- Bu konu 16 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Temmuz 2012: 20:38 #805298
Anonim
İmam Rabbani’ye göre dünya gerçeği şöyledir:“Ey oğul! Bu dünya bir imtihan ve sıkıntı yeridir. Zahiri her tür süslerle tezyin edilmiş ve bezenmiştir. Dünya yüzü renk renk beneklerle ve çizgilerle makyajlanmış, saç örgüleriyle ve sahte yanaklarla zoraki güzelleştirilmiş çirkin bir kadına benzer. İlk bakışta hoş gözükür, güzel, taze, körpe ve parıltılı bir şekilde olduğu sanılır. Gerçekte ise üzerine güzel koku silinmiş bir lâşe, kurtların ve sineklerin üşüştüğü bir çöplüğe benzer. Susuz insanın su zannettiği bir serap ve şeker görüntüsünde bir zehirdir.” (73. Mektup)
Dünya ve Ahiret Arsındaki Denge
“Öyleyse ahireti isteyen kişiye düşen dünyayı terk etmektir. Günümüzde dünyayı hakiki manada terk etmek zor olduğundan onu hükmen terk etmek bir zorunluluktur. Dünyayı hükmen terk etmek dini işlerde şeriat-ı garranın hükmünün gereğine bağlanmak, yeme içme ve barınma işlerinde şer’î sınırlara riayet etmek, bu konularda haddi aşmamak ve zekâta tabi olan malların ve hayvanların farz kılınan zekatlarını vermekten ibarettir. Şer’î hükümlerle donannak mümkün olursa dünyanın zararlarından kurtulmak da mümkün olur. İşte o zaman dünya-ahiret birlikteliği sağlanmış olur. (72. mektup)
İmam Rabbanî’ye göre dünya hayatına aldanan Müslümanlar elde ettikleri dünyalık hususunda dinin emirlerini yerine getirmeyenlerdir. Bu sınıfı İmam Rabbanî şöyle tarif eder:“Bir insan hükmen de olsa dünyayı (şeri ölçülerle kullanarak) terk edemiyorsa, bu tür insanlar konumuzun dışındadır. Onun bu şeklî imanı ahirette kendisine fayda sağlamayacaktır.” (72. Mektup)
İmam Rabbanî hazretleri dünyadan kaçınmanın çok zor olduğunu, onun şerrinden kurtulan Müslümanların ise son derece az olduğunu şöyle anlatır:“Dünyanın bunca gösterişi debdebesi hizmetçileri, avanesi lezzetli yemekleri ve süslü elbiselerine rağmen bu doğru söze kulak verip dinleyen ne bahtiyar insandır.
Kulağını feryadıma kapatmış duymuyor!
Anlatıyorum ağlıyorum ama kabul etmiyor!” (72. Mektup)
İmam Rabbani hazretleri Kur’an’da ve hadislerde yerilen dünyayı şöyle tarif eder:
“Ey Oğul! Dünya nedir bilir misin? Kadınlar, oğullar, mallar, şan, şöhret, liderlik, eğlence ve oyun gibi seni Hak Sübhanehû’dan uzaklaştıran ve O’na ulaşmanı engelleyen her şey dünyadır.” (73. Mektup) Aslında bu nimetler zaten insan için yaratılmıştır. Mesele bunları kullanmak değil, onları kullanırken esas hedefi kaybetmemek, dünya nimetlerinin Allah Teala’ya vuslata engel olmasına izin vermemektir.
Dünyaya razı olarak Allah’tan yüz çevirenler aslında manevi olarak akli dengelerini kaybetmiş kimselerdir. Onlar ebedi olanı faniye, güzel olanı çirkine değişmiş, ellerindeki ebediyet sermayesini israf etmiş kimselerdir:
“Ona âşık olan sefih ve çarpılmış addedilir. Ona tutulan deli ve aldatılmıştır. Her kim onun zahirine meftun olursa onun yüzüne ebedi hüsran damgası vurulur.” (73. Mektup)
Şeriatı ayağa kaldırmak için harcanan dünyalığın Allah katında sonsuz bir ecri olacağını bizzat şöyle ifade eder:“Şu var ki eğer binlerce altın şeriatı ve dini yüceltmek maksadıyla harcanırsa onun da fazileti çok yüksektir. Hatta bu niyetle bir kuruş bile harcamak başka niyetlerle harcanan binlerce altına denktir”. (48. Mektup)
9 Temmuz 2012: 09:36 #805420Anonim
Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun.
Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler.Yüce ALLAH’tan (C.C) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır.
Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır,
sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar. Çağırsan yardımına koşan olmaz.Bütün bunlara sebeb Hak’tan başkasına güvenmiş olman, O’nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.
***
Ey ALLAH (C.C) yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları HAK varlığına perde eden kişi;
ağla,
başkasına bir ağlarsan kendine bin defa ağla. Abdulkadir Geylani Hazretleri…17 Temmuz 2012: 13:21 #805825Anonim
İslamiyette ise hak kuvvette değil, kuvvet haktadır. Paşa ile avamdan bir insan aynı şartlarda, aynı haklara sahip olarak yargılanır, muhakeme edilir. Havastan avama şefkat ve merhamet, avamdan havassa da hürmet ve itaat şeriat-ı islamiyenin mahsülüdür.
[NOT]Ezcümle; bu mübarek, adâletli mahkemenin huzurunda iftiharla arz etmek isterim ki; meşhur İslâm seyyahı ve tarihçisi Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde diyor ki: “İlk İstanbul kadısı (hâkimi) olan Hızır Bey Çelebi’nin huzurunda, Haşmetli Padişah Fâtih ile bir Rum mimarı arasında şöyle bir muhakeme cereyan eder:
Büyük bir âbidenin inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Fâtih, bir Rum mimarına teslim eder. Mimar da, Fâtih’in arzusunun hilâfına olarak, bu sütunları üçer arşın kesip kısaltır. Fâtih, cezaen, Rum mimarının elini kestirir. Rum mimarı da, Fâtih aleyhine dâvâ açar. Bunun üzerine mahkemeye celp edilen Büyük Padişah, baş köşeye geçmek istemiş. Birdenbire, hâkimin şu ihtarıyla karşılaşmış:
“Oturma beyim! Hasmınla mürafaa-i şer’î olacaksın; ayakta beraber dur!”Hızır Bey Çelebi; bu koca şanlı Padişah-ı maznûna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısasa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir.
Fakat, mimar kısası istemediği için, Büyük Fâtih, günde on altın tazminata mahkûm olur ve hattâ kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altına çıkarır.
İslâm mahkemesinin adâletinin şanlı misallerinden biri olan şu misal, bize en haşmetli hükümdarlarla en âciz fertlerin huzûr-u mehâkimde müsavî olduğunu gösteriyor.
İşaratü’l-İ’caz[/NOT]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.