• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #681008
    Anonim

      Cehennem olmazsa, Cennet de olmaz!
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      MN rumuzlu okuyucumuz: “Mesnevî-i Nuriye’de geçen
      şu cümleyi açıklar mısınız: “..‘Musîbet taammüm
      ettiğinde elem hafif olur; ben de emsalim gibiyim’ diye
      yine yük altından kaçar. Fakat musîbet âmm
      olduğunda, elemi muzaaf olur, kat kat ziyade olur.’”
      MUSÎBETİN TAAMMÜM ETMESİ
      Musîbetin taammüm etmesi, musîbetin herkese bir
      gelmesi, herkesi bir taciz etmesi, herkese bir sıkıntı
      vermesi, yani genelleşmesi demektir. Böyle genele
      gelen musîbette, “Ben de emsalim gibiyim” diyen ve
      yük altından kaçmak isteyen adam sadece kendisini
      kandırmaktadır. Birinci cümle yük altından kaçmak
      isteyen adamın vehmini ve yanılgısını anlatmakta,
      ikinci cümle ise bu yanılgıya karşı hakikatin soğuk
      yüzünü göstermektedir.
      Yani musîbetin yalnızca kendisiyle sınırlı kalmayıp
      genele geldiğini görmekle teselli bulduğunu zanneden
      adam, genele gelen musîbetteki katmerleşen acıyı
      başlangıçta nazara almamakta ve yanılmaktadır.
      Gerçekte ise umuma gelen musîbetler, kişisel
      musîbetlerden daha acı olmakta, acısı ve elemi
      katmerlenmiş bulunmaktadır. İkinci cümle bu hakikati
      ifade ediyor.
      Demek birinci cümlede ehl-i gafletin yanılgısı nazara
      veriliyor, ikinci cümlede ise bu yanılgıya karşılık
      hakikatin gerçek ve soğuk yüzü gösteriliyor.
      EN DEHŞETLİ MUSÎBET
      Musîbetin umuma gelmesinin acıyı katmerleştirdiğini
      açıklarken, “Çünkü” diyor Üstad Bedîüzzaman, “kendisi
      gibi akrabası, ahbabı da o musîbete dâhildir. Çünkü
      insanın ruhu, ebnâ-i cinsiyle alâkadardır; ne kadar
      umumî olursa, o kadar da elemi fazla olur.”1
      Musîbet yalnız kendisi ile sınırlı kalsaydı, acısı da
      kendisiyle sınırlı olacaktı. Fakat sevdiklerini de alacak
      şekilde herkese gelen musîbet, sevdiği her kişi ile
      birlikte bir kat daha artmış olarak acı ve elem
      vermektedir.
      Musîbetin en büyüğü ve en dehşetlisi şüphesiz “sırf
      yokluk” musîbetidir. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri
      Cehennem inancının inkârcı için bile aslında rahmet
      getirdiğini, çünkü neticede Cehennem de olsa bunun bir
      “varlık” olduğunu ve nihayet “yokluktan kurtuluş”
      hükmünde bulunduğunu, bunun ise inançsıza bile bir
      nevi merhamet demek olduğunu kaydeder.
      Bedîüzzaman’a göre, Cehennem fikri imandan gelen
      lezzetleri korkusuyla kaçırmıyor. Çünkü Allah’ın
      rahmeti hadsizdir, sonsuzdur, her şeyi ve Cehennemi
      bile kuşatmıştır. Rahmet, korkan adama demektedir ki:
      “Bana gel! Tövbe kapısıyla gir!”
      TÖVBE KAPISI AÇIKTIR
      Tövbe kapısından Allah’ın rahmetine giren ve sığınan
      bir günahkârın, Cehennemin varlığından
      korkmayacağını, bilâkis Cennetin lezzetlerini tam
      hissedeceğini kaydeden Bedîüzzaman, hakkına ve
      hukukuna tecavüz edilen hadsiz mahlûkatın
      intikamlarının da ancak Cehennemle alınacağını,
      böylece Cehennemin varlığının sayısız derecede hakkı
      gasp edilmiş mazlûma lezzet ve keyif vereceğini
      bildirir.
      Bedîüzzaman Saîd Nursî’nin ifadesiyle; eğer sen
      dalâlette boğulup çıkamıyorsan, yine Cehennemin
      varlığı bin derece–senin vehminin düşündüğü ve
      korktuğu– “sırf yokluktan” daha hayırlıdır. Hattâ,
      Cehennemin varlığı bu sebeple kâfirlere, inkârcılara,
      inançsızlara ve her şeyin yok olacağını düşünüp
      korkudan ve dehşetten gözleri kararanlara da bir nevi
      merhamettir. Çünkü kim olursa olsun; insan, hattâ
      yavrulu hayvan dahî, akrabasının, yakınlarının,
      sevdiklerinin, evlâdının, çocuklarının, dostlarının ve
      arkadaşlarının lezzetleriyle lezzetlenir, saadetleriyle
      mesût olur, mutluluklarıyla mutlu olur, sevinçleriyle
      sevinir. Iztıraba ve musîbete düşen insan, bari çok
      sevdiği yakınlarının kurtulmasını ne kadar arzû eder!
      Eğer yakınlarının da aynı musîbetin pençesinde
      kıvrandığını öğrense, yıkımı ve acısı yakınları sayısınca
      katlanacaktır. Fakat onların kurtulduğunu öğrendiğinde
      azabı, ıztırabı ve acısı hafifleyecektir.
      İNKÂRCIYI DEHŞETE DÜŞÜREN KENDİ VEHİMLERİDİR
      Şu halde bir inkârcı, inançsızlığı ve batıl düşünceleri
      dolayısıyla ya ebedî yokluğa düşecek,–zaten ona
      dehşet veren korku da budur!–; ya da Cehenneme
      girecektir! Başka ihtimal yoktur! Dipsiz bir karanlık
      olduğundan kayıtsız şartsız şer olan yokluk ise, bu
      inkârcının nazarında, mutluluklarından lezzet aldığı
      bütün sevdiklerini, bütün akrabalarını ve yakınlarını da
      yokluğa mahkûm edecektir. Ki bu, binler derece
      Cehennemden ziyade onun ruhunu, kalbini ve insanlık
      özünü yakıp, yandıracaktır.
      Çünkü Cehennem olmazsa Cennet de olmaz! Her şey,
      her şey ve her şey onun inkârı nazarında kayıtsız
      şartsız yokluğa düşer. Oysa, eğer bu inkârcı–
      kendisinin inanmadığı, fakat bir İlâhî merhamet gereği
      hazır bulundurulan–Cehenneme girse, yani “varlık”
      çerçevesinde kalsa, sevdiklerinin, yakınlarının,
      dostlarının ve akrabalarının ya Cennette olduklarını
      öğrenecek ve bundan sonsuz mutluluk duyacak, ya da
      varlık dairelerinin birinde bir cihette merhamete mazhar
      olduklarını haber alacak ve yine mutlu olacaktır. Her iki
      ihtimal de onun için, sevdiklerinin yok olup gitmesi
      acısından çok daha, çok daha ve çok daha memnuniyet
      verici olacaktır, yani merhametli olacaktır.
      Demek hiç çâre yok, herkes, Cehennemin var olmasına
      taraftar olmalıdır. Çünkü Cehennem aleyhinde
      bulunmak yokluğa taraftar olmak demektir. Bu da
      kendisiyle birlikte hadsiz dostlarının ve sevdiklerinin de
      yok olmasına taraftarlık demektir.
      Zaten de Cehennem, “sırf yokluk” demek değildir.
      Cehennem, mutlak hayır olan varlık dairesinin Hâkim-i
      Zülcelâlinin hakimane ve âdilâne bir hapishane
      vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcut
      ülkesidir.2
      Dipnotlar:
      1- Mesnevî-i Nûriye, s. 125, 126.
      2- Asâ-yı Mûsâ, s. 43.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.