- Bu konu 5 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Haziran 2010: 21:10 #662996
Anonim
Edebinle konuş, Edebinle otur,
Edebinle dinle…
Kısaca edebini takın yeter…
İşte bütün mesele bu, eğer bu “edep” duygusu tüm dünyada olsa;
Ne savaş olur, ne kavga
Ne boşanma olur, ne ayrılma
Ne kibirlenme olur, ne alınma…Edep edepsizlerden öğrenilirmiş, eskiler öyle diyor.
Ahlak da ahlaksızlardan…
Yine eskilerin tabiri ile “ar damarı yırtılması” böyle bir şey mesela.Şu son 15-20 yıl kadar “edepsizliğin” bu kadar prim yaptığı bir dönem yaşanmadı…
Tartışma programlarından, sanatçıların atışmasına, siyasilerin söylemlerinden, köşe yazarlarının yazılarına kadar düzeysizlik diz boyu…
Edebiyat edep kökünden gelmesine rağmen; en meşhur edebiyatın birçok dalında bile acı ama durum aynı kıvamda…
Örneğin sesi sanatı ne kadar “muhteşem” olursa olsun bir sanatçı eğer ‘edep’ kavramından yoksun ise onu ne kadar severseniz sevin, saygı duymazsınız…
‘Karakteri beş para etmez ama ne güzel okuyor/oynuyor’ dersiniz en fazla.
Oysa fikri fikrinize uymasa bile karşınızdakinin “edepli” duruşu sizi de hizaya sokar.
Edep böyle bir şey aslında.Türkiye’nin en çok tanınan sanatçılarını ya da en çok ekranda gördüklerinizi bir an gözünüzün önüne getirin, sanatından çok, lekelenmiş “özel hayatı” ilişir gözünüze.
“Ar dünyası değil kâr dünyası” deyimi de zannedersem burada tam yerine oturur…Edep duygusu; içinde kişisel ahlaktan toplum ahlakına kadar “ar duygusu” olan her şeyi kapsar.
Kaçıncı birlikteliğini yaşayan tertemiz bekar kız ve oğlanlarımız…
Kameralara ‘bip’lenerek höykürerek yansıyanlarımız…
Ayrıldığının ertesi ayında bilmem kaçıncı balayına çıkanlarımız…
Şöhretini kullanarak çocuğu yaşındakilerle evlenen, sonra “eski eşi” kimliğinden başka elinde hiçbir şey kalmayan zavallılarımız…
Ülkenin ahlak seviyesini binlerce kez alaşağı edip sonra da “yardım konserlerinde” akladıklarımız, avuçlarımız patlayıncaya kadar ihtirasla alkışladıklarımız…Bunları benim isimlendirmeme sanırım gerek yok -ki örneklendirmeye kalksam o da benim edepsizliğim olur, mesele rayından çıkar…- Mesele dikkatlerinizi edepsizlere değil, edepsizliğe çekmek.
Bir kötüyü yok etmek kolay, mesele bir kötülüğü yok etmek…Niye sanatçılardan örnek verdim?
Örnek alınan oldukları için…
Hiçbir çocuk kendine bakan-milletvekili traşı yaptırmaz
Hiçbir çocuk köşe yazarı gibi papyon/fular takmaz
Hiçbir çocuk diplomat gibi pipo kullanmaz, iş adamı gibi puro kullanmaz vs vs….
Sonuç;Milyonlarca internet sitesi var ülkemizde; en dindarından en dinsizine, en okumuşundan en lümpenine, bakın altındaki okur yorumlarına, gözlerinizle görün halkımın edep düzeyi nerde!
Ne güzel söylemiş eskiler;
EDEP YAHU !!!
BEDİRHAN GÖKÇE22 Haziran 2010: 06:27 #771931Anonim
Ey insanoğlu! Allah’ı sevmek, Allah’a gitmek istiyorsan,
maddi ve mânevi her işinde edeb ile gir, irfan ile çıkmaya çalış.
22 Haziran 2010: 06:40 #771933Anonim
@memluk 197733 wrote:
Ey insanoğlu! Allah’ı sevmek, Allah’a gitmek istiyorsan,
maddi ve mânevi her işinde edeb ile gir, irfan ile çıkmaya çalış.
amin.
allahrazı olsun.
edebin bittigi yerde edebiyatta biter.22 Haziran 2010: 08:23 #771939Anonim
“Ey müslüman, edep nedir?” diye sorarsan bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektedir.
Kimi, “falan adamın huyu kötü, tabiatı fena” diye şikayet eder, görürsen, bil ki, bu şikayetçinin huyu kötüdür; kötüdür ki o kötü huylunun kötülüğünü söylüyor!
Çünkü iyi huylu, kötü huylulara, fena tabiat…lılara tahammül eden, onların kötülüğünü söylemeyen kişidir.– Hz. Mevlana –
22 Haziran 2010: 08:46 #771940Anonim
Ve bir gün, İmam-ı Azam Ebu Hanefi Hazretleri bir gün hamama gitmişti. Hamamda yıkanırken bir ara peştemalını tam örtmemiş, tesettürüne riayet etmeyen birinin hamama geldiğini görür görmez gözlerini kapatmıştı. Bir yandan da yıkanan İmam-ı Azam Hazretleri, bir ara su tasını kaybetti. El yordamıyla su tasını aradığını gören tesettürüne riayet etmeyen şahıs, tası bulup kendisine vererek şöyle dedi:”Ya İmam. Söyler misiniz, sizin gözlerinin ne zaman kör oldu? Şimdiye kadar böyle bir durum söz konusu değildi”.Ebu Hanife Hazretleri ise şu cevabı verdi:”Senin tesettürsüzlüğünü gördüğüm andan itibaren gözlerim kör oldu. Şayet sen tesettürüne dikkat eder, kendine çeki düzen verirsen gözlerim yine eskisi gibi görebilecek, böylece ben de tasımı, tarağımı aramaktan kurtulmuş olacağım”.Bunun üzerine o şahıs örtülmesi gereken kısımları tamamen kapattı. Az sonra da İmam, gözlerini açtı ve şöyle dedi.”Şükürler olsun, gözlerim açıldı. Bir daha da tesettürsüz gelmez inşallah”.
Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’inde şöyle buyuruyor:
(Resülüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf süresi) 199
Güzel ahlak: Güler yüzlülük, iyi işlerde gayret göstermek ve kimseye kötülük etmemektir. Abdullah b. Mubarek ra. (Tirmizi )Kır kalbimi gönlün olsun, al her şeyimi senin olsun.
Muhabbette nazar her bir uyubu setreder görmez, adavetle
nazar kemlikleri ifşa eder durmaz. El Hac Seyfettin MAZLUMOĞLUEdep insanın aksasuvarıdır, ama şimdilerde edep ve ahlak özürlüsü bir toplum meydana geldi.
22 Haziran 2010: 08:50 #771941Anonim
Bir gün adamın biri Hz.İsa’ya(a.s)hakaret etmiş. O sırada bulunup da hakareti duyanlar Hz.İsa’(a.s):a ”Niçin karşılık vermediniz?”diye sorduklarında Hz. İsa’(a.s)da ”Herkes yanındakinden verir, onda bulunan benim yanımda yoktur” cevabı alırlar:
Hz.Aişe (ra) rivayet etmiştir:”Mümin, güzel ahlakı sebebiyle gece namaz kılan, gündüz oruç tutan kimsenin mertebesine ulaşır.(Ebu Davud)
Ebu’d Derda(ra) rivayet etmiştir. Kıyamet günü müminin terazisinde güzel ahlaktan daha ağır gelen başka bir amel bulunamaz.(Tirmizi)
Abdullah b. Amr As (ra) şöyle rivayet etmiştir:”Sizin en hayırlınız ahlakça en güzel olanınızdır.”(Ramuzu’l-Ehadis)
Kainatın Efendisi (sav) şöyle buyurmuştur:”Kıyamet gününde bana en yakın ve katımda en sevgili olanınız, ahlakça en güzel olanınızdır.”(Sünen-i Tirmizi)
Haya insana ait has bir duygudur, bununla istediğini kendini yapmaktan kendini alı koyarak hayvandan ayrılır.
Haya: Haram şeylerde vaciptir.
Hayanın lugat manası hayat demektir.(Zurkani)İbrahim Ethem kendisine zulmeden için diyor ki:”Bana yaptığına karşılık mükafat alacağımı biliyorum. Bundan dolayı benim mükafat görmem, fakat benim yüzümden de onun ceza görmesini muvafık bulmadım. Onun da benden iyilik görmesini arzu ettim. Bu yüzden bana zulmedene iyilikle mukabele ettim.”
Edep-haya, edepsizin edepsizliğine sabretmesidir.(Hz.Mevlana)Güzel ahlak, senden kesilen akrabanı ziyaret etmen, sana vermeyene senin vermen, ve sana zulmedeni affetmendir [Beyheki] Ahlaksız kişi, içi kurt dolu, dışı güzel meyveye benzer.
Siz mallarınızla insanlara yardım yetiştiremezsiniz, yardıma malınız da yetmez. Hiç olmazsa onları güzel ahlak ve güzel huy ile hoşnut etmeye gayret ediniz.(Hadis-i Şerif)
Kötü huylu insan kırılmış saksı gibidir. Ne saksıdır ne çamur.
“Tasavvuf dediğin şey, güzel ahlaktan ibarettir.” Kettani
Yüce Allah (c.c) Kur’an’ı Kerim’inde şöyle buyuruyor.”O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları sever”.(Al-i İmran-134)
22 Haziran 2010: 09:27 #771944Anonim
Müslüman, edepli, görgülü, nazik, kibar, güler yüzlü olmalı,
efendim demeden konuşmamalıdır! Edep; güzel terbiye, iyi
davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet demektir. Edep, hiçbir
hırsızın çalamadığı güzel bir ziynettir. Edep, insanla hayvanı ayıran
farktır.
Hazret-i Ömer, (Edep, ilimden önce gelir) buyurdu. İbni
Mübarek hazretleri ise, (Her ilmi bilen bir âlimin, edebinde
noksanlık varsa, onunla görüşmemek kayıp sayılmaz. Fakat
edepli biri ile görüşemezsem üzülürüm) buyurdu.
Edepli kimselerin görgülerinden bazıları şöyledir:
Sokakta:
Sokağa tükürmek, çöp atmak, geliş geçişe mani olmak,
tiksindirici çirkin şeyler bırakmak, görgüsüzlüktür. İhtiyar, kadın ve
hastalara her zaman öncelik verilir. İhtiyaçları varsa yardımcı olunur.
Yürürken:
Pek yavaş veya pek hızlı ve büyüklenerek yürümemelidir!
Kur’an-ı kerimde mealen, (Böbürlenerek yürüme) buyuruldu.
(Lokman 18)
Yolda, büyük bir zat veya bir âlim ile beraber giden kimse, onun
önünden ve solundan değil, sağından yürür.
Taşıma araçlarında:
İnip binerken itişmek, sıra olan yerlerde sırasını beklememek
çirkin davranıştır. Gençler; yaşlılara ve hastalara yer verir.
Peygamber efendimiz, (Büyüklerini saymayan bizden değildir)
buyuruyor. (Tirmizi)
Günümüzde bazı gençler, yer vermemek için uyur numarası
yapıyor, volkmen dinliyor. Ecdada layık torunlar olmaya çalışmalıyız.
Alış verişte:
İzin almadan satıcının malına dokunulmaz. Malın görünüşünü,
kalitesini bozacak şekilde ellenilmez ve bakılmaz. Fiyat konusunda
fazla ısrar edilmez. Alınsa da alınmasa da teşekkür edilir. Satıcı
müşterisinin memnun olacağı hâl ve harekette bulunur. Malını
almayanlara kızmaz, darılmaz, aleyhlerine olacak bir sözü
arkalarından da söylemez. Alış verişte her iki taraf birbirlerini
aldatmaktan uzak durur.
Toplu yerlerde:
Düğün, cenaze ve bayramda daha hassas, nazik ve kibar
olunur. Yere ve zamana göre uygun tavır takınılır. Cenazede,
cenaze sahiplerinin üzüntüsü paylaşılır, maddi ve manevi üzerine
düşen yardım yapılır, teselli edici söz ve davranışlarda bulunulur.
Yakınlarını kaybedenlere daha yakın davranılır.
Düğün ve bayramlarda her zamankinden daha fazla güler yüzlü,
neşeli, nazik, ikram edici olmak, büyüklere ve küçüklere uygun
hediyeler vermek, gönüllerini ve dualarını almak, görgülerimiz
arasındadır. Görgüde, eliyle ve diliyle başkalarını incitmemek
esastır.
Komşulukta:
İyi geçim, karşılıklı yardımlaşma, dert ve sevinçlerine iştirak, her
karşılaştıklarında selamlaşma, hal hatır sorma, birbirinden isteklerini
imkan ölçüsünde temin etme önemli görgü kurallarındandır. Gürültü,
çöp, pislik, rahatsız edici koku ve benzeri şeylerle komşuları
rahatsız etmek hiç hoş karşılanmaz. Komşu kadın ve çocuklarına
ayrı bir itina, hürmet ve şefkat gösterilir.
Misafirlikte:
Misafire ikram etmelidir! Peygamber efendimiz, (Allah’a ve
kıyamete inanan, misafirine ikram etsin) buyurdu. (Buhari)
Misafire ikram, ona karşı güler yüzlü ve tatlı dilli olmaktır.
Yemek için külfete girmemeli, hazırda ne varsa, onu ikram etmeli.
Peygamber efendimiz, (Misafir için külfete girmeyin, misafir
bundan rahatsız olur. Misafirini üzen Allahü teâlâyı üzmüş olur)
buyurdu. (İbni Lâl)
Hazret-i Ali, (Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür
dilemeye mecbur bırakandır) buyuruyor.
Misafirden hizmet beklememeli! Peygamber efendimiz,
(Misafirden hizmet beklemek, aklın noksanlığına alamettir)
buyurdu. (Deylemi)
Bir arkadaş anlattı: (Bir haftadır evimizde misafir kalan samimi
arkadaşıma, “Bizim hanım, bir iş için dışarı çıkmıştı. Ben namaz
kılana kadar sizin hanım, sofrayı hazırlarsa, çok makbule geçer”
dedim. Daha sonra, bu sözüme çok gücendiklerini öğrendim. Bu acı
tecrübe misafirden hizmet beklemenin doğru olmadığını
göstermektedir.)
Misafir, ev sahibinin gösterdiği yere oturmalı, ona itiraz
etmemelidir. Peygamber efendimiz, (Bir arkadaşın yanına gidince,
oradan ayrılana kadar, o arkadaş senin emirindir)buyurmaktadır. (İbni Adiy)
Hasta ziyaretinde:
Ziyarete yeni elbise ile değil, her gün giydiği elbise ile gitmelidir!
Giderken meyve veya çiçek gibi bir hediye götürmek iyi olur.
Hastaya bakmayıp, sağa sola veya önüne bakmak uygun olmadığı
gibi, devamlı olarak hastanın yüzüne bakmak da uygun değildir.
Hastanın yanında asık suratlı durmamalı, güzel şeylerden
bahsetmeli, iyileşmesi için dua etmelidir!
Okulda:
İlme son derece büyük önem veren Müslüman, ilim yuvası olan
okullardaki görgü üstünde de titizlikle durmuşlardır. Çok kıymetli bir
varlık olan öğretmenin sözleri dikkatle dinlenir ve bir şey istediğinde,
“Peki efendim” gibi sözlerle cevap verilir. Talebeler arasında
birbirine saygısızlık yapılmaz. Kaba hareket yapılmaz. Tahta, sıra,
harita gibi ders âletleri tahrip edilmez. Kimsenin bedeni ve ruhi
kusurlarıyla alay edilmez, küçük görülmez, tahkir edilmez. Ders
içinde ve dışında öğretmenle konuşmada saygılı hareket edilir.
Dinimizde öğretmen [hoca] hakkı, ana baba hakkından önce gelir.
Telefonda:
Telefon eden, karşı taraf ahizeyi kaldırınca, önce kendini
tanıtmalıdır! Osman Ünlü hoca, beni evden arayınca, her seferinde,
ahizeyi kaldırır kaldırmaz, daha bizim, (Buyurun efendim) dememizi
beklemeden, (Ben Osman Ünlü’yüm) der, maksadını kısaca anlatır,
konuşmayı uzatmaz. Bunun için, telefon eden, önce kendini
tanıtmalı, kısa ve öz konuşmalı, dakikalarca sohbet etmemeli ve
efendimsiz konuşmamalıdır! Her yerde, her zaman, hep nazik ve
kibar olmalıdır. Argo ve nahoş konuşmamalıdır. Bazı santrallerde,
şunu bağlar mısınız diye sorunca, Peki efendim denmiyor,
“Ayrılmayın” deniyor. Telefon eden niçin ayrılsın ki? Bir de, hı hı
diyorlar. Tanımadık bir insana karşı bu uygun değildir. Telefon
santrallerinde çalışan görevliler, bu yönden de bilgilendirilmelidir.
Konuşurken:
Konuşanın sözünü kesmek nezaketsizliktir. Hadis-i şerifte,
(Arkadaşı konuşurken susmak mürüvvettendir) buyuruldu.
Mürüvvet; insanlık, yiğitlik, iyilik cömertlik faydalı olmak gibi
manalara gelir ki, hallerin en güzeline riayet etmek demektir.
Mektup yazarken:
Mektup, kısa ve öz olmalı, maksadı iyi anlatmalı. Büyüklere, ilim
sahiplerine, mektup yazarken daha edepli olmalıdır.
Eve girerken:
Evimize Besmele ile ve İhlas suresini okuyarak girmeliyiz! Sağ
ayakla içeriye girip, selam vermeliyiz! Her işe Besmele ile
başlamaya alışmalıdır! -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.