• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #657383
    Anonim

      İstekleri bulunan her kişi, eline aldığı çaputu veya ipi dallarına bağlamak üzere doğruca dilek ağacının altına koşar ve dilek ağacından bir istekte bulunur ve medet umarmış. Bu durumu hiç, ama hiç hazmedemeyen, toplumun bidat ve hurafeler bataklığına saplandığını düşünen dindar bir insan varmış.
      Bir gün bu dindar insan kendi kendine “Şu dilek ağacını kökünden kesip atayım ağacını da odun olarak kışın yakarım. Hem de toplumu günahtan kurtarmış ve bir sevap almış olurum. Böylece ibadet yapmış ve Yüce Allah’ın da rızasını kazanmış olurum. Yani bir taşla iki kuş vururum” demiş. Dilek ağacının yanına varıp da tam ağacın köküne baltasını Ya Allah! deyip sallayacağı sırada, insan kılığındaki şeytan yanında bitivermiş. Şeytan, ağacın kesilmesine engel olmak istemiş. Ama nafile, başaramamış. Üstelik dindar adamdan da bir güzel dayak yemiş ve kendini de boylu, boyunca yerde buluvermiş.
      Şeytan bakmış ki, papuç pahalı. Bu iş böyle olmayacak. O an aklına bir çözüm yolu gelivermiş. Ve “Bak dindar kardeş, bu ağacı kesme, sana her gün bir altın veririm. Sende bu parayla ihtiyaçlarını giderir, çoluk-çocuğunu okutur, mutlu bir hayat sürersin” demiş. Dindar kişi, eline altını alarak bakmış, evirmiş, çevirmiş gerçekten hakiki, saf altın imiş. Ve teklifi kabul edip, altını alarak evinin yolunu tutmuş.
      Ertesi günü altını almak için dilek ağacının yanına gittiğinde şeytan da dünkü gibi orada “Ver bakalım yaptığımız antlaşma gereği bir altın” deyince, Şeytan ise altını vermek şöyle dursun, bir yumruk sallamış dindar adama, adamcağız bir seksen yere serilmiş, ağzı kan revan içerisinde. Yerden mırıldanarak seslenmiş, şeytan olduğunu bilemediği dostuna “Hani bana her gün ağacı kesmeme karşılığında bir altın verecektin. ” Şeytan da, “O dündü, dün Allah rızası için geldin ve beni de dövüp yere serdin. Bu gün ise sen yerdesin. Niçin? Çünkü; Bu gün Allah rızası, yerini altına bıraktı. Sen artık menfaatçinin tekisin, çıkarın için dinini sattın, artık gücünü kaybettin. Haydi, evine marş, marş! Bu sana iyi bir ders olsun.” demiş.

      BİR BAKKALIN HİKAYESİ
      Büyük bir dükkana sahip olan, bir bakkal varmış. Ancak, dükkana fareler dadanmaz mı? Fareler delmedikleri torba ve çuval bırakmıyor, hoşlarına giden yiyecekleri hoyratça yiyorlarmış. Bakkal da tabii ki hemen tedbir almaya koyulmuş. Dükkanın belirli yerlerine en etkin fare zehirlerini yerleştirmiş, ama sonuç alamıyormuş.
      Çeşit, çeşit irili, ufaklı yeterli derecede faklar, tuzaklar dükkanın uygun yerlerine yerleştirmiş ama değişen hiç bir şey yok. Bakkal da pes etmeye hiç niyetli değil, Bu defa en avcı bildiği kedileri dükkanda barındırmaya başlamış. Netice; fareler yakalanıyor ama bu yeterli olmuyormuş, yani sonuç olarak, bizim bakkal başarısız.
      Bakkal düşünmüş, taşınmış bir plan geliştirmiş ve uygulamaya koyulmuş, bu sefer, zaferi de kazanmış. Nasıl mı? Önce on tane fareyi yakalamış ve bir tel kafesin içine hepsini hapsederek aç bırakmış. Tabii ki, fareler bir vakit sonra acıkmışlar ve aralarında bulunan en cılız ve zayıf fareyi hep birlikte yemişler. Kalmışlar geriye dokuz fare. Bir hafta sonra bakkal bakmış ki, kafesin içerisinde bir tane fare var. Tek kalan ve en yetenekli fareyi dükkanın içerisine salıvermiş.
      Artık bakkal sonuçtan memnun. Bu fare artık “özel fare” yalnız fare yiyor, peynir, sucuk ve buna benzer yiyeceklere dokunmuyormuş. Dükkanda gezerken yanından geçen fareler ise bu aynen bize benziyor, Şekli, şemaili bizim gibi diyor, hiç çekinmeden geziniyorlarmış ama “özel fareye” de yem oluyorlarmış. Çünkü; bu “özel fare” artık peynir, sucuk gibi doğal besin kaynaklarına dokunmuyor, hem cinsleri olan fare kardeşlerini yiyormuş.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.