- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
28 Ocak 2009: 14:22 #649161
Anonim
Sayın okuyucularımız tarafından yöneltilen sorular var. Bu soruların her birine ayrı ayrı cevap vermek yerine, meselenin temelini kavramaya vesile olması umudu ile dindarlık olgusunu kavramamız gerektiğine inanıyorum. Bu sebeple bu yazımızda dindarlık konusunu ele almayı uygun bulduk. Umarız ki kafalara takılan birçok soruya cevap verme yerine teşkil eder.
Önce dindarlık kavramının ne olduğunu açıklamaya çalışalım. Bilindiği gibi, din, Allah tarafından insanlara gönderilen ve dünyada nasıl davranacaklarını gösteren yol; insanları bizzat hayra götüren işlerin bütününden ibaret olan ilahî bir olgudur. Bu ilahî olguya sahip çıkmak ise dindarlıktır.
Dindâr terimi Farsça-Arapça karışımı bir terkiptir. “Din” Allah’a giden yol, “Dar” ise Farsçada “Sahip olan” demektir. “Dindâr” denilince, bundan dinine sahip olan kimse manası anlaşılır. Dolayısıyla, dindarlıkta, din olarak belirlenmiş olan olguya sahip olmak, onu yaşamak söz konusudur. Dinin gereklerini yaşayan kimseye ise dindar denilir.
Neye sahip çıkılacağı hususu ise dinde açıklanmıştır. Hangi şeyin yapılmasının sevabı gerektirdiği açıklanmışsa dinde onu yapmak dindârlıktır. Hangi şeyin yapılması yasaklanmışsa onu yapmamak da dindarlıktır.
Yani dinin çizdiği bir çerçeve vardır. Bu çerçeveye göre hareket etmek dindarlıktır; onun dışında kalan hususların direkt olarak dindarlıkla alakası yoktur. Bir kimse dinin talimatları dışına çıkarsa dindarlığı ihlal etmiş olur. Fakat dindarlık tarifinin dışında mübah olan alanda kalırsa yaptığı birçok iş direkt olarak onu dindar kılmaz.Bunu bir örnekle açıklayalım. Bir kimse sakal bırakırsa direkt olarak sakal ile bıyık bırakmakla dindar olmaz. Sakal ve bıyık bizatihi insanı dindar yapmaz. Çünkü sakallı olduğu halde yalan konuşan, zina eden, içki içip kumar oynayan ve adam öldüren insanlar vardır. Hatta ateist kimseler de vardır.
Dindâr olmak için dinin talimatlarına uymak gerekir. Sakal ve bıyık gibi yahut Hz. Peygamber’in insan olarak yaptığı diğer işlerde olduğu gibi, O’nun dindarlık ölçüsü olarak belirlemediği hususlarda insanlar serbesttir. Eğer bir işi Hz. Peygambere uyarak yaparsa bu güzel bir davranış olarak algılanır. Ama bizatihi değil, belki endirekt olarak yani Hz. Peygambere benzemek için olursa güzel olur. Yoksa bizatihi sakal-bıyığın kendisi insanı dindar yapmaz.
Peki, o halde dünya işleri dinden ayrı mıdır? İslam’da din dünya birbirinden ayrılabilir mi? Dinin çerçevesi içine girmeyen işler var mıdır? Bu noktayı biraz irdelememiz gerekir. Dar anlamda din işleri ayrı dünya işleri ayrıdır. Vahiy ile akılın alanları gibi. Vahiy Allah’ın bir melek aracılığı ile getirdiği mesajları kapsar. Akıl ise vahyin dışında kalan olayları anlar, onları kapsar. Aklın alanı geniştir. Vahiy akla yardımcıdır. Dünya ve ahret işlerinde aklın yanılmamasına yardımcı olur, aklın idrak edemeyeceği hususları insanlara bildirir. Dindarlık işte bu aklın idrak edemediği dar alanla ilgilidir.
Burada dinden kastımız elbetti ki İslam dinindir. İslam dini Müslümanların gidecekleri yolu net ve kalın çizgilerle çizmiştir. Bir kimsenin dindarlıktaki örneğini de modelini de vermiştir.
Biz Müslümanlar için model kişi olarak Kur’an’da Hz. Peygamber gösterilmiştir. Nasıl bir model kişilik olduğu hususu şu âyette açıklanmıştır: “Sizin için Allah elçisinde alınacak davranış örnekleri vardır.” ayeti aslında dindarlığın ölçütlerinin ipuçlarını bize v eriyor. Bu ayetin işaretinden anladığımıza göre; Hz. Peygamber’in kendisi bütünü ile model olarak gösterilmiyor, belki onda alınacak örnekler olduğu ifade ediliyor.
Örnek vermek gerekirse; Hz. Peygamber “Beni gördüğünüz gibi namaz kılın” , “Hacla ilgili ibadetleri benden alın.” Buyurmuştur. Fakat “Benim gibi evinizi tefriş edin, benim gibi yiyin için, benim gibi giyinip kuşanın” dememiştir. Bu iki şey arasındaki farkı anlayabilirsek hangi şeyin dindarlık olup olmadığını kolayca anlamış oluruz.
Bunun gibi, Hz. Peygamber’in dünya işleri ile ilgili olarak bazı işleri yapmadığı yahut bazı şeyleri sevmediği hakkındaki bir bilgi, bir hadis ifadesi, dindar olabilmek için Müslümanların da o dünya işlerini sevmemesini yahut onları yapmamasını gerektirmez. Bu iş yapılmazsa yahut sevilmezse dindarlık asla ihlal edilmiş olmaz.
Bir kimse ihtiyari olarak, Hz. Peygamber’e tıpatıp uyarak onun gibi yaparsa bu dinî bir davranış olmaz, belki şahsî bir tutum olur. Kanaatimizce işte bu şahsî tutum ile dindarlığı bir birinden ayırmak gerekir. Böyle davranışlar için, sadece “güzel bir davranıştır” denilebilir, fakat dindarlıktır denilemez.
Hz. Peygamber’in öyle işleri de vardır ki, onları yapmak insanın sağlığına zarar verebilir. Örnek; kışın dondurucu soğuğunda çorapsız, takunya ile gezmek, etek-gömlekle dolaşmak, Hz. Peygamberin yaptığı iştir. Fakat o bunu Peygamber olarak yapmış değildir, belki Arabistan’ın sıcak iklimine uyarak yapmıştır. Müşrik olan kimseler de bunu yapmaktaydı. Bölgenin ve iklimin gereği olan işlerdendir bunlar…
İşte sakal/bıyık ve benzeri işler de Peygamberliğin olmanın yahut Müslümanlığın gereği olmayıp belki erkek olarak yaratılmanın gereğidir. Eğer dindar olmanın gereği olsaydı dindar olmayan erkeklerin sakalının bitmemesi gerekirdi. Her erkeğin sakalı çıktığına göre, bu ve benzeri yaratılış gereği olan işleri dindarlıktan ayırırsak konuyu daha iyi anlamış oluruz.
Kur’an’da, eğer Hz. Peygamber’in kendisi, bize bütünü ile model gösterilseydi o zaman bazı Müslüman kardeşlerimizin zannettiği gibi, Hz. Peygamber’in her yaptığını yapmak, her söylediğini söylemek belki dindarlıkta bağlayıcı olabilirdi. İfade farklı olduğu için bunun isabetli olmadığını düşünüyoruz.İslam dünyasında, Hz. Peygamber’i bütünü ile model gösteren anlayış sahipleri de vardır. Bu anlayış işte yukarıdaki âyette var olan inceliğe dikkat etmemekten kaynaklanmaktadır. Hz. Peygamber’in kendisinin örnek gösterilmesi ayrıdır, kendisinde alınması gereken örnekler olduğunun ifade edilmesi ayrı şeydir.
Hz. Peygamber’de alınacak örnekler bulunduğuna göre, bu örnekler nelerdir? Bunun tespiti Kur’ın’ın açık beyanları ve Hz. Peygamberin de açıklamaları ile olur. Hz. Peygamber, hangi iş ve sözün yapılması yahut söylenmesinin sevap olduğunu yahut günah olduğunu açık beyanları ile açıklamışsa o iş ya da sözü yapmak yahut söylemek işte dindarlıktır.
Bunun dışında, kalan hususlarda kişi kendisi ile baş başadır. Dilediği gibi hareket edebilir. İster bir konuda Hz. Peygamber’den bir açıklama gelsin ister gelmesin, ister Hz. Peygamber’den örneği bulunsun ister bulunmasın, yaptığı iş kişinin niyetine göre değerlendirilir. İyi niyetle yapılan işler makbul, kötü niyetle yapılanlar ise merdüt olur. Fakat “niyet iyidir” diye bir kimsenin yaptığı iş dini olmaz. Yoksa din ile aklın alanları bir birine karışır.
Kur’an, tüm güzel ve yararlı olan iş ve davranışları onaylar, teşvik eder. Allah güzel iş yapanları sever. Ancak, zorunlu olan güzel işler ile ihtiyari olanları bir birinden ayırmamız gerekir. İlke bazında dindarlık ölçütünü kavrayabilirsek birçok sorunun da cevabını bulacağına inanıyorum.
Yunus Vehbi Yavuz
29 Ocak 2009: 17:45 #728623Anonim
Allah razı olsun,en çok üzerinde tartışılan konulardan biri olsa gerek,çok güzel açıklanmış yüreğinize sağlık
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.