• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #682032
    Anonim

      Cihanı Aydınlatan Tebessüm

      Cenâb-ı Hak buyuruyor:
      “Sâhibiniz (Muhammed Mustafâ) sapmadı ve bâtıla inanmadı. O, arzûsuna göre de konuşmamaktadır. O’nun konuşması vahiyden başka bir şey değildir. Çünkü (bildirdiklerini) O’na güçlü, kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (olan Cebrâîl, Rabbinin emri üzere) öğretti. Sonra en yüksek ufukta (Sidre-i Müntehâ’da) iken asıl şekliyle istivâ etti (doğruldu).” (Necm, 2-7)

      Rasûlullah (sav) buyurdular:
      “Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında uyku ile uyanıklık arasında idim… Yanıma merkepten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak’tı. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu…” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)

      Varlık Nûru, Kâinâtın Sürûru Efendimiz, İsrâ ve Mîrâc hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman:

      “–Ey Cebrâîl, kavmim beni tasdîk etmez!” dedi.

      Cebrâîl (as):

      “–Ebû Bekir Sen’i tasdîk eder. O sıddîktır.” dedi. (İbn-i Sa’d, I, 215)

      Müşrikler, Mîrâc hâdisesini duyduklarında, derhâl yalanlamaya koyuldular. Ortalığa bir dedikodu velvelesi hâkim oldu. Bunu fırsat bilerek, mü’minleri de bu yolda vesveselerle îmanlarından caydırmak istediler. Hattâ Hz. Ebû Bekr’e bile gittiler. Ancak o, Hz. Peygamber (sav)’e olan dâsitânî bir îman sadâkatinin şevki içinde:

      “–O ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve ihtimal yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşinen inanırım…” dedi.

      Müşrikler:

      “–Sen O’nu tasdîk ediyor, bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler.

      Hz. Ebû Bekir (ra):

      “–Evet! Bunda şaşılacak ne var? Vallâhi O bana, gece veya gündüzün herhangi bir vaktinde kendisine Allâh’tan haber geldiğini söylüyor da ben yine O’nu tasdîk ediyorum.” dedi.

      Daha sonra Ebû Bekir (ra), o sırada Kâbe’de bulunan Peygamber Efendimiz’in yanına gitti. Olanları bizzat O’nun mübârek fem-i saâdetinden dinledi ve:

      “–Sadakte (doğru söyledin), yâ Rasûlallâh!..” dedi.

      Allâh Rasûlü (sav) de, O’nun bu tasdîkinden gâyet memnûn kalarak cihânı aydınlatan tebessümüyle Hz. Ebû Bekr’e:
      “–Yâ Ebâ Bekr, sen Sıddîk’sın!..” buyurdu. (İbn-i Hişâm, II, 5)

      Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
      el-Vâris: Mahlûkatın tümü yok olduktan sonra diri kalacak olan, ebedî olan, dünya hayatındaki servetlerin geçici sahipleri ahirete göçtükten sonra da varlığı devam edecek olan, servetlerin gerçek sahibi olan demektir.

      Kısa Günün Kârı
      Mübarek Mirac gecesinde Efendimize ve ümmetine namaz ihsan edilmiştir. Namaz Cenab-ı Hakk’ın habibine lutfettiği en büyük nimettir. Çünkü namaz, o mübarek gecenin anlamını içinde barındırır ve müminin mirac’ını temsil eder. Namazla sembolize edilen mirac, ilahi nurun, ilahi ihsanların ve İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)’in yüksek ahlakının tamamlanmasının bir sonucudur. Başka deyişle; Peygamber Efendimizin faziletli özellikleri sayesinde ona Mirac şerefi bahşedilmiş, Kurbiyet-i İlahiyenin en yüksek mertebelerine çıkarılmıştır.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.