• Bu konu 16 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 18)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678466
    Anonim
      besmele.jpg

      وَبِهِ نَسْتَعِينُ blank.gif1

      Önsöz


      [Medine-i Münevvere’de bulunan mühim bir âlimin Bediüzzaman Hazretlerinin Tarihçe-i Hayatı için yazdığı bir önsözdür.]


      Büyük İkbâl’e ait olan Önsözde demiştim ki: “Büyüklerin tarih-i hayatları okunurken, ulvî menkıbeler söylenip aziz hâtıraları anılırken, insan başka bir âleme girdiğini hissediyor. Gönlünü, ter temiz sevgi hislerinin ulvî ateşi yakıyor ve İlâhî feyzi sarıyor. Tarih öyle büyük insanlar kaydeder ki, birçok büyükler, onlara nisbetle küçük kalır.

      Tarihe şerefler veren erler anılırken,
      Yükselmede ruh, en geniş âlemlere yerden.
      Bin rayihanın feyzi sarar ruhu derinden,
      Geçmiş gibi Cennetteki gül bahçelerinden.

      Bu derin hakikati, Önsözü yazarken bütün azamet ve ihtişamıyla idrak etmiş bulunuyorum. Zira, aziz ve muhterem okuyucularımıza en derin bir ihlâs ve samimiyetle takdim ettiğimiz bu eser, hemen bir asra yaklaşan uzun ve bereketli ömrünün her safhası binlerle harikaya sahne olan gönüller fâtihi büyük ÜstadBediüzzaman Said Nursî’ye, onun yüz otuz parçadan ibaret olan Risale-i Nur Külliyatına ve ahlâk ve faziletleri, ihlâs ve samimiyetleri, iman ve irfanlarıyla hayatın her safhasında sadece bir ülkeye değil, bütün insanlık âlemine ter temiz örnekler vermekte devam eden Nur talebelerine aittir.

      Bir kitabın mukaddemesini, o kitabın hülâsası diye tarif ederler. Halbuki, her mevzuu müstakil bir esere sığmayacak kadar derin ve geniş olan bu muazzam kitabınmuhteviyatını böyle birkaç sayfalık mukaddemeye sığdırmak kabil midir?

      [NOT]Dipnot-1 Ancak ondan yardım dileriz. [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Bediüzzaman Said Nursî: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Büyük İkbâl: (bk. bilgiler – Muhammed İkbal)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Medine-i Münevvere: nurlu ve medenî olan Medine şehri (bk bilgiler – Medîne)[/TD]
      [TD]azamet: büyüklük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]aziz: çok değerli[/TD]
      [TD]fazilet: değer, üstün özellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]feyiz: mânevî bereket, bolluk[/TD]
      [TD]fâtih: fetheden, açan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
      [TD]hülâsa: özet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]idrak etme: anlama, kavrama[/TD]
      [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihtişam: görkemli oluş[/TD]
      [TD]irfan: bilgi, anlayış[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
      [TD]menkıbe: meşhur kimselerin hallerine dair hayat hikâyesi; kıssa[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
      [TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhteviyat: içerik[/TD]
      [TD]mukaddeme: önsöz, başlangıç[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mühim: önemli[/TD]
      [TD]müstakil: bağımsız, başlı başına[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nisbetle: oranla[/TD]
      [TD]rayiha: koku[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]takdim etme: sunma[/TD]
      [TD]tarih-i hayat: hayat tarihi, özgeçmiş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
      [TD]âlim: bilgili, ilim sahibi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #809341
      Anonim

        Bugüne kadar âcizane yazdığım manzum ve mensur yazılarımın hiçbirisinde bu kadar acz ve hayret içerisinde kalmamıştım. Binaenaleyh, bu eseri derin bir zevk,İlâhî bir neş’e ve coşkun bir heyecanla okuyacak olanlar, hayranlıkla görecekler ki,Bediüzzaman, çocukluğundan beri müstesna bir şekilde yetişen ve bütün ömrü boyunca İlâhî tecellilere mazhar olan bam başka bir âlim ve mümtaz bir şahsiyettir.

        Ben, bu büyük zatı, eserlerini ve talebelerini inceden inceye tetkik edip de o nur âleminde hissen, fikren ve ruhen yaşadıktan sonra, büyük ve eski bir Arap şairinin, bir beytiyle çok derin bir hakikatı ifade ettiğini öğrendim: “Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak Cenâb-ı Hakka zor gelmez.”

        endOfSection.gifendOfSection.gif

        Gayesinin ulviyetinden, dâvâsının ihtişamından ve imanının azametinden feyiz veilham alan bu kutbun câzibesine takılanların adedi günden güne çoğalmaktadır.

        Akıllara hayret veren bu ulvî hadise, münkirleri kahrettiği gibi, mü’minleri de şâd vemesrur eylemekte devam edip gidiyor.

        İmanlı gönüllerde mânevî bir rabıta halinde yaşayan bu İlâhî hâdiseyi, büyük birmücahid, kalbleri vecd içinde bırakan bir üslûpla, bakınız, nasıl ifade ediyor:

        “Ahlâksızlık çirkefinin bir tufan halinde her istikamete taşıp uzanarak her fazileti boğmaya koyulduğu kara günlerde, onun, yani Bediüzzaman’ın feyzini bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir hamle halinde intikal eder görmekle tesellî buluyoruz. Gecelerimiz çok karardı; ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur.”

        Evet, bir sır gibi kalbden kalbe mukavemeti imkânsız bir halde yayılıp dağılan bu nurun, memleketin her köşesinde feyiz ve tesirini görenler, hayret ve dehşetler içinde sormaya başladılar: “Şöhreti memleketimizin her tarafını kaplayan bu zat kimdir? Hayatı, eserleri, meslek ve meşrebi nedir? Tuttuğu yol bir tarikat mı, bircemiyet mi, yoksa siyasî bir teşekkül müdür?”

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
        [TD]azamet: büyüklük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
        [TD]cemiyet: örgüt; topluluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câzibe: çekim gücü[/TD]
        [TD]fazilet: değer, üstün özellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]feyiz: mânevî bereket, bolluk[/TD]
        [TD]fikren: düşünce olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hissen: duygu olarak[/TD]
        [TD]hâdise: olay[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtişam: görkem[/TD]
        [TD]ilham: Allah tarafından kalbe gönderilen mânâ[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intikal etmek: geçmek, ulaşmak[/TD]
        [TD]istikamet: doğruluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kahretmek: ezmek, mahvetmek[/TD]
        [TD]kutub: önder, rehber[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]manzum: şiir şeklinde yazılmış[/TD]
        [TD]mazhar olan: erişen, nail olan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mensur: nesir halindeki yazı, düzyazı[/TD]
        [TD]meslek: gidilen yol, usul[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mesrur: mutlu[/TD]
        [TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukavemet: dayanma, karşı koyma[/TD]
        [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
        [TD]münkir: Allah’a inanmayan, inkar eden[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müstesna: seçkin[/TD]
        [TD]rabıta: bağlantı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ruhen: ruh olarak, ruh bakımdan[/TD]
        [TD]tarikat: tasavvufa dayalı, mânevî derecelere ulaşmayı esas alan yol ve yöntemler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tecelli: görünüm, yansıma[/TD]
        [TD]tesir: etki[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tetkik etmek: incelemek[/TD]
        [TD]teşekkül: oluşum[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tufan: çok şiddetli ve her tarafı kaplayan yağmur; büyük felaket[/TD]
        [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ulvî: yüce[/TD]
        [TD]vecd: coşku[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âcizane: âciz bir şekilde, güç yeteden anlamında kullanılan bir tevazu ifadesi[/TD]
        [TD]âlim: bilgili, ilim sahibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]çirkef: pis ve bulanık su; iğrenç[/TD]
        [TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]İlâhî: Allah tarafından olan, Allah’a ait[/TD]
        [TD]şahsiyet: kişi, şahıs[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şâd: neşeli, memnun[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #809342
        Anonim

          Bununla da kalmadı; derhal gerek idarî ve gerek adlî çok mühim takipler ve pek ciddî tetkikler, uzun ve müselsel mahkemeler cereyan etti. Neticede, bu İlâhî tecellînin gönüller ülkesine kurulan bir iman ve irfan müessesesinden başka birşey olmadığı tahakkuk edince, adaletin İlâhî bir surette tecellîsi şu şekilde zuhur etti: Bediüzzaman Said Nursî ve bütün Risale-i Nur eserlerinin beraati kararı resmen ilân edildi. Ve artık, ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı, ezelden ebede değişmeyecek olan İlâhî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu güneşler gibi belirdi.

          Herhangi bir iklimde zuhur eden bir ıslahatçının mahiyet ve hakikatini, sadakat ve samimiyetini gösteren en gerçek miyar, dâvâsını ilâna başladığı ilk günlerle, muzaffer olduğu son günler arasında ferdî ve içtimaî, uzvî ve ruhî hayatında vücuda gelen değişiklik farklarıdır, derler.

          Meselâ, o adam ilk günlerde mütevazi, âlicenap, feragat ve mahviyetkâr, hülâsa, bütün ahlâk ve fazilet bakımından cidden örnek olan gayet temiz ve son derece mümtaz bir şahsiyetti. Bakalım, cihadında muzaffer olup hislerde, emellerde, gönüllerde yer tuttuktan sonra, yine o eski temiz ve örnek halinde kalabilmiş mi? Yoksa, zafer neş’esiyle, birçok büyük sanılan kimseler gibi yere göğe sığmaz mı olmuş?

          İşte, büyük küçük herhangi bir dâvâ ve gaye sahibinin mahiyet ve hakikatini, şahsiyet ve hüviyetini en hakikî çehresiyle aksettirecek olan en berrak ayna budur.

          Tarih boyunca, bu müthiş imtihanı kazanmanın şaheser misalini, evvelâ peygamberler ve bilhassa Sultanu’l-Enbiya Sallâllahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, sonra onun halife ve sahabeleri ve daha sonra onların nurlu yolunda yürüyen büyük zatlar vermişlerdir.

          endOfSection.gifendOfSection.gif


          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Bediüzzaman Said Nursî: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]Sallâllahu Aleyhi ve Sellem: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sultanu’l-Enbiya: Peygamberlerin Sultanı Hz. Muhammed[/TD]
          [TD]adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]adlî: adliyeye ait[/TD]
          [TD]ahlâk: huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
          [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bâtıl: hak olmayan, doğru olmayan[/TD]
          [TD]cereyan etme: meydana gelme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihad: din uğrunda çaba harcama; mücadele[/TD]
          [TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk, sonsuz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emel: arzu, istek[/TD]
          [TD]evvelâ: öncelikle, ilk olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
          [TD]fazilet: değer, üstün özellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]feragat: hakkından kendi isteğiyle vazgeçme[/TD]
          [TD]ferdî: kişisel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
          [TD]hakikat: doğru, gerçek; asıl ve esas[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
          [TD]halife: Hz. Peygamberden sonra idarecilik görevini üstlenen kişi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hülâsa: özet olarak[/TD]
          [TD]hüviyet: kimlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]idarî: idareye ait[/TD]
          [TD]irfan: bilgi, anlayış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]içtimaî: sosyal, toplumsal[/TD]
          [TD]küfür: inkâr ve inançsızlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
          [TD]mahviyetkâr: alçakgönüllü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]misal: benzer, örnek[/TD]
          [TD]miyar: ölçü, ölçüt, ayar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muzaffer olma: kazanma[/TD]
          [TD]müessese: kurum[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mühim: önemli[/TD]
          [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müselsel: silsile halinde, zincirleme[/TD]
          [TD]mütevazi: alçakgönüllü, gösterişsiz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]netice: son, sonuç[/TD]
          [TD]neş’e: sevinç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ruhî: ruhsal[/TD]
          [TD]sadakat: bağlılık, doğruluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) gören ve onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
          [TD]tahakkuk etme: birşeyin doğruluğunun anlaşılması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tecellî: görünüm, yansıma[/TD]
          [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]uzvî: bedensel[/TD]
          [TD]vücuda gelen: oluşan, meydana gelen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zuhur etme: ortaya çıkma, görünme[/TD]
          [TD]zulmet: karanlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlicenap: yüksek ahlâklı, şerefli[/TD]
          [TD]çehre: yüz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
          [TD]ıslahatçı: düzeltici

          [/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #809343
          Anonim

            Peygamber Efendimiz, şu blank.gif1 اَلْعُلَمَاۤءُ وَرَثَةُ اْلاَنْبِيَاۤءِ yani, “Âlimler, peygamberlerin varisleridirler” hadis-i şerifleriyle, âlim olmanın pek kolay birşey olmadığını, i’câzkâr belâğatleriyle beyan buyuruyorlar.

            Zira, madem ki bir âlim, peygamberlerin varisidir; o halde, hak ve hakikatin tebliğve neşri hususunda, aynen onların tutmuş oldukları yolu takip etmesi lâzımdır. Her ne kadar bu yol, bütün dağ, taş, çamur, çakıl, uçurum, daha beteri, takip, tevkif,muhakeme, hapis, zindan, sürgün, tecrid, zehirlenme, idam sehpaları ve daha akıl ve hayale gelmeyen nice bin zulüm ve işkencelerle dolu da olsa…

            İşte, Bediüzzaman, yarım asırdan fazla o mukaddes cihadı ile bütün ömrü boyunca bu çetin yolda yürüyen ve karşısına çıkan binlerle engeli bir yıldırım sür’atiyle aşan ve peygamberlerin vârisi olan bir âlim olduğunu amelî bir surette ispat eden bir zattır.

            Kendisinin ilmî, ahlâkî, edebî, birçok fazilet ve meziyetleri arasında, beni en çokmeftun eden şey, onun, o dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin,semalardan daha yüksek ve geniş olan imanıdır.

            Rabbim, o ne muazzam iman! O ne bitmez ve tükenmez sabır! O ne çelikten irade! Hayal ve hatıralara ürpermeler veren bunca tazyik, tehdit, tâzip ve işkencelere rağmen, o ne eğilmez baş, ne boğulmaz ses ve nasıl kısılmaz nefestir!

            Büyük İkbâl’in heyecanlı şiirlerinden aldığım coşkun bir ilham neş’esiyle vaktiyle yazdığım “Mücahid” ünvanını taşıyan bir manzumede, aşağıdaki mısraları okuyanlardan, belki şâirane bir mübalâğada bulunduğumu söyleyenler olmuştur.

            Lâkin şu mukaddemesini yazmakla şeref duyduğum şaheseri okuyanlar, vecdle dolu bir hayranlıkla anlayacaklar ki, Allah’ın ne kulları varmış! Eğer bir iman, kemâlini bulursa, neler yapar ve ne harikalar doğururmuş!

            [NOT]Dipnot-1 Buharî, İlim: 10; Ebû Dâvud, İlim: 1; İbn-i Mâce, Mukaddime: 17; Dârimî, Mukaddime: 32; Müsned, 5:196. [/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
            [TD]Büyük İkbâl: (bk. bilgiler – Muhammed İkbal)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ahlâkî: ahlâkla ilgili, ahlâka uygun[/TD]
            [TD]amelî: amelle ilgili; yaşayış olarak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi[/TD]
            [TD]beyan buyurma: açıklama, anlatma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihad: din uğrunda çaba harcama[/TD]
            [TD]edebî: edebe, terbiyeye dair[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fazilet: değer, üstün özellik[/TD]
            [TD]hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hak ve hakikat: doğru, gerçek; asıl ve esas[/TD]
            [TD]ilham: kalbe gelme, gönüle doğma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ilmî: ilimle ilgili[/TD]
            [TD]irade: birşeyi yapma veya yapmama konusunda güç ve tercih sahibi olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]i’câzkâr: mu’cizeli; benzerini yapmaktan insanları aciz bırakacak şekilde[/TD]
            [TD]kemâl: olgunluk, mükemmellik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
            [TD]manzume: şiir[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meftun: hayran[/TD]
            [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
            [TD]muhakeme: yargılama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukaddeme: önsöz, başlangıç[/TD]
            [TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış; kutsal[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mübalâğa: abartı[/TD]
            [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]neşir: yayma[/TD]
            [TD]semâ: gök[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tazyik: baskı[/TD]
            [TD]tebliğ: bildirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tecrid: insanlardan uzaklaştırılma[/TD]
            [TD]tevkif: tutuklama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tâzip: azap verme[/TD]
            [TD]vecd: coşku[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vâris: mirasçı[/TD]
            [TD]zira: çünkü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlim: bilgili, ilim sahibi[/TD]
            [TD]ünvan: isim[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şâirane: şairce[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #809344
            Anonim

              Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,
              İnsan da, o imandaki son sırra ererse,
              En azgın ölümler ona zincir vuramazlar;
              Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar…
              Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilham,
              Peygamberi rüyada görür belki her akşam.
              Hep nur onun iman dolu kalbindeki mihrap,
              Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtap.
              Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz;
              Mevsim, bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.
              Cennetteki âlemleri dünyada görür de,
              Mahvolsa eğilmez sıra dağlar gibi derde.
              En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa,
              Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa,
              Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
              Ruhundaki imanla yanan meş’ale sönmez!
              Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes!
              Vicdanına her an şunu haykırmada bir ses:
              Ey yolcu! Şafaklar sökecek, durma, ilerle,
              Zulmetlere kan ağlatacak meşalelerle…
              Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere, yüksel,
              İnsanlığı kurtarmaya Cennetten inen el!

              Sanki bu mısralar iman kahramanı, büyük mücahid Bediüzzaman Hazretleri için yazılmış. Zira bu yüksek sıfatlar, hep onun sıfatlarıdır. Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerimede, bakınız, mücahidlere neler vaad ediyor:

              وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَاِنَّ اللهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ blank.gif1

              Meâl-i şerifi: “Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz. Ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle (Allah’ı görür gibi ibadet eden mücahidlerle) beraberdir.”

              Demek ki, iman ve Kur’ân uğrunda candan ve cihandan geçen mücahidlere, büyük Allah, hakikat ve hidayet yollarını göstereceğini vaad buyuruyor. Hâşâ,

              [NOT]Dipnot-1 Ankebût Sûresi, 29:69. [/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rab: varlıkları terbiye eden ve her türlü ihtiyacını karşılayan Allah[/TD]
              [TD]azm: gayret, kararlılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihan: dünya[/TD]
              [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hidayet: doğru yola eriştirme[/TD]
              [TD]hâşâ: asla[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ilham: Allah tarafından kalbe indirilen mânâ[/TD]
              [TD]kandil: lâmba[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mehtap: ay ışığı[/TD]
              [TD]meâl-i şerif: şerefli, yüce meal, mânâ[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meş’ale: karanlıkları aydınlatmaya yarayan âlet; lâmba[/TD]
              [TD]mihrap: câmide cemaatle namaz kılarken imamın bulunduğu yer; bir mekânın en şerefli ve en kıymetli yeri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
              [TD]mücahede eden: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
              [TD]sıfat: özellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vaad: söz[/TD]
              [TD]zulmet: karanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
              [TD]şafak: güneş doğmadan az önce beliren aydınlık

              [/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #809345
              Anonim

                Cenâb-ı Hak vaadinde hulf etmez—yeter ki, bu azim vaad-i İlâhîyi icap ettirecek şartlar tahakkuk etsin.

                Bu âyet-i kerime, Üstadın karakter ve şahsiyetini tahlil hususunda bize nurdan bir rehber oluyor ve o nurun billûr ışığı altında artık en ince çizgileri ve en hassasnoktaları görüp sezebiliyoruz. Zira, madem ki bir insan Cenâb-ı Hakkın hıfz ve himayesinde bulunmak nimetine mazhar olmuştur; artık onun için korku, endişe, üzüntü, yılma, usanma ve saire gibi şeyler bahis mevzuu olamaz.

                Allah’ın nuruyla nurlanan bir gönlün semasını hangi bulutlar kaplayabilir? Her an huzur-u İlâhîde bulunmak bahtiyarlığına eren bir kulun ruhunu, hangi fâni emel ve arzular, hangi zavallı teveccüh ve iltifatlar ve hangi pespâye gaye ve ihtiraslar tatmin,teskin ve tesellî edebilir?

                Allah’tır onun yârı, mürebbîsi, velîsi;
                Andıkça bütün nur oluyor duygusu, hissi.
                Yükselmededir mârifet iklimine her an,
                Bambaşka ufuklar açıyor ruhuna Kur’ân…
                Kur’ân ona yâd ettiriyor “Bezm-i Elest“i.
                Âşık, o tecellînin ezelden beri mesti…

                İşte, Bediüzzaman, böyle harikalar harikası bir inâyete mazhar olan mübarek bir şahsiyettir. Ve bunun içindir ki, zindanlar ona bir gülistan olmuş; oradanebediyetlerin nurlu ufuklarını görür. İdam sehpaları, birer vaiz ve irşad kürsüsüdür. Oradan insanlığa ulvî bir gaye uğrunda sabır ve sebat, metanet ve celâdet dersleri verir. Hapishaneler birer medrese-i Yusufiyeye inkılâp eder. Oraya girerken, bir profesörün üniversiteye ders vermek için girdiği gibi girer. Zira oradakiler, onun feyizve irşadına muhtaç olan talebeleridir. Hergün birkaç vatandaşın imanını kurtarmak ve cânileri melek gibi bir insan haline getirmek, onun için dünyalara değişilmez birsaadettir.

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                [TD]Bezm-i Elest: Elest Meclisi; Allah’ın ruhları yarattığında, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” anlamındaki sorusuna, ruhların, “Evet, Rabbimizsin” diye cevap verdikleri an[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                [TD]azim: büyük, yüce[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bahis mevzuu: söz konusu[/TD]
                [TD]bahtiyarlık: talihlilik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]billûr: kristal; pek duru ve temiz[/TD]
                [TD]celâdet: kahramanlık, yiğitlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cânî: cinayet işlemiş[/TD]
                [TD]ebediyet: sonsuzluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                [TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]feyiz: mânevî gıda, bereket[/TD]
                [TD]fâni: geçici[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]gülistan: gül bahçesi[/TD]
                [TD]hassas: duyarlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hulf: verdiği sözü tutmama[/TD]
                [TD]huzur-u İlâhî: Allah’ın huzuru[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hıfz: koruma, saklama[/TD]
                [TD]icap ettirme: gerektirme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihtiras: hırs duymak, şiddetli arzu etmek[/TD]
                [TD]iltifat: övgü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inayet: lütuf, iyilik, yardım[/TD]
                [TD]inkılâp etme: dönüşme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]irşad: doğru yolu gösterme, uyarma[/TD]
                [TD]mazhar olma: elde etme, erişme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer anlamında hapishane[/TD]
                [TD]metanet: sağlamlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mârifet: Allah’ı tanıma, bilme[/TD]
                [TD]mübarek: değerli, hayırlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mürebbî: terbiye edici, eğitici[/TD]
                [TD]nur: aydınlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]pespâye: aşağı, alçak[/TD]
                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sebat: kararlılık[/TD]
                [TD]semâ: gök[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahakkuk etme: gerçekleşme[/TD]
                [TD]tahlil: çözme, ayrıştırma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]talebe: öğrenci[/TD]
                [TD]tecellî: görünüm, yansıma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teskin: sakinleştirme[/TD]
                [TD]teveccüh: yönelme, ilgi gösterme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                [TD]vaad: söz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vaad-i İlâhî: Allah’ın vaadi, sözü[/TD]
                [TD]vaiz: vaaz eden[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ve sâire: ve diğerleri[/TD]
                [TD]velî: Allah dostu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]yad etme: anma, anlatma[/TD]
                [TD]zira: çünkü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #809346
                Anonim

                  Böyle bir yüksek iman ve ihlâs şuuruna malik olan insan, hiç şüphesiz ki, zaman ve mekân mefhumlarının fâniler üzerinde bıraktığı yaldızlı tesirleri kesif madde âleminde bırakarak, ruhuyla mâneviyat âleminin pırıl pırıl nurlar saçan ufuklarına yükselmiş bir haldedir.

                  Büyük mutasavvıfların (r.a.) fenâ fillâh, bekabillâh diye tarif ve tavsif buyurdukları yüksek mertebe, işte bu kudsî şerefe nail olmaktır.

                  Evet, her mü’minin kendine mahsus bir huzur, huşû, tefeyyüz, tecerrüd ve istiğrakhali vardır. Ve herkes, iman ve irfanı, salâh ve takvâsı, feyiz ve mânevîyatı nisbetinde bu İlâhî hazdan feyizyâb olabilir. Lâkin bu güzel hal, bu tatlı visal ve bu emsalsiz haz, geçen âyet-i kerimedeki ihsan erbabı olan o büyük mücahidlerde her zaman devam ediyor. Ve işte onlar, bu sebepten dolayıdır ki, Mevlâyı unutmak gafletine düşmüyorlar. Nefisleriyle, arslanlar gibi bütün ömürleri boyunca çarpışıyorlar. Ve hayatlarının her lâhzası, en yüksek terakki ve tekâmül hatıraları kaydediyor. Ve bütün varlıkları, o cemâl, kemâl ve celâl sıfatlarıyla muttasıf olan Rabbü’l-Âlemînin rızasında erimiş bulunuyorlar.

                  Mevlâ, bizleri de o bahtiyarlar zümresine ilhak eylesin. Âmin.


                  endOfSection.gifendOfSection.gif


                  Yukarıdaki sayfalarda, büyük Üstadın, dostlarını meftun ve hayran ettiği kadar da, düşmanlarını dehşetler içerisinde bırakan azametli imanından bahsettik. Biraz da mümtaz şahsiyeti nurdan bir hâle halinde sarmakta olan üstün meziyetlerinden, ahlâk ve kemâlâtından bahsedelim.

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Mevlâ: efendi, sahip, koruyucu Allah[/TD]
                  [TD]Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi; bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]azamet: çok büyük[/TD]
                  [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bekabillâh: Allah ile var olma[/TD]
                  [TD]celâl: büyüklük, azamet, haşmet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemâl: sonsuz derecede güzellik[/TD]
                  [TD]emsalsiz: benzersiz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fenâfillah: kulun kişilik ve sıfatlarından vazgeçip bütünüyle Allah’ın Zât ve sıfatlarında yok olması[/TD]
                  [TD]feyiz: mânevî gıda, bereket[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]feyizyâb: feyiz alma[/TD]
                  [TD]fâni: geçici[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gaflet: Allah’tan ve âhiretten habersiz olma, dikkatsizlik[/TD]
                  [TD]haz: zevk, hoşlanma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]huzur: sürekli olarak Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilinci içinde olma[/TD]
                  [TD]huşû: korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hâl[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                  [TD]ihsan erbabı: Allah’ı görür gibi ibadet edenler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ilhak eyleme: dahil etme, ekleme[/TD]
                  [TD]irfan: bilme, anlayış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istiğrak: kulun Allah aşkıyla dünyayı unutup bütün bütün kendinden geçmesi[/TD]
                  [TD]kemâl: fazilet, kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kemâlât: mükemmellikler, üstün özellikler[/TD]
                  [TD]kesif: katı; şeffaf olmayan, yansıtmayan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kudsî: kutsal[/TD]
                  [TD]lâhza: an, göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]lâkin: fakat, ama[/TD]
                  [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mefhum: bir sözden çıkarılan anlam[/TD]
                  [TD]meftun: düşkün[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                  [TD]mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muttasıf: vasıflanmış[/TD]
                  [TD]mâlik: sahip[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler[/TD]
                  [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
                  [TD]mü’min: iman eden; Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nefis: insanı daima kötülüğe, haram olan zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                  [TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rıza: memnuniyet, hoşnutluk[/TD]
                  [TD]salâh: iyileşme, düzelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
                  [TD]takvâ: Allah’ın emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tavsif: vasıflandırma, özelliklerini anlatma[/TD]
                  [TD]tecerrüd: soyutlanma; herşeyden vazgeçip Allah’a yönelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tefeyyüz: feyizlenme; mânevî bereketten yararlanma[/TD]
                  [TD]tekâmül: ilerleme, mükemmelleşme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]terakki: yükselme, ilerleme[/TD]
                  [TD]tesir: etki[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]visal: kavuşma[/TD]
                  [TD]yaldızlı: parlak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zümre: sınıf, topluluk[/TD]
                  [TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âmin: kabul eyle, ey Allah’ım[/TD]
                  [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #809347
                  Anonim

                    Malûm ya, her şahsiyeti, muhtelif ve muayyen meziyetler çerçeveler. Binaenaleyh,Üstadın şahsiyetini tekvin eden başlıca sıfatlar şunlardır:

                    Feragati:

                    Bir dâvâ sahibinin ve bilhassa ıslahatçının muvaffakiyet şartlarının en mühimmi feragattir. Zira gözler ve gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassasiyetle tetkik ve takibe meyyaldirler. Üstadın büyük hayatı ise, baştan başa feragatın şaheser misalleriyle dolup taşmaktadır.

                    Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm bugün öyle mücahitler ister ki, dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”

                    Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için,mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım.

                    Vaktâ ki aynı sözü Bediüzzaman’ın ateşler saçan heyecanlı ifadelerinde de okuyunca anladım ki, büyüklere göre feragatin ölçüsü de büyüyor… Evet, İslâm için bu kadar acıklı bir feragate katlanmaya razı olan mücahidleri, Erhamürrâhimîn olanAllahü Zü’l-Kerem Tealâ ve Tekaddes Hazretleri bırakır mı? O fedaî kulunu lütuf vekereminden, inâyet ve merhametinden mahrum etmek, şânına—hâşâ—yakışır mı?

                    İşte, Bediüzzaman, bu müstesna tecellînin en parlak misalidir. Bütün ömrü boyunca mücerred yaşadı. Dünyanın bütün meşru lezzetlerinden tamamen mahrum kaldı. Bir yuva kurmak ve orada mes’ut bir aile hayatı geçirmek sevdasına düşmeye vakit ve fırsat bulamadı. Fakat Cenâb-ı Hak kendisine öyle şeyler ihsan etti ki, fâni kalemlerle tarif olunamayacak kadar muazzam ve muhteşemdir.

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Allahü Zü’l-Kerem Tealâ ve Tekaddes Hazretleri: namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Erhamürrâhimîn: merhametlilerin en merhametlisi olan Allah[/TD]
                    [TD]allâme: büyük âlim[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                    [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                    [TD]esrar: sırlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fedaî: bir ideal uğruna canını esirgemeyen kimse[/TD]
                    [TD]feragat: hakkından isteyerek vazgeçme, fedakarlıkta bulunma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
                    [TD]hassasiyet: duyarlı oluş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâşâ: asla öyle değil![/TD]
                    [TD]ihsan etmek: bağışlamak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inayet: Allah’ın yardım ve şefkati[/TD]
                    [TD]istiğrak: kulun Allah aşkıyla dünyayı unutup bütün bütün kendinden geçmesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kerem: cömertlik, ikram[/TD]
                    [TD]lütuf: iyilik, ihsan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                    [TD]merhamet: şefkat, karşılıksız sevgi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meyyal: meyilli, eğilimli[/TD]
                    [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meşru: helâl olan, haram ve yanlış olmayan[/TD]
                    [TD]misal: örnek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
                    [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                    [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mutasavvıf: tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler[/TD]
                    [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mücahit: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
                    [TD]mücerred: yalnız, tek başına, bekâr[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mühim: önemli[/TD]
                    [TD]müstesna: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sâdır olan: çıkan, meydana gelen[/TD]
                    [TD]sıfat: özellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tecellî: görünüm, yansıma[/TD]
                    [TD]tekvin eden: meydana getiren[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
                    [TD]vaktâ ki: ne vakit ki, ne zaman ki[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                    [TD]âhiret: öteki dünya; öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ıslahatçı: iyileştirici, düzeltici[/TD]
                    [TD]Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi: (bk. bilgiler – Mustafa Sabri Efendi)

                    [/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #809348
                    Anonim

                      Bugün dünyada hangi bir aile reisi, mânen Bediüzzaman Hazretleri kadar mes’uttur? Hangi bir baba milyonlarla evlâda sahip olmuştur? Hem de nasıl evlâtlar! Ve hangi bir üstad bu kadar talebe yetiştirebilmiştir?

                      Bu kudsî ve ruhî rabıta, biiznillâhi teâlâ, dünyalar durdukça duracak ve nurdan bir sel halinde ebediyetlere kadar akıp gidecektir. Çünkü bu İlâhî dâvâ, Kur’ân-ı Kerîminnur deryasında tebellür eden bir varlık olduğu gibi, Kur’ân’dan doğmuş ve Kur’ân’la beraber yaşayacaktır…

                      Şefkat ve merhameti:

                      Büyük Üstad, hak ve hakikati tâ çocukluğunda bulmuştu. Kalbinin feryadını ve ruhunun münâcâtını dinlemek için mağaralara kapandığı günlerde bile ibadet vetaatten, tefekkür ve murakabelerden, feyiz ve huzur almanın zevkine ermiş olan birârif-i billâh idi.

                      Lâkin, karanlık gece dalgalarını andıran korkunç küfür ve ilhad kâbusunun Müslüman dünyasını ve dolayısıyla memleketimizi kaplamak üzere olduğu o tehlikeli günlerde, yatağından fırlayan bir arslan gibi, yanardağları andıran bir kükreyişlecihad meydanına atıldı. Bütün rahat ve huzurunu bu mukaddes dâvâya feda etti. Ve işte bu hikmete mebnidir ki, o günden beri her sözü bir dilim lâv, her fikri bir ateş parçası olmuş, düştüğü gönülleri yakıyor; hisleri, fikirleri alevlendiriyor.

                      Büyük Üstadın tam bir uzlet ve inzivadan sonra tekrar irşad ve cemiyet hayatına atılması, aynen İmam-ı Gazâlî’nin hayatında geçirmiş olduğu o mühim ve tarihîmerhaleye benzemektedir.

                      Demek ki, Cenâb-ı Hak, büyük mürşidleri böyle bir müddet inzivada terbiye, tasfiyeve tezkiye ettikten sonra tenvir ve irşad vazifesiyle mükellef kılıyor. Ve bu sebepledir ki, bir mâ-i mukattardan daha temiz ve berrak olan yüreklerinden kopup gelen nefesler, kalblere akseder etmez bam başka tesirler icra ediyor.

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                      [TD]biiznillâhi teâlâ: herşeyden yüce olan Allah’ın izniyle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cemiyet: topluluk, toplum[/TD]
                      [TD]cihad: din uğrunda çaba harcama, mücadele[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                      [TD]ebediyet: sonsuzluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]feyiz: mânevî bereket, bolluk[/TD]
                      [TD]hak ve hakikat: doğru, gerçek; asıl ve esas[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: sebep, ince sır, gaye[/TD]
                      [TD]icra etme: yerine getirme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ilhad: inkâr, dinsizlik[/TD]
                      [TD]inziva: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]irşad: doğru yolu gösterme, uyarma[/TD]
                      [TD]kudsî: kutsal[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]küfür: Allah’ı inkâr etme (k-f-r)[/TD]
                      [TD]lâkin: fakat, ama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lâv: yanardağların ve volkanların ağızlarından püsküren sıvı ateş[/TD]
                      [TD]mebni: bina edilen, ondan dolayı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]merhale: aşama, evre[/TD]
                      [TD]merhamet: şefkat, karşılıksız sevgi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
                      [TD]murakabe: bakma, gözetme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâ-i mukattar: imbikten geçirilmiş, damıtılmış saf su[/TD]
                      [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mükellef: yükümlü[/TD]
                      [TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mürşid: doğru yol gösteren[/TD]
                      [TD]nur deryası: nur denizi; nurların, aydınlıkların kaynağı olan Kur’ân[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rabıta: bağlantı[/TD]
                      [TD]ruhî: ruha ait, ruhla ilgili[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]taat: Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma[/TD]
                      [TD]tarihî: tarihe geçmiş, oldukça önemli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasfiye: saflaştırma, arındırma, temizleme[/TD]
                      [TD]tebellür eden: billurlaşan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde derinlemesine düşünme[/TD]
                      [TD]tenvir: aydınlatma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tezkiye: temize çıkarma, arındırma[/TD]
                      [TD]uzlet: yalnızlığa çekilmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Üstad/Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                      [TD]ârif-i billâh: Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıyan, bilen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
                      [TD]İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #809349
                      Anonim

                        Arz ettiğim gibi, İmam-ı Gazâlî’nin bundan dokuz yüz sene evvel ahlâk ve fazilet sahasında yapmış olduğu fütuhatı, bu asırda Bediüzzaman, iman ve ihlâs vâdisinde başarmıştır.

                        Evet, Hazret-i Üstadı bu müthiş cihad meydanlarına sevk eden, hep bu eşsiz şefkat ve merhameti olmuştur. Ve bunu bizzat kendisinden dinleyelim:

                        “Bana ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var; alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!”

                        İstiğnası:

                        Üstadın, hayatı boyunca cemiyetimizin her tabakasına vermekte olduğu binlerle istiğna örnekleri, dillere destan olmuş bir ulviyeti haizdir.

                        Mâsivâdan tam mânâsıyla istiğna ederek, uzvî ve ruhî bütün varlığıyla Rabbü’l-Âlemînin bitmez ve tükenmez hazinesine dayanmayı, müddet-i hayatında bir itiyaddeğil, âdeta bir mezhep, meşrep ve meslek olarak kabul etmiştir. Ve bunda da ne pahasına olursa olsun sebat eylemekte hâlâ devam etmektedir.

                        İşin orijinal tarafı: Bu meslek, kendi şahsına münhasır kalmamış, talebelerine dekudsî bir mefkûre halinde intikal etmiştir. Nur deryasında yıkanmak şerefine mazhar olan bir Nur talebesinin istiğnasına hayran olmamak kabil değildir.

                        Bakınız, Üstad, Mektubat ünvanını taşıyan şaheserin İkinci Mektubunda, bu mühim noktayı altı vecihle ne kadar asil bir iman ve irfan şuuruyla izah eder:

                        Birincisi: Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle ittiham ediyorlar; ilmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Binaenaleyh bunları fiilen tekzip lâzımdır.

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                        [TD]Hazret-i Üstad/Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Nur deryası: nur denizi; Risale-i Nur Külliyatı[/TD]
                        [TD]Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                        [TD]bizzat: doğrudan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemiyet: toplum[/TD]
                        [TD]cihad: din uğrunda çaba harcama, mücadele[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler[/TD]
                        [TD]ehl-i ilim: ilimle ilgilenen kişiler, alimler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]evvel: önce[/TD]
                        [TD]fazilet: değer, üstün özellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fiilen: fiili olarak, hareketlerle[/TD]
                        [TD]fütuhat: fetihler, zaferler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haiz: sahip[/TD]
                        [TD]hâdise: olay[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                        [TD]intikal etme: geçme, ulaşma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]irfan: bilgi, anlayış[/TD]
                        [TD]istiğna: ihtiyaç duymama, kaçınma; Allah’tan başka kimsenin minneti altına girmeme, gönül tokluğu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]itiyad: alışkanlık[/TD]
                        [TD]ittiham etme: suçlama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kabil: mümkün[/TD]
                        [TD]kudsî: kutsal[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mazhar olan: erişen, kavuşan[/TD]
                        [TD]medar-ı maişet: geçim kaynağı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mefkûre: gaye, ideal, inanç[/TD]
                        [TD]merhamet: acıma, şefkat[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meslek: takip edilen yol, yöntem[/TD]
                        [TD]mezhep: tutulan yol, usül[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meşrep: hareket tarzı, metod[/TD]
                        [TD]mâsivâ: Allah’tan başka bütün varlıklar, yaratılmışlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müddet-i hayat: hayat süresi[/TD]
                        [TD]mühim: önemli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]münhasır: ait, sınırlı[/TD]
                        [TD]ruhî: ruhsal, ruhla ilgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sebat eyleme: kararlı olma[/TD]
                        [TD]sevk eden: yönelten[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]talebe: öğrenci[/TD]
                        [TD]tekzip: yalanlama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
                        [TD]unvan: isim[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]uzvî: bedensel[/TD]
                        [TD]vasıta-i cer: birşeyi herhangi bir menfaata veya geçinmeye vasıta yapma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vecih: yön, taraf[/TD]
                        [TD]İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #809350
                        Anonim

                          İkincisi: Neşr-i hak için enbiyaya ittibâ etmekle mükellefiz. Kur’ân-ı Hakîmde hakkı neşredenler اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ، اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ blank.gif1 diyerek, insanlardan istiğna göstermişler…”

                          İşte, Risale-i Nur Külliyatının mazhar olduğu İlâhî fütuhat, hep bu enbiya mesleğinde sebat kahramanlığının şaheser misali ve harikulâde neticesidir. Ve bu sayede Üstad, izzet-i ilmiyesini, cihan-kıymet bir elmas gibi muhafaza eylemiştir.

                          Artık, herkesin, uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice bin şahsî ve maddî menfaatlerle asla alâkası olmayan bir insan, nasıl olur da gönüller fatihi olmaz? İmanlı gönüller, nasıl onun feyiz ve nuruyla dolmaz?

                          İktisatçılığı:

                          İktisat, bundan evvel bahsettiğimiz “istiğna”nın tefsir ve izahından başka birşey değildir. Zaten iktisat sarayına girebilmek için, evvelâ istiğna denilen kapıdan girmek lâzımdır. Bu sebeple iktisatla istiğna, lâzımla mülzem kabilindendir.

                          Üstad gibi, istiğna hususunda peygamberleri kendine örnek kabul eden bir mücahidin iktisatçılığı, kendiliğinden husule gelecek kadar tabiî bir haslet halini alır ve artık ona günde bir tas çorba, bir bardak su ve bir parça ekmek kâfi gelebilir. Zirabu büyük insan, büyük ve munsif Fransız şairi Lâ Martin’in dediği gibi: “Yemek için yaşamıyor, belki yaşamak için yiyor.”

                          Üstadın meşrep ve mesleğini tamamen anladıktan sonra, artık onun yüksek iktisatçılığını böyle yemek içmek gibi basit şeylerle mukayese etmeyi çok görüyorum.Zira, bu büyük insanın yüksek iktisatçılığını mânevî sahalarda tatbik etmek ve maddî olmayan ölçülerle ölçmek lâzım gelir.

                          Meselâ, Üstad, bu yüksek iktisatçılık kudretini sırf yemek, içmek, giymek gibi basit şeylerle değil; bilâkis fikir, zihin, istidat, kabiliyet, vakit, zaman, nefis ve nefes gibi mânevî ve mücerred kıymetlerin israf ve heder edilmemesiyle ölçen

                          [NOT]Dipnot-1 “Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir.” Hûd Sûresi, 11:29. [/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Fransız şairi Lâ Martin: (bk. bilgiler – Alphonse de Lamartine)[/TD]
                          [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]alâka: ilgi[/TD]
                          [TD]bilâkis: tersine[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cihan-kıymet: dünya değerinde[/TD]
                          [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]evvel: önce[/TD]
                          [TD]evvelâ: ilk olarak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fatih: fetheden, açan[/TD]
                          [TD]feyiz: mânevî bereket, bolluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fütuhat: fetihler, zaferler[/TD]
                          [TD]hak: doğru, gerçek, esas[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]harikulâde: olağanüstü[/TD]
                          [TD]haslet: huy, karakter[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]heder etme: boş yere harcama[/TD]
                          [TD]husule gelmek: meydana gelmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iktisat: tutumluluk[/TD]
                          [TD]israf etme: savurma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istidat: yetenek, beceri[/TD]
                          [TD]istiğna: ihtiyaç duymama, kaçınma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ittibâ etmek: tâbi olmak, bağlanmak[/TD]
                          [TD]izzet-i ilmiye: ilmin izzeti; ilmin gerektirdiği vakar, ağırbaşlılık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kabilinden: türünden, çeşidinden[/TD]
                          [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                          [TD]kıymet: değer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mazhar olma: elde etme, erişme[/TD]
                          [TD]menfaat: fayda[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]meslek: takip edilen yol, yöntem[/TD]
                          [TD]meşrep: hareket tarzı, metod[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]misal: örnek[/TD]
                          [TD]muhafaza eylemek: korumak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mukayese etmek: kıyaslamak, karşılaştırmak[/TD]
                          [TD]munsif: insaflı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mücahid: cihad eden, din uğrunda çaba harcayan[/TD]
                          [TD]mücerred: soyut[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mükellef: yükümlü[/TD]
                          [TD]mülzem: lüzumlu görülmüş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nefis: kendisi; maddî ve hazır lezzetlere düşkün olan duygu[/TD]
                          [TD]neşr-i hak: hakkı yayma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]neşreden: yayan[/TD]
                          [TD]sebat: kararlılık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tabiî: doğal, normal[/TD]
                          [TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zira: çünkü[/TD]
                          [TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #809351
                          Anonim

                            bir dâhidir. Ve bütün ömrü boyunca bir karakter halinde takip ettiği bu titiz muhasebe ve murakabe usulünü, bütün talebelerine de telkin etmiştir. Binaenaleyh bir Nur talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay birşey değildir. Zira, onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu “Dikkat!” kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir.

                            İşte Bediüzzaman, kudretli bir ıslahatçı ve harikalar harikası bir pedagog (mürebbî) olduğunu, yetiştirdiği ter temiz nesille fiilen ispat etmiş ve iktisat tarihine nurdan pırıltılarla yazılan bir atlas sayfa daha ilâve eden bir nâdire-i fıtrattır.

                            Tevazuu ve mahviyetkârlığı:

                            Nur Risalelerinin bu kadar harikulâde bir şekilde cihana yayılmasında, bu iki hasletin çok faydası olmuş ve pek derin tesirleri görülmüştür.

                            Çünkü, Üstad, sohbet ve teliflerinde kendine bir “kutbu’l-ârifîn” ve bir “Gavsu’l-vâsılîn” süsü vermediği için, gönüller ona pek çabuk ısınmış, onu ter temiz bir samimiyetle sevmiş ve derhal ulvî gayesini benimsemiştir.

                            Mesela, ahlâk ve fazilete, hikmet ve ibrete ait olan birçok sohbet ve telkinlerini, doğrudan doğruya nefsine tevcih eder. Keskin ve âteşîn hitabelerinin ilk ve yegâne muhatabı, öz nefsidir. Oradan, merkezden muhite yayılırcasına, bütün nur ve sürura,saadet ve huzura müştak olan gönüllere yayılır.

                            Üstad, hususî hayatında gayet halim-selim ve son derece mütevazidir. Bir ferdi değil, hiçbir zerreyi incitmemek için âzamî fedakârlıklar gösterir. Sayısız zahmet ve meşakkatlere, ıztırap ve mahrumiyetlere katlanır—fakat imanına, Kur’ân’ına dokunulmamak şartıyla…

                            Artık o zaman bakmışsınız ki, o sâkin deniz, dalgaları semâlara yükselen bir tufan, sahillere heybet ve dehşet saçan bir umman kesilmiştir. Çünkü o, Kur’ân‑ı Kerimin sadık hizmetkârı ve iman hudutlarını bekleyen kahraman ve fedai bir neferidir. Kendisi bu hakikati veciz bir cümleyle şu şekilde ifade eder:

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Bediüzzaman/Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                            [TD]Gavsu’l-vâsılîn: hakikate, marifete ermiş kişilerin başı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Nur Risaleleri: Risale-i Nur[/TD]
                            [TD]atlas: ipekten yapılmış kumaş; düz, pürüzsüz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                            [TD]cihan: dünya, âlem[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fazilet: değer, üstün özellik[/TD]
                            [TD]fedai: bir ideal uğruna canını esirgemeyen kimse[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fiilen: fiille, davranış ve hareketlerle[/TD]
                            [TD]hakikat: birşeyin aslı esası, gerçek mahiyeti[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]halim-selim: yumuşak huylu ve doğru[/TD]
                            [TD]haslet: huy, karakter[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]heybet: hürmetle beraber korku veren hâl[/TD]
                            [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerine koyma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hitabe: konuşma[/TD]
                            [TD]hizmetkâr: hizmet yapan kimse[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hudut: sınır[/TD]
                            [TD]kudretli: güç ve iktidar sahibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kutbu’l-ârifîn: âriflerin en büyüğü, en ileri geleni[/TD]
                            [TD]mahrumiyet: yoksun kalma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahviyetkârlık: alçakgönüllülük, gösterişsizlik[/TD]
                            [TD]meşakkat: güçlük, zorluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mihrak noktası: odak noktası[/TD]
                            [TD]muhasebe: öz eleştiri, hesap yapma, düşünme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhatab: hitap edilen, kendisine konuşulan[/TD]
                            [TD]muhit: çevre[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]murakabe: kendi iç alemine bakma, nefsini kontrol altına alma, Allah tarafından sürekli denetlendiği bilincinde olma[/TD]
                            [TD]mürebbî: terbiye eden, eğiten, yetiştiren[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mütevazi: alçakgönüllü, büyüklenmeyen[/TD]
                            [TD]müştak: arzulu, istekli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nefer: asker[/TD]
                            [TD]nefis: kendisi; maddî ve hazır lezzetlere düşkün olan duygu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nâdire-i hilkat: yaratılış olarak benzersiz olan[/TD]
                            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sadık: içten bağlı[/TD]
                            [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sürur: sevinç[/TD]
                            [TD]talebe: öğrenci[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]telkin: fikrini kabul ettirme, zihinde yer ettirme[/TD]
                            [TD]tevazu: alçak gönüllülük, büyüklenmeme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tevcih etmek: yöneltmek[/TD]
                            [TD]tufan: çok şiddetli ve her tarafı kaplayan fırtınalı yağmur[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                            [TD]umman: deniz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]veciz: kısa ve özlü söz[/TD]
                            [TD]yegâne: tek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âteşîn: ateşli[/TD]
                            [TD]âzamî: en çok, en fazla[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ıslahatçı: iyileştirici, düzeltici

                            [/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #809352
                            Anonim

                              “Bir nefer nöbette iken, başkumandan da gelse, silâhını bırakmayacak. Ben de Kur’ân’ın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başındayken karşıma kim çıkarsa çıksın, hak budur derim, başımı eğmem…”

                              Vazife başında ve cihad meydanındayken şu mısralar lisan-ı halidir:

                              Şahlanan bir ata benzer, kırarım kanlı gemi,
                              Sinsi düşmanlara, hâşâ, satamam benliğimi.
                              Benliğimden uzak olmaktır esaret bence,
                              Böyle bir zillete düşmek ne hazin işkence!
                              Ebedî vuslatın aşkıyla geçer her ânım,
                              Dest-i kudretle yapılmış kaledir imanım,
                              Bu mukaddes emelimden ne kadar dilşâdım,
                              Görmek ister beni Cennette şehid ecdadım.
                              Ruhum oldukça müebbed, ebedîdir ömrüm,
                              En büyük vuslata Allah’a çıkan yoldur ölüm.

                              endOfSection.gifendOfSection.gif

                              Kitaba girmezden evvel, Üstadı ilmî, fikrî, tasavvufî ve edebî cepheleriyle demütalâa etmek isterdim. Fakat çok derin ve pek şümullü olan bu mevzuların birkaç sayfayla hulâsa edilemeyeceğini kat’î bir surette idrak ettikten sonra, artık adı geçenmevzulara birkaç cümleyle temas etmeyi münasip gördüm.

                              Rabbim imkânlar lûtfederse, bu derin mevzuları, Risale-i Nur Külliyatı ve Nur talebeleri ile birlikte, büyük ve müstakil bir eserle, tahlilî bir surette tetkik ve mütalâaetmeyi bütün ruhumla arzu ediyorum. Bu hususta, büyük Üstadımızın ve azizkardeşlerimin kıymetli dualarını niyaz eylerim.

                              Üstadın ilmî cephesi:

                              Merhum Ziya Paşa, şu

                              Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,
                              Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

                              beytiyle nesilden nesile bir düstur halinde intikal edecek olan çok büyük bir hakikatı ifade etmiştir.

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Rab: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah[/TD]
                              [TD]Ziya Paşa: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                              [TD]benlik: gurur[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cephe: yön[/TD]
                              [TD]cihad: din uğrunda çaba harcama, mücadele[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
                              [TD]dilşâd: gönül hoşluğu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]düstur: kâide, kural[/TD]
                              [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ecdad: atalar, dedeler[/TD]
                              [TD]edebî: edebiyata dair[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                              [TD]esaret: esirlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fikrî: düşünceye ait, düşünceyle ilgili[/TD]
                              [TD]hak: doğru gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hazin: hüzün veren, acıklı[/TD]
                              [TD]hizmetkâr: hizmet yapan kimse[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hulâsa: özet[/TD]
                              [TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ilmî: ilim ile ilgili[/TD]
                              [TD]intikal: varma, ulaşma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]lisan-ı hal: hâl ve beden dili[/TD]
                              [TD]lûtuf: ihsan, bağış[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]merhum: rahmete kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
                              [TD]mevzu: bahis, konu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
                              [TD]müebbed: ebedî, daimî, sonsuz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münasip: uygun[/TD]
                              [TD]müstakil: bağımsız, başlı başına[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mütalâa etmek: dikkatle okumak, incelemek[/TD]
                              [TD]nefer: asker[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]niyaz etme: isteme, yalvarma[/TD]
                              [TD]rütbe-i akıl: aklın derecesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sinsi: kötülük yaparken gizli ve kurnaz olan[/TD]
                              [TD]suret: şekil, biçim[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]surette: şekilde[/TD]
                              [TD]tahlilî: çözümleyici, araştırarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tasavvufî: tasavvufla alâkalı, tasavvufa ait[/TD]
                              [TD]tetkik etme: inceleme, araştırma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vuslat: kavuşmak[/TD]
                              [TD]zillet: hor, hakir, aşağılanma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                              [TD]âyine: ayna[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şümullü: kapsamlı[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #809353
                              Anonim

                                Evet, Müslüman ırkımıza Risale-i Nur Külliyatı gibi muazzam bir iman ve irfan kütüphanesini hediye eden, gönüller üzerinde mukaddes bir nur müessesesi kuran mümtaz ve müstesna zâtın kudret-i ilmiyesi hakkında tafsilâta girişmek, öğle vakti güneşi tarif etmek kadar fuzulî bir iştir.

                                Yalnız, yanık bir şairimizin,

                                Hüsn olur kim seyrederken ihtiyar elden gider

                                dediği gibi, hayatının her lâhzasında İlâhî tecellilere mazhar bulunan bu mübarek zâtın, ilim ve irfanından, ahlâk ve kemâlâtından bahsetmek, insana bam başka bir zevk ve İlâhî bir haz veriyor. Bunun için sözü uzatmaktan kendimi alamıyorum.

                                Üstad, Risale-i Nur Külliyatında dinî, içtimaî, ahlâkî, edebî, hukukî, felsefî vetasavvufî en mühim mevzulara temas etmiş ve hepsinde de harikulâde bir surettemuvaffak olmuştur.

                                İşin asıl hayret veren noktası, birçok ulemanın tehlikeli yollara saptıkları en çetin mevzuları gayet açık bir şekilde ve en kat’î bir surette hallettiği gibi, en girdaplı derinliklerden, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin tuttuğu nurlu yolu takip ederek sâhil-i selâmete çıkmış ve eserlerini okuyanları da öylece çıkarmıştır.

                                Bu sebeple, Risale-i Nur Külliyatını aziz milletimizin her tabakasına kemâl-i emniyet ve samimiyetle takdim etmekle şeref duyuyoruz. Nur Risaleleri, Kur’ân-ı Kerîmin nur deryasından alınan berrak katreler ve hidayet güneşinden süzülen billûr huzmelerdir. Binaenaleyh, her Müslümana düşen en mukaddes vazife, imanı kurtaracak olan bu nurlu eserlerin yayılmasına çalışmaktır. Zira, tarihte pek çok defalar görülmüştür ki, bir eser nice fertlerin, ailelerin, cemiyetlerin ve sayısız insan kitlelerinin hidayet ve saadetine sebep olmuştur. Ah, ne bahtiyardır o insan ki, bir mü’min kardeşinin imanının kurtulmasına sebep olur!

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [TD]ahlâkî: ahlâkla ilgili[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                                [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]billûr: billûr gibi saf, temiz, beyaz[/TD]
                                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cemiyet: topluluk, toplum[/TD]
                                [TD]edebî: edebe, terbiyeye dair[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]felsefî: felsefeyle ilgili[/TD]
                                [TD]fuzulî: lüzumsuz, gereksiz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]girdap: suların dönerek çukurlaştığı yer; tehlikeli yer[/TD]
                                [TD]harikulâde: olağanüstü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]haz: zevk[/TD]
                                [TD]hidayet: doğru ve hak yolda oluş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hukukî: hukukla ilgili[/TD]
                                [TD]huzme: demet, deste, bir ışık kaynağından çıkan sütun halindeki ışık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hüsn: güzellik[/TD]
                                [TD]ihtiyar: dileme, istek, irade[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]irfan: bilgi, anlayış[/TD]
                                [TD]içtimaî: sosyal, toplumsal[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]katre: damla[/TD]
                                [TD]kat’î: kesin[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâl-i emniyet: tam emniyet ve güvenlik[/TD]
                                [TD]kemâl-i samimiyet: tam samimiyet ve içtenlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri[/TD]
                                [TD]kudret-i ilmiye: ilmî güç, ilimdeki üstünlük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]lâhza: göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman, an[/TD]
                                [TD]mazhar olma: erişme, nail olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
                                [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muvaffak olma: başarılı olma[/TD]
                                [TD]mübarek: hayırlı, değerli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müessese: kuruluş[/TD]
                                [TD]mühim: önemli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
                                [TD]müstesna: benzeri olmayan, sıra dışı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mü’min: iman eden; Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                                [TD]nur deryası: nur denizi; nurların, aydınlıkların kaynağı olan Kur’ân[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sâhil-i selâmet: kurtuluş sahili; güvenli yer[/TD]
                                [TD]tafsilât: ayrıntı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]takdim etmek: sunmak[/TD]
                                [TD]tasavvufî: tasavvufla alâkalı, tasavvufa ait[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tecelli: görünme, yansıma[/TD]
                                [TD]ulema: alimler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zira: çünkü[/TD]
                                [TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]İlâhî: Allah tarafından olan

                                [/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #809354
                                Anonim

                                  Üstadın fikrî cephesi:

                                  Malûm ya, her mütefekkirin kendine mahsus bir tefekkür sistemi, fikrî hayatında takip ettiği bir gayesi ve bütün gönlüyle bağlandığı bir ideali vardır. Ve onun tefekkür sisteminden, gaye ve idealinden bahsetmek için uzun mukaddemeler serd edilir. Fakat Bediüzzaman’ın tefekkür sistemi, gaye ve ideali, uzun mukaddemelerle filân yorulmaksızın, bir cümleyle hülâsa edilebilir:

                                  Bütün semâvî kitapların ve bilumum peygamberlerin yegâne dâvâları olan “Hâlık-ı Kâinatın ulûhiyet ve vahdaniyetini ilân” ve bu büyük dâvâyı da ilmî, mantıkî ve felsefî delillerle ispat eylemektir.

                                  O halde Üstadın mantık, felsefe ve müsbet ilimlerle de alâkası var?

                                  Evet, mantık ve felsefe, Kur’ân’la barışıp hak ve hakikate hizmet ettikleri müddetçe, Üstad en büyük mantıkçı ve en kudretli bir feylesoftur. Mukaddes ve cihan şümul dâvâsını ispat vâdisinde kullandığı en parlak delilleri ve en kat’î burhanları, Kur’ân-ı Kerîmin Allah kelâmı olduğunu hergün bir kat daha ispat ve ilân eden müsbet ilimdir.

                                  Zaten felsefe, aslında hikmet mânâsına geldikçe, Vâcibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretlerini, Zât-ı Bâri’sine lâyık sıfatlarla ispata çalışan her eser en büyükhikmet ve o eserin sahibi de en büyük hakîmdir.

                                  İşte Üstad, böyle ilmî bir yolu, yani Kur’ân-ı Kerîmin nurlu yolunu takip ettiği için, binlerle üniversitelinin imanını kurtarmak şerefine mazhar olmuştur. Hazretin bu hususta hâiz olduğu ilmî, edebî ve felsefî daha pek çok meziyetleri vardır. Fakat onları, eserlerinden misaller getirerek inşaallah müstakil bir eserde arz etmekemelindeyim. Ve minallahi’t-tevfik.

                                  Tasavvuf cephesi:

                                  Nakşibendî meşâyihinden, her harekâtını Peygamber-i Zîşan Efendimiz Hazretlerinin

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Hâlık-ı Kâinat: kâinatı ve bütün varlıkları yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]Nakşibendî: (bk. bilgiler – Şâh-ı Nakşibend)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Peygamber-i Zîşan Efendimiz Hazretleri: yüksek şan ve şeref sahibi olan peygamber; Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                                  [TD]Vâcibü’l-Vücud Tealâ ve Tekaddes Hazretleri: namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Zât-ı Bâri: herşeye bir kalıp ve bir şekil veren ve güzelce yaratan Zât, Allah[/TD]
                                  [TD]alâka: ilgi, bağlantı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bilumum: bütün[/TD]
                                  [TD]burhan: kuvvetli delil, kanıt[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cephe: yön[/TD]
                                  [TD]cihanşümul: dünya çapında, evrensel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                                  [TD]edebî: edebiyata dair[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                                  [TD]felsefî: felsefeyle ilgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fikrî: düşünceye ait, düşünceyle ilgili[/TD]
                                  [TD]hak ve hakikat: doğru ve gerçek; asıl ve esas[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakîm: hikmet sahibi[/TD]
                                  [TD]harekât: hareketler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi; kâinattaki ve yaratılıştaki İlâhî gaye ve sır[/TD]
                                  [TD]hâiz olmak: sahip olmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hülâsa etme: özetleme[/TD]
                                  [TD]ilmî: ilme ait, bilimsel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inşaallah: Allah dilerse[/TD]
                                  [TD]kat’î: kesin[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
                                  [TD]kudret: güç ve iktidar sahibi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                                  [TD]mantıkî: mantıkla ilgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mazhar olma: bir nimete erişme, nail olma[/TD]
                                  [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meşâyih: şeyhler[/TD]
                                  [TD]misal: benzer, örnek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukaddeme: takdim, ilk söz[/TD]
                                  [TD]mukaddes: kutsal[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mâlum: bilinen, belli[/TD]
                                  [TD]müsbet ilimler: tecrübeye ve deney sonuçlarına dayanan bilimler, pozitif bilimler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müstakil: bağımsız, başlı başına[/TD]
                                  [TD]mütefekkir: düşünür[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]semâvî: İlâhî, Allah tarafından gelen[/TD]
                                  [TD]serd etmek: sözü peş peşe sıralamak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sıfat: vasıf, özellik[/TD]
                                  [TD]tasavvuf: kalbi dünyanın fâni işlerinden ayırıp, Allah sevgisi ile bağlamak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tefekkür: düşünme, düşünce[/TD]
                                  [TD]ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma, ilâhlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vahdaniyet: Allah’ın bir ve tek oluşu, ortağının bulunmayışı[/TD]
                                  [TD]ve minallahi’t-tevfik: muvaffakiyet sadece Allah’tandır[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]yegâne: tek, eşsiz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 18)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.