- Bu konu 2 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
5 Aralık 2009: 19:57 #658651
Anonim
Cesaret ve korkaklıkla imanın ne alakası vardır?
İbadetin çendan zâhirî bir ağırlığı var.
Fakat, mânâsında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, târif edilmez. Çünki: Âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لآَ اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ
Yâni: “Hâlık ve Rezzak, Ondan başka yoktur.
Zarar ve menfaat, O’nun elindedir.
O, hem Hakîm’dir; abes iş yapmaz.
Hem Rahîm’dir; ihsanı, merhameti çoktur” diye îtikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur.Dua ile çalar. Hem her şey’i kendi Rabbisinin emrine musahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. Îmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir.
Evet, her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, îmândır, ubûdiyyettir. Her seyyiat gibi cebânetin dahi menbaı, dalâlettir.
Evet, tam münevver-ül-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz.
Belki; hârika bir Kudret-i Samedâniyyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer.“Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der; evhâma düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hânelerini terkettiler.)
5 Aralık 2009: 20:30 #761091Anonim
İmanım var” demek “servetim var” demek gibi bir şeydir
Hakiki iman ve bu imandan kaynaklanan teslimiyet Evet hakiki iman karşı konulması imkansız bir güç kaynağıdır Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “İman hem nurdur hem kuvvettir Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir”
5 Aralık 2009: 20:41 #761095Anonim
İman intisabdır, bağlılıktır. İnandığımız ve dolayısıyla bağlandığımız şeyin mahiyetine göre cesaretimiz ortaya çıkıyor. İmanımız; kainatı elinde tutan, idare eden, zerrelerden kürelere kadar ne varsa hiç birinin idaresi kendisine zor gelmeyen, her şeyin yaratıcısı, yarattıklarının rızkını veren, bir işi yapması diğer bir işine mani olmayan, kudretinin zıttı olmayan bir allah a ise cesarette o derecede kavi oluyor. Mesela en bariz örnekler olarak Peygamberleri (Selam onların üzerine olsun.) verebiliriz. Çünkü onlar imanı bizim imanımızla kıyaslanamaz. Üstad r.a. imanın mertebelerinden bahsederken 3 mertebe zikrediyor. 1. ilmel yakin, 2. aynel yakin ve 3. hakkal yakin. Bu üç derece iman mertebelerinden hakkal yakin bizzat yaşadığımız bir şeyi bilmek gibi kati bir imandır. Peygamberlerin (Selam onların üzerine olsun.) imanı bu türden olduğundan hiç birşey onları davalarından vazgeçirememiştir. Davaları uğruna herşeyi, canlarını, mallarını, evlatlarını feda etmişlerdir. Hz. ibrahim as. Hz. Nuh as. Hz. Musa as. ı muarızlarına karşı dik tutan, yıldırmayan, cesarete sevkeden şüphesiz ki allah olan imanlarından ileri gelmektedir. Peygamberimiz s.a.v. döneminde ise daha da çarpıcı örnekler karşımıza çıkar. Sahabe efendilerimizle r.a. birlikte tarihte cesaret bakımından en dehşet verici zamanlardandır. Sayı çokluğu o dönem müslümanları için korkuya sebep değildir. Çünkü dava bir inanç uğrunadır ve inanılan allah cc. dır. Bu intisabla karşıdaki düşmanın sayı bakımından hiç bir önemi yoktur. O dönemde bunun sayısız örnekleri gösterilebilir. Yine yakın zamanımıza baktığımızda “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, zındıkaya ve dalâlete teslim-i silâh edip vatan ve millet ve İslâmiyete hıyanet etmem, hakikat-i Kur’ân’a feda olan bu başımı zâlimlere eğmem” sözünü Bediüzzaman hazretlerine r.a. söyleten yine bu imandır. İmanın muhafazası da ubudiyetle alakalıdır. İbadetlerin terkedilmeye başlanmasıyla cesarette zamanla sönmeye başlar. Yerini korkaklığa bırakır.
6 Aralık 2009: 11:22 #761113Anonim
allah razı olsun Huseyni abi ne güzel izah etmişiniz …
İman intisabdır, bağlılıktır. İnandığımız ve dolayısıyla bağlandığımız şeyin mahiyetine göre cesaretimiz ortaya çıkıyor. İmanımız; kainatı elinde tutan, idare eden, zerrelerden kürelere kadar ne varsa hiç birinin idaresi kendisine zor gelmeyen, her şeyin yaratıcısı, yarattıklarının rızkını veren, bir işi yapması diğer bir işine mani olmayan, kudretinin zıttı olmayan bir allah a ise cesarette o derecede kavi oluyor.
Allah’a gereği gibi iman eden bir Müslümanın imanı güçlü, kuvvetli ve sarsılmazdır.
Bu derin imanı tüm yaptıklarından, konuştuklarından, tavrından ve hatta görünüşünden bellidir. Çevresindekilere tüm hal ve tavırları ile daima Allah’ı ve dini hatırlatır. Güçlü bir yakine sahip olduğundan her zaman cesur, kararlı, sabırlı ve hiçbir güçlük karşısında yılmayan bir karakter gösterir.
Bununla birlikte güçlü iman sahibi olan Müslüman münafıkların, müşriklerin ve kafirlerin kurduğu sinsi tuzakları bertaraf edebilecek, hatta hepsini kendi lehine çevirebilecek, mazlum ve zayıf bırakılmış, sırf imanından ve vicdanından dolayı yeryüzünde zulüm gören, güvensiz ortamlarda yaşayan, işkencelere maruz kalan, sakat bırakılan, hunharca katledilen Müslümanların can ve mal güvenliklerini sağlayabilecek, onları refah ve huzura çıkarabilecek akla ve güce sahiptir. Nitekim Peygamberlerin kavimleri içerisinde etkin olmaları Allah’a olan güçlü imanları ve katıksızca ahiret yurdunu istemeleri dolayısıyladır. Bediüzzaman’ın belirttiği gibi “Hamiyet-i İslam’ın galeyanı ile ahlak da tekemmül ve teali eder.
” Böylelikle mümin diğer müminlerin hayatı, imanı ve rahatlığı için çalışır ve onları güçlüklerden, haksızlıklardan, maddi ve manevi belalardan korur.
Çünkü müminlerin dostu, velisi ve yardımcısı önce Allah, sonra diğer müminlerdir. Yeryüzündeki Müslümanların refahı, huzur ve güvenliği için yüksek bir imana sahip olmaları zaruridir.
Mü’min, Yalnızca Allah’tan Korkar
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Yeminlerini bozan, Rasulü çıkarmaya azmeden ve üstelik önce kendileri başlamış olan bir toplumla savaşmıyor musunuz? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü’minseniz (bilin ki) asıl kokmanız gereken Allah’tır.” (Tevbe: 13)
“Eğer mü’min iseniz, onlardan korkmayın, benden korkun!”
(Al-i İmran: 175)
Allah (c.c) birinci ayette, mü’minlerde bir korku hali gördüğü için onlara: “Yoksa onlardan kokuyor musunuz?” diye cevabı istenmeyen fakat hayret ve taaccup bildiren bir soru sormakta ve hemen ardından: “Eğer mü’minseniz (bilin ki), asıl kokmanız gereken Allah’tır” buyurmaktadır.
Ayetlerden anlaşıldığına göre; mü’min, yalnız Allah (c.c)’tan korkar, O’ndan başka hiçbir varlıktan korkmaz. Allah (c.c)’tan başka varlıklardan korkan kimse, mü’min değildir.
Yalnız Allah (c.c)’ın elinde olan, yani yalnız Allah (c.c)’ın zarar veya menfaat sağlamaya muktedir olduğu, insanlara hiç bir yetki vermediği konularda Allah (c.c)’tan başkasından korkmak, küfürdür.
Örneğin; herkesin eceli Allah (c.c)’ın elindedir. Bu konuda hiç kimsenin bir tasarrufu veya yetkisi yoktur. Hiç kimse eceli uzatamaz veya kısaltamaz.
Bu sebeple başka varlıklardan, öldürebileceğine veya ölümden koruyabileceğine inanarak korkmak küfürdür.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.