- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
10 Ekim 2013: 09:52 #681008
Anonim
Cehennem olmazsa, Cennet de olmaz!
Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
MN rumuzlu okuyucumuz: “Mesnevî-i Nuriye’de geçen
şu cümleyi açıklar mısınız: “..‘Musîbet taammüm
ettiğinde elem hafif olur; ben de emsalim gibiyim’ diye
yine yük altından kaçar. Fakat musîbet âmm
olduğunda, elemi muzaaf olur, kat kat ziyade olur.’”
MUSÎBETİN TAAMMÜM ETMESİ
Musîbetin taammüm etmesi, musîbetin herkese bir
gelmesi, herkesi bir taciz etmesi, herkese bir sıkıntı
vermesi, yani genelleşmesi demektir. Böyle genele
gelen musîbette, “Ben de emsalim gibiyim” diyen ve
yük altından kaçmak isteyen adam sadece kendisini
kandırmaktadır. Birinci cümle yük altından kaçmak
isteyen adamın vehmini ve yanılgısını anlatmakta,
ikinci cümle ise bu yanılgıya karşı hakikatin soğuk
yüzünü göstermektedir.
Yani musîbetin yalnızca kendisiyle sınırlı kalmayıp
genele geldiğini görmekle teselli bulduğunu zanneden
adam, genele gelen musîbetteki katmerleşen acıyı
başlangıçta nazara almamakta ve yanılmaktadır.
Gerçekte ise umuma gelen musîbetler, kişisel
musîbetlerden daha acı olmakta, acısı ve elemi
katmerlenmiş bulunmaktadır. İkinci cümle bu hakikati
ifade ediyor.
Demek birinci cümlede ehl-i gafletin yanılgısı nazara
veriliyor, ikinci cümlede ise bu yanılgıya karşılık
hakikatin gerçek ve soğuk yüzü gösteriliyor.
EN DEHŞETLİ MUSÎBET
Musîbetin umuma gelmesinin acıyı katmerleştirdiğini
açıklarken, “Çünkü” diyor Üstad Bedîüzzaman, “kendisi
gibi akrabası, ahbabı da o musîbete dâhildir. Çünkü
insanın ruhu, ebnâ-i cinsiyle alâkadardır; ne kadar
umumî olursa, o kadar da elemi fazla olur.”1
Musîbet yalnız kendisi ile sınırlı kalsaydı, acısı da
kendisiyle sınırlı olacaktı. Fakat sevdiklerini de alacak
şekilde herkese gelen musîbet, sevdiği her kişi ile
birlikte bir kat daha artmış olarak acı ve elem
vermektedir.
Musîbetin en büyüğü ve en dehşetlisi şüphesiz “sırf
yokluk” musîbetidir. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri
Cehennem inancının inkârcı için bile aslında rahmet
getirdiğini, çünkü neticede Cehennem de olsa bunun bir
“varlık” olduğunu ve nihayet “yokluktan kurtuluş”
hükmünde bulunduğunu, bunun ise inançsıza bile bir
nevi merhamet demek olduğunu kaydeder.
Bedîüzzaman’a göre, Cehennem fikri imandan gelen
lezzetleri korkusuyla kaçırmıyor. Çünkü Allah’ın
rahmeti hadsizdir, sonsuzdur, her şeyi ve Cehennemi
bile kuşatmıştır. Rahmet, korkan adama demektedir ki:
“Bana gel! Tövbe kapısıyla gir!”
TÖVBE KAPISI AÇIKTIR
Tövbe kapısından Allah’ın rahmetine giren ve sığınan
bir günahkârın, Cehennemin varlığından
korkmayacağını, bilâkis Cennetin lezzetlerini tam
hissedeceğini kaydeden Bedîüzzaman, hakkına ve
hukukuna tecavüz edilen hadsiz mahlûkatın
intikamlarının da ancak Cehennemle alınacağını,
böylece Cehennemin varlığının sayısız derecede hakkı
gasp edilmiş mazlûma lezzet ve keyif vereceğini
bildirir.
Bedîüzzaman Saîd Nursî’nin ifadesiyle; eğer sen
dalâlette boğulup çıkamıyorsan, yine Cehennemin
varlığı bin derece–senin vehminin düşündüğü ve
korktuğu– “sırf yokluktan” daha hayırlıdır. Hattâ,
Cehennemin varlığı bu sebeple kâfirlere, inkârcılara,
inançsızlara ve her şeyin yok olacağını düşünüp
korkudan ve dehşetten gözleri kararanlara da bir nevi
merhamettir. Çünkü kim olursa olsun; insan, hattâ
yavrulu hayvan dahî, akrabasının, yakınlarının,
sevdiklerinin, evlâdının, çocuklarının, dostlarının ve
arkadaşlarının lezzetleriyle lezzetlenir, saadetleriyle
mesût olur, mutluluklarıyla mutlu olur, sevinçleriyle
sevinir. Iztıraba ve musîbete düşen insan, bari çok
sevdiği yakınlarının kurtulmasını ne kadar arzû eder!
Eğer yakınlarının da aynı musîbetin pençesinde
kıvrandığını öğrense, yıkımı ve acısı yakınları sayısınca
katlanacaktır. Fakat onların kurtulduğunu öğrendiğinde
azabı, ıztırabı ve acısı hafifleyecektir.
İNKÂRCIYI DEHŞETE DÜŞÜREN KENDİ VEHİMLERİDİR
Şu halde bir inkârcı, inançsızlığı ve batıl düşünceleri
dolayısıyla ya ebedî yokluğa düşecek,–zaten ona
dehşet veren korku da budur!–; ya da Cehenneme
girecektir! Başka ihtimal yoktur! Dipsiz bir karanlık
olduğundan kayıtsız şartsız şer olan yokluk ise, bu
inkârcının nazarında, mutluluklarından lezzet aldığı
bütün sevdiklerini, bütün akrabalarını ve yakınlarını da
yokluğa mahkûm edecektir. Ki bu, binler derece
Cehennemden ziyade onun ruhunu, kalbini ve insanlık
özünü yakıp, yandıracaktır.
Çünkü Cehennem olmazsa Cennet de olmaz! Her şey,
her şey ve her şey onun inkârı nazarında kayıtsız
şartsız yokluğa düşer. Oysa, eğer bu inkârcı–
kendisinin inanmadığı, fakat bir İlâhî merhamet gereği
hazır bulundurulan–Cehenneme girse, yani “varlık”
çerçevesinde kalsa, sevdiklerinin, yakınlarının,
dostlarının ve akrabalarının ya Cennette olduklarını
öğrenecek ve bundan sonsuz mutluluk duyacak, ya da
varlık dairelerinin birinde bir cihette merhamete mazhar
olduklarını haber alacak ve yine mutlu olacaktır. Her iki
ihtimal de onun için, sevdiklerinin yok olup gitmesi
acısından çok daha, çok daha ve çok daha memnuniyet
verici olacaktır, yani merhametli olacaktır.
Demek hiç çâre yok, herkes, Cehennemin var olmasına
taraftar olmalıdır. Çünkü Cehennem aleyhinde
bulunmak yokluğa taraftar olmak demektir. Bu da
kendisiyle birlikte hadsiz dostlarının ve sevdiklerinin de
yok olmasına taraftarlık demektir.
Zaten de Cehennem, “sırf yokluk” demek değildir.
Cehennem, mutlak hayır olan varlık dairesinin Hâkim-i
Zülcelâlinin hakimane ve âdilâne bir hapishane
vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcut
ülkesidir.2
Dipnotlar:
1- Mesnevî-i Nûriye, s. 125, 126.
2- Asâ-yı Mûsâ, s. 43. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.