- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
6 Eylül 2012: 08:31 #678073
Anonim
Dinde Sünnetin Önemi
Peygamberimizin (sav) Kur’ân-ı Kerimi yaşama, tebliğ, tatbik ve beyan konusunda takip ettiği usule ve yola “Sünnet” denir. Nitekim bu manada peygamberimiz (sav) “Kim iyi bir yol/çığır/sünnet açarsa onun ve onunla amel edenlerin sevabı eksilmeden onun defterine geçer. Aynı şekilde kim de kötü bir yol/çığır açarsa onun ve onunla amel edenlerin günahı eksilmeksizin onun defterine geçer” (Müslim, İlim, 15) buyurarak açılan çığır ve takip edilecek usul ve yolun “Sünnet” olduğunu belirtmiştir.Hadis âlimleri ve imamları bu manada sünneti “Peygamberimizin (sav) sözleri, fiilleri ve takrirleri” şeklinde sınıflandırarak açıklamışlardır. Usul uleması da sünneti “Peygamberimizin (sav) Kur’an-ı Kerim dışındaki sözleri, Allah’ın emirlerini uygulama konusundaki fiilleri ve takrirleri olarak” tarif ederler. Kavlî sünnete “Ameller niyetlere göredir” (Buhari, Bed’ul-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155) hadisi delildir.
Fiilî sünnete peygamberimizin (sav) yaptıkları ibadetleri ve davranışları demişler ve bunu da üçe ayırmışlardır. Birincisi, peygamberimizin (sav) beşer olarak yaptığı insanî davranışlarıdır ki bunlar da yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi fiillerdir. Bu konuda peygambere uymak “Adab ve Ahlak” bakımından uymaktır demişler ve “Fazilet” olduğu belirtmişler ve böylece adetlerin ibadetlere dönüşeceğini ifade etmişlerdir. Bu kısım dinin “Ahlak ve Adab” kısmını teşkil etmiştir. İkincisi, Hz. Peygamberin kendisine has olan adetleridir ki dörtten fazla evlenmesi, gece farz olarak teheccüd namazını kılması ve kalbi uyumadığı için abdestli olarak uyuyup uyanınca namaz kılması gibi özel halleridir. Üçüncüsü, Hz. Peygamberin (sav) “teşriî” yani hüküm koyma yönüdür ki bu hususta koyduğu hükümlere hem kendisi hem de ümmetinin uyması şarttır. Namaz kılması, haccetmesi ve oruç tutması gibi ibadete ve hukuka ait konulardır. Bu hususta peygambere farz olan ümmetine farz, vacip olan ümmetine vacip ve caiz olan hususlar da ümmetine de caizdir.
Takrirî Sünnete peygamberimizin huzurunda konuşulan ve yapılan bir hususa müdahale etmeyerek, engellemeyerek veya susarak mukabele ettiği hususlardır. Peygamberin (sav) yapılan işe müdahale etmemesi onun mubah ve câiz olduğunun ifadesidir demişlerdir. Zira Hz. Peygamberin (sav) dinin kabul etmediği, batıl ve helal olmayan davranışları ve sözler karşısında sessiz kalması elbette düşünülemez. Bu sünnete örnek olarak da sahabelerin tesbih çekmeleri ve bir sahabenin Fatiha okuyarak yaptığı rukye mukabilinde hastanın iyi olması üzerine aldığı koyunları peygamberimize getirmesi, peygamberimizin (sav) de onu kabul etmesidir. (Buhari, Tıp, 33; Müslim, Selam, 66) Bu tedavi karşılığında ücret almanın cevazını ifade etmektedir.
Sünnet dinin Kur’ândan sonra ikinci kaynağıdır. Nitekim peygamberimiz (sav) “Bana Kur’an ve onun bir misli verilmiştir” (Ebu Davud, Sünen, 2:505) buyurarak Sünnetin de vahyin ikinci mertebesi olan “İlham-ı Peygamber” ile kendisine verildiğini ve sünnetin kendi aklının ürünü olmadığını ifade buyurmuşlardır. Bu husus Kur’an-ı Kerimde “O peygamber kendi hevasından konuşmaz, Onun bütün konuşmaları vahiydir” (Necm, 53:3-4) ayeti ile sabittir. Bu ayette ifadesini bulan “Vahy” geniş bir kavram olup “Ferman-ı İlâhi” olan Hz. Cebail (as) vasıtası ile inzal edilen Kur’an-ı Kerimden tutun, yüce Allah’ın “Biz arıya vahyettik” (Nahl, 16:68) ayetinde ifadesini bulan hayvanata olan ilhama kadar mertebeleri vardır. Sünnet ise Kur’an-ı Kerimden sonraki vahy mertebesi olan “İlham-ı Peygamber” olup doğrudan ilahî kaynaklıdır ve Kur’ân-ı Kerimin uygulaması ve hayata geçmesi için Allah’ın istediği ve razı olduğu uygulama ve ibadet şeklini tariften ve Kur’a-ı Kerimi Allah’ın rızasına uygun tefsirden başka bir şey değildir. Bu nedenledir ki Hz. Aişe (ra) kendisine sorulan “Peygamberimizin ahlakını bize anlatır mısınız?” sorusuna “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur’andan ibarettir” (Müslim, Müsafirûn, 18) şeklinde cevaplandırmıştır.
Bütün bu temel bilgilerden sonra Sünneti “Kur’an-ı Kerimdeki ilahî emirlerin uygulamasını gösteren ve bununla ilgili hükümleri ortaya koyan peygamberimize ait her şeydir” şeklinde tarif edebiliriz. Şayet sünnet olmasaydı Allah’ın emirlerini uygulamak mümkün olmazdı. Bu bağlamda Sünnet,
a) Kur’an-ı Kerimdeki hükümlerin teyidi ve açıklamasıdır. Buna “Ey İman edenler malları aranızda batıl sebeplerle yemeyiniz” (Nisa, 4:29) ayetinin hükmünü “Bir müslümanın malını bir başkasının gönül rızası olmadan alması ve yemesi helal olmaz” (Müsned-i Ahmed, 5:72) hadisi ile açıklaması örnektir.
b) Kur’anın açıklaması gereken mücmel ve müşkil ayet ve kelimelerinin açıklamasıdır. Buna Allah’ın emri olan namazın kılınması, rekatları, vakitlerinin tayini, nafile ve farzların tespiti gibi hususlarla oruç ibadetinin farzları, başlama ve bitiş vakitleri ve orucu bozan şeyler ve hac menasiki ve ibadeti ile ilgili hususların tamamı örnektir. Yine Kur’ânın müşkil lafızlarından olan “Beyaz iplik siyah iplikten ayrılana kadar yiyin için” (Bakara, 2:187) ayetinin manasını “gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığı” olduğunu sünnetten, yani hadisten öğrenmekteyiz.
c) Kur’anın “Mutlak” ifadelerini takyit eden, yani sınırlayan peygamberimizin (sav) uygulamaları ve hadisleridir. “Hırsızlık yapanın elini kesin” (Maide, 5:38) ayetinde hangi elin, nereden ve nasıl kesileceği belirtilmemiştir. Bu hususlar sünnet ile sabit olmuştur.
d) Kur’anda olmayan hükümleri koyan da sünnettir. Yırtıcı hayvanların etinin yenmeyeceği, denizin suyunun temiz ve ölüsünün helal olduğu, ehlî eşeklerin etinin haram olduğu sünnetle sabittir.
e) Kur’andaki bazı hükümlerin neshedildiğini de yine Sünnetten öğreniriz. Mesela, malların taksimine ait “vasiyet” ayetinin hükmünün (Bakara, 2:180) “Miras ayeti” nazil olduktan sonra kalktığını yine “Varise vasiyet yoktur” (Buhari, Vesaya, 6; Ebu Davud, Vesaya, 6) hadisi ile sünnetten öğrenmekteyiz.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde her konuda peygambere uyulmasını emretmektedir. Bu konuda pek çok emirler vardır. “Peygamber size ne verdiyse alın ve size neyi yasaklamışsa ondan sakının” (Haşir, 59:7) ayeti hüküm vermede peygamberin hükümlerine uyulmasını emrederken “Ki peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiştir” (Nisa, 4:80) buyurarak Allah’a itaatin ölçüsünü peygambere itaat şeklinde vermiştir. Yine peygamberin dili ile “şayet Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin” (Âl-i İmran, 3:31-32) ayeti ile Allah sevgisinin ölçüsünü de peygambere itaat olarak belirlemiştir. Kur’ân-ı Kerimde peygambere itaat edilmesini emreden kırktan fazla ayet-i kerime mevcuttur.
Kur’ân-ı Kerim peygamberlerini ayrıca kendilerine ahlak bakımından da uyulması gereken “Üsve-i Hasene” yani örnek insanlar olduğunu açıkça belirtir. “Yemin olsun Allah’ı ve ahireti arzu eden, Allah’ı çokça zikredenler için peygamberde uyulması gereken güzel örnekler vardır” (Ahzab, 33:21) buyurur. İbadet hususunda olduğu gibi ahlakî yönde de peygambere uyulması gerektiğini belirtir.
Kur’ân-ı Kerim ayrıca hüküm koyma konusunda peygamberin yetkili olduğunu açıkça ifade eder ve verdiği hükümlere uymayanların imanlarının olmadığını açıkça belirtir ve uymayanları tehdit eder. “Biz peygamberleri Allah’ın izni ile kendilerine itaat edilmeleri için gönderdik” (Nisa, 4:64) buyurarak mutlak itaat edilesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Peygamberimiz (sav) “Bana Kur’an ve onun benzeri verildi. Yakından karnı tok ve koltuğuna yaslanmış olan bazıları çıkacak ve ‘Bize Kur’an yeter. Onda neyi helal buluyorsanız alınız neyi de haram bulursanız onu da haram biliniz’ diyecektir. Şunu iyi biliniz ki Allah Resulünün haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığı gibidir” (Ebu Davud, Sünnet, 5; Tirmizi, İlim, 10; İbn-i Mâce, Mukaddime, 2) buyurdular. Sonra “Size kendilerine sarıldığınız zaman hiç sapmayacağınız iki şey bırakıyorum. Onlar da Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetidir” (Tirmizi, Kader, 3) buyurmuşlardır.
M. Ali KAYA
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.