez? Biz, bize görüşü verene dalmışız,
      onda gark olmuşuz. 0 yüzden gözlerimiz perde içinde kalmıştır.

      Bir şeyden çok uzakta olan, o şeyi görmez. Bizse ona çok
      yakın olduğumuzdan ötürüdür ki onu göremiyoruz. (“Kaf Süresi, 50/16. ayeti
      meali “Biz ona şah damarından daha yakınız”)

      Bazen cansızlara karışıyoruz, buz gibi donuyoruz. Bazen da
      şeker gibi o sütün içinde eriyoruz.

      Gerçi gönül görünüşte sevgili ile buluşmamış, bu yüzden de
      ciğerinde su yok, ama dostun cömertliği ile, keremi ile biz, su ve ciğer gibi
      ona bitişik bir haldeyiz.

      Ezel mühendisi, can için gizli bir ev yaptı. Biz o evin
      içinde mühendisle beraber oturmuşuz, evin hesaplarını yapıp duruyoruz.

      Arkasında asla sonbahar olmayan ilkbahar yüzünden hepimiz de
      selviler ağaçlar gibi yeşermişiz, boy atmadayız, büyümedeyiz.

      Can gündüze benzer, bedenimiz ise gecedir. Biz ikisinin ortasındayız.
      gündüzle gece yüzünden seher vaktine
      dönmüşüz.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.