[JW]http://dl047.zshare.net/stream/dcebd10ec4f7399ca1d2d4bcb9a651eb/1286177065/81100752/sahra.mp3[/JW]
Düşeriz…
Bir usturanın ağzında yaşamaktır biz fanilerin tüm hikayesi.İsmail’in boynunda gezinen bıçak yalımlanır boynumuzun kıvrımlarında.
Ömrümüzün havai maytabı daha yükselirken düşüşe geçer:Kısa bir parıldama anı ve karanlıkta sönen kazip ışıkcıklar…
Daha dün tomurcuklanan kızcağız bugün buruşuk bir ninedir, bir kare öncesinin küheylan delikanlısı bak şimdi sana elini uzatıyor oturduğu iskemleden kalkmak için.
Fakat neresidir bu düşüşün nihai adresi? Elbet uzak bahçelerin bozgunundan dökülür kan rengi yapraklar, düşer biteviye. Nereye? Hiçliğe mi? Yumuşak ve sonsuz bir el’e mi? Düşüşü belirleyen yön, bu sorulara verdiğin cevapta saklı değil mi?
Düşeriz…
Düşleyen bir düş olur düşeriz…Kurmaca düşlerin yalanına kanarız da, rüya görmenin hakikatinden uzağa düşeriz.
Uçsuz bucaksız bir çölde gezeriz, gezerken dipsiz bir kuyuya düşen seyyahın meselindeki gibi duvardaki çalıya ellerimiz kan içinde tutunmuş bekleriz.
Peki beklerken ne yaparız? Kimimiz umutsuzluğun sisinde kendimizi boşluğa bırakır, kimimiz çalının yeşil yapraklarını seyre dalıp düş kurar, kimimizse çölün ve kuyunun, çalının ve tenin sahibine umudun taraçalarından dua ederiz.
Bilir misin benim hüzünlü dostum, dua eder ve inan yükseliriz.
Yusuf Özkan Özburun