- Bu konu 8 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
28 Şubat 2011: 13:27 #669291
Anonim
İsm-i A’zam’ı, kasem ve vefki, Muhammed(sav) efendimiz’e Cibrîl-i Emîn ile beraber semadan bir hediye olarak indirilmiştirHazreti Ali Efendimiz tarafından, nazmedildiği bildirilen Celcelutiyye duasının birçok havassı olduğu İmam-ı Bûnî, İmam-i Gazali ve diğer büyük alimler tarafından nakledilmiştirHatta bu duanın içinde İsm-i Azam duası bulunduğu ve Cibril-i Emin vasıtasıyla Allah Resulüne indirildiği, Kainatın Efendisinden gelen haberler arasındadırŞeyh Ahmed-i Bûni Hazretleri “Ancak Hak ehli olanlara, bu duanın ve vefkinin bereketleriyle bir takım sırlar ve deliller ortaya çıkmaktadır
Bu duayı öğrenip de kadrini ve kıymetini bilmeyenlere yazıklar ossun”İmam Gazali’nin celecelutiye şerhi, Ziyaaddin Gümüşhanevî hazretlerinin derlediği Mecmuatu’l-Ahzap adlı eserinin “Şazelî” adlı cildin 508 sayfasından itibaren başlar
Ancak bu şerhler, kelimelerin açıklamasından ziyade Kasidede yer alan beyitlerin hassalarını açıklayan bir mahiyettedir
Süryani kelimelerden az bir kısmının anlamı verilmiştirCelcelutiyenin kendisi ise, aynı cildin, 499-531 sayfaları arasında yer almaktadır Kasidedeki bütün beyitlerin altında onların ebced değerleri de yazılmaktadırHazret-i Ali radiyallahü anh tarafından Celcelutiye adıyla ve cifir ilmine göre bir çok tarih de düşürülerek Süryani diliyle nazmedilmiş ve kaside haline getirilmiştir
Yüksek ve tesirli bir duadır Bir isimler hazinesidir
Allah`ın rahmetini celb etmesi hasebiyle bir rahmet hazinesi veya bir Cennet hazinesi demek de mümkündür
Allah`ın en büyük ismi olan İsm-i Azam bu duanın içerisinde gizlenmiş olduğundan, bu duayı okuyarak Allah`a sığınan kimsenin, dünya ve ahiret işlerinde çok kolaylıklar ve bereketler göreceği müjdelenmiştirİmam-ı Gazali Hazretleri nakleder ki: Cebrail Aleyhisselam Peygamber Efendimiz`e (asm) dedi ki:`Ya Muhammed! Rabb`in sana selam ediyor ve selamın en mükerremini sana tahsis buyuruyor
Sana bu hediyeyi ihsan buyurdu`Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm): `Ey kardeşim Cebrail! Bu hediye nedir?` dediCebrail Aleyhisselam: `Bu hediye, içinde İsm-i Azam ile en kapsamlı kasem bulunan büyük duadır` diye cevap verdiPeygamber Efendimiz (asm): `Ey kardeşim Cebrail! Bu duanın adı nedir? Keyfiyeti nasıldır?` diye sordu
Cebrail Aleyhisselam dedi ki: `Ya Muhammed! Bu duanın adı Bedi`dir (Celcelutiye) İçinde en yüksek kasem ve İsm-i Azam vardır O İsm-i Azam ki:1-Arş-ı Ala`nın kenarına yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı, Allah`ın arşını taşıyan melekler bu arşı kaldıramazlardı!2-Güneşin kalbine yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı, güneşin ışığı ve nuru olmazdı!3-Ay`ın kalbine yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı, ay ışık veremezdi4-Cebrail Aleyhisselam`ın kanadına yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı, Hazret-i Cebrail yer yüzüne inemez, semaya çıkamazdı!5-Mikail Aleyhisselam`ın başına yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı yağmurlar ve damlalar ona itaat etmezlerdi6-İsrafil Aleyhisselam`ın alnına yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı sur üfleyemezdi7-Azrail Aleyhisselam`ın elinin üzerine yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı, mahlukatın canlarını alamazdı8-Yedi kat göklere yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı gökler yükselemezdi9-Yedi kat yerlere yazılmıştır Eğer yazılmış olmasaydı, yedi kat yerler, şimdi olduğu gibi sabit olmazdı! Bu ismi Adem Aleyhisselam okumuştur! (İmam-ı Gazali, Celcelutiye, s5,61)Behçet-üs-Seniyye tercümesiHzAli’nin bu büyük duanın nazmına memur edilişindeki hikmeti Üstad Necip Fazıl şöyle anlatır:
Bütün İslam büyüklerince kabul edilmiş bir gerçektir ki; HzAli insanoğlunun en büyük lisanı olan Arapça’da mânâların kahramanı olduğu kadar bir lisanın iskeleti demek olan gramer ilminin de kurucusudur
Ayetlerin nazil oluşundaki zaman, sıra, vesile ve murad, en mahrem noktalara kadar bilgisi içinde olduğundan, Allah’ın kitabını derlemek ve toplamakta ondan daha saygılısı düşünülemez
Kimsesiz evinde HzAli, önünde ceylan derileri, tuğlalar ve sırt kemiklerine yazılı ayetler, her an iç ve dış hikmetlerine göre Kur’an binasını kurmakla meşgul Nitekim HzEbubekir zamanında başlayıp HzOsman devrinde tamamlanacak olan bu temel iş, ilk ustası olarak HzAli’yi buluyorŞia kaynaklarında Merhum Ağa Buzurg Tehrani Ez-Zaria adlı değerli eserinde Celcelutiye’nin bir nüshasını bazı kişilerin yanında gördüğünü nakletmiş
28 Şubat 2011: 13:28 #702002Anonim
Beduzzaman ve celcelutiyeÜstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’da Celcelutiye hakkında bazı malumatlar vermiştir En mühimmi, Celcelutiye’nin aslı olan üç dua ve zikrin Peygamber Efendimiz (sav)’e aynen Cevşen gib indirilmiş bir vahiy olmasıdır Şöyle der:
“Celcelutiye’nin esası ve ruhu olan, ‘El-Kasemü’l-Cami ve Ed-Da’vetü’ş-Şerife ve El-İsmü’l-Azam (dır)’ İmam-ı Ali Radıyallahü Anh’ın en mühim ve en müdakkik Üveysî bir şakirdi ve İslâmiyet’in en meşhur ve parlak bir hücceti olan Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazalî (RA) diyor ki:
‘Onlar vahy ile Peygamber’e (ASM) nâzil olduğu vakit İmam-ı Ali’ye (RA) emretti: Yaz O da yazdı Sonra nazmetti’ İmam-ı Gazalî (RA) diyor: “…Şüphesiz o, dünya ve ahret hazinelerinden bir hazinedir” (Sikke-i Tasdik)Burada Kur’an’dan başka vahiy olabilir mi suali akla gelebiliyor Bunu cevabı evet başka vahiy çeşitleri de vardır
Mesela, hadisler vahy-i zımni sınıfına dahildirler Bununla birlikte vahyin hiçbir çeşidi Kur’an derecesinde değildirler
Daha önce Celcelutiye’nin vahiy oluşuyla alakalı bir suale verdiğimiz cevab içinye okuyabilirsinizCelcelutiye’nin muteber bir kaynak olduğunu gösteren büyük bir delil, İmam-ı Gazalî gibi büyük alimlerin onu şerh etmiş olmalarıdır Bediüzzaman da buna şöyle işaret eder:
“İmam-ı Gazalî, İmam-ı Nureddin’den ders alarak bu Celcelutiye’nin hem Süryanî kelimelerini, hem kıymetini ve hasiyetini şerhetmiş” (Sikke-i Tasdik)
“İmam-ı Gazalî (RA) gibi çok imamlar Celcelutiye’yi şerh etmişler” (Sikke-i Tasdik)
Celcelutiye’nin konusu, aslen Allah Teala’ya karşı, Esma-i Hüsnası ve Kur’an surelerinin isimleriyle ile yapılan bir münacattır
İçinde İsm-i Azam’ı taşıyan bu dua, ilm-i cifir ve ebced hesabı kaideleriyle gelecekten bazı haberlerin şifrelerini taşırİnternet sitelerinde bazı tercüme denemeleri olmakla beraber, içinde Süryani ve İbrani isimler hakkıyla anlaşılamadığından, henüz layıkıyla bir tercümesi yapılamamıştır
Risale-i Nur’da, Celcelutiye’nin konusu hakkında şu ifadeler vardır:
“Celcelutiye’nin aslı vahiydir ve esrarlıdır ve gelecek zamana bakıyor ve gaybî umûr-u istikbaliyeden (gelecekteki işlerden) haber veriyor” (Sikke-i Tasdik)
“Hazret-i Ali Radıyallahü Anh’ın en meşhur Kaside-i Celcelutiyesi, baştan nihayete kadar bir nevi hesab-ı ebcedî ve cifir ile te’lif edilmiş ve öyle de matbaalarda basılmış” (Sikke-i Tasdik)
“Celcelutiye, Süryanice bedi’ demektir ve bedi’ manasındadır” (Sikke-i Tasdik)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, ahirzamanın dehşetli imansızlık fitnesi içinde imana çok büyük hizmetler eden Risale-i Nur’un, Celcelutiye’nin işaretleri içinde çok mühim bir yer tuttuğunu şu ifadelerle anlatır:
“Celcelutiye, Süryanice bedi’ demektir ve bedi’ manasındadır İbareleri bedi’ olan Risale-i Nur, Celcelutiye’de mühim bir mevki tutup ekser yerlerinde tereşşuhatı göründüğünden, kasidenin ismi ona bakıyor gibi verilmiş
Hem şimdi anlıyorum ki, eskiden beri benim liyakatım olmadığı halde bana verilen Bediüzzaman lâkabı, benim değildi; belki Risale-i Nur’un manevî bir ismi idi
Zahir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış
Şimdi o emanet isim, hakikî sahibine iade edilmiş
Demek, Süryanice bedi’ manasında ve kasidede tekerrürüne binaen kasideye verilen Celcelutiye ismi işarî bir tarzda, bid’at zamanında çıkan bedi-ül beyan ve bedi-üz zaman olan Risale-i Nur’un; hem ibare, hem bereketiyle, beni teşettütten perişaniyetten hıfzeyle ya Rabbi!” meali; tam tamına o risale ve sahibinin vaziyetine tevafuk karinesiyle kelâm mecazî delalet ve İmam-ı Ali Radıyallahü Anh ise, gaybî işaret eder diyebiliriz
Hem madem Celcelutiye’nin aslı vahiydir ve esrarlıdır ve gelecek zamana bakıyor ve gaybî umûr-u istikbaliyeden haber veriyor” (Sikke-i Tasdik)“Geceleyin Celcelutiye’yi okudum Birden bir ihtar-ı gaybî gibi kalbime denildi: İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Risale-i Nur ile çok meşguldür
Mecmuundan haber verdiği gibi kıymetdar risalelerine de işaret derecesinde remzedip îma ediyor
Eğer sarih bir surette gaybdan haber vermek çok zararları bulunduğundan, hikmete münafî olduğu cihetle hikmet-i İlahiye tarafından yasak olmasa idi tasrih edecekti” (Sikke-i Tasdik)“Ben Celcelutiye’yi okuduğum vakit, sair münacatlara muhalif olarak kendim bizzât hissiyatımla münacat ediyorum diye hissederdim
Ve başkasının lisanıyla taklidkârane olmuyordu
Benim için gayet fıtrî ve dertlerime alâkadar ve tefekkürat-ı ruhiyeme hoş bir zemin oluyordu
Birkaç sene sonra kerametini ve Risale-i Nur ile münasebetini gördüm ve anladım ki; o halet, bu münasebetten ileri gelmiş (Sikke-i Tasdik)28 Şubat 2011: 13:55 #786537Anonim
بَدَأْتُ بِِبِسْمِ اللهِ رُحِى بِهِ اهْتَدَتْ
إِلَى كَشْفِ أَسْرَارٍ بِبَاطِنِهِ انْطَوَتْ
Bede’tü bibismillêhi rûhi bihî nehtedet
İlê keşfî esrarin bibatinihi intavet
1 Bismillah ile başladım; ruhum, O’nun sayesinde o besmele içinde saklı olan çok sırları keşfetti
Ve salleytü fişşani ala hayrü halkihi
Muhammedin men zahaddalalete velğalet
2 İkincisinde O’nun yarattıklarının en hayırlısı olan Hz Muhammed’e salavat getirdim O Muhammed ki (dünyadan) bütün dalalet ve yanlışlıkları gidermiştir
İlahi lekad aksemtü biismike daiyen
Biacin ehvecin celcelutin helhelet
3 Ey İlâhım, Senin ismine dayanarak dua ettim Hep açık olan ve gittikçe parlayan Ehad ve Bedi’ isimlerinle Sana yalvarıyorum
Seeltüke bil ismil âzâmi gadruhû
Ve yessir umrî yê elihî bisalmehet
4 Kadîr ve şanı yüce olan isminle Senden istedim Ey güçlü (kadîr) Allah’ım, Sen islerimi kolaylaştır
Ve yê hayyü yê gayyûmu ed’ûke râcian
Biêvin eyûcin celceliyyûtin helhelet
5 Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’ım, daima, umut ederek Sana yalvarıyorum Ehad ve Bedi’ isimlerini şefaatçi yaparak yüksek sesle bağırıp Sana yalvarıyorum
Bisamsâmin tamtâmin ve yê [k]hayra bêzi[k]hin
Bimihrâsi mihrâsin bihin-nêru u[k]hdimet
6 Denizin ortasına vurulan kılıç gibi olan isimlerinle ey yaratanların en hayırlısı olan Allah’ım; hadiseleri yönlendiren, savaş ve barışı sağlayan isimlerinle Sana yalvarıyorum ki, bu fitne ateşi söndürülsün!
Biâcin ehûcin yâ ilâhî muhevvicin
Ve yâ celcelûtin bil icâbeti helhelet
7 Ey İlâhim, her derde, her ise ânında müdahale eden ve süratli bir şekilde icabet eden Allah, Ehad ve Bedi’ isimlerinle sana yalvarıyorum
Lituhyî hayâtel kalbi min denesin bihî
Bigayyûmin gâmessirru fîhî ve eşragat
8 Ki kalbin hayatını canlandırasın, yani ondaki kirleri gideresin Kayyûmiyetinle onu ayakta tutasın, o kayyûmiyet sırrı onda hep var kalsın, ve daima parlasın
Aleyye ziyâun min bevêrigi nûrihî
Feleha alê vechî senâün ve ebragat
9 Bu Hayy ve Kayyûm nûrunun çok şimşeklerinden bir ziya üzerime parladı, yüzüme (kalbime) bir parıltı geldi ve şimşek çaktı
Ve subbe alê kalbî şeâbîbu rahmetin
Bihikmeti mevlânel kerîmi feentagat
10 Ve kalbimin üzerine rahmet sağanakları döküldü Kerîm olan, Mevlâ’mız Allah’ın hikmetiyle Ve bu şekilde, bu rahmet, hikmet, kerem hakikatleri konuştular
Ehâtat bihil envêru min külli cânibin
Ve heybetü mevlênêl azîmi binâ alet
11 Bundan sonra her yönden Nurlar beni kuşattı Ve büyük olan sahibimiz Allah’ın haşmeti, bizi yüceltti
Fesübhânekellâhümme yê [k]hayra [k]hâligin
Ve yê [k]hayra [k]hallâgin ve ekrame men beat
12 Allah’ım Seni tenzih ederim, Sen yaratanların en hayırlısısın Ve çok mükemmel bir şekilde çok çok yaratansın ve biat (antlaşma) yapanların en iyisisin!
Febelliğinî gasdî ve külle merâribî
Bihaggi hurûfin bilhîcâi tecemmeat
13 Allah’ım, beni maksadıma ulaştır, bütün ihtiyaçlarımı gider Hece harfleri seklinde toplanan Hurûf-u Mukattaa hakki için
Bisırri hurûfin ûdiat fî azîmetî
Binûri nûri senâil ismi verrûhi gad alet
14 Muskama emanet olarak bırakılan harflerin sırrı hürmetine; İsimlerinin nûrunun parlaklığı hürmetine; yüce olan Ruhların hürmetine;
Efizli min’el envari ya rabbi feyzuhü
Bissirri ve ahya meyyiti kalbi bisalsalat
15 Bana nurlardan parlak bir feyiz akıt; üzerime gelsin, Nûr isminle kalbimin ölülüğünü dirilt!
Elê ve elbisennî heybeten celâleten
Ve küffe yedel eğdâi annî bialmehet
16 Ey Allah’ım, bana bir heybet ve celâl giydir Düşmanların ellerini ilim sayesinde benden uzaklaştır
Elê vehcubennî min aduvvin ve hâsedin
Bihaggi şemâ[k]hin eşme[k]hin sellemet semet
17 Allah’ım, benimle her nevi düşman ve kıskançlık arasına perde koy, yüce olan ve barışı sağlayan Kadîr ve Azîz isimlerinin hürmetine!
Binûri celâlin bêzi[k]hin ve şeranta[k]hin
Biguddûsi berkûtin bihiz-zulmetuncelet
18 Tecelli etmekte olan Celâl ve büyüklüğünün nûruyla; Merhamet ve Şefkatinle; çok çok bereketli olan Kuddüs isminle, Sen bu karanlıkları aydınlığa çevir
Elê vagdi yâ rabbehû binnûri hâcetî
Binûri eşme{k]hin celyen serîan gadingadat
19 Ey bu milletin Rabbi olan Allah’ım, Sen Nûr ile ihtiyacımı yerine getirÖyle bir Nûr ki, tecellisi seri olur Ve hemen is biter
Biyêhin ve yêyûhin nemûhin esâliyen
ve yê âliyen yessie umûrî bisaysalet
20 Her bir peygamberini bir İsm-i A’zâm’a mazhar edip onları mucizelerle muvaffak ettiğin gibi, Sen Kâfi isminle islerimi kolaylaştır
(Mucize değil de Sen bana yetersin!)
Ve emnihnî yêzel celâli kerâmeten
Biesrâri ilmin yê hâlimu bikencelet
21 Ey yüce büyüklük Sahibi, Sen sadece bana (ilmî) bir keramet ver; ilim esrarı bana açılsın çünkü Sen bütün akılların ve zekâların sahibisin Onlar ancak Seninle açılıyorlar
Ve {k]hallisnî min külli hevlin ve şiddetin
Binassi hakîmin gâtiisırri esbelet
22 Beni her türlü korku ve şiddetten kurtar; esprisi, kesin olan, hikmetli bilimsel ve kuşatıcı bir söz ile
Ve ehrisni yêzel celâli bikêfi kun
E yâ cêbiral galbil kesîri minel [k]habet
23 Ey Celâl Sahibi Allah’ım, beni kün kef’ i ile koru, ey heybetten ve başarısızlıktan dolayı kırılan kirik kalpleri tamir eden ve onları canlandıran Allah’ım!
Ve sellim bibahrin ve ağtînî [k]hayra berrihê
Feente melâzî velkurûbi bikencelet
24 Bana (ilimden) bir deniz ver, ve o denizin karasının en hayırlı kısmını bana nasip et; çünkü Sen benim sığınağımsın, ve bütün sıkıntılar, ancak Seninle gider
Ve subbe aleyyer-rizga sabbete rametin
Feente racêul âlimîne velev tağat
25 Ve üzerime rızkı rahmet seli gibi yağdır Çünkü insanlar azsa da Sen onların umudusun
Ve esmim ve ebkim sümme ağmi aduvvenê
Vee[k]hrishum yêzel celâli bihavsemet
26 Sen düşmanlarımızı sağır, dilsiz ve kör et; (bizim ne yaptığımızı bilmesinler Ey güçlü Allah’ım, Sen Celâl ve büyüklüğünle onları kekeme eyle! (Millete yanlışı anlatmasınlar!)
Ve fî havsemin mea devsemin veberâsemin
Tehassentu bil ismil azîmi minel ğalat
27 Alîm ve Ganî isimlerinle beraber Kudretinin dairesinde, İsm-i Azâm’ınla yanlış yapmaktan korundum
Veeğtif gulûbel âlimîne biesrihê
Aleyye ve elbisennî gabûlen bişelmehet
28 Bütün insanların kalplerini üzerime cevir Ve Selâm isminin hürmetine bana onlardan bir kabul duygusu nasip et!
Ve yessir umûranê yê ilêhî ve ağtinê
Minel izzi vel ulyê bişem[k]hin veeşme[k]hat
29 Ya İlâhî islerimi kolaylaştır, ve bize izzet ve yücelik ver Alî ve A’lâ isimlerinin hürmetine!
Ve esbil aleynês-setra veşfi gulûbenê
Feente şifâün lilgulûbi minel ğaset
30 Ve üstümüze örtünü sarkıtıver; kalplerimize şifa ver; Sen, korkulardan dolayı hastalanan kalplere şifanın ta kendisisin!
Ve bâriklenallâhümme fî cem’i kesbinê
Ve hulle ugûdel usri biyêyûhi irtehat
31 Ey Allah’ım, bütün çalışmalarımızı bize bereketli kil, ve her şeyi kolaylaştıran Hû isminle bütün zorluk düğümlerini çöz!
Biyêhin ve yê yûhin ve yê [k]hayra bêzi[k]hin
Ve bê men lenel erzâgu min cûdihî nemet
32 Ey İlâhî, Allah, Hû, Hêyra’l-Hâlikîn isimlerinle; ve bütün rızıkların, güzelliklerin onun cömertlik hazinesinden gelişip gelen Cevad isminle Sana yalvarıyorum
Neruddu bikel eğdâe min külli vichetin
Vebil ismi termîhim minel buğdi bişşatet
33 Senin gücünle, her yönden gelen bütün düşmanları reddediyoruz, geri gönderiyoruz! Ve Sen İsm-i Azâm’ınla, uzaktan onlara vurup, onları dağıtıyorsun!
Ve e[k]hazilhüm yêzel celêli bi fadli men
İleyhi seat dab’ül felâti vegad şeket
34 Ya Rabbi, ya Ze’l-Celâl Allah’ım, çöl kelerinin gelip kendisine şikayette bulunduğu, Hz Muhammed hürmetine Sen o düşmanlarımızı rahmetinden mahrum et! (onları başarısız kıl!)
Feente recâî yê ilêhî ve seyyidî
Fefulle lemîmel ceyşi in râme bî abet
35 Ya İlâhî, umudum Sensin, efendim Sensin; eğer bana tam isabet edecek bir ok atmak istemişlerse, Sen onların okunu yamult! (Onlara dönsün!)
Ve küffe cemîal mudirrîne keydehum
Veinnî biigsêmike hatmen vemê havet
36 Ya Rabbi, kesin olan iraden ile bütün zarar verenlerin tuzaklarını ve içlerinde sakladıkları kinlerini benden çevir
Feyê [k]hayra mes’ûlin ve ekrame men eğtâ
Ve yê [k]hayra me’mûlin ilê ümmetin [k]halet
37 Ey kendilerinden dilekte bulunulanların en hayırlısı, ve ihsan edenlerin en hayırlısı; ey umut edilenlerin en hayırlısı, Sen gelmiş geçmiş bu ümmete rahmet eyle! (onları basarili kil!)
Egit kevkebî bil ismi nûran ve behceten
Mededdehri vel eyyâmi yê nûru celcelet
38 İsmi Nûr ve güzellik olan yıldızımı parlat; günler ve çağlar boyunca, ey sürekli parlayan Nûr olan Allah’ım!
Biêcin ehûcin celmehûcin celêleten
Celîlin celceliyyûtin cemêhin temehracet
39 Senin Allah, Ehad, , Celâl, Celîl, Bedi’, , isimlerin hep parlamaktadırlar
Bitağdêdi ebrûmin ve simrâzi ebramin
Ve behratin tibrîzin ve ümmin teberraket
40 Bütün dualara kesin cevap veren isimlerini sayarak O isimlerinin ortaya çıkıp parlamasıyla çevrenin bereketiyle
Tugâdu sirâcunnûri sırran beyâneten
Tugâdû sirâcussurci sırran tenevverat
41 Nûr lambası, tutuşturuluyor, gizlice açıklanıyor Lambaların lambası tutuşturuluyor, gizlice aydınlanıyor
Binûri celêlin bêzi[k]hin ve şeranta[k]hin
Biguddûsi berkûrin bihinnêru u[k]hmidet
42 Celâl ve Hêlik isimlerinin nûruyla; ve kibriyânla; çok bereketli olan Kuddüs ismiyle; bu fitne ateşi söndürüldü
Biyêhin ve yê yûhin nemûhin esâliyen
Bitamtâmi mihrâşin linêril idâsemet
43 Allah, Hû, Samed, Cebbar, Kahhar isimleriyle ve savaş deniziyle yükselen düşmanlık ateşi söndürülecektir
Bihêlin ehillî şel’in şel’ûbin şêliin
Tahiyyin Tahûbin taytahûbin tayettahet
44 Allah, Hak, , Cemîl, Vedûd ve Mucîb, isimlerinin hürmetine
45 Mürîd, Cemîl, Zâhir isminle taksim edilen; yüce ve yüceltilen ayetlerin (ve tefsirlerinin) şanı hürmetineEnû[k]hin biyemlû[k]hin ve ebrû[k]hin ugsimet
bitemlî[k]hi êyêtin şemû[k]hin teşemme[k]hat
46 ?Ebêzî[k]ha beyzû[k]hin ve zeymû[k]hin bağdehê
[k]hamêrû[k]ha yeşrû[k]hin bişer[k[hin teşemme[k]hat
47 ?Bibel[k]hin ve simyênin zebêzu[k]hin bağdehê
Bizeymû[k]hin eşmû[k]hin bihîl kevnü ummirat
48Bişelme[k]hatin(ni)gbel duâî ve kün meî
Ve kün lî minel ağdêi hasbî fegad beğat
49 Selâm isminle duamı kabul et, ve benimle beraber ol; düşmanlara karşı bana Sen kâfi gel; çünkü onlar çok azdılarFeyê şem[k]hasê yê şem[k]hasê ente şemle[k]hâ
Ve yê aytalê hetlur-riyâhi te[k]hal[k]halet
50 Ey yüceler yücesi, Sen gerçekten yücesin; Sen gerçek Haksin, diğer işler sadece araya giren bir rüzgar esintisi gibidirBikel havlu vessavluş-şedîdu limen etê
Liebi cenâbike veltecê zulmetüncelet
51 Senin dergahına gelen ve iltica eden bütün havl (kasdî güç) ve şiddetli saldırı, ancak Seninledir ve Senin bu kuvvetinle ancak zulmet dağılırBi tâ-hâ ve yâ-sîn ve tâ-sîn kün lenê
ve tâ-sîn-mîm lisseâdeti egbelet
52 Tâhâ, Yâsîn ve Tâsîn ile bizim için ol, mutluluğumuz için Tâ Sîn Mîm ile bize dön!Ve kêfin ve hê yêin ve aynin ve sâdihâ
Kifâyetünê min külli aynin binê havet
53 Kâf Hâ Yâ Ayn ve Sadlarıyla; bizi kuşatan her kötü gözden korunuruz!Bi hâ mîmin aynin sümme sînin ve gâfihê
Himâyetünê min külli sûin bişelmehet
54 Hâ Mîm, Ayn sonra Sîn ve Kaflarıyla; Selâm isminle her nevi kötülükten korunuruz!Bi gâfin ve nûnin sümme hâ mîmin bağdehê
Ve fî surâtid-du[k]hâni sirran gad uhkimnet
55 Kaf ve Nûn ve onlardan sonraki Hâ Mîm ile yine korunuruz, Ve Duhan suresinde sağlam bir sır vardırBi êlifin ve lâmin vennisêi veugûdihê
Ve fî sûretil en’âmi vennûri nuvvirat
56 Elif Lam ile ve Nîsâ sûresiyle, ve Mâide ukûduyla; En’âm ve Nûr surelerinde bir nur parlamıştırVe êlifin ve lâmin sümme râin bisirrihê
Alevtü binûril ismi min külli mê cenet
57 Elif Lâm sonra peşlerindeki Ra sırrıyla; Nûr isminle bütün (süflî) ruhanilerin üstüne çıktımVe êlifin ve lâmin sümme mîmin ve râihê
İlê mecmail ervâhi verrûhu gad alet
58 Elif Lam sonra Mîm ve Ra’sı ile Ruhların mecmaina yükseldim Fakat gerçek Ruh çok yücedirBisırrin havêmîmil kitêbi cemîihê
Aleyke bifadlinnûri yê nûru ugsimet
59 Kitabin (Kurân’ın) bütün Hâ Mîm’lerinin sırrıyla üzerime Nûr isminin fazlı aksin, ey bölümlere ayrılmış Nûr!Biamme abese vennêziâti ve târigin
Ve fî vessemêi zâtil burûci ve zulzilet
60 Amme, Abese, Nâziat ve Târik sûrelerinle Ve’s-semâ-i Zâti’l-Burûc ve Zilzal sûrelerindeBihaggi tebêrake sümme nûnin ve sêilin
Ve fî s☼retitt-tehmîzi veşşemsi kuvvirat
61 Tebâreke, sonra Nûn sonra Seele Sâil sûreleri hürmetine Hümeze, Ve’s-semsi Küvvirat surelerindeVe bizzâriyâtiz-zerri vennecmi iz hevê
Ve bigterabet liyel umûru tegarrabet
62 Ve’z-zâriyât-i zerven, Ve’n-necmi izâ hevâ, Veikterabet sûreleriyle bana isler yakınlaştırıldıVe fî suveril gur’êni hizben ve êyeten
Adede nê garael gâriu vemê gad tenezzelet
63 Bütün Kurân sûrelerinin içinde hizip ve ayet olarak, okuyanın okuduğu ve manen nâzil olduğu kadar sırlar vardırFees elüke yê mevlâye fî fadlikellezî
Alê külli mê enzelte kutben tefeddalet
64 İşte ey Allah’ım, Senin fazlınla bu şekilde yazdırdığın üstün kitaplar hürmetine Sana yalvarıyorumBiêhiyyen şerâhiyyen ezûnêyi sabvetin
Esbâvusin êli şeddeye egsemtü bitaytağat
65- (Mealen) Rahman ve Rahim isminin tecellisiyle yeni ve harika olarak Esmâ-i Hüsnâ’na dayanılarak yazılmışlar, ve Hakîm ismiyle taksim edilmişlerBisirrin budûhin echezetin betadin zehecin
Bivêhil vâhâ bil fethi vennasri esraat
66 Senin Esmâ-i Hüsnâ’n sırrıyla fetih ve nasrı (ilâhî yardımı) süratli netice verirlerBinûri feceşin mea set[k]hatin yê seyyidî
Vebil âyetil kübrâ eminnî minel fecet
67 Kibriya ve Hâkimiyetinin nuruyla ey efendim; ve Âyetü’l-Kübra ile beni ani felaketlerden emin kil!Bihaggi fegacin mea me[k]hmetin yê ilêhê
Biesmâikel husnê ecirnî mineş-şetet
68 Ey İlâhım, zuhûr ve kemalâtının hakki için ve bu şekilde odaklanan Esmâ-i Hüsnâ’n ile beni dağınıklıktan kurtar?
69 ?
Hurûfun libehrâmin alet veteşê me[k]hat
Vesmu asâ Mûsâ bihiz-zulmetuncelet
70 Bunlar Nûr harfleridir Yüce ve yüksektirler Asâ-yi Mûsa ismiyle de karanlık dağıldı
Tevesseltü yâ rabbi ileyke bisirrihêTevessüle zî züllin bihinnêsüytedet
71 Ya Rabbi onun sırrıyla Sana yalvarıyorum Gayet zillet içindeki birinin yalvarışıyla… Ki; onunla insanlar hidayet buluyor…
Hurûfun bimağnâhê lehel fadlü şurrifetMededdehri vel eyyâmi yâ rabbinhanet
72 Bu manadaki bütün kelimelerin san ve şerefi, üstünlüğü vardır Günler ve çağlar devam ettikçe; ya Rabbi Sen şefkat et!
Deavtüke yâ Allâhu haggan ve innenîTevesseltü bil êyêti cem’an bimê havet
73 Ya Rabbi, gerçekten ben Seni çağırdım; bütün ayetlerle ve ayetlerin içindekileriyle Sana yalvardım!
Fetilke hurûfun-nûri fecmağ [k]havâssahêVe haggig meânihê bihel [k]hayru tummimet
74 İşte bütün bunlar nur kelimeleridir, onların özelliklerini topla Ve manalarını tahkik et; bütün hayır onlarla tamamlanır…
Feehdirnî avnen [k[hâdimen musa[k]h[k]haranTuheymefeyâile bihil kurbetüncelet
75 İşte ya Rabbi, bana musahhar bir yardımcıyı daima hazır et: Allah’ın ifriti; onunla bütün sıkıntılarım gider…
fese[k]h[k]hirlî fîhê [k]hadîmen yutîunîBifadli hurûfi ümmil kitêbi vemê telet
76 O ifrit içinde bana itaat eden bir hizmetkarı musahhar kil; ve peşinde gelen Kurân hurufâtı hürmetine…
Ve es’elüke yê mevlêye fismikellezîBihî izê duiye cem’ul umûri tevesserat
77 İşte ya Rabbi, Senin oınla Sana yalvarıyorum ki; onunla dua edildiği zaman bütün isler kolaylaşır
İlêhî ferham dağfî veğfirlî zelletîBimê gad deatkel enbiyâu ve tevesselet
78 Ya İlâhî, Sen zayıflığıma acı, zellelerimi bağışla; o dua sayesinde ki, bütün peygamberler onlarla dua etmiş ve yalvarmıştır…
Eyê [k]hâligî yê seyyidî igdi hâcetîİleyke umurî yê ilêhî tesellemet
79 Ey Hâlikim, ey Efendim, ihtiyacımı kaza et Ya Rabbi bütün islerim Sana teslimdir…
Tevesseltü yâ rabbi ileyke biehmedêVe esmâikel husnelletî hiye cummiat
80 Ya Rabbi, Hz Muhammed’in sana olan yakınlığıyla (velayetiyle) sana yalvarıyorum; ve Onda birlesen Esmâ-i Hüsnâ’n ile Sana yalvarıyorum
Fecud vağfu vesfah yê ilêhî bitevbetinAlê abdikel miskîni min nezratin abet
81 Sen cömertliğinle, af ve safhınla tövbelerimizi kabul etmekle miskin olan kuluna muamele et; beni kötü bakışlardan koru!
Veveffignî lil[k]hayri vessıdgi vettugâVeeskinniyel firdevse mea firgatin alet
82 Beni hayra, doğruluğa ve takvaya muvaffak eyle; ve yüksek cemaat ile Firdevs Cennetine yerleştir
Vekün bî raûfen fî hayêtî ve bağde mêEmûtu veelgâ zulmetel gabrincelet
83 Hayatımda ve öldükten sonra, ve kabrin karanlıklarını üstümden atıp, nuru görünce bana şefkatle muamele et
Ve filhaşri beyyid yê ilêhî sahîfetîveseggil mevêzînî bilutfike in [k]haffet
84 Ve haşirde ya İlâhî amel defterimi beyaz kil; eğer tartılarım hafif gelirse Sen onları ağırlaştır
Vecevviznî haddes-sırâtimuhervilenVehminî min harri nârin vemê havet
85 Beni hızla Sırat sınırından geçir Beni ateşin (Cehennemin) ve içindekilerin sıcaklığından koru!
Vesêmihnî min külli zenbin ceneytuhûVağfir [k]hatîyetiyel izâme ve in alet
86 Ve islediğim bütün günahlarda bana müsamaha göster Çok çok kabarık olsa da benim bütün günahlarımı affet…
Feyê hâmilel ismillezî celle gadruhûTeveffê bihî küllel umûri tesellemet
87 İşte ey şanı yüce İsm-i Azâm’ı taşıyan! Sen tehlikeli bütün durumlardan kurtulacaksın, sonunda selamete ereceksin
Fegâtil velê te[k]hşe vehârib ve lê te[k]hafVedus külle ardin bilvûhûşi teammerat
88 Dövüş, çekinme; savaş, korkma; vahşilerle mamur olmuş bütün her yere bas!
Veegbil velê tehrab ve [k]hâsim men teşêüVe lê te[k]hşe be’sen lil mulûki velev havet
89 Karşıla, kaçma; dilediğin her düşmanla mücadele et; her yeri kuşatmış olsalar da kralların şiddetinden korkma!
Felê hayyetün te[k]hşê velê agrabun terâVelê esedün ye’tî ileyke bihemhemet
90 Korkacağın bir yılan olmayacak; göreceğin bir akrep olmayacak; ve sallanarak sana gelen bir arslan olmayacak!
Velê te[k]hşe min seyfin velê tağni [k]hancerinVelê te[k]hşe min rumhin velê şerrin eshemet
91 Kılıçtan korkma, hançerin darbesinden korkma, mızraklardan korkma, ve okların şerrinden de korkma!
Cezâ men garâ hêzê şefêatü AhmedêVeyuhşeru il cenneti mea hûrin suffifet
92 İşte bunu okuyanın mükâfâtı Zât-i Ahmediye’nin şefaatidir Ve cennetlerde saf olmuş hûrilerle beraber haşrolacaktır
Vağlem biennel Mustafâ [k]hayru mürselinVeefdalü [k]halgillêhi men gad teferragat
93 Ve bil ki, Hz Muhammed Mustafa peygamberlerin en hayırlısıdır Ve Allah’ın dağınık (çeşit çeşit) yaratıklarının en üstünüdür
Vesaddir bihî men câhihî külle hâcetinVeselhu liken tencuve minel cevri vettağat
94 Her ihtiyacın anında O’nun (ASM) makamını kendine şefaatçi yap; Ondan iste ki zulümden ve azgınlardan kurtulasın…
Ve salli ilêhî külle yevmin vesêatinAlel Mustafâl mu[k]khtâri mê nesmetün semet
95 Ya Rabbi, her gün ve her saat, her nesne hareket ettikçe, Sen, seçkin olan Hz Muhammed Mustafa’ya salât ve rahmet indir
Ve salli alel mu[k]htêri vel êli küllihimKeaddi nebêtil ardi verrîhi mê seret
96 Sen o Seçkine ve bütün ailesine salât indir; yer bitkileri ve rüzgarın esintileri kadar
Ve salli salêten temleul arda vessemêeKevebli ğamêmin mea ruûdin tecelcelet
97 Yeri ve göğü dolduran bir salât ile Ona salavât indir Parlayan gök gürlemeleriyle beraber, yağan bulutların yağmuru kadar…
Feyekfîke ennallâhe sallê binefsihîVeemlêkehû sallet aleyhi vesellemet
98Ey Muhammed (ASM), bizzat Allah ve meleklerinin sana salât ve selam etmesi Sana yeter
Vesellim aleyhi dâimen mutevessilenMeded-dehri vel eyyâmi mê şemsün eşragat
99 Sen de daima, yalvararak O’na selam ve barış elini uzat Güneş doğup günler ve çağlar geçtikçe…
Vesellim alel ethâri min âli HâşiminAdede mê haccel hacîcu vesellemet
100 Haşim ailesinden temiz olanlara da selam et Hacıların hac edip verdikleri selam sayısınca…
Verda yê ilêhî an Ebî Bekrin mea UmeraVerda alê Usmâna mea Hayderiş-şebet
101 Ya İlâhî Ömer ile beraber Ebu Bekir’den razı ol; sâbit-kadem olan Haydar ile beraber Osman’dan da razı ol:
Kezel âlü vel ashâbu cem’an cemîuhumMeal evliyêi vessâlihîne vemê havet
102 Ve böylece bütün Âl ve Ashaptan da razı ol, Evliya, Salihler ve içlerinde barınanlardan da razı ol…
Megâlü aliyyi vebni ammi MuhammedinVesirru ulûmin lil [k]halêigi cummiat103 Bu Hz Muhammed’in amcasının oğlu olan Ali’nin makalesidir Yaratıklarla ilgili bütün bilgi sırları ve gizli bilgiler onda toplanmıştır
Kaynaklar
[1] “Celcelûtiye’nin Şerh ve İzâhı”, Tebliğ Yayınları, İstanbul 2006
28 Şubat 2011: 14:19 #786539Anonim






28 Şubat 2011: 14:32 #786540Anonim
Sirların hazinesi olan “Bismillah” ile başlarım. Onun ile o hazineyi keşfederim.

Ardından mahlukatın en hayırlısı, dalalet ve yanlışlıkların ortadan kaldrıcısı Hz. Muhammed’e (a.s.m.) salat getiririm.

ilahi! Kusursuz olan Allah, Ehad, Bedi’ ve Kadir isimlerini sefaatcı kılıp niyazla Senden istiyorum!

Kadri muazzam olan ismin hürmetine Senden niyaz ediyorum Ya ilahi, işlerimi kolaylaştir.

Ya Hayy, ya Kayyum! Allah, Ehad, Bedi’ ve Basit isimlerini sefaatci yaparak ve iimitle Sana yalvarıyorum.

Ey yaratma mertebelerinin en yükseğinde bulunan Allah’ım! Sabit ve Cebbar isimlerinin hakki, uyumaz sıfatın ve atesleri söndüren Halim ismin hürmeti icin!

Ey cabuk imdada kosan Rabbim! Allah, Ehad isimlerinin ve dualara suratle cevap veren Bedi’ isminin hürmetine Sana yalvarıyorum.

Kayyum ismin hürmetine, kalbimi ondaki kirlerden temizleyerek ihya et! Ona Senin srrın yerleşip ışık saçsın!

O sırrın nurunun parıltılarından üzerimde bir aydınlık bulunsun. Böylece yüzümde bir ışıltı zuhur edip parıldasın!

Kalbime rahmet sağnakları dökülsün de onu Kerim olan Mevlamizin hikmet incileriyle dile getirsin!

Her yandan beni nurlar kuşatsın da büyük Mevlâmızın heybeti bizi kaplasin!

Sen her türlü noksandan munezzehsin, ey yaratma ve her an yoktan coklukla var etme mertebesinin en yükseğinde bulunan ve ölüleri en kerimane tarzda dirilten Allah’im!

Bir araya getirilmiş hece harflerinin (Kur’an’daki bazı surelerin başında bulunan mukattaat harflerinin) hakkı için beni maksadima ve her türlü ihtiyaçlarıma erdir.

Yüce İsm-i A’zamın ve Kur’an’ın her tarafı kuşatan nuruyla irademe yerlestirilen harflerin sırrı hürmetine,


Nurlardan üzerime ısık saçacak bir feyiz akıt ve ism-i Hakim’inle kalbimin cansızlığını ihya eyle!

Ne olur ism-i Cebbar’ınle, bana bir heybet ve celal giydir ve düşmanlarımın ellerini benden cektir

Kadri Yüce, Selam, Aziz ve Celil ism-i şeriflerinin hürmetine beni her türlü düşman ve hasetçiden koru!
__________________
An oluyor bir garip duyguya varıyrum;Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum.
Bunu Celal, Rauf, Münezzeh, Kuddüs ve kendisiyle karanlıkların dagildigi Rahim isimlerinin nuruyla lutfet!

Ey Rabbim! O nur ile ihtiyaçlarımı gider. Selam ve Hayy ism-i şeriflerinle hacetimi suratle yerine getir.

Ma’bud, Hu, Samed ve şehid isimlerinin hürmetine ey Yüce! Kâfi isminle işlerimi kolaylaştir!

Ey celal sahibi! Ve ey Halim! Senin yardımınla açılacak bir ilmin sırlarıyla bana bir ikram lutfeyle!

Sırları kesin ve inkişaf etmiş Kur’an-ı Hakim’in nurani ve açık ifadeleriyle beni her türlü korku ve sıkıntıdan kurtar.

Ey celâl sahibi ve ey kırık gönülleri üzüntüden kurtarıp saran! “Kün=ol” fiilinin “Kâfi hürmetine beni koru!

Tehlikeler deryasında beni güvende kıl ve o deryadan en hayırlı bir selâmet sahiline çıkmayı ihsan eyle. Sensin benim sığınağım. Sıkıntılar ancak Seninle ortadan kalkar.


Rahmet olan yağmurun sağnak hâli gibi üzerime nzık yağdır. Her ne kadar günahta aşırı da gitseler âlemlerin ümidi yalnız Sensin!

Ey Celâl Sahibi! Basîr ism-i şerifin hürmetine düşmanlarımızı sağır, dilsiz, kör ve konuşamaz eyle!

Alîm ve Ganî isimlerinle beraber
Sabûr isminin de kal’asma sığınarak, yanlışlıktan korunurum.

Baştan başa bütün mahlûkâtın gönüllerini bana lütufla çevir ve Fettah ism-i şerifinle bana makbu-liyet elbisesini giydir.
* : Üstad Bediüzzaman bu beyti, şu mânâya gelecek şekilde okurmuş ve o şekilde kaydetmiştir:

Bütün âlemlerin kalblerini Risâle-i Nâr’a ısındır ve Fettah isminle ona makbuliyet ihsan eyle!)

Ya İlâhî! Selâm ism-i şerifin hürmetine işlerimizi kolaylaştır ve bize izzet ve yücelik ver!

Üzerimize af örtüsünü ger ve kalblerimize şifa ver. Kalbleri manevî hastalık kirlerinden temizleyip şifaya kavuşturan yalnız Sensin!

Allah’ım! Hû ism-i şerifin hürmetine, bütün rızkımızda bize bereket ihsan eyle ve güçlük düğümlerini çöz de rahatlayalım!

Ey Gerçek Ma’bûd, yâ Hû ve yâ Hayre’l-Hâhkîn! Ve ey bizim için nzıklar cömertliğinden coşup gelen!

Her yönden gelen düşmanı Senin yardımınla defederiz. Sen de isminle onlara uzaktan atar ve onları dağıtırsın.

Ey Celâl Sahibi! Çöl kelerinin, yanına koşarak gelip şikâyetini arz ettiği Zât’ın (Hz. Muhammed’in) şanı hürmetine onları yüzüstü ve yardımsız bırak!

Yâ İlâhî! Benim ümidim ve seyyidim yalnız Sensin. Beni tahkir etmek isteyen ordunun düzenini

Kesin yeminlerin (Yeminle başladığın Kur’ân sûre ve âyetleri) ve muhtevaları hürmetine, bütün zararlıların tuzaklarını benden defet!

Ey eski ümmetlerden beri kendisinden dilekte bulunulanların en hayırlısı, ihsanda bulunanların en kerimi ve ümit kapılarının en değerlisi!

Ey gizliliklere ilmiyle nüfuz eden Nûr! isminle, yıldızımı çağlar ve asırlar boyu nurlu kıl ve parlamaya devam ettir!
__________________
An oluyor bir garip duyguya varıyrum;Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum.
Nurun kandili gizli, fakat açık bir biçimde tutuşturulur. Kandiller kandili gizli olarak nurlanır.

izzet, azamet, celâl ve kibriya sahibi münezzeh ve mukaddes olan Zât-ı Rahîm’in nuruyla küfrün ateşi söndürülür.

Ma’bûd-u bilhak (el-İlâh) Hû, Samed, Zü’1-Batş (Düşmanlarını kıskıvrak yakalayan), Cebbar (Hükmüne karşı konulmaz) ve Halım olan Zâtın yardımıyla (o nûr) düşmanlarının ateşini bastıracak.

Gerçek ma’bûd, Hak olan ve hakkı gerçekleştiren, Cemîl, Vedûd ve Mucîb olan Zâtın yardımıyla insanlara kendisini sevdirecektir.

Hak ism-i şerifin hürmetine duamı kabul buyur, benim yanımda ol, düşmanlarıma karşı bana kâfi gel, çünkü artık onlar çok ileri gittiler.

Ey Rab ve Rahman olan Allah’ım! Hiç şüphesiz Sen hak ma’-bûdsun! Ey kuvvetli mededkârım! Şiddetli fırtınalar peş peşe kopmaktadır.

Kâfirlerden korunmak ve düşmana şiddetle hücum etmek ancak Senin yardımmladır. Senin yüce kapına gelip sığınan kimsenin karanlığı dağılır.


Tâ Hâ, Yâ Sîn, Tâ Sîn ve Tâ Sîn Mîm (Kasas ve Şuara Sûreleri hürmetine bize yönelip gelen bir saadete ermek için bizim yardımcımız ol!

Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd (Meryem) Sûresi ile, bizi dört bir yandan kuşatan kem gözlere karşı korunuruz ve bu bize yeter.

Hâ Mîm Ayn Sîn Kaf (Şûra) Sûresi bizi koruyan sığınağımız olsun; onun karşısında dağlar bile sarsılır.

Kâf, Nûn ve Hâ Mîm Sûreleri hürmetine bu himayeyi gerçek-leştir… Duhân Sûresinde de muhkem kılınmış bir sır vardır.

Elif Lâm ile başlayan sûreler, Nisa Sûresi, Mâide Sûresi, En’âm Sûresi ve nurlu kılınmış Nûr Sûresi hürmetine…

Elif Lâm Râ ile başlayan (Yûnus, Hûd, Yusuf, İbrahim, Hicr) sûreleri sırrı ve îsm-i A’zam’ın nuruyla, işlediğim her günahtan vazgeçerek yükseldim.

Elif Lâm Mîm Râ (Ra’d) Süresiyle yüce olan ruhanîler ve melekler meclisine yükseldim.

Amme, Abese, Nâziat, Tank, Ve’s-Semâi Zâti’l-BUrûci ve Zilzâl sûreleri hürmetine…

Tebâreke, Nûn, Seele Sâilün, Tehmîz (Hümeze), İze’ş-Şemsü Küvvirat Sûreleri hakkı için…

Zâriyât, Necm ve Kamer Sûreleri hürmetine işlerim bana kolaylaşsın,

Hizb hizb, âyet âyet, okuyucuların okudukları ve inmiş olanlar adedince Kur’ân Sûreleri hakkı için.

Ey Mevlâm! Kendilerine kitab indirdiğin her peygambere ihsanda bulunan fazlını diliyorum.



Âyetü’l-Kübrâ hürmetine beni kurtar, emanet ve emniyet ver.

Esmâi Hüsna hakkı için beni dağınıklıktan koru.

O harfler Merih yıldızı gibi yüksek ve âlîdir. Asâ-yı Musa ismiyle karanlıklar dağılır.

Bunların sırrını kendime şefaatçi ederek Senden niyazda bulunuyorum. Bu, insanların kendisiyle doğru yolu bulduğu zillet ve tevâzû sahibi birinin tevessülü gibi olsun.

Ey merhametli Rabbim! Bunlar öyle harflerdir ki, mânâları sebebiyle çağlar ve zamanlar boyu üstünlük Kendilerine bahşedilmiş ve yüceltilmişlerdir.

__________________
An oluyor bir garip duyguya varıyrum;Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum.
Ey Allah’ım! Gerçekten bütün âyetler ve ihtiva ettikleriyle Sana tevessülde bulunarak yalvardım.
İşte onlar, nûr harfleridir. Onların hasiyet ve meziyetlerini [bende> topla, mânâlarım gerçekleştir. Her türlü hayır onlarla tamamlanır.

Bana itaat eden yardımcı bir hizmetçi gönder. Onunla sıkıntım ortadan kalksın.

Ümmü’l-Kitâp olan Fatiha Sûresi ve arkasından gelen sûreler hürmetine bu konuda bana itaat edecek bir hizmetçi musahhar kıl.

Ey Mevlâm! Kendisiyle çağrıldığında bütün işlerin kolaylaştığı isminle (İsm-i A’zam) Sana yalvarıyorum.

İlâhî! Peygamberlerin Sana manen yaklaşmak için kendilerine şefaatçi kıldıkları kelimeler hürmetine güçsüzlüğüme merhamet et. Günahlarımı bağışla.

Ey Yaratıcım ve Seyyidim (Efendim)! İhtiyacımı yerine getir! İşlerimi Sana havale ediyorum.

Ya Rabbi! Hz. Muhammed’i (a.s.m.) ve burada toplanan güzel isimlerini şefaatçi ederek Senden niyaz ediyorum!

Yâ İlâhî! Günah ve yersiz bir bakışa varıncaya kadar bütün hatalarımdan dolayı tevbe etmeyi şu miskin kuluna lûtfeyle ve hatasından geç!

Beni hayır, ihlas ve takvaya muvaffak kıl ve yüce toplulukla birlikte beni Firdevs cennetine yerleştir!

Hayatımda ve ölüp kabrin karanlığına vardığımda da bana merhametli ol ve böylece o karanlık nura açılsın.

Yâ İlâhî! Ne olur, Mahşerde amel sayfamı lûtfunla ak eyle! Ve eğer hafif gelecek olursa sevap terazimi ağır getir.

Beni, keskin olan Sırat köprüsünden koşarak geçir ve o büyük Cehennem ateşinden ve içindekilerden koru!

İşlediğim her günahtan dolayı beni affet. Çok da olsa büyük günahlarımı bağışla!

Ey kadri yüce İsmi taşıyan! Bütün tehlikeli işlerden kurtuldun ve selâmete erdin.

Savaş, korkma! Harbet, çekinme! Vahşî ve yırtıcı hayvanlarla dolu her yere gir!

Saldır, kaçma! Dilediğin düşmanla mücadele et! Dört yanını kuşatmış da olsa hiçbir kralın gücünden korkma!

Ne bir yılandan korkarsın, ne bir akrep görürsün. Ne de bir arslan gürleyerek sana gelir.

Ne bir kılıçtan, ne bir hançerin yaralamasından, ne bir mızraktan ve ne ortalığı almış kötülük ve tehlikeden korkma!

Bunu okuyanın mükâfatı Hz. Muhammed’in (a.s.m.) şefaatidir. Saf saf dizilmiş hurilerle birlikte Cennette toplanır.

Bil ki, Muhammed Mustafa (a.s.m.) en üstün Peygamberdir. Allah’ın yeryüzüne yayılmış kullarının en faziletlisidir.

Yüce şanından dolayı her dileğinin başında onu an, onu şefaatçi et ki zulüm ve tecavüzden kurtulasın.

Yâ İlâhî! Her gün, her an ve her rüzgâr estikçe o seçkin Mustafa’ya salât eyle

O seçilmiş Muhammed’e (a.s.m.) ve bütün Âline yeryüzünün bitkileri ve kıyamete kadar esen rüzgâr adedince salât eyle!

Parıldayan şimşeklerle birlikte bulutlardan dökülen yağmurlar adedince ve yeri göğü dolduracak kadar salât eyle!

Bizzat Hz. Allah’ın ve meleklerinin ona salât ve selâm getirmesi (Onun büyüklüğünü göstermesi bakımından) sana yeter.

O halde sen de, yıllar ve günler sürdükçe ve güneş ışık saçmaya devam ettikçe, sürekli olarak ve şefaatini dileyerek ona salât getir.

Âl-i Hâşim’den (Haşim Oğullarından) o paklara, hacılar Kâbeyi ziyaret edip onu selâmlamaları adedince selâm eyle!

Yâ İlâhî! Hz. Ebû Bekir ve Ömer’den, Hz. Osman ve sarsılmaz Haydar’dan da (Allah’ın Arslanı Hz. Ali’den) razı ol!

Aynı şekilde bütün Âl ve Ashabından, evliya ve salihlerden ve bunlara tâbi herkesten razı ol!

Bu, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) amcasıoğlu Hz. Ali’nin sözleridir. Onda mahlûkât için ilimlerin özü ve sırrı toplanmıştır.
[FONT=comic sans ms,sans-serif]Üzülme der Mevlana ..! istediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur. . . !
__________________
An oluyor bir garip duyguya varıyrum;Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum.
[/FONT]
28 Şubat 2011: 14:40 #786541Anonim
Bismillahirrahmanirrahim
1- “Bismillah ile basladim; ruhum, O’nun sayesinde o besmele içinde sakli olan çok sirlari kesfetti.”
[ Üstad Bediüzzaman Risale-i Nur’a Bismillah risalesiyle baslamistir. Ve o sayede besmelenin ve tevhidin sirlari olan Risaleler, özellikle 14. Lem’a’nin Besmele sirlari anlasilmistir. ]
2- “Ikincisinde O’nun yarattiklarinin en hayirlisi olan Hz. Muhammed’e salavat getirdim. O Muhammed ki ( dünyadan ) bütün dalalet ve yanlisliklari gidermistir.”
[ 2. Söz Hz. Muhammed’in en temel vazifesi olan hakiki iman sayesinde, bütün yanlis anlayislarin ve kötülüklerin izale edildigini göstermistir. ]
3- “Ey Ilâhim, Senin ismine dayanarak dua ettim. Hep açik olan ve gittikçe parlayan Ehad ve Bedi’ isimlerinle Sana yalvariyorum.”
[ Risale-i Nur’un 3. parçasi olan ibadet ve dua ile alakali 3. Söz bu davanin bir delilidir. Evet Allah ehadiyet tecellisiyle dua edenlerle muhatap oluyor, ve Bedi’ ismiyle harika bir sekilde onlarin dualarini kabul ediyor. ]
4- “Kadîr ve sani yüce olan isminle Senden istedim. Ey güçlü ( kadîr ) Allah’im, Sen islerimi kolaylastir.”
[Dördüncü sözde, Risale-i Nur, Ism-i A’zam’in önemli bir sirrini kesfetmistir; ibadet, dua ve namazin ahiret ile iliskisini ispat etmistir. Ebedî ahiret yolculugunun ve o yolculuk içindeki islerin nasil kolaylasacagini göstermistir. ]
5- “Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah’im, daima, umut ederek Sana yalvariyorum. Ehad ve Bedi’ isimlerini sefaatçi yaparak yüksek sesle bagirip Sana yalvariyorum.”
[ Takva ve ibadet ile alakali olan 5. Sözün de 3. Söz gibi, bu sirri kesfettigi görünüyor. Evet Hayy, Kayyûm, Bedi’, Ehad isimlerinin imtihan ve egitim meydani olan su dünya hayatiyla ne kadar çok alakadar oldugu idrak edilebilir.]
6- “Denizin ortasina vurulan kiliç gibi olan isimlerinle ey yaratanlarin en hayirlisi olan Allah’im; hadiseleri yönlendiren, savas ve barisi saglayan isimlerinle Sana yalvariyorum ki, bu fitne atesi söndürülsün!”
[ Böyle bir dua, Risale-i Nur’un basina gelen fitne ateslerini hatirlatiyor. Çünkü Risale-i Nur’un davasi mal ve cani satip, Allah ugruna hizmet etmektir. Bu da imtihan gerektiriyor, bu da nefis ve hevânin devrede olmasini gerektiriyor. Bu 6. beytin genis izahi için 6. Söz’e bakiniz ki, nefsin atesinden kurtulasiniz! ]
7- “Ey Ilâhim, her derde, her ise âninda müdahale eden ve süratli bir sekilde icabet eden Allah, Ehad ve Bedi’ isimlerinle sana yalvariyorum.”
8- “Ki kalbin hayatini canlandirasin, yani ondaki kirleri gideresin. Kayyûmiyetinle onu ayakta tutasin, o kayyûmiyet sirri onda hep var kalsin, ve daima parlasin.”
[ 7. Söz dua, ibadet ve esmanin tilsimlari hakkindadir. 8. Söz de kalbin, bedbinlik gibi kirlerden arinmasini ve Allah’in ihyasiyla ebedî bir hayati hak etmesini anlatiyor. Demek bu iki söz bu iki fikrayi serh ediyorlar. Onun için fazla söze gerek yoktur. ]
9- “Bu Hayy ve Kayyûm nûrunun çok simseklerinden bir ziya üzerime parladi, yüzüme ( kalbime ) bir parilti geldi ve simsek çakti.”
[Böyle bir nûrun ve ziyânin ve manevi parildamanin pratik bir numunesi için, manevi inkisaflarin bir tatbikati olan 9. Sözü bir kere okuyun, bu beytin manasini yasayin!]
10- “Ve kalbimin üzerine rahmet saganaklari döküldü. Kerîm olan, Mevlâ’miz Allah’in hikmetiyle… Ve bu sekilde, bu rahmet, hikmet, kerem hakikatleri konustular.”
[ Rahmet-i Ilâhiye’nin bir eseri olan ve o rahmet, hikmet, kerem kapisindan hasri isbat eden 10. Söz, o kadar güçlü bir sekilde bu 10. beytin tefsiri oluyor ki; baska izaha gerek kalmiyor.
“Rabbinin Rahmet eserlerine bak; nasil yeryüzünü ölümünden sonra diriltiyor. Iste bunu yapan ölüleri de diriltendir, O her seye gücü yetendir.” ]
__________________11- “Bundan sonra her yönden Nurlar beni kusatti. Ve büyük olan sahibimiz Allah’in hasmeti, bizi yüceltti.”
12- “Allah’im Seni tenzih ederim, Sen yaratanlarin en hayirlisisin. Ve çok mükemmel bir sekilde çok çok yaratansin ve biat ( andlasma ) yapanlarin en iyisisin!”
[ Bu Küçük Sözlerin altyapi hazirligindan sonra, Risale-i Nur’un inkisafi ve telifi açildikça açildi, çok nurlar özellikle 12. Sözün Esasâti gibi gerçekler Üstad’i kusatti. Üstad büyük bir sekilde yüceldi, motive oldu, o dönemdeki yikintilarin anlamsiz olmadigini anladi. Ve büyük yeni bir olusumun esiginde oldugunu anladi. Ve ilk hizmet andlasmasini Allah ile yapti… Allah’in çok özel tecellileriyle, bu hizmetin Sahs-i Manevisini yaratmasini diledi. Ve basarmak için bundan sonra gelen beyitlerle dua etmeye basladi.
Nitekim, bundan sonra üslup degisiyor. Buraya kadar, geçmis zaman kipi ile dua iken bundan sonra gelecek zaman kipi kullaniliyor… Bu sirri bilmeyen mütercimler, bu geçen 12 beyti de genis ve gelecek zaman kipi ile ifade etmislerdir. ]
13- “Allah’im, beni maksadima ulastir, bütün ihtiyaçlarimi gider. Hece harfleri seklinde toplanan Hurûf-u Mukattaa hakki için…”
14- “Muskama emanet olarak birakilan harflerin sirri hürmetine; Isimlerinin nûrunun parlakligi hürmetine; yüce olan Ruhlarin hürmetine;”
15- “Bana nurlardan parlak bir feyiz akit; üzerime gelsin, Nûr isminle kalbimin ölülügünü dirilt!”
16- “Ey Allah’im, bana bir heybet ve celâl giydir. Düsmanlarin ellerini ilim sayesinde benden uzaklastir.”
[ 16. Mektup, bu beytin gerçeklesmis bir delilidir. ]
17- “Allah’im, benimle her nevi düsman ve kiskançlik arasina perde koy, yüce olan ve barisi saglayan Kadîr ve Azîz isimlerinin hürmetine!”
18- “Tecelli etmekte olan Celâl ve büyüklügünün nûruyla; Merhamet ve Sefkatinle; çok çok bereketli olan Kuddüs isminle, Sen bu karanliklari aydinliga çevir.”
19- “Ey bu milletin Rabbi olan Allah’im, Sen Nûr ile ihtiyacimi yerine getir. Öyle bir Nûr ki, tecellisi seri olur. Ve hemen is biter.”
[ 12 saatte yazilan 19. Mektup bu duanin bir kabul edilisidir. ]
20- “Her bir peygamberini bir Ism-i A’zam’a mazhar edip onlari mucizelerle muvaffak ettigin gibi, Sen Kâfi isminle islerimi kolaylastir.”
( Mucize degil de Sen bana yetersin! )
21- “Ey yüce büyüklük Sahibi, Sen sadece bana ( ilmî ) bir keramet ver; ilim esrari bana açilsin çünkü Sen bütün akillarin ve zekâlarin sahibisin. Onlar ancak Seninle açiliyorlar.”
[ Burada ” Halîm ” kelimesi sefkatli manasindan ziyade akli, zekâyi hikmet dairesinde kullanan ve taskinliklara yol vermeyen zat demektir. Ki Araplar böyle kisilere akilli ( hikmetli ) manasinda ” Halîm ” derler.
Bu hakikat Sabûr isminin bir nevî tecellisidir. Ki, sabirla ilgili 21. Söze bakabilirsiniz. ]
22- “Beni her türlü korku ve siddetten kurtar; esprisi, kesin olan, hikmetli bilimsel ve kusatici bir söz ile…”
[ Üstadi dinsizlerden kurtaran 22. Söze ve onu düsmanlarindan kurtaran 22. Lem’a’ya bakiniz! ]
23- “Ey Celâl Sahibi Allah’im, beni ” kün ” kef’ i ile koru, ey heybetten ve basarisizliktan dolayi kirilan kirik kalbleri tamir eden ve onlari canlandiran Allah’im!”
[ Eski Said hayati Üstad için bir hayal kirikligi idi. Fakat bir gecede ” Ol ” emriyle Yeni Said oldu, kirik kalbi tamir edildi. Ve yeniden canlandi. Yahya oldu. 38 sene dine yeniden hizmet etti. Bakiniz 23. Söz. ]24- “Bana ( ilimden ) bir deniz ver, ve o denizin karasinin en hayirli kismini bana nasip et; çünkü Sen benim siginagimsin, ve bütün sikintilar, ancak Seninle gider…”
25- “Ve üzerime rizki rahmet seli gibi yagdir. Çünkü insanlar azsa da Sen onlarin umudusun.”
26- “Sen düsmanlarimizi sagir, dilsiz ve kör et; ( bizim ne yaptigimizi bilmesinler… ) Ey güçlü Allah’im, Sen Celâl ve büyüklügünle Onlari kekeme eyle!” ( Millete yanlisi anlatmasinlar! )
27- “Alîm ve Ganî isimlerinle beraber Kudretinin dairesinde, Ism-i A’zam’inla yanlis yapmaktan korundum.”
[ Evet zaman ve zemine göre olan, Üstad’in içtihadlari dogru çikmistir. Eger onlardan yanlis çikarimlar yapilmazsa…]
28- “Bütün insanlarin kalblerini üzerime cevir. Ve Selâm isminin hürmetine bana onlardan bir kabul duygusu nasip et!”
[ Salât ve selâmin sirlari için 28. Lem’a’ya ve 28. Mektubun bir kismina bakabilirsiniz! ]
29- “Ya Ilâhî islerimi kolaylastir, ve bize izzet ve yücelik ver. Alî ve A’lâ isimlerinin hürmetine!…”
30- “Ve üstümüze örtünü sarkitiver; kalblerimize sifa ver; Sen, korkulardan dolayi hastalanan kalblere sifanin ta kendisisin!”
31- “Ey Allah’im, bütün çalismalarimizi bize bereketli kil, ve her seyi kolaylastiran “Hû” isminle bütün zorluk dügümlerini çöz!”
32- “Ey Ilâhî, Allah, Hû, Hêyra’l-Hêlikîn isimlerinle; ve bütün riziklarin, güzelliklerin onun cömertlik hazinesinden gelisip gelen Cevad isminle Sana yalvariyorum.”
33- “Senin gücünle, her yönden gelen bütün düsmanlari reddediyoruz, geri gönderiyoruz! Ve Sen Ism-i A’zam’inla, uzaktan onlara vurup, onlari dagitiyorsun!”
34- “Ya Rabbi, ya Ze’l-Celâl Allah’im, çöl kelerinin gelip kendisine sikayette bulundugu, Hz. Muhammed hürmetine Sen o düsmanlarimizi rahmetinden mahrum et!” ( Onlari basarisiz kil! )
35- “Ya Ilâhî, umudum Sensin, efendim Sensin; eger bana tam isabet edecek bir ok atmak istemislerse, Sen onlarin okunu yamult!” ( Onlara dönsün! )
36- “Ya Rabbi, kesin olan iraden ile bütün zarar verenlerin tuzaklarini ve içlerinde sakladiklari kinlerini benden çevir.”
37- “Ey kendilerinden dilekte bulunulanlarin en hayirlisi, ve ihsan edenlerin en hayirlisi; ey umut edilenlerin en hayirlisi, Sen gelmis geçmis bu ümmete rahmet eyle!” ( Onlari basarili kil! )
38- “Ismi Nûr ve güzellik olan yildizimi parlat; günler ve çaglar boyunca, ey sürekli parlayan Nûr olan Allah’im!”
39- “Senin Allah, Ehad, ……, Celâl, Celîl, Bedi’, ………, isimlerin hep parlamaktadirlar.”
40- “Bütün dualara kesin cevap veren isimlerini sayarak……….”
“O isimlerinin ortaya çikip parlamasiyla çevrenin bereketiyle…..”
41- “Nûr lambasi, tutusturuluyor, gizlice açiklaniyor. Lambalarin lambasi tutusturuluyor, gizlice aydinlaniyor.”
[ Bakiniz 28. Lem’a ]
42- “Celâl ve Hêlik isimlerinin nûruyla; ve kibriyanla; çok bereketli olan Kuddüs ismiyle; bu fitne atesi söndürüldü.”
43- “Allah, Hû, Samed, Cebbar, Kahhar isimleriyle ve savas deniziyle yükselen düsmanlik atesi söndürülecektir.”
44- “Allah, Hak, ……, Cemîl, Vedûd ve Mucîb, ………. isimlerinin hürmetine…….”
45- “Mürîd, Cemîl, Zâhir isminle taksim edilen; yüce ve yüceltilen ayetlerin ( ve tefsirlerinin ) sani hürmetine…….”
46- “……….”
47- “……….”
__________________48- “………..” (1)
[ Bu üç beytin genis izahi için Üstad Bediüzzaman bastan sona kadar, 8. Sua’ Risalesini telif etmistir. Burada nasil bir Mucize-i Aleviye oldugunu göstermistir.
Bu isimlerin meali hiç kimse tarafindan tam bilinmis degildir. Fakat tertip, telmih ve kelime isaretleriyle Risale-i Nur’a baktigi kesin bir hakikat gibidir. ]
49- “Selâm isminle duami kabul et, ve benimle beraber ol; düsmanlara karsi bana Sen kâfi gel; çünkü onlar çok azdilar.”
50- “Ey yüceler yücesi, Sen gerçekten yücesin; Sen gerçek Haksin, diger isler sadece araya giren bir rüzgar esintisi gibidir.”
51- “Senin dergahina gelen ve iltica eden bütün havl ( kasdî güç ) ve siddetli saldiri, ancak Seninledir ve Senin bu kuvvetinle ancak zulmet dagilir.”
52- “Tâhâ, Yâsîn ve Tâsîn ile bizim için ol, mutlulugumuz için Tâ Sîn Mîm ile bize dön!”
53- “Kâf Hâ Yâ Ayn ve Sadlariyla; bizi kusatan her kötü gözden korunuruz!”
54- “Hâ Mîm, Ayn sonra Sîn ve Kaflariyla; Selâm isminle her nevi kötülükten korunuruz!”
55- “Kaf ve Nûn ve onlardan sonraki Hâ Mîm ile yine korunuruz, Ve Duhan suresinde saglam bir sir vardir.”
56- “Elif Lam ile ve Nîsâ sûresiyle, ve Mâide ukùduyla; En’âm ve Nûr surelerinde bir nur parlamistir.”
57- “Elif Lâm sonra peslerindeki “Ra” sirriyla; Nûr isminle bütün ( süflî ) ruhanilerin üstüne çiktim.”
58- “Elif Lam sonra Mîm ve Ra’si ile Ruhlarin mecmaina yükseldim. Fakat gerçek Ruh çok yücedir.”
59- “Kitabin ( Kur’an’in ) bütün Hâ Mîm’ lerinin sirriyla üzerime Nûr isminin fazli aksin, ey bölümlere ayrilmis Nûr!”
60- “Amme, Abese, Nâziat ve Târik sûrelerinle Ve’s-semâ-i Zâti’l-Burûc ve Zilzal sûrelerinde…..”
61- “Tebâreke, sonra Nûn sonra Seele Sâil sûreleri hürmetine. Hümeze, Ve’s-semsi Küvvirat surelerinde………”
62- “Ve’z-zâriyât-i zerven, Ve’n-necmi izâ hevâ, Veikterabet sûreleriyle bana isler yakinlastirildi.”
[ Buralarda konu ve sira ile 30. Söz’e, 32. Söz’e, 29. Söz’e vesaire Risalelere isaret vardir. 8. Sua’ya bakiniz! ]
63- “Bütün Kur’an sûrelerinin içinde hizip ve ayet olarak, okuyanin okudugu ve manen nâzil oldugu kadar sirlar vardir.”
[ 8. Sua’ya bakiniz ]
64- “Iste ey Allah’im, Senin fazlinla bu sekilde yazdirdigin üstün kitaplar hürmetine Sana yalvariyorum.”
65- ( Mealen ) “Rahman ve Rahim isminin tecellisiyle yeni ve harika olarak Esmâ-i Hüsnâ’na dayanilarak yazilmislar, ve Hakîm ismiyle taksim edilmisler.”
66- “……….. Senin Esmâ-i Hüsnâ’n sirriyla fetih ve nasri ( ilâhî yardimi ) süratli netice verirler.”
67- “Kibriya ve Hâkimiyetinin nuruyla ey efendim; ve Âyetü’l-Kübra ile beni ani felaketlerden emin kil!”
68- “Ey Ilâhim, zuhûr ve kemalâtinin hakki için ve bu sekilde odaklanan Esmâ-i Hüsnâ’n ile beni daginikliktan kurtar…”
70- “Bunlar Nûr harfleridir. Yüce ve yüksektirler. Asâ-yi Mûsa ismiyle de karanlik dagildi.”
71- “Ya Rabbi onun sirriyla Sana yalvariyorum. Gayet zillet içindeki birinin yalvarisiyla… Ki; onunla insanlar hidayet buluyor…”
72- “Bu manadaki bütün kelimelerin san ve serefi, üstünlügü vardir. Günler ve çaglar devam ettikçe; ya Rabbi Sen sefkat et!”
__________________73- “Ya Rabbi, gerçekten ben Seni çagirdim; bütün ayetlerle ve ayetlerin içindekileriyle Sana yalvardim!”
74- “Iste bütün bunlar nur kelimeleridir, onlarin özelliklerini topla. Ve manalarini tahkik et; bütün hayir onlarla tamamlanir…”
75- “Iste ya Rabbi, bana musahhar bir yardimciyi daima hazir et: Allah’in ifriti; onunla bütün sikintilarim gider…”
76- “O ifrit içinde bana itaat eden bir hizmetkari musahhar kil; Fatiha ve pesinde gelen Kur’an hurufâti hürmetine…”
77- “Iste ya Rabbi, Senin o Ism-i A’zam’inla Sana yalvariyorum ki; onunla dua edildigi zaman bütün isler kolaylasir.”
78- “Ya Ilâhî, Sen zayifligima aci, zellelerimi bagisla; o dua sayesinde ki, bütün peygamberler onlarla dua etmis ve yalvarmistir…”
79- “Ey Hêlikim, ey Efendim, ihtiyacimi kaza et. Ya Rabbi bütün islerim Sana teslimdir…”
80- “Ya Rabbi, Hz. Muhammed’in sana olan yakinligiyla ( velayetiyle ) sana yalvariyorum; ve Onda birlesen Esmâ-i Hüsnâ’n ile Sana yalvariyorum.”
81- “Sen cömertliginle, af ve safhinla tevbelerimizi kabul etmekle miskin olan kuluna muamele et; beni kötü bakislardan koru!”
82- “Beni hayra, dogruluga ve takvaya muvaffak eyle; ve yüksek cemaat ile Firdevs Cennetine yerlestir.”
83- “Hayatimda ve öldükten sonra, ve kabrin karanliklarini üstümden atip, nuru görünce bana sefkatle muamele et.”
84- “Ve hasirde ya Ilâhî amel defterimi beyaz kil; eger tartilarim hafif gelirse Sen onlari agirlastir.”
85- “Beni hizla Sirat sinirindan geçir. Beni atesin ( Cehennemin ) ve içindekilerin sicakligindan koru!”
86- “Ve isledigim bütün günahlarda bana müsamaha göster. Çok çok kabarik olsa da benim bütün günahlarimi affet…”
(…………………………………………⠀?………………………………………..)
87- “Iste ey sani yüce Ism-i A’zam’i tasiyan! Sen tehlikeli bütün durumlardan kurtulacaksin, sonunda selamete ereceksin.”
88- “Dövüs, çekinme; savas, korkma; vahsilerle mamur olmus bütün her yere bas!”
89- “Karsila, kaçma; diledigin her düsmanla mücadele et; her yeri kusatmis olsalar da krallarin siddetinden korkma!”
90- “Korkacagin bir yilan olmayacak; görecegin bir akrep olmayacak; ve sallanarak sana gelen bir arslan olmayacak!”
91- “Kiliçtan korkma, hançerin darbesinden korkma, mizraklardan korkma, ve oklarin serrinden de korkma!”
92- “Iste bunu okuyanin mükâfâti Zât-i Ahmediye’nin sefaatidir. Ve cennetlerde saf olmus hurilerle beraber hasrolacaktir.”
93- “Ve bil ki, Hz. Muhammed Mustafa peygamberlerin en hayirlisidir. Ve Allah’in daginik ( çesit çesit ) yaratiklarinin en üstünüdür.”
94- “Her ihtiyacin aninda O’nun ( A.S.M ) makamini kendine sefaatçi yap; Ondan iste ki zulümden ve azginlardan kurtulasin…”
95- “Ya Rabbi, her gün ve her saat, her nesne hareket ettikçe, Sen, seçkin olan Hz. Muhammed Mustafa’ya salât ve rahmet indir.”
96- “Sen o Seçkine ve bütün ailesine salât indir; yer bitkileri ve rüzgarin esintileri kadar.”
97- “Yeri ve gögü dolduran bir salât ile Ona salavât indir. Parlayan gök gürlemeleriyle beraber, yagan bulutlarin yagmuru kadar…”
98- “Ey Muhammed ( A.S.M ), bizzat Allah ve meleklerinin sana salât ve selam etmesi Sana yeter.”
99- “Sen de daima, yalvararak O’na selam ve baris elini uzat. Günes dogup günler ve çaglar geçtikçe…”
100- “Hasim ailesinden temiz olanlara da selam et. Hacilarin hac edip verdikleri selam sayisinca…”
101- “Ya Ilâhî Ömer ile beraber Ebu Bekir’den razi ol; sâbit-kadem olan Haydar ile beraber Osman’dan da razi ol:”
102- “Ve böylece bütün Âl ve Ashaptan da razi ol, Evliya, Salihler ve içlerinde barinanlardan da razi ol…”
103- “Bu Hz. Muhammed’in amcasinin oglu olan Ali’nin makalesidir. Yaratiklarla ilgili bütün bilgi sirlari ve gizli bilgiler onda toplanmistir.75. ve 76. satırları üstat ihtiyaç duymadıkça okumazdı.
Üstad , başı ucunda asılı Kur’an ‘ – Kerimi göstererek :”Kardaşım Reşad bey , şu Kuran hakkı için ; Üstadım İmam-ı Ali ‘ nin şu cecelutiyesi varya , otuz seneden beri virdimdir.” dedi. ve aniden Celcelutiyeyi açtı ve dedi ki : ” Fakat şu iki saıtırı hiç okumamışım… diyeceksiniz ki ” Neden şu iki satırı okumuyorsunun ? ” çünkü Üstad ım İmam-ı Ali ( r.h) buradan bana diyor ki : ”
Ya Said , sen bunaldığın zaman bu iki satırı oku , Cenab-ı Hak ifritlerinedn iki hadimi sana gönderecek…Bende bunu tabiki bir hiddetli zamanımda okuyacağım. Karşıma geldikleri ve ” Emret ” dedikleri zaman , emredeceğim…
Hayır ! … Bizim vazifemiz hizmettir.İhlasla vazifemize devam etmektir.Ben bunu okumamışım ve okumuyorum … Yoksa bu zalimlerin bin tanesinin canını cehenneme gönderirirm. Hiç bir talebeminde elini kana bulamam.Abdulkadir Badıllı
Mufassal tarihçe-i hayat cilld / 2 sayfa: 1103
28 Şubat 2011: 14:46 #786542Anonim
Celcelûtiye Duası, Kaside-i Celcelûtiye, Celcelûtiye Kasidesi gibi ifadelerle anılır. Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) derslerine istinaden, aslı cifir ve ebced hesabı ile alâkalı olarak Hazret-i Ali (r.a.) tarafından te’lif edilen bir kısım kelimeleri Süryanice olan Arapça bir kasidedir. Kelime olarak celcelûtiye “benzersiz, eşsiz” demektir. Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde anılan veya atıflar yapılan bu duâ hakkında, gerek isim, gerek genel muhtevâ bakımından, çeşitli yorumlara yer verilmiştir. Bu yorumların çoğunluğu da Risale-i Nur’a bakan yönüyle ilgilidir.
Üstad Bediüzzaman, Celcelûtiye kelimesinin Süryanice “bedi” demek olduğunu söyledikten sonra ibareleri bedi’ (benzersiz, eşsiz) olan Risale-i Nur’a Celcelûtiye’de önemli bir yer verildiğini, hem ismiyle, hem de içindeki ifadelerle Risale-i Nur’a işaretler bulunduğunu ifade eder. Ayrıca kendisine verilen Bediüzzaman lâkabının aslında kendisine değil, Risale-i Nur’a ait olduğunu söyler: “Şimdi o emanet isim, hakikî sahibine iade edilmiş. Demek, Süryanice bedi’ mânâsında ve kasidede tekerrürüne binaen kasideye verilen Celcelûtiye ismi, işârî bir tarzda, bid’at zamanında çıkan Bediülbeyan ve Bediüzzaman olan Risale-i Nur’un hem ibare, hem mânâ, hem isim noktalarıyla bedîliğine münasebetdarlığını ihsas etmesine ve bu isim bir parça ona da bakmasına ve bu ismin müsemmâsında Risale-i Nur çok yer işgal ettiği için hak kazanmış olmasını tahmin ediyorum.”
Bediüzzaman Hazretleri On Sekizinci Lem’a’nın ön sözünde: “Risale-i Nur şakirtlerine işâret eden Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir kerâmet-i gaybiyesidir. Gizli kalmış gaybî mühim bir mucize-i Ahmediye’yi (a.s.m.) beyân eder.” (1) diyerek konunun öncelikle Efendimiz’in (s.a.v.) bir mucizesi ve “Ben ilmin şehriyim. Ali ise, onun kapısıdır” işâretine mazhar Hz. Ali’nin (k.v.) bir kerâmeti olarak takdim etmektedir.
Soruda sorulan metin şu şekildedir; “Sonra Hazret-i Cebrâil’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevî’de getirip Hz. Ali’ye (r.a.)Sekine nâmıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâimü’s-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum” (18.Lem’a)Görüldüğü üzere, Hz. Ali’ye (r.a.) inen bir Sekine’den bahis vardır, yoksa hâşâ, Peygamberâne bir vahiyden değil!
Bahse konu Sekine , Mecmuatü’l-Ahzabta Kaside-i Ercûze şeklinde geçmektedir. Allah’ın altı İsm-i Âzamı olan Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs isimleri ile bir dua-yı münâcattır. Bediüzzaman Hazretleri bu “Sekîne” tâbir edilen İsm-i Âzam’ın okunma şeklini de “yetmiş bir âyet ile yüz yetmiş bir defa dâimî vird edinmeli.. “(2) şeklinde dile getirmektedir.
İtirâz edilen husus, ifâdede geçen Sekine nâmıyla bir sayfa ise, sayfadan murad ilahi bir ilhamvâri mesajdır, yoksa Efendimiz’e (s.a.v.) inen vahiy sayfaları ile karıştırılmamalıdır. Şâyet itiraz Hz. Cebrâil’i (a.s.) görmüş olma keyfiyeti ise, başta Hz. Aişe, Hazret-i Ömer, İbni Abbas, Üsâme bin Zeyd, Ümmü Seleme, Sad İbni Ebî Vakkas gibi pek çok Sahâbe Hz. Cebrâil’i (a.s.) Dıhye veya bir süvari veya başka keyfiyette gördüklerini ilân etmektedirler.
Şayet itiraz sayfanın kucağına düşme keyfiyeti ise, İmamı Gazali bu hususu veciz bir şekilde açıklamıştır: “Onlar vahiyle Peygamber’e (a.s.m.) nâzil olduğu vakit, İmam-ı Ali’ye (r.a.) emretti; “Yaz.” O da yazdı, sonra nazmetti.”(3)Konuyu özetlemek gerekirse; Hz. Cebrail (a.s.) Peygamberimiz’in (s.a.v.) huzuruna geldiği vakit, altı İsm-i Azam’lı münâcat duasını, murad-ı ilâhi gereği, İlim Şehrinin Anahtarı Hz. Ali’ye (r.a.) nazmetmesi için getirmiş, Efendimiz’de (s.a.v.) Hz. Ali’ye Sekineyi bir Kaside şeklinde düzenlemesi için bildirmiştir. Murad-ı İlâhi, nazmetme işlevini Hz.Ali’nin yapması istediğinden, Bediüzzaman Hazretleri Hz. Ali’ nin (r.a.) kucağına düşmüş şeklinde belirtmektedir.
Sekine hakkında Kur’ân-ı Kerim’de geçen; “Mü’min’lerin kalplerine, imanlarına iman katıp, arttırsınlar diye, Sekine (Güven duygusu ve huzur) indiren O’dur.” (Fetih Suresi , 48/4) Ayetin tefsirinde Elmalı Hamdi Yazır; Hz. Ali’nin (r.a.) Sekine ile neyi kast ettiğini şöyle açıklamaktadır: “Sekîne mü’min’in kalbine sakin olup onu güvenli kılan melektir.”
Sekine ifâdesini pek çok Hâdis-i Şerif’te de görmek mümkündür.
Bir Zât Kehf suresini okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam Resulullah’a (s.a.v) gelip vak’âyı anlattı. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona şu açıklamada bulundu: “Bu sekine idi, Kur’ân için inmişti.” Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Bir grup, Kitabullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekine iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemâatte anar.”
Ben şehâdet ederim ki Ebu Hüreyre ve Ebu Said (r.a.) Resulullah’ın (s.a.v.) şöyle söylediğine şehâdet ettiler: “Bir cemâat oturup Allah’ı zikrederse, mutlaka melekler etraflarını sarar, Allah’ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek) lerle anar.”
Netice olarak; Hz. Ali’nin (r.a.) Sekine mÂhiyetinde İsm-i Azam duasını nazmetme keyfiyetine mazhar olmasının Ehl-i Sünnet perspektifinde bir sakıncası yoktur. Bu Hz. Ali’ye inen bir vahiy değildir, Efendimiz’e (s.a.v.) inen İsmi Azam duasının, Hz. Ali’ye bildirilmesidir.
(1) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, On Sekizinci Lem’a.
(2) bk. a.g.e Yirmi Sekizinci Lem’a Birinci Mesele
(3) bk. Şualar, Sekizinci Şua.28 Şubat 2011: 14:51 #786543Anonim
Hz. peygambere gelen vahiy, biri sarih/açık vahiy, diğeri zımnî/gizli vahiy olmak üzere iki çeşittir.
Sarih Vahiy: Bu çeşit vahiy, doğrudan doğruya Allah’tan geldiği için, Hz. Peygamber (a.s)’in onda hiç bir müdahalesi yoktur. O, bu hususta sadece bir tebliğci veya bir tercümandır. Bu sarîh vahiy iki şekilde ortaya çıkmıştır:
a. Kur’an-ı Kerim: Hz. Peygamber (a.s)’in buradaki görevi, sırf tebliğden ibarettir.
b. Kudsî hadisler: Mânası Allah tarafından ilkâ edilen bu çeşit vahiyler konusunda da Hz. Peygamber (a.s)’in görevi sadece tercümanlıktır.
Zımnî Vahiy: Zımnî vahiylerde söz konusu olan her hangi bir husus, özet halinde gelir ve genel hatlarıyla vahiy ve ilhama dayanır. Konunun tasviri, şekillendirilmesi, detaylarla ilgili açıklanması ise, Hz. Peygamber (a.s)’e bırakılır. Hz. Peygamber (a.s), vahy-i zımnî ile gelen hususları bazen ilhamla, bazen vahiyle, bazen de kendi feraset ve içtihadıyla açıklar. (Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 86.)
Celcelutiye kasidesinin kendisi değil, onun aslını teşkil eden muhtevası itibariyle bir kudsi hadis gibi veya zımnî bir vahiy olarak telakki edilebilir. Bu tür vahiylerin Kur’an’da yeri yoktur.
Aslî muhtevası itibariyle zımnî bir vahiy olarak telakki edilen Celceltuıyiyeyi, Hz. Ali şerh edip açıklayarak manzum bir kaside halinde düzenlemiştir. Kasidenin kendisi Arapça’dır ve Arapça kaside sitilinde tanzim edilmiş, ancak Allah’ın bazı isimleri ve diğer bir takım sözcükler Süryanîcedir. Bunun bir çok hikmeti olabilir:
Evvela, âlimlerin birldirdiğine göre, Celecelutiye, engin bir kapsama sahip sırları ihtiva eden ve ism-i azam sırrını taşıyan bir kasidedir. Daha önce İbranîce ve Süryanîce konuşan bir çok peygamber bu kasidenin aslî muhtevasıyla münacatta bulunmuş ve o sayede değişik sıkıntılardan kurtulmuşlardır(bk. Gümüşhanevî, Mecmuatu’ahzab, Şazelî bölümü, s. 508-525). Hz. Ali de bu muhtevayı tanzim ederken eski peygamberlerin hatırasını yad etmek maksadıyla Süryanîce sözcükler kullanmış olabilir.
İkincisi; Bu sırlı ve ism-i azam sırrını taşıyan bu kasideyle ehil olanların dikkatini çekmiş ve bazı sırları onlarla paylaşmış olabilir.
İmam Gazalî, hocası İmam Nureddin el-Isfahanî, İmam Ahmed el-Bunî ve Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’ye göre, Celcelutiye kasidesinin aslı vahiydir.
Zahir ve Batın ilimlerinin ünlü üstadları olan bu alimlerin kanaatlerine iştirak etmek ve onların bilgi ve beyanlarına itimat etmekte –ilmen ve dinen- bir sakınca görmemekteyiz. Ancak bu kasidenin aslının vahiy olduğuna inanmamak da, inanmak da, kişiyi dinen bir sorumluluk altına sokmaz.
Celcelûtiye, Hz. Resul-i Ekrem’in (SAV) derslerine istinaden, Hazret-i Ali (RA) tarafindan te’lif edilen Süryanice bir kasidedir. Esas manasi bedi’ demektir. Mecmuat-ül Ahzab’ın birinci cildinde yer almaktadır. Bediüzzaman, Gazali gibi çok imamların Celcelûtiye’yi şerh ettiklerini söylemiştir. Konu ile ilgili bir çok kitap mevcuttur.
İmam Gazali’nin celecelutiye şerhi, Ziyaaddin Gümüşhanevî hazretlerinin derlediği Mecmuatu’l-Ahzap adlı eserinin “Şazelî” adlı cildin 508. sayfasından itibaren başlar. Ancak bu şerhler, kelimelerin açıklamasından ziyade Kasidede yer alan beyitlerin hassalarını açıklayan bir mahiyettedir. Süryani kelimelerden az bir kısmının anlamı verilmiştir.
Celcelutiyenin kendisi ise, aynı cildin, 499-531 sayfaları arasında yer almaktadır. Kasidedeki bütün beyitlerin altında onların ebced değerleri de yazılmaktadır.
Hazret-i Ali radiyallahü anh tarafından Celcelutiye adıyla ve cifir ilmine göre bir çok tarih de düşürülerek Süryani diliyle nazmedilmiş ve kaside haline getirilmiştir. Yüksek ve tesirli bir duadır. Bir isimler hazinesidir. Allah`ın rahmetini celb etmesi hasebiyle bir rahmet hazinesi veya bir Cennet hazinesi demek de mümkündür. Allah`ın en büyük ismi olan İsm-i Azam bu duanın içerisinde gizlenmiş olduğundan, bu duayı okuyarak Allah`a sığınan kimsenin, dünya ve ahiret işlerinde çok kolaylıklar ve bereketler göreceği müjdelenmiştir.
İmam-ı Gazali Hazretleri nakleder ki: Cebrail Aleyhisselam Peygamber Efendimiz`e (asm) dedi ki:
`Ya Muhammed! Rabb`in sana selam ediyor ve selamın en mükerremini sana tahsis buyuruyor. Sana bu hediyeyi ihsan buyurdu.`
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm): `Ey kardeşim Cebrail! Bu hediye nedir?` dedi.
Cebrail Aleyhisselam: `Bu hediye, içinde İsm-i Azam ile en kapsamlı kasem bulunan büyük duadır` diye cevap verdi.
Peygamber Efendimiz (asm): `Ey kardeşim Cebrail! Bu duanın adı nedir? Keyfiyeti nasıldır?` diye sordu.
Cebrail Aleyhisselam dedi ki: `Ya Muhammed! Bu duanın adı Bedi`dir (Celcelutiye). İçinde en yüksek kasem ve İsm-i Azam vardır. O İsm-i Azam ki:
1-Arş-ı Ala`nın kenarına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Allah`ın arşını taşıyan melekler bu arşı kaldıramazlardı!
2-Güneşin kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, güneşin ışığı ve nuru olmazdı!
3-Ay`ın kalbine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, ay ışık veremezdi.
4-Cebrail Aleyhisselam`ın kanadına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, Hazret-i Cebrail yer yüzüne inemez, semaya çıkamazdı!
5-Mikail Aleyhisselam`ın başına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı yağmurlar ve damlalar ona itaat etmezlerdi.
6-İsrafil Aleyhisselam`ın alnına yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı sur üfleyemezdi.
7-Azrail Aleyhisselam`ın elinin üzerine yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, mahlukatın canlarını alamazdı.
8-Yedi kat göklere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı gökler yükselemezdi.
9-Yedi kat yerlere yazılmıştır. Eğer yazılmış olmasaydı, yedi kat yerler, şimdi olduğu gibi sabit olmazdı! Bu ismi Adem Aleyhisselam okumuştur! (İmam-ı Gazali, Celcelutiye, s.5,61)28 Şubat 2011: 14:55 #786544Anonim
Peygamber Efendimiz (asv), ashabı içinde bir çok sahabeye kabiliyeti doğrultusunda vazifeler tevdi etmiştir. Peygamberimiz (asv) her işin ehlini tespit edip o işi ona havale etmiştir. Siyasi işlerde Amr ibn-i As, askeri işlerde Halid bin Velid, sır saklamada Hazreti Huzeyfe…
“Her ümmetin bir emini vardır benim ümmetimin emini ise Ebû Ubeyde b. el-Cerrah’tır.”
“Ben ilmin şehriyim, kapsısı ise Ali (r.a)’dir.” sözünden de anlaşılacağı gibi Celcelutiye’nin tanzim ve sonraki nesillere aktarılması vazifesi ona tevdi edilmiştir. Bu meseleye, bu duanın sonraki kuşaklara naklini en güzel bir surette yapacak kişinin tespiti ve ona tevdi edilmesi, diye bakmak lazımdır.
Celcelutiye’nin Arapça yerine Süryanice olmasının bir hikmeti şu olabilir: Süryanice daha önceleri bir vahiy dili idi. Sonra nübüvvet Hazreti İsmail (as)‘ın neslinden gelen Peygamberimize (asv) geçince o dil unutulma riski ile karşı karşıya kaldı. Bu yüzden unutulmamak için bu dua o dil üzere gelmiş olabilir. İkinci olarak Süryanice vird ve dua açısından çok akıcı ve zengin bir dil olmasından, Celcelutiye bu dil ile gelmiş olabilir. Süryanice, Aramicenin bir lehçesidir.28 Şubat 2011: 14:59 #786545Anonim
İtiraz Edilen Kısım:
“İKİNCİSİ: Hazret-i Ali Radıyallahü Anh’ın en meşhur kaside-i Celcelûtiyesi, baştan nihayete kadar bir nevi hesab-ı ebcedî ve cifir ile te’lif edilmiş ve böyle de matbaalarda basılmış.” (Şualar, Birinci Şua, Yirmi Dördüncü Ayet -İzahtan Evvel Mühim Bir İhtar-, s.712)
İddia:
Said Nursî, Hz. Ali (r.a.)’ye isnat ettiği bu kasidenin ne isnadını ne de kaynağını vermiştir.
Rafızîler, Şiîler ve bilgilerini bunlardan alan kimseler, ehl-i beytten aldıklarını iddia ettikleri ya dinî ilimlerle ya da tabiî ilimlerle ilgili birtakım sırlara ve hakikatlere muttalî olduklarını iddia ederler. Onlar böyle bir iddiayı, gizlenmesinin öğütlenmesi ve hakikati bilinemeyen bu sırlara iman edilmesi gerekli birtakım hususlardan dolayı ileri sürmektedirler. Hâlbuki, iddialarının tamamı uydurulmuş bir yalan ve atılmış bir iftiradır.
İddiaya Cevap:Bu konuya itiraz eden kişinin “saman altından su yürütmeye” çalışmakta ve kaynaklarda yer alan “Allah’ın Kitabı’nda bulunandan başka yanınızda vahiyden bir şey var mıdır?…” (Buhari, cihad, 171) sorusuna karşı Hz. Ali (ra)’in “Hayır, yoktur. Taneyi toprak içinde yaran ve insanı yaratan Allah’a yemin ederim ki, benim bildiğim şey, ancak Allah’ın Kur’an’daki hükümleri anlama hususunda insana ihsan etmekte olduğu anlama kabiliyetidir. Bir de şu sahifede yazılı olan hükümlerdir.” anlamındaki meşhur sözlerini onun herhangi bir sırra vakıf olmadığına delil getirmeye yeltenmektedir.
Rafizilerin, Hz. Ali (ra)’in halife olması için var olduğunu iddia ettikleri vasiyet meselesini, onun ilm-i esrara dair bilgileriyle de bitiştirmek suretiyle, “vasiyet doğru olmadığı gibi, onun sırlı ilimleri bilmesi de doğru olmadığı” vehmini yaymak istemektedir. “Hz. Ali’nin özel olarak bazı ilimlere ait sırlara ve vasiyete sahip olduğu iddiasında bulunmaya…” şeklindeki ifadeler bunu göstermektedir. Halbuki, Peygamberimizin (a.s.m) bütün insanlara tebliğ etmekle görevlendirildiği vahiyden bazı şeyleri Hz. Ali ve ehlibeytine gizli ve özel olarak aktarmasını düşünmek, Kur’an’ın açık ayetlerine de terstir. Ancak, peygamberimizin münafıklarla ilgili Hz. Huzeyfe’ye özel bilgiler / sırlar öğrettiği bütün ümmetçe kabul gören bir husustur. Bunun gibi, bazı özel sırları, “ilmin kapısı” olan Hz. Ali’ye, ileride Kur’an’ı yanlış tevil edenlerle yapacağı mücadeleyi ve benzeri gaybî ilimleri öğrettiği gibi, Celcelutiye’de ve Ercuze’de yer alan bazı sırları ona bildirmesinde hangi dinî sakınca vardır! Kaldı ki bu iki kasidede yer alan bazı sırların, zaman içerisinde nasıl meydana çıktığını Bediüzzaman Hazretleri çok güzel bir şekilde açıklayıp ortaya koymuştur.
– Yüzlerce ilim adamının eserleri, şairlerin divanı ve kasideleri – hiçbir senede dayanmandan – bize kadar gelmiş ve belli zatlara aidiyetleri kabul edilmiştir. Hz. Ali (ra)’e ait olduğu kabul edilen bazı kasidelerin – hadisler gibi senetleri yoktur – diye ona nispetini uydurma saymak, hangi hakkaniyet ölçüsüne dayanmaktadır!
– Celcelutiye’nin vahiy kaynaklı olması meselsi ise, bizzat bu kasidenin vahiy geldiği anlamında değildir. Bilakis, Hz. Peygamber (a.s.m)’in -zımnî vahiy olarak bilinen hadislerde olduğu gibi- bir yoldan öğrendiği bilgileri Hz. Ali (ra)’e bildirmiş, o da o sırları kasidesinde dillendirerek ilgili fitneler zamanında, ilgili şahıslara bir mesaj olarak aktarmıştır. Sekine için de aynı şeyler söz konusudur.
İddia:Ulema, Hz. Peygamber’in Hz. Ali’ye ve ehlibeyte özel mahiyette bir ilim verildiği yolunda Hz. Ali’ye ve ehlibeyte nisbet edilerek nakledilen rivayetlerin asılsız olduğunu göstermiştir. Sözü edilen özel ilimler cefr, bitâhe, cedvel ve benzeri şeylerle Bâtınî Karmatîlerin Şiadan aldıkları diğer birtakım hususlardır. Hiç şüphe yok ki, başka bir kimseye nisbet edilmeyen pek çok yalan ve asılsız rivayet Hz. Ali’ye ve ehlibeyte nisbet edilmiştir.
İddiaya Cevap:Rafizilerin uydurduğu hadislerin varolduğu hususu, şüphesiz ki doğrudur. Ancak ortada bir doğru daha vardır ki o da şudur: Sünniler içerisinde de yüzlerce uydurma hadis söz konusu olmuştur. Bazı Sünnilerin yalancı olmalarından ötürü, bütün Sünni rivayetleri uydurma olarak yaftalamak ne kadar insaf ve izandan uzak ise, bazı Rafizilerin yalancı olduklarını bahane ederek, bütün Şii kaynaklı rivayetleri uydurma saymak da o kadar insaf ve izan ölçüsüne aykırıdır.
– Özellikle bütün Şiaları yalancı saymak, ne akla ne de vicdana sığar. Özellikle de Şii kaynaklı olduğunu bahane ederek, ehlibeyt yoluyla gelen her bilgiye kuşkuyla bakmak, gerçekten büyük haksızlıktır. Bazılarına göre, bu tavrın oluşmasında zamanın hâkim unsuru olan ve Hz. Ali (ra)’e karşı aşırı düşmanlık besleyen Emevîlik ve Haricilik zihniyeti çok etkili olmuştur. İmam-ı Azam’a, İmam-ı Şafii’ye -ehlibeyte olan muhabbetlerinden dolayı- Şiilik damgasını vurarak, onlara eziyet eden “Haricî” bir zihniyetin suç dosyası tarihen tescil edilmiştir
– Bu kasidelerin doğru olmadığına dair şahitliği dipnotta kaydedilen İbn Temiye’nin Şialara karşı ifratçı tutumu, onun ehlibeyt aleyhindeki şahitliğinin makbul olmadığının belgesidir. Şialarla arası iyi olmayan İbn Teymiye’nin ehlisünnet alimleri tarafından ağır bir şekilde eleştirildiği kaynaklarla sabittir. Örneğin, İbn Hacer gibi büyük fâkih ve muhaddis onu çok ağır bir şekilde tezyif etmiştir. Biz şahsen ona yapılan saldırıları ağır bulduğumuz gibi, onun da başkalarına yaptığı saldırılarını haksız ve ağır buluyoruz. Müthiş zekâlı bir alim olmasına rağmen, kitaplarından anlaşıldığı kadarıyla maneviyattan, velayetten fazla nasiplenmemesini onun -dolaylı da olsa- ehlibeyte ve ehl-i velayete karşı gösterdiği olumsuz tavrından ileri geldiği kanaatini taşıyoruz.
Kaldı ki bu kasidelerdeki gerçekler tarih tarafından tasdik edilmiştir; bunlar nasıl olur da hurafe olabilir?
Nitekim, Hz. Ali (ra) tarafından meşhur Ercuze kasidesinde “Dokuz karn sonra (o günün ıstılahında, karn 60 yıldır), şark kavimleri, Arab üzerine hücum edecek, galebe edip hayvan gibi Arab’ı kesecek. Bunlar, öyle müthiş fitneler, musibetler ki, en karanlık geceden daha ziyade karanlık olacak.”
– Bu kasidede Abbasî devletinin başına gelen yıkım felaketine “tarih vererek” işaret ettiği gibi, yine ebced hesabıyla “1348/1928” tarihinde İslam harflerinin kaldırılıp yerine Latin harflerinin konulacağına -sarahate yakın bir tarzda- işaret etmiştir.(bk. Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî, Memuatü’l-ahazab/şazelî cildi, s. 590). İşte Hz. Ali (ra) kendisinden yaklaşık 500 sene sonra meydana gelen Cengiz-Hülagu fitnesinden bahsettiği gibi, on üç asır sonra meydana gelen Kur’an harflerinin kaldırılacağına dair gaybî haber vermiştir. (Bu konu için bk. Sikke-i Tasdik-i gaybî. On Sekizinci. Lem’a).
İddia:Peki, vahiy olduğu iddia edilen bu “Celcelutiye kasidesi” nerededir? Kur’an’da olmadığına göre, hangi hadis koleksiyonunda yer almaktadır?
İddiaya Cevap:Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Bediüzzaman Hazretleri, Celcelutiye’nin tamamı vahiydir, demiyor. İçinde barındırdığı esrarla ilgili bilgileri vahiy kaynaklıdır, diyor.
“Hem madem Celcelûtiyenin aslı vahy’dir ve esrarlıdır…” şeklindeki ifadesi bu konuda açıktır. Hz. Hüzeyfe (ra)’e bazı sırları veren Peygamberimiz (a.s.m)’in en yakınında bulunan ve sahabelerin en cesuru, en alimi ve en zahidi ve Kur’an’ın en yakın hamelesi durumunda bulunan ehlibeytin reisi olan Hz. Ali’ye, ümmetin başına gelecek olumsuz olayları ve o sırada -başta Hz. Ali olmak üzere- ümmetin imdadına koşanları haber vermesi ve bu yolla onları teşci etmesi, yol göstermesi risalet nokta-i nazarında çok önemli olduğunu kavramak gerekir.
İddia:İbn Teymiye, Minhacu’s-Sünne’de Rafızî’ye şöyle der:
Ey Rafızî! Hz. Ali’nin gaybtan haber verdiğini iddia ediyorsun. Bu doğrudur, aslında gaybtan haber verme işi, Hz. Ali’nin derecesine ve imamete varamayan birçok salih kişilerden de meydana gelmiştir. Ebu Hureyre ve Huzeyfe bunları dile getiriyorlardı. Ebu Hureyre bu gibi haberleri Resulullah’a isnat ederken, Huzeyfe onları bazen Resulullah’a isnat eder bazen de etmezdi. Hz. Ali’nin gaybtan verdiği haberler bazen Resulullah’tan işittikleri haberlerdi. Bazıları da Hz. Ali’nin kendi kalbine doğan keşiflerden ibarettir. Nitekim, Hz. Ömer’in de buna benzer kalbî keşiflerine dayanarak verdiği haberler vardır. Ahmed b. Hanbel’in ez-Zühd, Ebu Nuaym’ın el-Hılye ve İbn Ebu’d-Dünya’nın Kerâmâtu’l-Evliya gibi eserleri ashap, tâbiîn ve onlardan sonra gelen salih zatlardan zuhur etmiş ve Hz. Ali’nin haberlerine benzeyen birçok haberlerle doludur. Hz. Ali’den rivayet ettiğin haberlerin sıhhatini de teslim etmiyoruz. Hz. Ali’nin istikbalde vuku bulacak her hadiseyi bilmediğini ispat eden hadiselerin bir kısmı da, onun hilâfeti zamanında vuku bulan harpler ve o harplerde zannettiği gibi çıkmayan sonuçlardır. Hz. Ali, bu kadar insanın ölümünden sonra gayenin tahakkuk etmeyeceğini daha önce bilmiş olsaydı, asla muharebe etmezdi. Çünkü, muharebe etmediği zaman daha üstün ve daha güçlü idi. Eğer hüküm vermek için tayin ettiği hakemlerin verecekleri kararı bilseydi, onları tayin etmezdi. Kendisinden sonra vuku bulacak olayları haber verdiğine dair olan haberler nerede kaldı?… Rafızîler bir yandan Hz. Ali hakkında bazı şeyler iddia ederlerken, öte yandan da zıddı olanlarını kendileri ortaya atmaktadırlar. Onun hakkında aşırı giderek masum olduğunu, ona unutkanlık arız olmadığını ve gaybı bildiğini iddia ediyorlar.
İddiaya Cevap:İbn Teymiye’nin bu ifadeleri, Bediüzzaman hakkında daha önce ikide bir “bu gayba taş atmaktır” şeklinde eleştirenlerin ne kadar samimiyetsiz, gayr-ı ciddi kendi kendini nasıl tekzip ettiğini anlamaktan âciz olduklarını göstermesi bakımından da önemlidir.
– Demek ki, gaybtan haber vermek sahabeler arasında adeta yaygın bir şekilde kendini gösteriyordu. “Aslında gaybtan haber verme işi, Hz. Ali (ra)’in derecesine ve imamete varamayan birçok salih kişilerden de meydana gelmiştir. Ebu Hureyre ve Huzeyfe bunları dile getiriyorlardı. Ebu Hureyre bu gibi haberleri Resulullah’a isnat ederken, Huzeyfe onları bazen Resulullah’a isnat eder bazen de etmezdi. Hz. Ali’nin gaybtan verdiği haberler bazen Resulullah’tan işittikleri haberlerdi. Bazıları da Hz. Ali’nin kendi kalbine doğan keşiflerden ibarettir. Nitekim, Hz. Ömer’in de buna benzer kalbî keşiflerine dayanarak verdiği haberler vardır. Ahmed b. Hanbel’in ez-Zühd, Ebu Nuaym’ın el-Hılye ve İbn Ebu’d-Dünya’nın Kerâmâtu’l-Evliya gibi eserleri ashap, tâbiîn ve onlardan sonra gelen salih zatlardan zuhur etmiş ve Hz. Ali’nin haberlerine benzeyen birçok haberlerle doludur.”
– Ama yine de İbn Teymiye’nin Şia olan bir kimseye hitaben “Hz. Ali’den rivayet ettiğin haberlerin sıhhatini de teslim etmiyoruz” demesi çok manidardır.
– Diğer manidar bir durumda 20. dipnottaki bilgilerdir. Hz. Zeyd b. Sabit (ra)’in Süryanice öğrendiği konusu Hz. Ali’nin Süryanice bilmediğine delil gibi gösterilmiştir. Halbuki, Zeyd b. Sabitin Süryanice öğrendiğini söylemesi, Yahudilerle ilgili yazışmadan dolayıdır. Eğer öyle bir şey olmasaydı, kuvvetli bir ihtimalle bunu da öğrenemeyecektir. Kim bilir, Hz. Ali, Hz. İbn Abbas gibi daha bir çok sahabî, komşuları olan Yahudilerden bu dili öğrenmişlerdir.
Hz. Ali (ra)’in bazı konuları önceden bilmemesi, başka hiçbir konuyu bilmediğine delil getirmek için, gerçekten normal cehalet yetmez. Daha biraz önce gaybî haberler veren bazı sahabiler arasında Hz. Ali’yi de bunlar söylemişlerdi. Şimdi hangisine inanacağız?
– Doğrusu şudur ki, Hz. Ali (ra), yıllar önce, Nâkisler (hilafet biatini zedeleyenler), Kasitler (haksız olan bağiler) ve Marikler (dinden çıkanlar)la savaşacağını Hz. Peygamberden öğrenmişti. (bk. Hakim, 3/139; Taberanî, el-Kebir,8/420). Bu savaşlar sırasıyla; Cemel’de Hz. Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr ile, Sıffîn’de Muaviye ile ve Hervara, Nehrevan’da Haricîlerle yapılan savaşlardır. Bu konuda daha bir çok rivayet vardır, uzatmaya gerek yoktur.
İddia:Hz. Ali, şahadeti ile bitecek olayların bile sonuçlarını kestirememişken, kendisinden yüzyıllar sonra gelecek bir adamdan ve onun risalelerinden haber verecek… Üstelik, onca sıkıntısının arasında oturacak ebced ve cifir hesapları yaparak, kelimelerin Süryanîcesini de göz önüne alıp şifreli-gizli bir şekilde kaside yazacak… Şüphesiz ki, bunlar mümkün değildir. Bu iddialar, Hz. Ali (r.a.)’ye atılmış birer iftiradır.
İddiaya Cevap:Hz. Ali’nin girdiği savaşları, kim tarafından öldürüleceğini bildiğine dair kaynaklarda bir çok rivayet vardır. Şayet bunları bilmiş olsa bile, başka olayları bilmeyeceğini göstermez. Mevlana’nın “Hz. Yakub (as)’ın yanındaki Kuyuda olduğu zaman oğlunu bilmemesi, daha sonra iki aylık bir mesafeden (Mısırdan) onun kokusunu alması” konularını anlatırken belirttiği velayet ve kerametin şu ölçüsü bilinmezse böyle yanlışlara düşmek kaçınılmaz olur. Ölçüyü şöyle dile getirmiş Mevlana: “Bizim halimiz şimşeklerin durumuna benzer, bazen öyle parlarız ki, her taraf aydınlık ve biz de her tarafı temaşa ederiz. Fakat bazen de öyle sönük bir halimiz olur ki, şimşeğin sönmesinden meydana gelen karanlık gibi ayağımızın dibini bile göremiyoruz.” Yani, keşif ve kerametler -mucize gibi- sadece Allah’ın birer filidir, ancak onun bildirmesiyle bilinebilir. Allah bildirdiği zaman biliriz, bildirmediği zaman bilemeyiz. Bu kural Hz. Ali (ra) için de geçerlidir.
Daha önce bizzat itirazcı tarafından -kabul edildiği üzere- Hz. Ömer (ra), İbn Abbas (ra), ebced hesabıyla ilgilenen bir kimseyi azarladığına dair bilgiler vardır. Taberî, tabiinlerden olan Ebulo’laliye ve Rebi b. Enes’den ebced hesabını kabul eden kimseler olarak zikreder ve kendisi de onlara katıldığını vurgular. (bk. Taberî, Bakara Suresinin ilk ayetinin tefsiri)
– Böyle eskiden beri İslam aleminde çok iyi bilinen ebced hesabını, kabalacılardan öğrenildiğini iddia etmek için hakikaten normal bir cahillikle izah edilecek şey değildir. Olsa olsa, önyargının bağladığı basiretlerinden yoksan olmuş, ne dediğini bilemeyecek hale gelmiş mecnunların işi olabilir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.