• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683156
    Anonim

      Bu dünya, dâr-ül hikmettir, dâr-ül hizmettir; dâr-ül ücret ve mükâfat değil. Buradaki a’mal ve hizmetlerin ücretleri berzahta ve âhirettedir. Buradaki a’mal, berzahta ve âhirette meyve verir.
      Dâr-ül hikmet: Hikmet yeri.
      Dâr-ül hizmet: Hizmet yeri.
      Dâr-ül ücret: Ücret alma yeri.
      A’mal: Ameller, işler, yapılanlar.
      Berzah: Ölenlerin ruhlarının kıyamete kadar kaldıkları âlem.
      Âhiret: Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem.

      Madem hakikat budur, a’mal-i uhreviyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir. Verilse de memnunane değil, mahzunane kabul etmek lâzımdır. Çünki Cennet’in meyveleri gibi, kopardıkça yerine aynı gelmek sırrıyla, bâki hükmünde olan amel-i uhrevî meyvesini, bu dünyada fâni bir surette yemek, kâr-ı akıl değildir. Bâki bir lâmbayı, bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lâmba ile mübadele etmek gibidir.
      Hakikat: Gerçek.
      A’mal-i uhreviye: Ahiretle ilgili işler.
      Memnunane: Memnun olarak, hoşnut olarak.
      Mahzunane: Hüzünlüce.
      Bâki: Ebedî, sonsuz, ölümsüz olan.
      Amel-i uhrevî: Ahirete ait çalışma.
      Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
      Kâr-ı akıl: Akıl işi, aklın kabul edeceği iş.
      Mübadele: Karşılıklı değiştirme, değiş tokuş.

      Said Nursi
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.