• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #657385
    Anonim

      Bazen farkında olmadan, bazen de bilerek birilerini sınava tabi tutuğumuz oluyor veya birileri bizi sınavla test ediyor. Yani sürekli hayatımızda her an bir sınavla iç içeyiz ve imtihan edilmekteyiz. Bu bilinci iyi yakalamak durumundayız ki, arasıra yaşantımızın özelştirisini de yapabilme olanağımız bulunsun.
      Öğretmen öğrencilerini sınava çekerek bilgi, deneyim, beceri ve yeteneklerini test ediyor. Devlet işe aldığı yeni memuruna stajerlik süresi tanıyor. Yeni evlenecek çiftler birbirlerini daha yakından tanımak için, nabız yoklaması yaparak evliliğe adım atıyorlar veya vazgeçiyorlar. Yani, sürekli biri bizi gözetliyor.
      Esnaf çalıştırdığı elamanları bir şekilde takip ediyor, kalitesini ölçüyor. Hatta bazıları elamanını işe almadan önce, bir güzel yedirip, içiriyor ve karnını doyuruyor ki, sofrada egoist mi? empatili mi? Görgüsünün derecesi nedir? diye test ediyor. En önemlisi hepsinin üzerinde bizleri sınavdan geçiren Cenab-ı Allah’ın var olduğunu bilmemizdir.
      BÜYÜK SINAV BİLİNCİ
      Cenab’ı Allah verdiği nimetler karşısında biz kullarının nankörlük mü? şımarıklılık mı? kibirlilik mi? yapıyor veya güzel sabır ile hamd ve şükür mü? ediyor. İşte, Allah (cc) bizleri değişik şekillerle test ediyor ve sınavdan geçiriyor. Sınavların içerisinde ilk sırayı alan, en çetini ve en zor olanı ise zenginlik, para-pul, mal-mülk, mevki-makamdır.
      Servet, makam ve mevki, fiziki güzellik, ilim ve deneyim, işkence, bela ve musibet, korku, açlık, malların azalması, fakirlik, hastalk, özürlülük, hapishane, evlat, ebeveyn, eşler, hısım ve akraba, kardeşler hepsi birer sınav aracıdır. Ancak, en büyük sınav taşınır ve taşınmaz mal varlığıdır ki, penesilin ilacı gibi insanı ya öldürür veya diriltir.
      İşte kanıtı: İsra Suresi: 16 – “Biz bir memleketi helak etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına itaati emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. “ Bu Ayet’i Kerim’e cidden gönül tellerimizi titretmelidir.
      Cenab’ı Allah, önceki, eski müslümanları da sınavdan geçirdi.
      Ankebut Suresi: 2,3 – “İnsanlar, İnandık demekle sınava tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı zannederler. And olsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de yalancıları da mutlaka bilir. “
      Enbiya Suresi: 35 – “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir sınav olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. “
      Bakara Suresi. 155 – “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.”
      Teğabun Suresi: 15 – “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.”
      ŞEYTANA İZİN VERMEMELİ
      Hz. Süleyman (as) ile Karun, Haman mevki, makam ve servet ile denendiler. Havalara giren, benliğini kaybeden, kulluğunu unutan, ne oldum delisi, dindar Karun yerin dibine batırılarak, Haman ise rezillikle helak oldular. Serveti, mevki ve makamı en güzel şeklde ve yerli yerinde değerlendiren Hz. Süleyman (as) ise kurtuluşa erdi.
      Şeytan insanın aklına abdest, namaz, oruç ve zekat gibi ibadetlar dahil İslam’la hiçbir ilgisi bulunmayan batının, bilhassa “G8 Gelişmiş Ülkelerinin” zenginliği karşısında acaba ne demeli? diye paradoks bir soru getirebilir. Cevabı ise gayet basittir. İsra Suresi: 16. Ayet’IKerime’sinin içerisinde bunun cevabı verilmiş olmasıdır.
      Bir zamanlar Medine’de “Mescid Güvercini” lakabıyla anılan “Salebe” servetiyle şımarmış, tarihten ibret alamamış ve Peygamberimiz (sav)’e dil uzatacak hale gelmişti de sonuçta “kendine yazık” etmişti. Bugün de zulüm ve sömürü ile maddi refah elde eden ”Batı Toplumu” salebe gibi manevi bunalım girdabına düşmüştür.
      AKLIMIZI BAŞIMIZA DEVŞİRELİM.
      Bize şah damarımızdan daha yakın, kalbimizden geçenleri bilen Cenab’ı Allah’ı ve bugünkü deyimle omuzlarımızda sürekli kayıt yapan kamereman, Kiramen Katibin Meleklerini hiç akıldan çıkarmamak gerekir. Ebu Cehil akıllı ve zeki bir insandı. Toplumda hakemlik yapacak kadar bir saygınlığı vardı ve Mekke’nin holdingleri arasındaydı. Ama kibirliliği ve hasedliği onun iman etmesine engel oldu. Kendine yazık etti ve yanlış yerde at koşturdu. İnsanoğlu belirli bir mal varlığına kavuşabilir, yetkilerle de donatılabilir. Ancak şımararak, Ebu Cehil hastalığına yakalanmamalıdır.
      Zenginliği ve mevkisiyle şımaran, zulmünü arttıran, kendinden geçen, aklını kaybeden insanlara, elindeki bulundurduğu güce hürmet ve tazim ederek destek verenler de onlarla birlikte helak olurlar ve topyekün orası kudret sahibi tarafından altı üstüne getirilir. Allah (cc) muhafaza buyursun. Aynen, orman yangınında görüldüğü gibi, kuru ağaçların yanında yaş ağaçlarda yanar.
      SU KENDİ MECRASINDA AKAR.
      Para kasada ve kesede infak edilmek üzere bulundurulur. Makam,mevki ve güç ihtiyaç sahiplerine hizmet etmek, elinden tutmak, adalet dağıtmak için vardır. Şöhret ise tebliğ, davet ve irşad için yapılır ve bunlar birer nimettir, en güzel şekliyle değerlendirilmesi gerekir. Nimetler kalbe girdirilmezler, çünkü, kalb Allah’ın evidir.
      Adalet sıfatı gereği biz kullarını sıavdan geçiren Cenab’ı Allah dilediğine az, istediğine de bol, bol mal verir. Öyle akıllı ve zeki olup da aç gezenleri, üç kazı güdemeyecek derecede ahmakların servet içerisinde yüzdüklerine şahit olmuşuzdur. Bizler ancak servetin istasyonu olmalıyız. Allah (cc), cümlemizi servet sınavından başarıyla geçenlerden eylesin…
      Hamd olsun, Alemlerin Rabb’ı olan Cenab’ı Allah’a…
      Alıntı Mehmet Ali Biçer

      #757649
      Anonim

        allah razı olsun çok iyi bir konuya değinmişsiniz

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.