- Bu konu 16 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Ekim 2012: 13:08 #809355
Anonim
harekâtına tatbik etmeye çalışan ve büyük bir âlim olan bir zâta sordum:
“Efendi Hazretleri, ulema ile mutasavvife arasındaki gerginliğin sebebi nedir?”
“Ulema, Resul-i Ekrem Efendimizin ilmine, mutasavvıflar da ameline vâris olmuşlar. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Fahr-i Cihan Efendimizin hem ilmine ve hem ameline vâris olan bir zâta ‘zülcenaheyn,’ yani ‘iki kanatlı’ deniliyor. Binaenaleyh, tarikattan maksat, ruhsatlarla değil, azîmetlerle amel edip ahlâk-ı Peygamberî ile ahlâklanarak bütün mânevî hastalıklardan temizlenip Cenâb-ı Hakkın rızasında fani olmaktır. İşte bu ulvî dereceyi kazanan kimseler, şüphesiz ki ehl-i hakikattirler. Yani, tarikattan maksud ve matlub olan gayeye ermişler demektir. Fakat bu yüksek mertebeyi kazanmak, her adama müyesser olamayacağı için, büyüklerimiz matlub olan hedefe kolaylıkla erebilmek için muayyen kaideler vaz eylemişlerdir. Hülâsa, tarikat, şeriat dairesinin içinde bir dairedir. Tarikattan düşen şeriata düşer, fakat—maazallah—şeriattan düşen ebedî hüsranda kalır.”
Bu büyük zatın beyanatına göre, Bediüzzaman’ın açtığı nur yolu ile, hakikî ve şâibesiz tasavvuf arasında cevherî hiçbir ihtilâf yoktur. Her ikisi de rıza-yı Bârîye ve binnetice Cennet-i âlâya ve dîdar-ı Mevlâya götüren yollardır.
Binaenaleyh, bu asîl gayeyi istihdaf eden herhangi mutasavvıf bir kardeşimizin, Risale-i Nur Külliyatını seve seve okumasına hiçbir mani kalmadığı gibi, bilâkis Risale-i Nur, tasavvuftaki “murakabe” dairesini Kur’ân-ı Kerim yoluyla genişleterek, ona bir de tefekkür vazifesini en mühim bir vird olarak ilâve etmiştir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]Cennet-i âlâ: Cennet katlarının en yükseği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Fahr-i Cihan: cihanın, kâinatın övünç kaynağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]ahlâk-ı Peygamberî: Peygamber ahlâkı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]amel etme: iş görme, davranma[/TD]
[TD]asîl: seçkin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîmet: dinî kuralları uygulamada çok titiz davranma, en kuvvetli görüşe uyma[/TD]
[TD]beyanat: açıklamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binnetice: sonuç olarak[/TD]
[TD]cevherî: asıl, temel, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dîdar-ı Mevlâ: Allah’ın cennetliklere cemâlini göstermesi, görünmesi[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler[/TD]
[TD]fani olmak: yok olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[TD]harekât: hareketler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: kısaca, özetle[/TD]
[TD]hüsran: zarar, ziyan, kayıp[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık[/TD]
[TD]istihdaf: hedef edinme, gaye edinme, amaçlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaide: kural, prensip[/TD]
[TD]maazallah: Allah korusun, Allah esirgesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
[TD]maksud: kast edilen şey, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matlub: istek, arzu[/TD]
[TD]mertebe: derece, basamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muayyen: belirlenmiş[/TD]
[TD]murakabe: bakma, gözetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutasavvife: mutasavvıflar, tasavvuf ehli olanlar[/TD]
[TD]mutasavvıf: tasavvuf ehli olan, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli[/TD]
[TD]müyesser: kolay, kolayca elde etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruhsat: izin; asıl hükmü yerine getirmeyi zorlaştıran veya imkânsız hâle getiren bir sebep dolayısıyla ikinci derecerede olan hüküme uyma[/TD]
[TD]rıza: memnuniyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rıza-yı Bârî: herşeye bir kalıp ve bir şekil veren ve güzelce yaratan Allah’ın rızası, hoşnutluğu[/TD]
[TD]tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, bir şeyhin gözetiminde takip edilen yol[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvuf: kalbi dünyanın fâni işlerinden ayırıp, Allah sevgisi ile bağlama yolu[/TD]
[TD]tatbik etmek: uygulamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefekkür: düşünme[/TD]
[TD]ulema: alimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
[TD]vaz etme: koyma, yerleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife: görev[/TD]
[TD]vird: devamlı yapılan zikir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâris: mirasçı[/TD]
[TD]zülcenaheyn: iki kanatlı, dünya ve âhireti de mamur olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlim: bilgili, ilim sahibi[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâibesiz: lekesiz, kusursuz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 13:12 #809356Anonim
Evet, insanın gözüne gönlüne bam başka ufuklar açan bu tefekkür sebebiyle, sadece kalbinin murakebesiyle meşgul olan bir sâlik, kalbi ve bütün letâifiyle birlikte, zerrelerden kürelere kadar bütün kâinatı azamet ve ihtişamıyla seyir ve temaşa, murakabe ve müşahede ederek, Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde bin bir şekilde tecellîetmekte olan Esmâ-i Hüsnâsını, sıfât-ı ulyâsını kemâl-i vecd ile görerek, artık sonsuz bir mâbedde olduğunu aynelyakîn, ilmelyakîn ve hakkalyakîn derecesinde hisseder. Çünkü, içine girdiği mabed öyle ulu bir mâbeddir ki, milyarlara sığmayan cemaatin hepsi aşk ve şevk, huşû ve istiğraklar içinde Hâlıkını zikrediyor. Yanık, tatlı ve güzel lisanları, şive, nâğme, ahenk ve besteleriyle bir ağızdanسُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ للهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ
1 diyorlar.Risale-i Nur’un açtığı iman ve irfan ve Kur’ân yolunu takip eden, işte böyle muazzam ve muhteşem bir mâbede girer. Ve herkes de iman ve irfanı, feyiz ve ihlâsı nisbetinde feyizyâb olur.
Edebî cephesi:
Eskiden beri, lâfız ve mânâ, üslûp ve muhteva bakımından, edipler ve şairler, mütefekkirler ve âlimler ikiye ayrılmışlardır. Bunlardan bazıları, sadece üslûp ve ifadeye, vezin ve kafiyeye kıymet vererek, mânâyı ifadeye feda etmişlerdir. Ve bu hal de kendini en çok şiirde gösterir.
Diğer zümre ise, en çok mânâ ve muhtevaya ehemmiyet vererek, özü söze kurban etmemişlerdir.
Artık Bediüzzaman gibi büyük bir mütefekkirin edebî cephesi, bu küçük mukaddeme ile kolayca anlaşılır sanırım. Zira Üstad o kıymetli ve bereketli ömrünü,
[NOT]Dipnot-1 Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Ve Allah’a hamdolsun. Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Allah yüceler yücesidir. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aynelyakîn: gözle görür derecesinde kesin bilgi edinme[/TD]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bereket: Allah’tan gelen bolluk, nimet[/TD]
[TD]cemaat: topluluk, grup[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cephe: yön[/TD]
[TD]edebî: edebiyata dair[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edip: edebiyatçı[/TD]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyiz: bereket, bolluk[/TD]
[TD]feyizyâb: feyiz almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[TD]huşû: korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
[TD]ihtişam: haşmetlilik, heybetlilik, görkem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
[TD]irfan: bilgi, anlayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğrak: Allah aşkıyla kendinden geçme[/TD]
[TD]kafiye: kelime sonlarındaki kelime ve ses uygunluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i vecd: tam bir aşk ve muhabbet[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letâif: lâtifeler; insanın mânevi yapısındaki ince duygular[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâfız: ifade, kelime[/TD]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhteva: içerik[/TD]
[TD]mukaddeme: başlangıç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]murakabe: bakma, gözetme[/TD]
[TD]mâbed: ibadet edilen yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ: anlam[/TD]
[TD]mütefekkir: düşünen, tefekkür eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede: görme, gözlem[/TD]
[TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâğme: güzel ses, ahenk[/TD]
[TD]seyir: yolculuk, gezinti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâlik: yol alan, bir yol veya meslekte yürüyen[/TD]
[TD]sıfât-ı ulyâ: yüce, yüksek sıfatlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma, akis[/TD]
[TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temaşa: gözlem[/TD]
[TD]vezin: ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zira: çünkü[/TD]
[TD]zümre: sınıf, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlim: bilgili, ilim sahibi[/TD]
[TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şevk: çok arzu, şiddetli istek[/TD]
[TD]şi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]24 Ekim 2012: 13:14 #809357Anonim
kulaklarda kalacak olan sözlerin tanzim ve tertibiyle değil, bilâkis kalblerde, ruhlarda, vicdan ve fikirlerde kudsî bir ideal halinde insanlıkla beraber yaşayacak olan din hissinin, iman şuurunun, ahlâk ve fazilet mefhumunun asırlara, nesilleretelkiniyle meşgul olan bir dâhidir. Artık bu kadar ulvî bir gayenin tahakkuku için candan ve cihandan geçen bir mücahid, pek tabiîdir ki, fâni şekillerle meşgul olamaz.
Bununla beraber, Üstad, zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından harikulâde denecek derecede edebî bir kudret ve melekeyi hâizdir. Ve bu sebeple, üslûp ve ifadesi, mevzua göre değişir. Meselâ, ilmî ve felsefî mevzularda mantıkî ve riyazî delillerle aklı ikna ederken, gayet veciz terkipler kullanır. Fakat gönlü mest edip ruhu yükselteceği anlarda ifade o kadar berraklaşır ki, tarif edilemez. Meselâ, semalardan, güneşlerden, yıldızlardan, mehtaplardan ve bilhassa bahar âleminden ve Cenâb-ı Hakkın o âlemlerde tecellî etmekte olan kudret ve azametini tasvir ederken üslûp o kadar lâtif bir şekil alır ki, artık her teşbih, en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır; ve her tasvir, harikalar harikası bir âlemi canlandırır.
İşte bu hikmete mebnîdir ki, bir Nur talebesi Risale-i Nur Külliyatını mütalâasıyla—üniversitenin herhangi bir fakültesine mensup da olsa—hissen, fikren, ruhen, vicdanen ve hayalen tam mânâsıyla tatmin edilmiş oluyor.
Nasıl tatmin edilmez ki, Risale-i Nur Külliyatı, Kur’ân-ı Kerîmin cihanşümul bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh, onda, o mübarek ve İlâhî bahçenin nuru, havası, ziyası ve kokusu vardır.
Ruhun bu ihtiyacını söyler akan sular,
Kur’ân’a her zaman beşerin ihtiyacı var.Ali Ulvi Kurucu

[TABLE]
[TR]
[TD]Ali Ulvi Kurucu: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]cihan: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihanşümul: dünya çapında[/TD]
[TD]dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edebî: edebiyata dair[/TD]
[TD]fazilet: değer ve üstünlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]felsefî: felsefeyle ilgili[/TD]
[TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harikulâde: olağanüstü[/TD]
[TD]hassasiyet: hassas olma, duyarlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: sebep, sır, gaye[/TD]
[TD]hâiz: sahip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmî: ilme ait, bilimsel[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: kutsal[/TD]
[TD]levha: tablo[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: ince, güzel, hoş[/TD]
[TD]mantıkî: mantıkla ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mebnî: bina edilen, ondan dolayı[/TD]
[TD]mefhum: anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mehtap: ay ışığı[/TD]
[TD]meleke: yetenek, beceri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mensup: bağlı[/TD]
[TD]mest: kendinden geçmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevzu: bahis, konu[/TD]
[TD]mânâ: anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[TD]mücahid: cihad eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütalâa: dikkatle okuma, inceleme[/TD]
[TD]riyazî: matematikle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiî: doğal, normal[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim: düzenleme[/TD]
[TD]tasvir: anlatma; şekil ve suret verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: belirme, görünme[/TD]
[TD]telkin: bir fikri kabul ettirme, aşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terkip: birleştirme, sentez, inşa[/TD]
[TD]tertib: düzenleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşbih: benzetme[/TD]
[TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz[/TD]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
[TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.