• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #644053
    Anonim

      BEŞİNCİ NOKTA

      Rahmet-i İlâhiyenin en lâtîf, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat, bir iksir-i nuranîdir, aşktan çok keskindir. Çabuk Cenâb-ı Hakka vusule vesile olur. Nasıl aşk-ı mecazî ve aşk-ı dünyevî, pek çok müşkülâtla aşk-ı hakikîye inkılâp eder, Cenâb-ı Hakkı bulur. Öyle de, şefkat, fakat müşkülâtsız, daha kısa, daha safî bir tarzda, kalbi Cenâb-ı Hakka rapteder.

      Gerek peder ve gerek valide, veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığı vakit, eğer bahtiyar ise, hakikî ehl-i İmân ise, dünyadan yüzünü çevirir, Mün’im-i Hakikîyi bulur. Der ki: “Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe.” Veledi nereye gitmişse, oraya karşı bir alâka peydâ eder, büyük mânevî bir hal kazanır.

      Ehl-i gaflet ve dalâlet, şu beş hakikatteki saadet ve müjdeden mahrumdurlar. Onların hali ne kadar elîm olduğunu şununla kıyas ediniz ki: Bir ihtiyar hanım gayet sevdiği sevimli birtek çocuğu sekeratta görüp, dünyada tevehhüm-ü ebediyet hükmünce, gaflet veya dalâlet neticesinde, mevti adem ve firak-ı ebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağını düşünüp, gaflet veya dalâlet cihetiyle, Erhamürrâhimînin cennet-i rahmetini, firdevs-i nimetini düşünmediğinden, ne kadar meyusâne bir hüzün ve elem çektiğini kıyas edebilirsin. Fakat vesile-i saadet-i dâreyn olan İmân ve İslâmiyet, mü’mine der ki: Şu sekeratta olan çocuğun Hâlık-ı Rahîmi, onu bu pis dünyadan çıkarıp Cennetine götürecek. Hem sana şefaatçi, hem ebedî bir evlât yapacak. Mufarakat muvakkattir, merak etme. -1- -2- de, sabret. -3-

      Said Nursî

      #707975
      Anonim

        o padişah ki bizi bizden iyi bilen
        her halımıze nıgehban
        musıbetlerle degıl nımetlerıyle ımtıhan etsın ınsallah
        evlad sevgısı oyle coskulu bır sevgı kı
        rabbım bızı rızaya muhalıf hallere gırmekten muhafaza eylesın

        #689814
        Anonim

          Onyedinci Mektub

          Çocuk tâziyenamesi

          بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
          وَبَشِّرِ الصَّابِرينَ . اَلَّذِينَ اِذَآ اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ . قَالُوا اِنَّا لِلَّهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ .

          Aziz Âhiret Kardeşim Hâfız Hâlid Efendi:

          Kardeşim! Çocuğun vefatıbeni müteessir etti. Fakat, “Elhükmü lillâh. Kazaya rıza kadere teslim” İslâmiyetin bir şiârıdır. Cenab-ıHak sizlere sabr-ıcemil versin. Merhumu da size zahîre-i âhiret ve şefaatçıyapsın. Size ve sizin gibi müttakî mü’minlere büyük bir müjde ve hakikî bir teselli gösterecek “Beş Noktayı” beyan ederiz.

          Sh: (Ha-107)

          BİRİNCİ NOKTA: Kur’an-ıHakîmde وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ sırrıve meâli şudur ki: Mü’minlerin kalb-el-bülûğ vefat eden evlâtlarıCennette ebedî sevimli Cennete lâyık bir surette dâimî çocuk kalacaklarını; ve Cennete giden peder ve vâlidelerinin kucaklarında ebedî medar-ısürurlarıolacaklarını; ve çocuk sevmek ve evlâd okşamak gibi en lâtif bir zevki ebeveynine temine medar olacaklarını; ve her bir lezzetli şeyin Cennette bulunduğunu; “Cennet tenasül yeri olmadığından evlad muhabbeti ve okşamasıolmadığı”nıdiyenlerin hükümleri hakikat olmadığını; hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümatla karışık evlâd sevmesine ve okşamasına bedel sâfi, elemsiz. milyonlar sene ebedî evlâd sevmesini ve okşamasınıkazanmak ehl-i îmanın en büyük bir medar-ısaadeti olduğunu şu âyet-i kerime وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ cümlesiyle işaret ediyor ve müjde veriyor.

          İKİNCİ NOKTA: Bir zaman, bir zât bir zindanda bulunuyor. Sevimli bir çocuğu yanına gönderilmiş. O biçâre mahbus hem kendi

          Sh: (Ha-108)

          elemini çekiyor, hem veledinin istirahatınıtemin edemediği için onun zahmetiyle müteellim oluyordu. Sonra merhametkâr hâkim ona bir adam gönderir, der ki; “Şu çocuk çendan senin evlâdındır. Fakat benim raiyetim ve milletimdir. Onu ben alacağım. güzel bir sarayda beslettireceğim.” O adam ağlar, sızlar, “Benim medar-ıtesellim olan evladımıvermiyeceğim.” der. Ona arkadaşlarıder ki: “Senin teessürâtın mânâsızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan; çocuk şu mülevves ufunetli, sıkıntılızindana bedel ferahlı, saadetli bir saraya gidecek. Eğer sen nefsin için müteessir oluyorsan, menfaatini arıyorsan; çocuk burada kalsa, muvakkaten şüpheli bir menfaatinle beraber çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntıve elem çekmek var. Eğer oraya gitse sana bin menfaati var. Çünkü; padişahın merhametini celbe sebeb olur. sana şefaatçi hükmüne geçer. Padişah onu senin ile görüştürmek arzu edecek. Elbette görüşmek için onu zindana göndermeyecek. Belki seni zindandan çıkarıp o saraya celbedecek, çocukla görüştürecek. Şu şartla ki. padişaha emniyetin ve itaatın varsa…”

          İşte şu temsil gibi, aziz kardeşim: senin gibi mü’minlerin evlâdıvefat ettikleri vakit

          Sh: (Ha-109)

          şöyle düşünmeli: Şu veled mâsumdur. Onun Hâlikıdahi Rahim ve Kerîmdir. Benim nâkıs terbiye ve şefkatime bedel, gayet kâmil olan inâyet ve rahmetine aldı; dünyanın elemli, musibetli, meşakkatli zindanından çıkarıp Cennet-ül-Firdevs’ine gönderdi. O çocuğa ne mutlu! Şu dünyada kalsa idi, kimbilir ne şekle girerdi. Onun için; ben ona acımıyorum.,bahtiyar biliyorum.

          Kaldı kendi nefsime âit menfaati için kendime dahi acımıyorum, elîm müteessir olmuyorum. Çünkü: Dünyada kalsa idi; on senelik, muvakkat, elemle karışık bir evlâd muhabbeti temin edecekti. Eğer sâlih olsa idi, dünya işinde muktedir olsa idi; belki bana yardım edecekti. Fakat vefatiyle, ebedî Cennette on milyon sene bana evlâd muhabbetine medar ve saadet-i ebediyyeye vesile bir şefaatçıhükmüne geçer. Elbette ve elbette, meşkûk, muaccel bir menfaati kaybeden, muhakkak ve müeccel bin menfaati kazanan; elîm teessürat göstermez, me’yusâne feryad etmez.

          ÜÇÜNCÜ NOKTA: Vefat eden çocuk, bir Hâlik-ıRahîmin mahlûku, memlûkü ve abdi ve bütün hey’etiyle onun masnuu ve ona âit

          Sh: (Ha-110)

          olarak, ebeveyninin bir arkadaşıidi ki; müvakkaten ebeveyninin nezaretine verilmiş,peder ve vâlideyi ona hizmetkâr etmiş. Ebeveyninin o hizmetlerine mukabil, muaccel bir ücret olarak lezzetli bir şefkat vermiş, Şimdi, binden dokuzyüz doksan dokuz hisse sahibi olan o Hâlik-ıRâhim muktezâ-yırahmet ve hikmet olarak o çocuğu senin elinden alsa, hizmetine hâtime verse; sûrî bir hisse ile, hakikî bin hisse sahibine karşışekvayıandıracak bir tarzda me’yusane hüzün ve feryad etmek ehl-i îmana yakışmaz. belki ehl-i gaflet ve dalâlete yakışıyor.

          DضRDÜNCÜ NOKTA: Eğer dünya ebedî olsa idi, insan içinde ebedî kalsa idi ve firak ebedî olsa idi, elîmane teessürat ve me’yusâne teellümatın bir mânâsıolurdu. Fakat madem dünya bir misafirhânedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse siz de biz de oraya gideceğiz ve hem bu vefat yalnız ona mahsus değil, umumî bir caddedir. Hem madem müfârakat dahi ebedî değil; ileride hem berzahda, hem Cennette görüşülecektir. “Elhükmülillâh” demeli… “O verdi o aldı.”

          اَلْحَمْدُ لِلَّهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ deyip sabır ile şükretmeli.

          Sh: (Ha-111)

          BEŞİNCİ NOKTA: Rahmet-i İlâhiyyenin en lâtif en güzel en hoş, en şirin, cilvelerinden olan şefkat; bir iksir-i nûranidir. Aşktan çok keskinder. Çabuk Cenab-ıHakka vusûle vesile olur. Nasıl aşk-ımecâzî ve aşk-ıdünyevi; pekçok müşkilâtla aşk-ıhakikîye inkılâb eder. Cenab-ıHakkıbulur. ضyle de; Şefkat:- fakat müşkilâtsız- daha kısa, daha sâfi bir tarzda kalbi Cenab-ıHakka rabteder. Gerek peder ve gerek vâlide veledini bütün dünya gibi severler. Veledi elinden alındığıvakit eğer bahtiyar ise, hakikî ehl-i îman ise; dünyadan yüzünü çevirir. Mün’im-i Hakikîyi bulur. Der ki: “Dünya mâdem fânidir, alâka-i kalbe değmiyor!” Veledi nereye gitmişse, oraya karşıbir alâka peyda eder. Büyük mânevî bir hâl kazanır.

          Ehl-i gaflet ve dalâlet, şu beş hakikattaki saadet ve müjdeden mahrumdurlar. Onların hâli ne kadar elim olduğunu şununla kıyas ediniz ki: gayet sevdiği, sevimli tek bir çocuğunu sekeratta görüp, dünyada tevehhüm-ü ebediyet hükmünce, gaflet veya dalâlet neticesinde mevti, idam ve firak-ıebedî tasavvur ettiğinden, yumuşak döşeğine bedel kabrin toprağınıdüşünüp gaflet veya dalâlet cihetiyle Erhamürrahimînin Cennet-i rahmetini,

          Sh: (Ha-112)

          Firdevs-i nîmetini düşünmediğinden, ne kadar me’yûsâne bir hüzün ve elem çektiğini kıyas edebilirsin. Fakat vesile-i saadet-i dâreyn olan îman ve İslâmiyet, mü’mine der ki: Şu sekeratta olan çocuk onun Hâlik-ıRahîmi, tarafından bu pis dünyadan çıkarılıp Cennete götürülecek. Hem sana şefaatçi, hem ebedî bir evlât yapacak. Müfarakat muvakkattır. merak etme.

          اَلْحُكْمُ لِلَّهِ . اِنَّا لِلَّهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ .

          de, sabret.

          Elbâki Hüvelbaki

          Said Nursî

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.