• Bu konu 2 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #638269
    Anonim

      ALLAH ü Teala, insanı en güzel şekilde yaratırken ona; üzülme, sevinme, korkma, şaşırma…gibi çeşitli duygusal özellikler de vermiştir. işte bu duygusal özelliklerden biri de; hoşa gitmeyen bir kimse, bir durum, bir olay, bir söz, bir fiil sonucu insanda meydana gelen can sıkıntısı, hiddet ve öfkedir.
      Günümüzde hemen her yerde sık sık gördüğümüz, karşılaştığımız, duyduğumuz hatta yaşadığımız bu can sıkıntılarının o kadar çok nedenleri var ki. Karı–koca, gelin–kaynana kavgaları, trafiğin karışıklığı, bankaların yoğunluğu, işlerin yolunda gitmemesi, çoluk çocuğun beklenmedik masrafları, aşırı yorgunluk, tembellik, bencillik, tatminsizlik, hastalıklar…derken daha neler neler…
      Gazete sütunları, haber programları hep bunlar ve bunların kötü sonuçları olan kan, gözyaşı ve pişmanlıklarla doludur. Her gün görülen, duyulan, yaşanan olaylar; gerek fert gerekse toplum olarak ruh sağlığımızın pek de yerinde olmadığını göstermektedir. Asr-ı saadet devrindeki insanlarda bulunan sevgi, kardeşlik, hoşgörü günümüz toplumunda yerini kin, haset ve düşmanlığa bırakmış durumdadır.
      Peki buna “dur” demenin zamanı gelmedi mi dostlar? insanlar arasındaki bu kin, öfke ve can sıkıntısı zaman bitecek? Elbette kaynağına, sebeplerine inerek, bunlar üzerinde düşünerek, sonuçlarını önceden tahmin ettiğimiz zaman bitecek. O halde canımızı sıkan meselelerin kaynağına inerek neler yapmamız gerektiğinden işe başlamamız gerekir.

      Peki neler yapmalıyız?
      1. Can sıkıntılarımızın başında hastalıklar gelmektedir.O halde sağlığımızı tehdit eden sigara, alkol…gibi zararlı maddelerden uzak durmalı, çok ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınarak yeterli ve dengeli beslenmeli, elbise ve vücut temizliğine dikkat etmeli,çeşitli etkinliklerle bedenimizi, zihnimizi, ruhumuzu dinlendirmeliyiz. çünkü her işin başı sağlıktan geçer.
      2. çalışmak: çünkü çalışmak; insanı tembellikten, fakirlikten, can sıkıntısından, kötülüklerden kurtarır.Yukarıdaki sağlık ve çalışma ile ilgili Lokman (a.s )’ın şu sözünü hiç unutmamalıyız;”Ayağını sıcak tut, başını serin. Kendine bir iş bul da düşünme derin.”
      3. Empati kurma: Kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyma ya da durumun içinde farzetme .Canımız her neye sıkılıyorsa kendimizi o can sıkıcı durumun yerine koyarsak, “Ya onun yerinde ben olsaydım ne yapardım?” diye kendimizi sorguya çekersek, o zaman daha düşünceli olur, her şeye canımızı sıkmayız.
      4. Sabır: Can sıkıcı durumların gelip geçici olduğunu, hatta bunların birer imtihan sebebi olabileceğini düşünerek sabırlı olmalıyız. çünkü “Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (2 Bakara,151) insanın bu dünyada ne zaman, ne ile imtihan olacağı belli değildir.
      5. ALLAH’tan gafil olmamak: Nefsani arzulara uyarak asıl yaratanımızı unutursak, ALLAH (c.c) şeytanı insanlara musallat eder.Onun için bir an bile Rabbimizle irtibatı kesmemeliyiz.Canımız sıkılıp öfkelendiğimiz zaman hemen abdest almalı, bol bol dua edip ALLAH’ı zikretmeliyiz.Yüce RaBBimizin :”Unutmayın ki kalpler ancak ALLAH’ı anmakla huzur bulur.” (13 Rad, 27) ayetini aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.
      6. Dünya ve ahiret dengesini iyi kurmak: Dinimiz:”Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın!” diye bir ölçü koymuştur. Aşırı hırs, kanatsızlık sebepleriyle ahireti unutup sadece dünya için çalışırsak, bedelini ağır ödeyebiliriz.Bunun için dengeyi iyi kurmalıyız.
      7. Bütün Müslümanları kardeş olarak görmek ve sevmek: Toplumda aynı çevreleri, aynı değerleri, aynı ortamları paylaştığımız insanlar bazen hata yapabilir. Bundan dolayı onlara sırt çevirmemeli, düzelmeleri için onlara dua etmeli, sevgi ve hoşgörüyü elden bırakmamalıyız. çünkü aynı hatayı biz de yapabilirdik.
      8. Zamanı iyi kullanma: insanın gerek ev, gerekse iş ve sosyal hayatında yapması gereken birçok işleri vardır. Bunların altından kalkabilmek için zamanı iyi kullanmalı, işlerle ilgili planlar yapmalı, işleri kesinlikle son dakikaya bırakmamalıdır.Aksi halde işler, bizde sinir ve stres yapabilir.
      9.Sosyal ve kültürel etkinliklere katılma: Nerede olursa olsun yalnız insan sıkılır, monoton bir hayat ise daima sıkıcıdır.Bunun için haftanın belli bir gününü ya da günün belli saatlerinde sevdiğimiz insanlarla bir araya gelerek sohbet, ziyaret, gezi…gibi farklı etkinliklere katılmak insanı ferahlatır.Hayatta yalnız olmadığını hatırlar.
      Günümüzde yüksek tansiyon, kolestrol, şeker, ülser… gibi birçok hastalıkların temelinde de öfkenin, sinirin, can sıkıntısının, stresin olduğu unutulmamalıdır.
      Sağlıklı ve mutlu günler dileğiyle…alinti

      #692823
      Anonim
        HuSRaN;7370 wrote:
        .
        6. : Dinimiz:”Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın!” diye bir ölçü koymuştur.
        …alinti

        ben şu söze hep hayter ederim. Allah için ahiretten iki söz etmeye duralım hemen adan başlar sana bu sözü söylemey. herkes hadis der. ben o kadar hadis araştırdım böyle bir hadise rastlamadım. sonra hz. ömerin sözüdür dediler.onuda şimdilik bulamadım. son versiyonu burdaymış. dinimiz böyle bir ölçü koymuş.

        halbuki iki tafsiye, birbirine tam zıttır. bir müslüman hiç bir zaman ölmüyecekiş gibi düşünemez düşündüğü takdirde gaflete muptela olur.

        .dünya işlerinde bile her zaman ahireti düşünerek yaşayın denilmiş.günde en az 24 defa ölümü hatırlayanı hadiste övmüştür.

        . olüm yokmuş gibi düşünmek doğru değildir.

        bu söz nerden geldi, kim getirdi ,ben hala rastlayamadım. bu manaya gelen bir hadis ve ayette görmedim.

        Allah rızası için bu sözü: kim, niçin,hangi maksat,hangi gayede, hangi makamda söylemiş onu bulup getirsin.

        acib oluyor.islam dinimize bile dayatıldı en sonunda.

        bu gidişle itikada dahil edilirse hiç şaşırmayacam.

        canımızın sıkıntısı giderelim derkem dahada sıkıldı.

        #692827
        Anonim

          Sözün aslı şöyledir. “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” Câmiu’s-Sagîr, 2:12, Hadis No:1201.

          Bu rivayette dünyaya teşvik değil ahirete teşvik vardır. Yani insanlarda dünyaya çalışma meyli olduğundan bu sözle dünyaya çalıştığınız kadar ahirete de çalışınız yönünde insanlar teşvik edilmektedir.

          Bazı kimseler, maneviyat büyüklerinin, kalpleri mahlûkattan keserek Hâlık’a bağlamak üzere yaptıkları hikmetli tavsiyelerini yanlış değerlendirir ve dünya hayatından fiilen çekilme gibi, İslâm’ın aksiyoner ruhuna taban tabana zıt bir yola girerler.

          Nur Külliyatında, dünyanın üç yüzü olduğu nazarımıza sunulur: “İlahî isimlere âyine olma”, “cennete tarla olma” ve “ehl-i hevesatın oyuncak yeri olma” yüzleri. Bir müslüman dünyanın ilk iki yüzünü sever. İbadet ve tefekkür ile bu yüzleri değerlendirmeye çalışır. Öte yandan, bu dünya nimetlerinden meşru dairede faydalanır, zevk alır. Dünya sevgisinin tehlikeli olanı ilk iki yüzü unutarak dünyanın sadece üçüncü yüzüyle oyalanmaktır.

          Resulullah Efendimiz (asm.), “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.” buyurmakla, dünyanın bu üçüncü yüzü ile oyalananların gafletini güzelce dile getirmiştir.

          Rabbimiz, bu dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden başka bir şey olmadığını bize haber veriyor (En’am Sûresi, 32). Oyunla ancak çocuklar oyalanır, eğlence ise ancak sefihleri tatmin eder.

          İnsan çocukluktan kurtuldu mu, defalarca söküp yaptığı oyuncak evleri bırakır, daimî bir yuva arayışına geçer. Ve yine insan büyüdü mü, onun dünyasında eğlencenin yerini çalışma ve ilim alır.

          Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bize gösterdiğin nümûnelerin, gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.” duasıyla bu hâdis-i şerif birlikte düşünüldüğünde şöyle bir mânâ kalbe gelir: Rüyadaki insan da yer, içer. O yemekler, onu rüyada tatmin eder. Burada bir gölgenin bir başka gölgeyi doyurması söz konusu. Ama bu adam uyandığında aç olduğunu anlar ve gerçek gıdasını aramaya başlar.

          Dünya ile oyalanan ve hakikî saadeti unutan insanlar da gölgeyle tatmin olmaktalar. Bunlar, öldüklerinde uyanacaklar ve gerçek tatminin ancak Cennette olacağını hakkıyla anlayacaklar. Ama çoğu insan için artık vakit bitmiş, fırsat kaçmış olacak.

          Allah Resulü (asm.) kasemle ifade ediyor: “Allah’a yemin olsun ki, âhirete göre dünya, ancak sizden birinin parmağını denize daldırması gibidir. Baksın bakalım kendisine ne dönecek? Parmağı denizden ne getirebilecek?”

          Ebedî saadet bir derya. Dünya lezzetleri ise parmağı ıslatan su kadar bir şey. Bu ıslaklıkta boğulmayan, hafif bir nemde sırılsıklam olmayanlar deryayı buluyorlar. Fâniye aldanmayanlar bâkiye eriyorlar.

          Sorularla İslamiyet Editör

          #692856
          Anonim
            ToPRaKTaNiM;15835 wrote:
            Sözün aslı şöyledir. “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” Câmiu’s-Sagîr, 2:12, Hadis No:1201.

            Bu rivayette dünyaya teşvik değil ahirete teşvik vardır. Yani insanlarda dünyaya çalışma meyli olduğundan bu sözle dünyaya çalıştığınız kadar ahirete de çalışınız yönünde insanlar teşvik edilmektedir.

            Nur Külliyatında, dünyanın üç yüzü olduğu nazarımıza sunulur: “İlahî isimlere âyine olma”, “cennete tarla olma” ve “ehl-i hevesatın oyuncak yeri olma” yüzleri. Bir müslüman dünyanın ilk iki yüzünü sever. İbadet ve tefekkür ile bu yüzleri değerlendirmeye çalışır. Öte yandan, bu dünya nimetlerinden meşru dairede faydalanır, zevk alır. Dünya sevgisinin tehlikeli olanı ilk iki yüzü unutarak dünyanın sadece üçüncü yüzüyle oyalanmaktır.

            ALLAH RAZI OLSUN

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.